Tüm Versiyonu Göster : Marilyn Monroe
Hollywood'un efsane ismi Marilyn Monroe, 1 Haziran 1926’da Amerika'nın Los Angeles kentinde dünyaya geldi. Asıl adı Norma Jeane Mortenson olan Monroe, babası doğumundan birkaç hafta önce annesini terkettiği için ve annesinin de ismini vermemesinden dolayı babasının kim olduğunu hiçbir zaman öğrenememiş. RKO stüdyolarında film kesicisi olarak çalışan annesinin de sinir hastalığına yakalanarak hastaneye kaldırılması, Monroe’nun bundan sonraki yaşamını yetimhanede geçirmesine neden olmuş.
Monroe henüz 16 yaşında iken uçak tamircisi olan 21 yaşındaki James Doughtery ile evlendi. Bu evlilik dört yol sürdü. James Doughtery’den boşandıktan sonra da modellik yapmaya başladı ve yarı çıplak pozlarıyla da kısa sürede ünlendi. Onu takip edenlerden biri de RKO’nun başkanı Howard Hughes’tu. Hughes’un teklifi üzerine sinemaya transfer olan Monroe, hafta başına 125 dolara 1947’de ilk filmine imza attı.
1948 yılında unutulmaz filmlerinden birini gerçekleştiren Monroe, “ Scudda Hoo!Scudda Hey ” adlı filmde rol aldı. Filmdeki üç kısa sahnesinden ikisinde yarı çıplak bir halde görünen aktris, aynı yıl içerisinde daha iyi bir rolde oynama fırsatı yakaladı. “ Dangerous Years ” filmindeki Evie karakterini canlandıran Monroe, filmin başarısız olması üzerine büyülü ekrandan bir süre için ayrı kaldı.
Fox şirketinin kendisiyle yeni bir kontrat yapmamasından dolayı boşta kalan aktris, bir yandan modelliğe devam ederken diğer yandan da oyunculuk dersleri almaya başladı. Columbia stüdyolarının 1948 yapımı “ Ladies of the Chorus ” adlı kısa filminde iki kez şarkı söyleme fırsatı bulan Monroe, filmdeki Peggy Martin rolüyle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Columbia şirketinden de olumlu yanıt alamayan aktris, tekrar modelliğe döndü. 1949 yılında karşısına yeni bir fırsat daha çıkan Monroe, United Artist’in “ Love Happy ” filminde rol aldı. Aynı yıl birçok takvime çıplak pozlar veren Monroe, 1953 yılında bir erkek dergisine kapak oldu.
1950 yılı Monroe için güzel bir yıldı. Aktris, oynadığı iki filmdeki kısa rolleriyle ilgi çekmeyi başardı. “ The Asphalt Jungle (Elmas Hırsızları)” ve “ All About Eve (Perde açılıyor) ” filmlerinde oynayan Monroe, daha sonra pek çok dalda Oscar’a aday gösterilen bu filmlerin aptal sarışını olarak anıldı.
Ertesi yıl “ Don’t Bother to Knock ” filminde akli sorunları olan bir bebek bakıcısını canlandıran Monroe, daha sonra oynadığı “ Monkey Business (Maymun Aklı) ”deki platin sarısı saçlarıyla ticari filmler için iyi bir para kaynağı olduğunu gösterdi. Aynı yıl içerisinde beyzbol yıldızı Joe DiMaggio ile birlikte olan Monroe, kariyerinde giderek yükselmeye başladı. Betty Grable, Lauren Bacall ve Rory Calhoun gibi usta oyuncularla birlikte “ How to Marry a Millionaire ” filminde rol alan aktris, her ne kadar diğer oyuncuların yanında fazla dikkat çekmese de güzelliğiyle box office’e oynayan her filmde vazgeçilmez olduğunu ispatladı.
1954 yılının Ocak ayında Joe DiMaggio ile evlenen Monroe, ertesi yıl tüm zamanların en komik filmlerinden biri olan “ The Seven Year Itch ”de rol alarak komedi yönünü keşfetti. Evliliğini sekiz ay sonra noktalayan aktris, oynayacağı iki filmin yapım şirketleri tarafından iptal edilmesiyle birlikte bir süre ekrandan uzak kaldı.1956 yapımı “ Bus Stop ”daki performansıyla eleştirmenleri, dramatik bir rolün üstesinden gelebileceği konusunda ikna eden Monroe, aynı yıl ünlü oyun yazarı Arthur Miller ile evlendi. Ertesi yıl İngiltere’ye giden aktris, “ The Prince and the Showgirl ” adlı filmde rol aldı. Filmler her ne kadar iş yapsa da fazla ağır bulunduğu için seyircinin beğenisini kazanamadı.
1958 yılında adını en çok duyuran komedi filmi “ Some Like It Hot ”da Tony Curtis ve Jack Lemmon ile birlikte oynayan Monroe, güzelliği ile yine insanları büyüledi. İşsiz kalan iki genç adamın kadın kılığına girerek kızlar bandosunda iş bulmasını konu alan film yılın en iyi iş yapan filmi olurken pek çok filme esin kaynağı olan Hollywood klasikleri arasına girdi.
1960 yılında kocası Arthur Miller’dan boşanan aktris, George Cukor’ın “ Let’s Make Love ” adlı filminde Tont Randall ve Yves Montand ile başrolü paylaştı.
1961 yapımı “ The Misfits ” ile bitirilmiş son filmine imza atan Monroe, filmden hemen sonra kalp krizi sonucu hayata veda eden Clark Gable ile oynadı. Bir western olan filmde hem seyircileri hem eleştirmenleri memnun eden bir performans ortaya koyan aktris, ertesi yıl “Something’s Got to Give ” adlı filmde oynamaya karar verdi. Fakat tam bu sırada şiddetli bir ateşe yakalanan Monroe, yüksek dozda yatıştırıcı ilaç alarak hayata gözlerini yumdu. Daha 36 yaşında olan aktris, 8 Ağustos 1962 günü yatağına uzanmış bir halde ölü olarak bulundu.
http://img86.imageshack.us/img86/8216/tzs20class20itselfvj6.jpg (http://imageshack.us)
Kendisine yüklenmek istenen –başta aptal sarışın ve onun gerçek yaşamdaki karşılığı olmak üzere- her şeyden nefret etmiş ve onca yapaylık arasında biraz gerçek yaşam, biraz içtenlik aramış bir kadındı o... Herkesin tırmanmayı düşlediği dorukların anlamsızlığını anlayan ne ilk, ne de son sanatçıydı... Ne var ki onun bu denli bilinçli olmasını, el yordamıyla da olsa starlığın, ünün ve popülerliğin kimi gizlerini en çıplak haliyle görüp göstermesini yadırgadı, giderek mahkum etti Hollywood... Onun yalnızlığa, mutsuzluğa, dolayısıyla ölüme yargıladı. Marilyn yazgının, yani sinemanın kendisine yüklemek istediği bir rolü oynamadı. Ve sonunda o role isyan etti. Onun öyküsü, yüzyılımızdaki medya starlarının sahip olduğu en acıklı öykülerden biridir. Gerçek bir tragedyaya en çok yaklaşanlardan biri... Ve kitleler, kimi konularda yanılsalar da, kamu önünde yaşanan özel yaşamlardaki trajiği hiç kaçırmazlar. Marilyn’in de bu trajedi yüküyle bir efsaneye dönüşmesi kaçınılmazdı. Ve öyle de oldu.
(Atilla Dorsay/100 Yılın 150 Oyuncusu)
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/yzza%20Learn%20to%20swim,%20learn%20to%20swim,%20l earn%20to%20swim..jpg
ekşi sözlükte marilyn monroe hakkında yazılanlar:
1-yirminci yuzyilin sembollerinden, legendlarindan biri haline gelmis aktrist. herhangi bir kadinin monroe'dan daha guzel olmasi kanimca cok ender raslanilabilecek bir durumdur.
2-havalandırma mazgalının üzerinde vermiş olduğu poz en çok kullanılan karelerden biri olmuştur...
3-kendisinin ve stüdyoların yarattığı karikatürize tiplemeye kısılıp kalmış, bu yüzden/sayede bir ikon olmuş olsa da mutlu olamamış olduğu bilinen oyuncu.
4-başkan kennedy e doğumgününde söylediği happy birthday mr. president şarkısı o enfes sesin tadını çıkarmak için birebirdir
5-'gentelmen prefer blondes' da resmen kendini oynamıstır. sonunda ne gaddar zeki oldugunu gösteren cesitli cumleler sarfettigi sahnede kopmustum
6-ordinary guzellıgıni mevcut sexapeli ve o donem erkeklerin gormek ıstedıgı kadın ımajı ıle sıradıshı hale getırmısh sırf bu becerısı ıchın bıle tebrık edılmesı gereken notorious hatun
7-yatarken ne giyersiniz sorusuna sadece chanel no 5 demiş hatun.
8-bugun dogum gunu olan some like it hotin sugari bugulu sesli kadin
9-yalnızlık mevsimi albümünde bulunan bir kargo şarkısı.
10-dünyaya sadece bir tane sarışın ve balık etli ilahe geldi...(aslında sarışın mı geldi o tartışılır ama en azından giderken sarışındı)
11-kafalara yerleşmiş dünyanın en güzel ve en seksi kadını imajı, aslında insanların onun hiç bir zaman yaşlı halini göremedikleri için yerleşmiştir, bir yerde ebedi güzelliği yakalamıştır marilyn monroe, gibi söylemler vardır.
12-the misfits filminde şuh olmayan, romantik bir kadını canlandırmıştır
13-sesi de kendi gibi seksi olan sarisin olmasina ragmen hala onun gibi guzel ve yetenekli bi hatunun gelmedii kanisindayim.
14-''freud beni tanısaydı, cinsiyet hakkındaki nazariyetleri değişirdi.” demiş..
15-arthur miller'in eski karisi.idol kadin...
16-gülüşüyle, kahkahasıyla etkileyen az bulunur insanlardan...
17-bir kargo şarkısı:
çamların üstündeki rüzgar
bir kariyerin sonu gibi
yaşlı gecenin yüzüne indi
bazen olacaklar kendini belli ederdi...
aklın birlesik nöronları
bir an için ortadan kalktı
içgüdü ah sessiz kaldı
paranoya ,keder ve agrı...
marilyn monroe,marilyn monroe
and she said help ... help...help...
marilyn kennedy
18-elton john'un candle in the wind şarkısını yazdığı kişi.
hastasıyım...
19-efsane aktrist marilyn monroe 1 haziran 1926’da los angeles california’da dünyaya geldi. küçüklüğünden itibaren parlak bir çocuk olduğunu kanıtladı; henüz 16 yaşında bir uçak fabrikasında çalışmaya başladı. bu yaşlarda birçok arkadaşının aksine tolstoy, whitman, milton gibi yazarları okuyan ve beethoven dinlemekten hoşlanan aktrist bu yıllarda ilk evliliğini yaptı. evlendikten kısa bir süre sonra modelliğe başlayan monroe, 1947’de miss california seçildi. 1948 yılında oyuncu olmaya karar verip 20th century fox ile altı aylık bir sözleşme imzaladı. ilk filmi ‘the shocking miss pilgrim’de jenerikte adı bile geçmiyordu. bu dönemde ‘ladies of the chorus’ gibi b sınıfı filmlerde rol aldı ve bu filmden sonra güzelliği ile dikkat çekmeye başladı. 1950’de rol aldığı ‘asphalt jungle’ ve ‘all about eve’ ile iyice sivrildi ardından me$hur 7 yıllık fox sözleşme geldi. bu dönemde ‘the fireball’, ‘love nest’, ‘as young as you feel’, ‘we are not married’, ‘monkey business’ gibi filmlerde rol aldı ve 1953’te rol aldığı ‘niagara’, ‘how to marry a millionaire’ ve ‘gentlemen prefer blondes’ filmleri ile zirveye çıktı. güzelliği ile tüm erkeklerin kalbini fetheden monroe bir anda tüm dünyanın seks ilahı haline gelmi$ti. bu filmlerde yillar yili kendisi ile özdeşleşecek ‘aptal sarışın’ı canlandırıyordu. artik seksi bir oyuncudan cok daha fazlasi olmaya ba$layan monroe ‘some like it hot’ ve ‘the seven year itch’ gibi filmlerle bu imajını perçinledi. 1953’de playboy için soydu artik tüm dünyada tanınan bir seks sembolü olmanın tüm avantajlarını kullanıyordu. ancak tüm bu şan ve şöhret monroe’ya mutluluk getirmedi. güzel yıldız alkol ve uyuşturucu ile tanıştığında ve hollywood’un diğer yüzünü gördüğünde kurtulmak için artık çok geçti. toplam üç evlilik yapti ancak üçünde de mutluluğu yakalayamadı. efsanevi yildiz 5 ağustos 1962’de aşırı dozda hap alarak intihar etti...
http://img100.imageshack.us/img100/7791/mgoldzt0.jpg (http://imageshack.us)
Marilyn Monroe 'nun Hikayesi
Sinema tarihinin en çok yazılan, konuşulan yıldızlarından biri olan Marilyn Monroe üzerine yazılmış bir imzasız yazı yayınlanır, "seksapel kraliçesi"nin ününün doruğ;undayken... Sözü fazla uzatmaya gerek yok, Resimli Hayat dergisinin 1954 Nisan sayısındaki yazı ile yalnız bırakayım sizleri...
FREUD BENi TANISAYDI...(Resimli Hayat, Nisan 1954, Sayı 24)
Sinema meraklıların "Sarışın Bomba" adını taktıkları seksapel kraliçesi Marilyn Monroe böyle diyor:"Freud beni tanısaydı, cinsiyet hakkındaki nazariyetleri değ;işirdi."
Son iki yıl içinde en çok konuşulan yıldız hiç şüphesiz Marilyn Monroe'dur. Bu sarışın dilber güzelliği ve cana yakınlığiyle sinema âleminde bir bomba tesiri yaptı. Gazeteler, dergiler ver yansın edip durmadan ondan bahsediyorlar. Güzel sarışın her gün ayrı bir pozu ile gözlerimize bir ziyafet çekiyor, ne gazeteler basmaktan bıkıyor, ne de okuyucular seyretmekten... Ama bu sarışın kız da ele avuca sığ;ar gibi değ;il hani, öyle işler yapıyor, öyle lâflar ediyor ki dayanılır gibi değ;il... Marilyn Monroe haberleri bir zincir gibi birbirine bağ;lanıyor. işte evlendi, artık dedikodular biter diyoruz, bir de bakıyoruz balayına Tokyo'ya gidiyor, gazetecilere çamaşır giymediğ;ini söylüyor, Japon iktisatçıları çamaşır sanayiinde kriz olacak diye telâşlanıyorlar. Sonra balayını yarıda bırakıp Kore'ye gidiyor. "Hayatımda bu kadar erkeğ;i bir arada görmedim " diye seviniyor. Müttefik askerleri bayram yapıyorlar. Kıyametler kopuyor; sarışın bomba, tayyarenin arka kapısından güç belâ çıkarılıyor, daha doğrusu kaçırılıyor. Arkasında bir pantolonla gömlek var, ayaklarında postallar, "Ben böyle de güzelim!" diye meydan okuyarak gülüyor.
Derken bir havadis daha: Marilyn Monroe gömleğinin düğmelerini iliklememiş, üşümüş, zatürree olmuş! Marilyn'in o kadar çok duacısı var ki, çok yakında iyileşeceğ;inden şüphe edilemez. Türkiye'de bile, birkaç gazeteci de dahil bir "Marilyn Monroe'yu sevenler klübü" kuruldu. Ama insan bu kadar güzel, üstelik bu kadar tatlı ve cana yakın olursa nasıl sevilmez, değil mi?
Marilyn Monroe'nun asıl adı Norma Jean'dır. Los Angeles yetimhanesinde dünyaya gelmiştir. Babasını tanımaz. Annesi de çok küçükken öldü. 15 yaşındayken yetimhaneden kaçtı. Genç bir denizciyle evlendi. Bu evlilik ancak bir yıl sürdü. Genç kız gittikçe güzelleşiyor, bu güzelliğ;inden faydalanmak istiyordu. Kocasından ayrılıp modellik etmeğ;e başladı.
17 yaşında Marilyn Monroe adıyla "Koro Kızı" filminde rol aldı. "Her şey Havva için", "Aşk Ağı" ve "Gece Döğüşü" filmlerinde de oynadı. Son filimde küçük bir rolü olduğu halde afişlere adı yazıldı. Zaten Marilyn'in bu bakımdan çok şansı vardır. Şöhretine erişirken perde arkası yardımlar çok gördü. Rejisör Darryl Zanuck, Fox'da çevirdiğ;i her film için yardım edeceğini söyledi. "Dönüşü Olmayan Nehir" filmi için Marilyn'le birlikte Kanada'ya kadar gitti.
Joseph Cotten, Jean Peters ve Casey Adams'la birlikte çevirdiğ;i "Niagara" filmi son yılların en çok beğenilen filmlerinden biridir. Amerikan filmcileri Niagara şelâlesini birçok defalar filme almışlar, güzelliklerinden bol bol faydalanmışlardır, ama Niagara şelâlesi bütün renkleri ve güzelliğ;iyle en iyi Marilyn'in filminde gösterilmiştir. Çünkü bu filmde, sinema yazarlarının diliyle iki tabiât harikası Niagara, Marilyn Monroe bir arada görülmektedir. Bu iki harikanın yanıbaşında da alelâde bir mevzu vardı. Kıskanç bir kocayla (Joseph Cotten) mücadele eden genç bir kadının (Marilyn Monroe) hikâyesidir. Marilyn Monroe ucuz bir lokantada garsonluk ederken Joseph Cotten'le evlenir, sonra kıskanç bir erkeğ;in çektirdiğ;i birçok işkencelere katlanır. Film çevirilikken şelâlenin karşısına Bungalow stilinde bir otel yapılmıştır. Film bittikten sonra o havalinin yerlilerinden biri akıllıca bir kazanç yolu bulmuş, Bungalow'un üzerine "Burada Marilyn Monroe uyudu, giriş 50 cent" diye bir yazı koyup gelen seyyahlardan para almanın kolayını bulmuştu.
"Niagara" filminde, bilhassa erkek seyircilerin ilgisini çekmek için, Marilyn Monroe'un çıplak olarak gösterildiğ;i bir banyo sahnesi vardı. Bu sahnede sudan başka hiçbir elbisesi olmıyan genç kadının silûeti çırılçıplak görülmektedir.
Filmin başka bir sahnesinde de Marilyn Monroe kendi el çantasını taşır ve düşürür. Çantadan 1 tarak, 1 dudak boyası, 1 pudra, 1 rimel, 1 rehber, not defteri, mendil, tırnak cilâsı, bozuk bir bilezik, küpe, çek defteri, eski mektuplar, parfüm, çengelli iğ;ne, ayna, otomobil anahtarı ve daha ufak tefek birçok şeyler çıktı. işin hoş tarafı Marilyn'in çantası da küçük bir çantaydı.
Marilyn Monroe gazetecilerle çok iyi geçinir, onların bütün suallerini cevaplandırır. Onunla konuşmak için saatlerce bekliyen, sabırsızlanan gazeteciler yüzünü görünce yumuşayıverirler. Bu güzel sarışın bir anda en öfkeli insanları bile fethedebilir. O, erkekler arasında yapılan bir rüya anketinde, erkeklerin rüyalarında en çok gördükleri kadındır. Altı buçuk milyon erkeğ;in rüyasına girmiştir. Bu bakımdan ona rüyalar kraliçesi diyebiliriz. Ama Marilyn yalnız rüyalarda değ;il, birçok yerlerde ön plânda gelmektedir.
O ortaya çıkalı beri öbür sarışınların pabucu dama atıldı, Betty Grable'in, Lana Turner'in, hattâ Rita'nın lâfı edilmez oldu artık. Varsa yoksa Marilyn Monroe!..
http://img117.imageshack.us/img117/7020/mjeans2fd7.jpg (http://imageshack.us)
Marilyn'den 'son' kasetler 06/08/2005 )
Marilyn Monroe'nun nasıl öldüğü, 43. yılında hâlâ tartışılıyor.
Marilyn Monroe'nun genç yaşta ölümü, 43 yıldır tartışılırken, efsane sarışının 'tedavi için' doldurduğu kasetler ortaya çıktı.
5 Ağustos 1962 günü yatağında ölü olarak bulunan yıldızın, aşırı derecede uyku hapı alarak zehirlendiği anlaşılmıştı. 36 yaşında ölen Monroe'nun intihar olarak değerlendirilen ölümünün ardındaki sır perdesiyse aralanamadı. Ölümünün 43. yılılında Monroe'dan kalan en ilginç hatıraysa tedavi sürecinde, psikiyatrının dinlemesi için doldurduğu söylenen kasetler.
Bu konudaki tek kaynak 1982'de kasetlerin varlığını başsavcılığa bildiren emekli Los Angeles savcısı John W. Miner. 86 yaşında olan Miner, Monroe'nun ölümünden sonra soruşturma için yıldızın psikiyatrıyla görüşüp kasetleri dinlediğini ama ona verdiği sözden dolayı içeriklerinden kimseye söz etmediğini söylüyor.
Verdiği sözü, psikiyatrın ölümünden sonra doktor, Monroe'nun katili olarak gösterildiğinde bozarak polise kasetlerden bahseden ancak 'Kaydı yok' diyen Miner, kendisindeki kaset metninin bir kopyasını yakın bir zamanda The Times gazetesine verdi.
Özel hayatını anlatmış
Monroe kasette, serbest çağrışım adı verilen tedavi tekniği gereğince aklına gelen her şeyi söylemiş. Yıldızın anlattıklarında Oscar'a karşı duyduğu takıntıdan, Joan Crawford'la yaşadığı lezbiyen ilişkiye, oyuncu Clark Gable'da bulduğu baba sevgisinden, Shakespeare'in bir oyununda oynama ve ciddiye alınmaya dair tutkularına kadar özel hayatına dair ayrıntılar var.
Miner böyle planları olan ve ne istediğini bilen bir yıldızın intiharına anlam veremiyor. Adının Kennedy'yle aşk dedikodularına karıştığı, uyuşturucu bağımlılığı yüzünden 'Something's Got to Give' filminin kadrosundan çıkarıldığı dönemde kasetleri dolduran Monroe, kayıtları ölümünden bir gün önce doktoruna teslim etmiş. Aptal sarışın imgesini akıllara yerleştiren yıldızın Sigmund Freud ve James Joyce gibi isimlerle ilgili söyledikleri ise tezat bir tablo çiziyor.
Monroe, Freud'un 'Giriş Dersleri'yle ilgili yorum yaparken "O tam bir dâhi! Her şeyi çok anlaşılır kılıyor" diyor. James Joyce'dan ise 'kadın-erkek tüm insanların ruhuna işleyebilen bir yazar' olarak söz ediyor. Güzel yıldız, aktör Clark Gable'a duyduğu hayranlığıysa 'The Misfits'te öpüşme sahnelerinde onu gerçek bir tutkuyla öptüm. Onunla yatmak istemedim ama onu ne kadar beğendiğimi hep bilmesini istedim' sözleriyle anlatıyor.
Başkan John F. Kennedy'den övgüyle söz eden Monroe, 'Bu adam ülkemizi tamamen değiştirecek' iddiasında.
Konuşmasında başkanla aşkına dair hiçbir işaret vermeyen yıldızın başkanın kardeşi Robert F. Kennedy için söyledikleriyse şöyle: Onun için kalbimde hiç yer yok, ama onu incitmeye cesaretim yok... (Los Angeles Times)
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/J.%20Oh,%20YEAH..jpg
Marilyn'i Başkan Kennedy öldürttü
Amerika ve Hollywood ölümünden tam 36 yıl sonra Marilyn Monroe ile ilgili şok bir iddia ile sarsılıyor. ABD'de geçtiğimiz hafta piyasaya çıkan ‘‘Bir Cinayetin Soruşturması’’ adlı kitapta, Marilyn Monroe'nin ilişkide olduğu Başkan Kennedy tarafından öldürülttüğü iddia ediliyor.
Dünyanın en ünlü sarışın yıldızının ölümüyle ilgili esrar perdesini aralamak için tam 7 yıl bir dedektif gibi çalışan yazar Donald Wolfe, bu ölümün bir cinayet olduğu konusunda ısrarlı. Yazar Donald Wolfe, otopsiden sonra Marilyn Monroe'nun kanında, 15 ile 26 kişiyi öldürecek miktarda uyuşturucu madde bulunduğuna dikkat çekmekte. ‘‘Bir insanın kanında 12 miligram uyuşturucuya rastlanıyorsa bu işin içinde bir iş vardır. Bu miktar ağızdan alınamaz’’ diyen yazar Wolfe, oyuncunun kendi kendisine hiç şırınga yapmadığını, ancak ikinci bir kişinin ona uyuşturucuyu enjekte ettiğini söylüyor.
Haftalık Fransız dergisi Paris Match'in son sayısına özel bir röportaj veren Donalda Wolfe, Marilyn Monroe'nun ölümüyle ilgili şu iddialarda bulunuyor:
KANDAKİ UYUŞTURUCU
Otopside Marilyn Monroe'nun midesinde herhangi bir uyuşturu izine rastlanmadı. Ama öte yandan ünlü yıldızın kanında yaklaşık 12 miligram uyuşturucu olduğu söyledi. Bu, üzerinde durulması gereken bir çelişki.
Otopsinin birçok unsuru, esrarengiz bir biçimde ortadan kayboldu.
Marilyn'in öldüğü duyulur duyulmaz olay yerine giden polis Jack Clemmons, odaya girdiğinde uyuşturucu hapını yutmak için kullanılması gereken bardağı arıyor. Ama ne odada, ne de odanın hemen yanıbaşındaki banyoda su bardağından eser yoktu.
KIRMIZI DEFTER
Oysa daha sonra polisin gazetelere gönderdiği fotoğraflarda yıldızın ölü bulunduğu yatağın hemen baş ucunda bir bardak görülüyor. Ve akla polisin o bardağı oraya koymuş olabileceği ihtimali geliyor.
Marilyn Monroe'nun günlüğü olan kırmızı defter de ortadan kayboldu. Oysa oyuncuyu yakından tanıyan pek çok görgü tanığı, böyle bir defterin varlığından haberdar. Kırmızı defterde Castro'nun öldürülmesi emrinden hidrojen bombasının denenmesine, Kennedy'lerin mafya ile ilişkisine kadar her şey vardı.
Milyonların sevgilisi Marilyn Monroe'nun trajik ölümü, o günlerde tüm dünyada şok yaratmıştı. Erkekleri peşinden koşturan güzel yıldızın 4 Ağustos 1962 günü ölmesi, tüm dünyada gazetelerin birinci sayfalarında yer almış ve günlerce haber olmuştu.
Bir Cinayetin Soruşturması adlı kitabın yazarı Donald Wolfe, eserinin 7 yıllık bir araştırmanın sonucu olduğunu ve hiç kimsenin şimdiye kadar bilmedi görgü tanıklarıyla konuştuğunu söylüyor.
Bir suikaste kurban giden ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy, Jackie Kennedy ile evli olmasına rağmen çapkınlıklarıyla da tanınıyordu.
http://img107.imageshack.us/img107/4366/the20girl20next20doorol9.jpg (http://imageshack.us)
[B]marilyn monroe (anilarim.net ten alınmıştır yazilar)
işte bir zamanların sadece beylerin değil bayanların bile çok sevdiği,hala günümüzde bile ona benzemeye çalışan yüzlerce insanın var olduğuna bakılırsa gerçektende çok sevilen bir isim.hep sarışın aptalları oynadı filmlerinde.en son artur miller la olan evliliğine kadar sanırım 3 kez evlendi.belkide sonunu hazırlayan aşkı john f. kennedy le olan ilişkisiylede gündemde kalan bir sarışın bomba.işte bence ilk ve tek sarışın bomba oydu.yaz bekarı filminde havalandırma deliğinin orda elbisesini havalandıran sahnesi hala akıllarda.ya bazıları sıcak severdeki masum dişiliği.tek kelimeyle harika ama bir o kadarda mutlu olamayan bahtsız bir kadın marilyn...
bana göre "maskeli depresyonu" olan biriydi " marilyn monroe," bu da onun çok aşırı duygusal bir insan olmasından kaynaklanıyordu sanırım....(şu an onun binlerce taklidine sesleniyorum,kardeşim boşuna taklidini yapıp rezil olmayın,ondaki o bohem havayı hiç bir zaman yakalayamazsınız......özellikle yerli monreolara duyrulur...).
gercek adi norma jean mortensen (marilyn monroe dan daha guzel kendi ismi bence)... hakikaten her filminde ve her fotografinda bir baska guzel bir baska tatli gorunuyor...
gercek adini norma jean baker diye hatirliyorum.. ben mi yaniliyorum?
aradığı aşkı bi türlü bulamamıştır marilyn.fotoğraflarındaki gülümsemesi bile bize bunu anlatmaktadır.tanıdığı erkeklerin onun ruhuna degilde bedenine sahip olmak istemeleri çileden çıkarmıştır marilyn.bu durumu şöyle özetlet marilyn "hollywood bedenim için 10000 dolar verir fakat ruhum için 50 cent bile veremez" her ne şekilde olursa olsun her şeyiyle olay olmuştur ayrıca.geçmişiyle aşklarıyla,giyimiyle hatta ölümüyle bile dünyayı ayağa kaldırmıştır.öldüğünde çıplak bulunmuştur.ölümü bile seksi olmuştue marilyn in.kim bilir belki de "ben bir kişiye degil tüm insanlığa aitim" sözünü bir kez daha kanıtlamıştır marilyn..
norma jean mortensen, marilyn monroe nin dogum ismi sevgili cember, yani mortensen kendisine verilen ilk soyad. sonradan bu soyad oz annesi tarafindan baker olarak degistirilmis ve kayitlara baker olarak gecmis.
çocukluğumda televizyonun siyah beyaz olduğu yıllarda ilk defa yabancı bir flimde yabancı bir kadın görmüştüm bu kadın efsane sarışın morilyn monroe idi. onu ilk gördüğümde televizyon karşısına oturmuş annemin yapmış olduğu tavuklu pilavımı yiyordum başımı tabaktan kaldırıp televizyona baktığımda ağzım bir karış açık kalmış o anda bende marilyn monroe ya aşık olan dünyada erkeklerin arasına girmiştim,bence marilyn monroe bugün bile bir erkeğin rüyalarını süsleyip ve bir erkeğin sahip olmak isteyeceği tek kelime ile muhteşem bir kadın,sarışın kadın denince bir marilyn monroe birde doris day tek kelime ile süper,bir erkek koluna takacağı kadının gerçek bir kadın ve hakiki bir dişi kusursuz tam bir hanımefendi olmasını ister,arzu eder işte marilyn monroe da doris day ile birlikte benim gözümde ve gönlümde böyle bir insan böyle bir kadın. yıllar geçse de bugün bile birçok dünyadaki erkeğin hayallerini süsleyen efsanevi bir sarışın,dünyada kadın çok ama hiçbir kadın marilyn monreo ve doris day kadar asaletli,güzel ve kaliteli değil,bugün hoolywood da güzel diye ortaya çıkan birçok kadını 20 -25 yıl sonra kimse hatırlamayacak bile ama bir marilyn monreo bir doris day değil yıllar yüzyıllar bile geçse bir zamanlar bütün dünya erkeklerinin rüyalarına giren efsanevi kadın ünvanına sahip kadınlar olarak kalmayı başaracaklardır. ne yazık ki ne marilyn monreo nede doris day kendisini mutlu edebilecek,kendisini koruyup sarmalayacak,kendisine güven ve huzur verebilecek gerçek bir erkeği tanıma şansına sahip olamadılar,birşeyi itiraf etmem gerekirse çocukluk aşklarım marilyn monreo ve doris day i hala seviyorum çünkü onlar efsanevi kadın ünvanına sahip kadınlar ve efsane bir kadın bir erkeğin sevgisini hak eden kadın demektir. hayatının kadını nasıl olmalı dediklerinde gözlerim ve parmaklarım hep marilyn monreo ve doris day i işaret edecektir. saygılarımla
kainatın gördüğü en güzel ve çekici kadındır zannımca ama hayatı boyunca hiç aşık olmamış ve intihar ederek ölmüştür belkide hayat diğer insanlarla onu eşitlemek için böyle trajik bi hayat sundu ona
bir gün hollywod akında şunları söylemiş:burdakiler vücudum için milyonlar verebilirler ama ruhum için bir dolar bile vermezler. diyerek aslında güzel ve populer kadın trejedyasını anlatıyordu.
üzgün göründügünde yagmurda ıslanmış kedi yavrusu kadar yürek parçalayıcı,sobanın yanında kuruduktan sonrada serengeti ormanlarındaki en vahşi çita kadar zarif ve asaletli olabiliyor
http://www.pjs.net/wr/Marilyn/dl/Pix/Marilyn-Monroe-14.jpg
Marilyn Monroe - Arthur Miller/Bir Yakınçekim - Christa Maerker İletişim Yayınları
Biri, Hollywood'un ikonlarından, diğeri "Amerikan Düzeni"nin entelektüel bir muhalifi... Bir aşk ve aslına bakılırsa, bu kalıplara hiç mi hiç sığmayan bir trajedi!.. Hiç de sanıldığı gibi "aptal sarışın" olmayan, görünürdeki şaşaanın ardında yapayalnız bir kızla; özel ilişkilerde pek de sanıldığı gibi "ince görüşlü" olmadığı anlaşılan bir adamın, kırık -ve kırıcı- aşk hikayesi. Bu kitap, masal gibi tasvir edilmiş bu kısa beraberliği, gerçek insanlar arasındaki gerçek bir hayat dramı olarak anlatıyor.
http://www.pjs.net/wr/Marilyn/dl/Pix/Marilyn-Monroe-07.jpg
Marilyn Monroe : The Final Days - Marilyn Monroe'nun Son Günleri
Yönetmen : Patty Ivins Specht
Seslendirme : İngilizce
Altyazı : Türkçe
Tür : Belgesel
Süre : 90 dakika
Yapım Yılı : 2004
Marilyn'in düzensiz aşk ilişkilerinin, uyuşturucu ve alkol bağımlılığının da yer aldığı son dönemlerini anlatan bir belgesel. Monroe'nun son dönemlerinde çevresinde bulunmuş ve daha önce röportaj yapılmamış insanlarların konuşmaları, sahne arkası görüntüleri ve resimleri yer almakta.
http://www.pjs.net/wr/Marilyn/dl/Pix/Marilyn-Monroe-05.jpg
Dönüşü Olmayan Nehir ‘‘River of No Return’’
Y: Otto Preminger O: Robert Mitchum, Marilyn Monroe, Rory Calhoun / 1954
MACERA/DUYGUSAL *** Robert Mitchum, Rory Calhoun ile Marilyn Monroe'yu bindikleri salın batması üzerine mutlak bir ölümden kurtarır. Calhoun bu iyiliğe, Mitchum'un atını çalarak karşılık verir ve onu küçük oğlu ile diğerlerini düşman Kızılderlilerle karşı karşıya bırakır. Mitchum ve Marilyn Monroe, rollerinde çok başarılılar. Filmin çekildiği yerler ise soluk kesici güzelliğe sahip.
http://www.pjs.net/wr/Marilyn/dl/Pix/Marilyn-Monroe-06.jpg
yaz bekarı filminden görüntüler:
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/6.%20Seven%20Year%20Itch%20Collage.jpg
Goodbye Norma Jean
Though I never knew you at all
You had the grace to hold yourself
While those around you crawled
They crawled out of the woodwork
And they whispered into your brain
They set you on the treadmill
And they made you change your name
And it seems to me you lived your life
Like a candle in the wind
Never knowing who to cling to
When the rain set in
And I would have liked to have known you
But I was just a kid
Your candle burned out long before
Your legend ever did
Loneliness was tough
The toughest role you ever played
Hollywood created a superstar
And pain was the price you paid
Even when you died
Oh the press still hounded you
All the papers had to say
Was that Marilyn was found in the nude
Goodbye Norma Jean
From the young man in the 22nd row
Who sees you as something as more than sexual
More than just our Marilyn Monroe
http://img93.imageshack.us/img93/5516/280pxdianaprincessofwalesuq2.jpg (http://imageshack.us)
elton john bu şarkıyı daha sonra prenses diana için tekrar söyledi.ismide"goodbye england's rose"oldu.herikiside güzel olmuş bence
işte yeni marilyn monroe
Oscar’lı yıldız, çok yakında Tom Hanks’le kamera karşısına geçecek ve efsane sarışın Marilyn Monroe’yu canlandıracak.
Oscar'lı oyuncu Charlize Theron’la, geçtiğimiz mart ayında Roma’da yapılan "North Country" filminin tanıtımında bir araya gelmiştik. Güney Afrikalı yıldız, yaptığımız röportajda Kelebek’e iki hayalini itiraf etmişti: Genç kızken oyunculuğuna hayran olduğu Tom Hanks’le kamera karşısına geçmek ve beyazperdede ünlü bir kadını canlandırmak.Güzel oyuncunun iki hayalini de çok yakın zamanda gerçeğe dönüşecek. Tom Hanks’in film şirketi Playtone, Marilyn Monroe’nun hayatını anlatan ve 1985’te yayınlanan Anthony Summers’ın ünlü eseri "Goddess"ın (Tanrıça) haklarını alarak 2007 yılında çekimlere başlayacağını açıkladı. Marilyn Monroe rolü için düşünülen Paris Hilton, Drew Barrymore, Lindsay Lohan, Charlize Theron ve Scarlett Johansson arasından Tom Hanks, kendisine hayranlığını bildiği ve bu role en uygun olarak gördüğü Theron’u seçti. Charlize Theron bu role hazırlanmak için Marilyn Monroe’nun tüm filmlerini tekrar izleyeceğini, bulunduğu ve yaşadığı mekanları gezeceğini ve Hollywood’un efsane sarışınını tanıyanlardan bilgi alacağını söyledi.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Af%20...not%20that%20I'm%20a%20LADY..jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/3.%20Young%20Norma.jpg
marilyn monroe
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/4.%20Field%20of%20Dreams.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Agb.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/A.%20Cinnamon%20Girl.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ag%20New%20York,%20March%201955.jpg
Hollywood' un gelmiş geçmiş en meşhur aktristi olan Marilyn Monroe, 1926 yılında Haziran ayının ilk gününde dünyaya geldi. Asıl adı Norma Jeane Mortenson olan Monroe, babasının kim olduğunu öğrenme fırsatı bulamamış. Doğumuna çok az bir süre kala bir motosiklet satın alıp San Fransisco’ya giden babası, bir daha hiç geri dönmemiş. Birçok erkekle birlikte olan annesi Gladys, kızına babasından önceki aşkı Baker' ın ismini vermiş. Oldukça çekici bir kadın olan Gladys, RKO stüdyolarında film kesici olarak çalışıyormuş. Annesinin ağır bir sinir hastalığına yakalanarak hastaneye kaldırılması, Monroe’nun bundan sonraki yaşamını yetimhanede geçirmesine neden olmuş.
1942 yılında henüz 16 yaşında olan Monroe, uçak tamircisi olan 21 yaşındaki James Doughtery ile evlendi. Dört yıl süren evliliğin ardından modellik yapmaya başladı. Altın sarısı saçları ve seksi gülüşüyle yarı çıplak pozlar veren Monroe, çekimler sırasında RKO' nun başkanı Howard Hughes’un dikkatini çekti. Hughes' un teklifi üzerine sinemaya transfer olan Monroe, daha büyük ve prestijli bir işte çalışma fırsatı yakaladığını düşünür. Altı aylık süre için hafta başına 125 dolar alacak olan yıldız, 1947 yılında ilk filmine imza attı.
1948 yılında unutulmaz filmlerinden birini gerçekleştiren Monroe, - Scudda Hoo! Scudda Hey - adlı filmde rol aldı. Filmdeki üç kısa sahnesinden ikisinde yarı çıplak bir halde görünen aktris, aynı yıl içerisinde daha iyi bir rolde oynama fırsatı yakaladı. - Dangerous Years - filmindeki Evie karakterini canlandıran Monroe, filmin başarısız olması üzerine büyülü ekrandan bir süre için ayrı kaldı. Fox şirketinin kendisiyle yeni bir kontrat yapmamasından dolayı boşta kalan aktris, bir yandan modelliğe devam ederken diğer yandan da oyunculuk dersleri almaya başladı.
Columbia stüdyolarının 1948 yapımı - Ladies of the Chorus - adlı kısa filminde iki kez şarkı söyleme fırsatı bulan Monroe, filmdeki Peggy Martin rolüyle eleştirmenlerin dikkatini çekti. Columbia şirketinden de olumlu yanıt alamayan aktris, tekrar modelliğe döndü. 1949 yılında karşısına yeni bir fırsat daha çıkan Monroe, United Artist' in - Love Happy - filminde rol aldı. Aynı yıl birçok takvime çıplak pozlar veren güzel yıldız, 1953 yılında Playboy’a kapak oldu.
1950 yılı Monroe için güzel bir yıldı. Aktris, oynadığı iki filmdeki kısa rolleriyle ilgi çekmeyi başardı. - The Asphalt Jungle - ve - All About Eve - filmlerinde oynayan Monroe, daha sonra pek çok dalda Oscar’a aday gösterilen bu filmlerin aptal sarışını olarak anıldı. 1951 yılında - Love Nest - filminde bu sefer oyunculuğuyla ön plana çıkan Monroe, seksi imajına eklediği masumiyetle bir anda hayran kitlesini ikiye katladı.
Ertesi yıl - Don' t Bother to Knock - filminde akli sorunları olan bir bebek bakıcısını canlandıran Monroe, daha sonra oynadığı - Monkey Business - deki platin sarısı saçlarıyla ticari filmler için iyi bir para kaynağı olduğunu gösterdi. Aynı yıl içerisinde beyzbol yıldızı Joe DiMaggio ile birlikte olan Monroe, kariyerinde giderek yükselmeye başladı. Betty Grable, Lauren Bacall ve Rory Calhoun gibi usta oyuncularla birlikte - How to Marry a Millionaire - filminde rol alan aktris, her ne kadar diğer oyuncuların yanında fazla dikkat çekmese de güzelliğiyle box office’e oynayan her filmde vazgeçilmez olduğunu ispatladı.
1954 yılının Ocak ayında Joe DiMaggio ile evlenen Monroe, ertesi yıl tüm zamanların en komik filmlerinden biri olan - The Seven Year Itch - de rol alarak komedi yönünü keşfetti. Evliliğini sekiz ay sonra noktalayan aktris, oynayacağı iki filmin yapım şirketleri tarafından iptal edilmesiyle birlikte bir süre ekrandan uzak kaldı.
1956 yapımı - Bus Stop - daki performansıyla eleştirmenleri, dramatik bir rolün üstesinden gelebileceği konusunda ikna eden Monroe, aynı yıl ünlü oyun yazarı Arthur Miller ile evlendi. Ertesi yıl İngiltere’ye giden aktris, - The Prince and the Showgirl - adlı filmde rol aldı. Filmler her ne kadar iş yapsa da fazla ağır bulunduğu için seyircinin beğenisini kazanamadı.
1958 yılında adını en çok duyuran komedi filmi - Some Like It Hot - da Tony Curtis ve Jack Lemmon ile birlikte oynayan Monroe, güzelliği ile yine insanları büyüledi. İşsiz kalan iki genç adamın kadın kılığına girerek kızlar bandosunda iş bulmasını konu alan film yılın en iyi iş yapan filmi olurken pek çok filme esin kaynağı olan Hollywood klasikleri arasına girdi.
1960 yılında kocası Arthur Miller’dan boşanan aktris, George Cukor' ın - Let’s Make Love - adlı filminde Tont Randall ve Yves Montand ile başrolü paylaştı. Monroe, filmin çekimleri sırasında Montand ile kısa süreli bir aşk yaşadı.
1961 yapımı " The Misfits " ile bitirilmiş son filmine imza atan Monroe, filmden hemen sonra kalp krizi sonucu hayata veda eden Clark Gable ile oynadı. Bir western olan filmde hem seyircileri hem eleştirmenleri memnun eden bir performans ortaya koyan aktris, ertesi yıl - Something’s Got to Give - adlı filmde oynamaya karar verdi. Fakat tam bu sırada şiddetli bir ateşe yakalanan Monroe, yüksek dozda yatıştırıcı ilaç alarak hayata gözlerini yumdu. Daha 36 yaşında olan aktris, yatağına uzanmış bir halde ölü olarak bulundu.
Kariyeri boyunca 30 kadar filmde oynayan Marilyn Monroe, sinemada bir efsane haline gelerek tarihin unutulmaz isimlerinden biri haline geldi.
Filmografi:
1961 - The Misfits
1960 - Let’s Make Love
1959 - Some Like It Hot
1957 - The Prince and the Showgirl
1956 - Bus Stop
1955 - The Seven Year Itch
1954 - River of No Return
1954 - There’s No Business Like Show Business
1953 - How to Marry a Millionaire
1953 - Gentleman Prefer Blondes
1953 - Niagra
1952 - Clash By Night
1952 - Don’t Bother to Knock
1952 - Monkey Business
1952 - O.Henry’s Full House
1952 - We’re Not Married
1951 - As Young As You Feel
1951 - Hometown Story
1951 - Let’s Make It Legal
1951 - Love Nest
1950 - All About Eve
1950 - The Asphalt Jungle
1950 - The Fireball
1950 - Right Cross
1950 - A Ticket to Tomahawk
1949 - Ladies of the Chorus
1949 - Love Happy
1948 - Scudda Hoo! Scudda Hey!
1948 - The Shocking Miss Pilgrim
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ah%20Mother%20Nature.n.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Age%20of%20Heroes.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ah%20Mother%20Nature.l.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Aj%20in%20tree.jpg
MARILYN MONROE’NUN 1960’LI YILLARIN YILDIZLARININ ADRES VE TELEFON NUMARALARIYLA DOLU KİŞİSEL TELEFON DEFTERİ AÇIK ARTIRMAYLA YENİ SAHİBİNİ BULDU! DEFTER, ÜNLÜ MÜZAYEDEEVİ CHRISTIES’İN NEW YORK’TA YAPILAN ‘TOP 10: FİLM VE EĞLENCE DÜNYASI’ ADLI AÇIK ARTIRMASINDA 31 BİN 200 DOLARA SATILDI!
Marılyn Monroe’nun adres ve telefon defterinde arkadaşları Dean Martin, Sam Goldwyn Jr, Susan Strasberg hakkında kişisel notları da bulunuyor. Aynı zamanda defterde Monroe'nun doktoru, psikoloğu, psikiyatrı gibi özel telefon numaraları ve adresler de yer alıyor. Defterde diğer film yıldızları ve lokanta telefon numaralarının olması da dikkat çekti.
Müzayedede Monroe'nun 'The Misfits' filminde giydiği siyah kokteyl elbisesi 66 bin dolara, 1957'de giydiği uzun kürk paltosu 50 bin 400 dolara satıldı. Monroe'nun 1980'lerde kullandığı, sanat ikonu Andy Warhol imzalı gümüş rengi peruk açık artırmada 10 bin 700 dolara alıcı buldu. Peruk, Warhol'un yeğeni Jeffrey Warhol tarafından açık artırmaya çıkarılan birkaç parçadan biriydi. Müzayedeye çıkan 283 parçadan 231'i alıcı bulurken, toplam 840 bin dolar gelir elde edildi.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ah%20Mother%20Nature.k.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ap%20against%20establishment.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Av%20Showgirl.jpg
marilyn monroe bilinmeyenleri:
1-anne tarafından ABD başkanı james monroe'nun soyundan geliyor
2-1946'da marilyn monroe adını almaya başladı ama eski adını 1956 yılına kadar resmen degiştirmedi
3- playboy'un sahibi hugh heffner ölümünden sonra monroe'nun yanıbaşındaki mezarı satın aldı.ölünce onun yanına gömülmek istedigine dair açıklamalar yaptı.
4-öldügünde elinde telefonu vardı
5-eski kocaası joe dimaggio 20 yıl boyunca her ölüm yıldömünde mezarına güller gönderdi
6-ilk modellik işinde kazandıgı para sadece 5 dolardı
7-niagara filminde yapımcı firmanın yedek oyuncu listesinde gözüktügü için makyajcısından az paraya çalıştı
8-ilk imzalı fotografını verirken adının nasıl yazıldıgını sormuştu
9-her zaman gözlük takarmış
10-grace kelly ile evlenmeden önce monaco prensi rainer için en uygun eş adayı olarak görülüyordu
11-profilinin sagdan daha güzel göründügüne inanıyordu
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Aga.jpg
1999-people dergisi tarafından "yüzyılın en seksi kadını "
1997-ingiliz basını tarafından "tüm zamanların top 100 starları"ndan biri
1995-empire dergisi tarafından sinema tarihindeki 100 seksi yıldızından biri
1953-aralık ayı ayın güzeli ve kapak kızı
1947-miss califıonia güzeli seçildi
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ao%20FOR%20beau.jpg
Marilyn Monroe’ya Ait İki Parça Mücevher Çalındı 15/04/2003
Ünlü sinema oyuncusu Marilyn Monroe’ya ait iki parça mücevher, Londra’daki bir sergiden çalındı. Dün çalınan parçalar, üzerinde pırlanta taşlarla “M” harfinin bulunduğu bir yüzükle, altın bir bilezik. İki parçanın değeri 60 bin doların üzerinde. Polis, bir kişinin tutuklandığını, bir kişinin de arandığını açıkladı.
Londra’nın ünlü galerilerinden birindeki serginin bugüne kadar Marilyn Monroe’nun hayatıyla ilgili en büyük sergi olduğu bildiriliyor. 9 Nisan’da açılan sergide, Hollywood’un en ünlü oyuncularından biri sayılan Monroe’ye ait eşya, mücevher, fotoğraf ve filmler bulunuyor. Marilyn Monroe 1970’lerde evinde ölü bulunmuş ve polis, intihar ettiği sonucuna varmıştı.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ar%20with%20Miller.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Aq%20with%20Miller.jpg
arthur miller ve marilyn monroe
http://www.hissandpop.com/celebrities/m/marilynmonroe/photos/marilyn-monroe-020.jpg
http://www.hissandpop.com/celebrities/m/marilynmonroe/photos/marilyn-monroe-017.jpg
http://www.hissandpop.com/celebrities/m/marilynmonroe/photos/marilyn-monroe-006.jpg
http://www.hissandpop.com/celebrities/m/marilynmonroe/photos/marilyn-monroe-018.jpg
http://www.hissandpop.com/celebrities/m/marilynmonroe/photos/marilyn-monroe-007.jpg
http://www.hissandpop.com/celebrities/m/marilynmonroe/photos/marilyn-monroe-005.jpg
http://www.hissandpop.com/celebrities/m/marilynmonroe/photos/marilyn-monroe-015.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ae%20That's%20NO%20question%20to%20ask%20a%20lady. .jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ah%20It's%20not%20NICE%20to%20fool....jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ax%20Mom.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ay%20Sis.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Aya%20Sis.jpg
marilyn monroe'nun vasiyeti:
marilyn,1962 yılında öldügünde arkasında menkul ve gayrimenkullerden oluşan yaklaşık 600 milyon dolarlık servet bıraktı.varlıgın yüde 75'ini stüdyosunda oyunculuk dersleri aldıgı lee starsberg'e kalan yüzde 25'ini ise psikoanalistlerinden dr.marienne kris'e vermiştir.strasberge'in 1982 deki ölümüyle tüm miras karısına kaldı.marilyn vasiyetinde annesi gladys baker eley'in yılda sadece 5 bin dolar almasını istemiştir.ölümünden sonra monroe'nun isim ve telif haklarıın dünya çapındaki tek sahibi olan curtis management grubu ise her yıl kazandıgı 2 milyon doları sarışının varisleriyle paylaşmaya devam ediyor
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/B.%20Marilyn%20Monroe.b.jpg
marilyn "en"leri:
en begendigi aktörler:clark gabe,charlie chaplin,gary grant,tyrone power
en begendigi aktrisler:greta garbo,jean harlow,ginger rogers,olivia de havilland
en begendigi sanatçılar:goya,el greco,michelangelo,boticelli
en sevdigi içki:dom perignon 1953
en begendigi şarkıcı:ella fitzgerald
en begendigi erkek şarkıcı:frank sinatra
en sevdigi yazar:bernard shaw,dostoyevski,thomas wolfe
en begendigi film:elmas hırsızları
en begendigi fotografı:cecil beaton'nun çektigi ünlü beyaz elbiseli fotografı
en sevdigi müzisyen:luis armstrong,beeethoven,mozart
en begendigi oyun yazarları:tennessee williams,arthur miller
en begendigi oyun şair:john keats
en sevdigi restoran:romanoff's(hollywood)
en çok alışveriş yaptıgı magaza:bloomingdale's
en sevdigi parfüm:chanel no:5
en sevdigi kozmetik ürünü:nivea nemlendirici
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/B.%20Marilyn%20Monroe.g.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tzp%20Hotter.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tzi%20A%20REAL%20woman..jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tzm%20Tipsy.JPG
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tzj%20Upon%20reflection.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/T.%20Merry%20X-mas.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/T.%20Merry%20Christmas.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Th%20Tigress.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tg%20Tough%20gal.jpg
hangi filmden ne kadar aldı:
1961-uygunsuzlar 250 bin dolar
1959-bazıları sıcak sever 100 bin dolar +yüzde 10
1955-yaz bekarı haftalık 1500 dolar
1953-erkekler sarışınları sever haftalık 1250 dolar
1952-we are not married haftalık 750 dolar
1950-havva hakkında herşey haftalık 800 dolar
1950-elmas hırsızları 1050 dolar
1950-mutlu aşk 100 dolar
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/B.%20Marilyn%20Monroe.k.jpg
kendi agzından marilyn monroe:
kariyer yapmak harika .ama soguk gecelerde kariyerinize sarılıp yatamazsınız
ben küçükken kimse bana güzel bir kızsın demedi.bütün küçük kızlara güzel oldukları söylenmeli.öyle olmasalar bile
hollywood öyle bir yerdirki:bir öpücük için size 1000 dolar öderler ama ruhunuzu satın almak için 50 cent veririler.bunu biliyorum çünkü ilk teklifi defalarca redederek 50 cente razı oldum
köpekler hiç beni ısırmadı ama insanlar için aynı şeyi söylemeyecegim
kuralları harfiyen takip etseydim şu anda hiçbiryerde olamazdım
eger aptal bir kızı oynuyorsam ve aptalca bir soru sormam gerekiyorsa bunu yapmalıyım .benden ne bekleniyor zeki görünmem mi
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/B.%20Marilyn%20Monroe.l.jpg
Diamonds Are A Girl'S Best Friend
the French are glad to die for love
They delight in fighting duels
But I prefer a man who lives
And gives expensive jewels
A kiss on the hand may be quite contimental
But diamonds are a girl's best friend
A kiss may be grand but won't pay the rental
On your humble flat, or help you at the automat
Men grow cold as girls grow old
And we all lose our charms in the end
But square-cut or pear-shaped
These rocks don't lose their shape
Diamonds are a girl's best friend
Tiffany's! ........Cartier!.......Black Star, Frost, Gorham
Talk to me Harry Winston,tell me all about it!
There may come a time when a lass needs a lawyer
But diamonds are a girl's best friend
There may come a time when a hard-boiled employer
Thinks you're awful nice
But get that ice or else no dice
He's your guy when stocks are high
But beware when they start to descend
It's then that those louses go back to their spouses
Diamonds are a girl's best friend
I've heard of affairs that are strictly platonic
But diamonds are a girl's best friend
And I think affairs that you must keep liaisonic
Are better bets if little pets get big baggettes
Time rolls on and youth is gone
And you can't straighten up when you bend
But stiff back or stiff knees
You stand straight at Tiffany's
Diamonds!!... Diamonds!!...
- I don't mean rhinestones -
But Diamonds, Are A Girl's Best, Best Friend
marilyn monroe çok ünlü bir şarkısı.nicole kidman kırmızı degirmende bunu söylüyordu.şarkının adı mücevher kızların en iyi arkadaşıdır.marilyn monroe'nun filmlerinin hemen hemen hepsini izledigim için şarkılarını biliyorum.teşekürler Medea eger bulursam cdleri alacagım.ama diyarbakırda bunları bulmak neredeyse imkansız gibi birşey
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ck%20Bookworm.jpg
http://www.hissandpop.com/celebrities/m/marilynmonroe/photos/marilyn-monroe-014.jpg
http://www.hissandpop.com/celebrities/m/marilynmonroe/photos/marilyn-monroe-016.jpg
http://www.pjs.net/wr/Marilyn/dl/Pix/Marilyn-Monroe-01.jpg
http://www.pjs.net/wr/Marilyn/dl/Pix/Marilyn-Monroe-11.jpg
rüzgardaki mum(candle in the wind-elton john)
hoşçakal norma jean
tanımazdım seni hiç
sen dimdik ayakta tutuyordun zarafetini
çevrendekilerin kimi sürünürken
kaplamalar arasından
ve fısıldamıştı beynine
seni baglamışlardı bir çarka
ve zorlamışlardı adını degiştirmeye
ve bana öyle geliyorki
sen yaşadın
rüzgarda mum gibi
bilmeden kime tutunacagını yagmur bastırınca
ve tanımış olmak isterdim seni
ama küçük bir çocuktum
mumun tükendi çok önce
yalnızlık insafsızdır
bu senin en zorlu rolündü oynadıgın
hollywood süperstar yarattı
acı bedeliydi onun ödedin sende
öldügünde bile basın kovaladı seni
av köpekleri gibi
gazeteler bekledi marilyn çıplak mı bulunmuştu
hoşçakal norma jean diyor
genç adam 22inci sıradaki
seni bir cinselligin ötesinde görmüştü
bizim marilyn monroe'nun ötesinde
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/B.%20Marilyn%20Monroe.c.jpg
arthur miller biyografisi:(galatasaray üniversitesi tiyatro toplulugunun yazısıdır)
17 Ekim 1915 tarihinde New York’ta doğmuş olan Arthur Miller, çağdaş Amerikan tiyatrosunun önde gelen yazarlarından biri olarak elli yılı aşkın süredir hem Broadway, hem de dünya sahnelerinin en çok oynanan yazarları arasında yer almaktadır. İlk bakışta oyunları, genellikle aile hikayelerini anlatan bireysel dramlar gibi gözükse de, çağının önemli toplumsal, siyasi ve ahlaksal sorunlarına eğilen bir oyun yazarı olarak ün yapmıştır.
Oyun yazmaya Michigan Üniversitesi’ndeki öğrencilik yıllarında başlayan Miller’ın ilk eserleri çeşitli ödüller kazanmış ve 1937 yılında da, üniversite son sınıf öğrencisiyken, bu ilk dönemine ait oyunlarından biri Detroit’teki Federal Theatre Project tarafından sahnelenmiştir. 1944 yılında ise “The Man Who Had All the Luck” adlı oyunuyla New York Eleştirmenler Derneği’nin ödülünü kazanmıştır.
Ulusal çaptaki ilk başarıları 1947’de “All My Sons / Hepsi Oğlumdu ya da Bütün Oğullarım” (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ödülü), ve 1949’da “Death of a Salesman / Satıcının Ölümü” (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ödülü ve Pulitzer Ödülü) olmuştur. Miller bu ilk başyapıtlarında Amerika’nın refah toplumu olma idealini mercek altına alarak, bireylerin bu ideale ulaşmak uğruna verdikleri ahlaki ödünleri araştırmıştır. İzlenimci yaklaşımlarıyla “Satıcının Ölümü” bugün hala Miller tiyatrosunun en beğenilen eseri olarak görülmektedir. Bu ilk önemli oyunlarında gözlenen yüksek toplumsal bilinç ise, bundan sonra da Arthur Miller’ın oyunlarının ortak nitelikleri arasında yer almaya devam etmiştir.
1953’te yazdığı ve bugün en popüler oyunları arasında başı çeken “The Crucible / Cadı Kazanı” (Tony ödülü) 17. yüzyılda Massachusetts’in Salem kasabasında yaşanmış olan cadı avlarını konu alarak, yazıldığı dönemde A.B.D.’de yaşanmakta olan Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komitesi’nin komünizm soruşturmalarına gönderme yapmaktadır. Cüretkar bir psikolojik trajedi olan “A View from the Bridge / Köprüden Görünüş” (1955) Birleşik Devletler’de uygulanan göçmen yasasının eksikliklerini sorgular. Miller, film yıldızı Marilyn Monroe ile kısa süreli evliliğine ilişkin otobiyografik motifler taşıyan “After the Fall / Düşüşten Sonra” (1964) ile bir kez daha ve bu kez doğrudan, McCarthy Dönemi’ni eleştirmeye geri döner. Tek perdelik oyunları “Incident at Vichy / Vichy Olayı” (1964) ve “The Price / Bedel” (1968) aracılığıyla hayatta kalma ve başarıya ulaşma ideallerinin ardında gizli olan insanlık sorumluluğu ve suçluluk duygusunun evrenselliğini araştırır.
Yazarın bundan sonraki oyunları ise (The Creation of the World and Other Business (1972), The Ride Down Mount Morgan (1991), Broken Glasses (1994), Mr. Peters’ Connections (1997) vs.) gerek eleştirmenler, gerekse seyirci tarafından daha az başarılı bulunmuştur.
Arthur Miller’ın tiyatro dışındaki çalışmaları arasında ise, Anti-Semitizm üzerine ironik bir öykü anlatan 1945 tarihli romanı Focus, iki özgün film senaryosu; o zamanki eşi Marilyn Monroe için yazdığı The Misfits / Uygunsuzlar (1961) ile Everybody Wins / Kaybeden Yok (1990), bazı gezi yazıları (In Russia (1969), Chinese Encounters (1979)) sayılabilir. Ayrıca tiyatro üstüne denemelerini 1978’de bir kitapta toplamış, Satıcının Ölümü’nün Çin’deki sahnelenişi sırasında yaşadıklarını 1984’te yazdığı Salesman in Beijing’de anlatmış, 1987’de ise Timebends: A Life adıyla otobiyografisini yazmıştır.
Cadı Kazanı hakkında
Arthur Miller Cadı Kazanı adlı oyununda tarihsel bir olayı ele almıştır. Olay şöyledir: 1692 yılında Salem’de bir cadı kıyımı olmuş, kasabanın ileri gelenlerinden birkaç kişi cadı oldukları iddiasıyla asılmışlardır. Miller bu konuyu ele aldığı zaman dolaylı olarak çağının politik olayına değindiği düşünülmüş, Cadı Kazanı McCarthyciliğin eleştirisi olarak değerlendirilmiştir. Ne var ki yazar oyununun yalnızca politik bir bildiri sayılmasına karşı çıkmıştır. Salem olaylarında da, McCarthy soruşturmalarında da daha derin bir gerçeği gözlemlediğini belirtir. Bu gerçek insanın günlük eylemiyle kendini değerlendirirken kullandığı ölçülerin farklı oluşudur. Vicdan insanın organik bir parçası olarak günlük yaşamda geçerli olan değerlere karşı çıkar. Kişiyi kendi aleyhine de olsa dürüst olmaya çağırır. Kişi dürüst olabilmek için, insanlık onurunu koruyabilmek için ölümü göze alır. Oysa insanı, görünen işleriyle ve yüzeysel olarak değerlendiren çevresi onun vicdani gerçeğini, kendine ve çevresine karşı taşıdığı sorumluluk duygusunu doğru değerlendiremez.
Cadı Kazanı’nda kişinin vicdan hesaplaşması ve kendine biçtiği değer üzerinde durulmuştur. Yazar insana olan inancını belirtmiştir. Aynı zamanda toplumda suçluluk duygusu yaratılması, insanların içine korku salınarak sağlıklı düşünmelerinin engellenmesi de ele alınmıştır. Böyle suçlama dönemlerinde insanlar kolayca güdülebilmektedir. Miller’ın Salem olaylarında da, McCarthy döneminde de toplumda gözlemlediği bu olgudur.
Arthur Miller, McCarthy döneminde tanık olduklarını şöyle anlatır: “Tüm ülke daha dün doğmuş gibiydi. Birkaç yıl önce kimsenin değil unutmak, değiştirilebileceğine bile inanmadığı en asal nezaket kuralları unutulmuştu. Yıllardır tanıdığım insanlar selam bile vermeden yanımdan geçtiler. Şaşırmıştım. Çünkü bu insanlardaki büyük korku bilerek planlanmış, bilinçle yürürlüğe konmuştu. Fakat insanlar yalnızca korkuyu biliyorlardı. Bu kadar içsel ve öznel bir duygunun bu kadar dıştan yaratılmış olması bir mucize gibi geliyordu. Cadı Kazanı’nın her satırının altında bu yatar.”
Salem Cadı Avları
1692 yılının Haziran ayından Eylül ayına dek 19 kadın ve erkek, cadılıktan hüküm giyerek Salem kasabası yakınlarındaki Gallows Hill’de asılmışlardır. Yaşlı bir adam cadılık suçlamalarına olumlu ya da olumsuz bir cevap vermeyi reddettiği için ağır taşlar altında ezilmiş, yüzlerce insan cadılık suçlamasıyla mahkeme önünde yargılanmıştır. Düzinelercesi ise mahkeme edilmeksizin aylarca hapis yatmışlardır. Ta ki Püriten Massachusetts’teki toplumsal histeri, başladığı gibi birdenbire, sessizce sona erene dek...
1712 yılında hükümet, sağ kalan mahkumlara ve ölenlerin ailelerine tazminat vermiş; kilisede büyük bir toplantı yapan din adamları, cadılık suçlamaları nedeniyle ilan edilmiş olan aforozları hükümetin emriyle kaldırmışlardır. Jüri bir yazıyla bütün kurbanların ruhlarından af dilemiştir.
Arthur Miller, Cadı Kazanı adlı oyununu yazarken bu tarihsel olaydan yola çıkmış ve o döneme ait mahkeme tutanaklarıyla, kişisel yazışmalardan yararlanarak oyunun fonunu oluşturmuştur. Ancak hikaye gelişimi ve oyun kişilerinin karakterlerini çizme aşamasında dramatik kurallar uğruna tarihsel gerçeklikte bazı değişiklikler yapmıştır. Bu nedenle de oyun, bizzat yazarının deyişiyle “akademik anlamda tarihsel değildir.”
McCarthy Dönemi
1950-1955 yılları arasında Cumhuriyetçi Senatör Joseph McCarthy’nin başını çektiği “Amerikan Aleyhtarı Faaliyetler Komitesi”, komünizmle şu ya da bu şekilde bir bağlantısı olduğu düşünülen yüzlerce aydın ve sanatçıyı sorguya çekmiş ve onlardan komünizmle bir ilgisi bulunduğunu bildikleri tanıdıklarının isimlerini açıklamalarını istemiştir. Bu dönem boyunca komite önünde ifade vermeyi ve isim açıklamayı reddedenler yaklaşık on yıl boyunca Broadway’de de Hollywood’da iş bulamamışlardır. Kendi de bu komite tarafından sorgulanmış, ancak ifade vermeyi reddetmiş olan Miller, Cadı Kazanı adlı oyununda, “kara liste dönemi” olarak da bilinen ve bugün hala Amerikan demokrasisinde kara bir leke olarak görülmekte olan bu olayı çağrıştıracak bir tarihsel fon oluşturmuş ve yalnızca ima yoluyla 50’lerin Amerika’sını, 1692’nin Amerika’sına benzetmiştir.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/As%20with%20Miller.jpg
kendi agzından marilyn monroe:
hedefe ulaştıktan sonra insan iyice hafifler.hangi yolu teptiginiz önemli degildir.hedef çizgisine ulaştıktan sonra derince bir nefes alır ve artık başardıgını anlar.ancak bundan sonra tekrar başlama imkanınız yoktur
söyledigimden daha günahkar degilim.1949 takvimine çıplak poz verdim çünkü arabamı rehinden kurtarmak için 50 dolara ihtiyacım vardı
hakkınızda hiçbirşey bilmeden size tapıyorlarsa aynı nedenle nefret de edebilirler
inandıgım hiçkimseyi yarı yolda bırakmadım
aktörleri çok seviyorum ama onlardan biriyle evlenmek erkek kardeşinizle evlenmek gibi.aynaya baktıgınızda aynı kişi gibi duruyorsunuz
film yönetmek istedigimi söylüyorlar ben trafigi bile yönetemem
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/B.%20Marilyn%20Monroe.h.jpg
arthur miller için ekşi sözlükte yazılanlar:
1-1915 dogumlu, çagımızın en büyük 3 amerikan oyun yazarından biri kabul edilen ünlü yazar.the crucible, death of a salesman, the misfits, playing for time en bilinen oyunlarıdır.insan ruhunun derinliklerine inebilme yetenegi eşsiz.tony, emmy ve pulitzer ödülü de dahil olmak üzere birçok ödülü vardir.
2-marliyn monroe'nun bir zamanlar kocası olmus kaşıntı oyun yazarı
death of a salesman ile all my sons'un aynı sekilde sona ermesi de ayrı bir olaydır. oyunlari soap opera'dan öteye geçemeyen fakat bir şekilde okunması izlenmesinden daha az sıkıcı olan bir yazar. aşk, kin, nefret, ihtiras...
3-eserlerinde amerika'nın ahlaki zayıflığını ele alan ve bunun ardındaki psikolojik nedenleri bulmaya çalışan amerikalı oyun yazarı. amerikanın değişen yüzünü solcu bir görüşle ele alır. mccarthy döneminde "the house of un-american activities committee" tarafından sorgulanmıştır ve bunun sonucunda "the crucible" adlı, mccarthy döneminin önemli sembolik bir kritiği olarak sayılan oyununu ortaya çıkarmıştır. oyunlarını sahneye koymada gerçeküstü teknikler kullanmıştır. "the death of a salesman" adlı oyununda ise ülke problemlerini bir amerikan ailesi dolayısıyla gözler önüne sermiştir.
4-broken glassda histeriyi kör gözüm parmağına usulle irdeleyen amerikalı yazar.
5-marilyn monroe ile olan birlikteliğinde kadıncağızı sürekli aşağılamış olan entellektüel kişilik.evlenmeye gelince ok ama hep eksik bulmuştur kendisini.halbuki elia kazan "çok iyi kızdı" der kendisi için.
6-1929 krizinin ve 2.dünya savasinin sosyal etkilerini "amerikan rüyasının" yıkılışı üzerinden ailelerin trajedileri ile anlatır.
7-belirtilen hepsi oglumdu adlı oyunu istanbul büyükşehir belediyesi şehir tiyatroları tarafından oynanmıs ve büyük ilgi görmüştür
8-oyunları çoğunlukla beklenmedik şekilde biter. marilyn monroe'ya ilk ciddi rol veren şahıs.
9-ilk duyduğumda "hıııı" tepkisi verdiğim yazar.. "bira alacak paramız yok miller mı okuyacaz ya?" nidaları yükselmiştir birilerinden..
okunmuştur, tartışmalarda kendisi savunulmuştur, sevilmiştir.. artık arthur miller' ı kimse bira sanmamaktadır..
10-marliyn monroe için,'finishing the picture' adında yeniden bir oyun yazan, ayrıca gelecekte nasıl hatırlanmak istersiniz sorusuna 'ne hissetiyse onu yazan bir adam olarak hatırlanmak isterim' cevabını veren entelektuel yazar.
11-1950'li yıllarda elia kazan'ın gazabına uğrayan komünistlerdendir. elia kazan sayesinde "komünist liste" de yer almış, elia tarihe "adi" bir ispiyoncu olarak kazınırken, miller şanıyla şerefiyle yol almıştır. ha kendisi eşitlik özgürlük diye bağırırken bir taraftan da kadınlara uyguladığı tavır bir çelişki, bir ironi midir, evet! "insanları sevelim" diyen arthur amca'ya "sen önce koynundakini sev" desek yeri midir, o da evet! kişiliği tartışılır ama, eserleri karşısında eğilir miyiz? e ona da evet..
12-1915'te new york'ta doğdu. university of michigan'da eğitim gördü. iki kez new york tiyatro eleştirmenleri ödülünü kazandı. 1949 yılında plutzer ödülüne layık görüldü. yapıtları:
oyun: all my sons, death of a salesman, the crucible, a memory of two mondays*, a view from the bridge, after the fall, incident at vichy, the price, the archbishop's ceiling, the creation of the world and other business.
senaryo: the misfits
öykü: i dont need anymore
roman: the focus
13-89 yasinda kalp krizinden hayata gozlerini yummus 83 yasinda lifetime achievement award almıs çagımızın en buyuk oyun yazarlarındandır. oldugu gune kadar hayatı boyunca sürekli uretmis , yazmış yazmıştır.. bu açıdan ve birçok açıdan örnek alınası bir insandır.
14-ölümü dolayısıyla 11 şubat cuma akşamı saat sekizde broadway de ışıkların söndürüleceği, henüz 33 yaşındayken pulitzer ödülü sahibi olmuş, 20. yüzyılın en önemli oyun yazarı.
15-bir harold pinter değilse de muhalif politik tiyatronun önemli ismi idi. ama meğerse ben yanlış biliyormuşum. akşam gazetesi'nin kültür servisinin olağanüstü araştırmaları sonucu bir "aşk yazarı" olduğu konusunda yeni bilgilere ulaşılmış kişi. dünya literatüründe ilk defa
Marilyn Monroe sergisindeki eşyaların sahte olduğu iddiası (01.06.2006)
los Angeles - ABD'de bir avukat, Los Angeles yakınlarındaki Marilyn Monroe sergisindeki eşyaların büyük çoğunluğunun sahte olduğunu öne sürerek, düzenleyiciler hakkında dava açtığını belirtti. Avukat George Braunstein, sergideki eşyaların sahibi olan işadamı Robert Otto'nun iddialarının aksine sergideki eşyaların büyük bölümünün Marilyn Monroe ile bir ilgisinin olmadığını, giriş ücreti olarak 22,95 dolar ödemiş "binlerce insan" adına bilet paralarının geri ödenmesini talep ettiğini kaydetti. Los Angeles mahkemesinde iki ziyaretçi adına açılan ve toplu davaya dönüşmesi amaçlanan davada, bilet paralarının ödenmesi ve serginin düzenleyicilerine para cezası verilmesi talep ediliyor. Geçen kasım ayında açılan sergide, Marilyn Monroe hayranı olan ve sanatçının eşyalarını topladığını belirten işadamı Robert Otto'nun sahibi olduğu bigudiler, mücevherler ve elbiselerden oluşan 350 eşya bulunuyor.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Azzb.jpg
Monroe'nun saklı kalmış fotoğrafları 12.04.2005
hollywood'un unutulmaz tanrıçası Marilyn Monroe'nun gizli kalmış fotoğrafları, yıllar sonra ilk kez ortaya çıktı. İngiliz The Times gazetesinin haberine göre Monroe ile uzun süre arkadaşlık yapan Eve Arnold, varlığından kimselere bahsetmediği 28 fotoğrafı gün yüzüne çıkardı. Güzel yıldızın 1950'de James Dean'in 'East of Eden' (Cennetin Doğusu) adlı filminin galasında çekilmiş fotoğrafını ön plana çıkaran gazete, 'Hollywood'un tanrıçasının mesleğe yeni başladığı ve gençlik dolu döneminin çok nadir bulunan karelerinden biri' yorumunu yaptı. Habere göre Eve Arnold, o yıllarda henüz şöhret basamaklarını tırmanmaya yeni başlayan Monroe'yu gala için salondan içeriye girerken gördü. Sarışın yıldızın güzelliğinden etkilenip fotoğraf makinesine sarılan Arnold, etrafındakilere 'Bu kız kim? ' sorusunu yöneltti.
Yaşamı boyunca Monreo'nun sayısız fotoğrafını çeken Arnold, bazılarını sadece kendisi için sakladı.94 yaşına gelen Arnold, sonunda bunları kamuoyuyla paylaşmak istedi. Fotoğraflar Londra'da Halcyon Galerisi'nde 12 Mayıs'ta sergilenecek. (Kaynak: showtvnet.com )
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ck%20Booksmart.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Yzt%20Dimensions.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Yzw%20Study.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Yzu%20Sawhorse%20Sweetheart.jpg
her dönemde kendilerini marilyn monroe'ya benzetmek isteyen sanatçılar olmuş.benim aklıma her zaman madonna geliyor.galiba marilyne en çok benzeyende o.şarkıları çok güzel ve dünyanın en çılgın insanı.
http://img476.imageshack.us/img476/2273/mad66ol7.jpg (http://imageshack.us)
http://img163.imageshack.us/img163/2724/mad52oh8.jpg (http://imageshack.us)
http://img163.imageshack.us/img163/9141/mad50ac2.jpg (http://imageshack.us)
http://img469.imageshack.us/img469/278/mad02sn4.jpg (http://imageshack.us)
cindy crawford bir dönem marilyn monroe gibi resimler çektirmiş.sarışınlık yakışmış.
http://www.voodoo.cz/cc/faces/CCFC077.JPG
http://www.voodoo.cz/cc/others/CC010.JPG
http://www.voodoo.cz/cc/others/CC115.JPG
charlize theron marilyn monroe yu oynayacakmış.benziyor bu resimlerde.bir bakarsınız çevirecegi bu filmle tekrar oscar alır.
http://img98.imageshack.us/img98/5091/charlizenc1.jpg (http://imageshack.us)
http://img105.imageshack.us/img105/7259/charlize2oe9.jpg (http://imageshack.us)
http://img98.imageshack.us/img98/6317/ctoy5.jpg (http://imageshack.us)
http://img92.imageshack.us/img92/5563/ct3ua4.jpg (http://imageshack.us)
bizimkilerden marilyn'e ,seda sayanı billur kalkavanı ve türkan şorayı benzetiyorum.
http://img347.imageshack.us/img347/3008/24017vo.jpg
http://img72.imageshack.us/img72/1842/30131wz.jpg
http://img60.imageshack.us/img60/1130/24299vk.jpg
türkan şoray
http://img206.imageshack.us/img206/5590/billurkalkavan2ig5.jpg (http://imageshack.us)
http://img206.imageshack.us/img206/7927/billurkalkavan29haziranla3.jpg (http://imageshack.us)
http://img206.imageshack.us/img206/6411/billurkalkavan8347873ho5.jpg (http://imageshack.us)
billur kalkavan
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Eaa%20Party.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ea%20Happy%20Birthday.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Eca%20Inside%20Story.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Dza.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Dzb.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Dzc.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Dzd.jpg
son filminden görüntüler.bu film bitmeden marilyn öldügü için fragman halinde kalmış.ismide yanılmıyorsam something's got to give
bus stop filminin setinde
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Df%20Net%20Stockings.m.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ds%20Doe.jpghttp://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Dt%20Doe.jpghttp://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Du%20Doe.jpghttp://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Dv%20Little%20rascals.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tm%20On%20the%20air.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tq%20Candle.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tr%20Picture%20OF....jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tt%20Gold%20mine.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tj%20Savvy.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tl%20Prepped.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Te%20Blonde%20on%20black.jpg
kendi agzından marilyn monroe:
kendime bir birey oldugumu ispatlamaya çalışıyorum.ancak ondan sonra sıra bir aktris olduguma ikna olmaya gelecek
beni first lady olarak düşünebiliyormusunuz?
insanlar beni görüp çok güzel bir hayat yaşadıgıma dair iç geçiriyorlar.ama ben dünyanın en çok tehlike altında olan adamını ABD başkanını seven bir kadınım,ne büyük acılar içinde kıvrandıgımı asla bilemezsiniz
bir grubun üyesi olmayı hiç başaramadım.iki kişilik gruplar hariç
her randevuma gecikiyorum,bazen 2-3 saat kadar hemde.bunu degiştirmeye çalıştım elbette ama beni geciktiren nedenler genellikle çok keyif verici oluyor
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/G.%20Girl.c.jpg
dönüşü olmayan nehir(river of no return)filminden görüntüler:
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Gn%20Down%20in%20the%20Meadow.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Go%20Kay.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Gp%20All%20ABOARD!.jpg
robert mitchum ve marilyn monroe
river of no return(dönüşü olmayan nehir):
prodüksiyon -20th centruy fox
senaryo-frank fenton,luis lontz'ın hikayesine göre
müzik-cyrill mackridge
şarkılar-river of no return,down in the meadow
süresi-90 dakika
oyuncular-robert mitchum,marilyn monroe,rory calhoun
basley crowther-newyork times:marilyn monroenun mu yoksa manzaranın güzelligi mi river of no return filminde agır basıyor karar vermek oldukça güç.dag manzaraları nefes kesici fakat miss monroe'nun aşagı kalır bir yanı yok.sanırım ilgi alanına göre tercih edilebilir.senaryo yazarı frank fenton doga güzelligine ve miss monroeaynı ölçüde agırlık vermek için ugraşmış.rejisör otto premingerde bu iki nesneden yayılan güzelligi ve ışıltıyı cinema scope perdesine getirmeyi başarmış.mr.mitchum ve seyircinin ilgisi yine de sanırım miss monroeya yönelik
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Hlm.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tza%20Kudos.jpg
Marilyn öldürüldü mü?
Marilyn Monroe`nun ölümünü araştıran dedektif olayın intihar olduğuna inanmıyor
Hollywood`un gelmiş geçmiş en çekici kadın yıldızı Marilyn Monroe`nun ölümü, intiharının 43`üncü yıldönümünde yeniden tartışmaya açıldı. Monroe`nun ölümüyle ilgili soruşturmayı yürüten eski adldedektif John Miner, `sarışın bomba`nın hayatı intihar edemeyecek kadar sevdiğini ve ölümünden kısa süre öncesine kadar geleceğe dair çok tutarlı ve olumlu kararları olduğunu açıkladı. Los Angeles Times gazetesine konuşan 86 yaşındaki emekli polis dedektifi Miner, Monroe`nun ölümüne sebep olan aşırı miktarda barbiturat zehirini, kendi isteğiyle almış olamayacağını iddia etti. Monroe`nun o yıllardaki psikiyatristi Dr. Ralph Greenson`un kendisine ünlü yıldızla yaptığı görüşmelerin ses kayıtlarını dinlettiğini söyleyen Miner, Greenson`un bu kayıtları kendisine vermediğini ve 1979`daki ölümünden önce imha etmiş olabileceğini söyledi. Miner, Monroe`nun ses kayıtlarında özel hayatıyla ilgili de birçok ilginç ayrıntıdan bahsettiğini; örneğin devrin ABD Başkanı John F. Kennedy ile yattığına dair hiçbir şey söylemediğini ancak kardeşi Robert Kennedy`i reddettiğini açık ve net şekilde anlattığını açıkladı. FBI 1982 senesinde Miner`ın iddiaları üzerine Marilyn Monroe ile ilgili soruşturmayı yeniden açmış, ancak hiçbir sonuç alamayıp kapatmıştı. Marilyn Monroe 5 Ağustos 1962`de, henüz 36 yaşındayken Brentwood`daki evinde banyoda çırılçıplak halde ölü bulunmuş, yapılan otopside vücudunda aşırı miktarda barbiturat zehiri tespit edilmişti.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Co%20Polka%20dot.v.jpg
Komünist olduğu için mi öldürüldü?`
İngiliz Daily Mail gazetesi efsane oyuncu Marilyn Monroe`nun ölümü hakkında yeni bir iddiayı gündeme getirdi: Monroe komünist olduğu için öldürüldü... Hem Başkan John Kennedy hem de kardeşi ile ilişkisi olan Monroe`nun onlardan aldığı bilgileri komünistlere sızdırdığından şüphelenen federaller yıldızı takip ediyordu. FBI`ın açıkladığı yeni belgeleri inceleyen gazete, Monroe`nun ölümünden 4 gün önceye kadar göz altında tutulduğunu belirtti.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Dr%20Dear.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Dra%20Dear.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Dva%20Mom.jpg
something's got to give:USA 1962
prodüksiyon-20th centrury -fox
senaryo-walter bernstein ve nunnally johnson.my favorite wife'a göre çevrilmiştir bella ve samuel spixack tarafından
oynayanlar-marilyn monroe,dean martin,cyd charisse,tom tyron
bu film sadece bir fragman.bu filmin 32 günlük çekiminde sadece 12 kez stüdyoya gelmiş.bu nedenle film bitmemiştir.zaten bu film bitmeden öldü.bir türlü izleyemedim fragmanını bu filmin.sadece marilyn monroeyla ilgili belgesellerde görebiliyorum filmin karelerini
Enema
Perihan Mağden /radikal
'Kurban: Marilyn Monroe'nun Gizli Teypleri (Arrow Books) kitabının teorisiperane yazarı Matthew Smith'e göre olay şöyle cereyan etmiştir: Bir yıl önce düzenledikleri Domuzlar Körfezi Çıkartması'nda, Castro'nun gücünü hesap etmeyen, tipik bir Amerika Birleşik Devletleri saplantısıyla Küba halkının anında taraflarına katılarak 'özgürlüklerine kavuşmak için' (Amerikalılar için kendilerininki dışında herhangi bir idarede özgürlük mümkünat dahilinde değildir)
onları destekleyeceğini zanneden Okumaözürlü CIA, müthiş bir hezimete uğramıştır.
Bu hezimet esnasında Küba'dan bir an önce tüyüp canlarını kurtarabilmek amacıyla istedikleri havadan kurtarma harekâtı BİR SAAT GEÇ düzenlenmiş; Castro karşıtlarının ve CIA yandaşlarının artı ajanlarının telef olmasına neden olan bu gecikme, CIA'nin bir kısmında sonsuz bir KENNEDY NEFRETİ'ne neden olmuştur.
Bir rivayete göre hava desteğinin bir saat geç gönderilmesinin müsebbibi, sırtı ağrımakta olduğu için harekâtı idare edemeyen Başkan Kennedy değil de, kardeş Adalet Bakanı Robert Kennedy'dir. Ayrıca.
CIA, Marilyn'in evini dinlemekte olduğundan, 6 aydır Monroe'nun Başkan'la değil de, Robert Kennedy'le ilişki içinde olduğunu, yani ağbinin Monroe'yu kardeşine devrettiğini ve her ikisi için de Monroe'nun az biraz baş belası olma potansiyeli içerdiğini bilmektedir. (Marilyn tehditler savurmaktadır zira. Kalbi kırıktır.)
Bu kısım doğru: Zira Monroe'nun öldükten sonra evini satın alanlar, çatının akması üstüne bir tadilata girişirler ve orda döşeli bir sürü (gizlice dinleme yapabilmek için döşenmiş) hatla karşılaşırlar.
Artık bizler de ölmeden, öldürülmeden önceki son yıllarında Monroe'nun yaşadığı yerlerin; sol görüşlü tanışlarının çokluğu nedeniyle FBI, ulusal güvenliğe bir tehdit teşkil edebileceği gerekçesiyle CIA ve Kennedy'lere şantaj yapabilmek amacıyla mafya tarafından dinletildiğini (kadının etrafındaki korkunç çemberi düşünün!) biliyoruz.
Yazarımıza kalırsa Mahir CIA son gecesinde Marilyn'in evine damlayıp (hatırlı/mühim bir şahsiyet olaraktan) bir şeyler içiyor-lar. Marilyn de, Ajan da karşılıklı. Ve fakat Marilyn'in kendi evinde sunduğu içkinin içine 'Mickey Finn' tabir edilen 'chloral hydrate' katılmıştır. Bu, insanı anında baygınlık derecesinde uyutan bir madde. Marilyn öyle kütük gibi uyurken de, enema (lavman) ile öldürücü dozda Nembutal yollanıyor sistemine.
CIA'nin adam ya da adamlarını gören yok, gelip bu cinayeti, bu metotla gerçekleştirdiklerine dair bir adet dahi kanıt yok.
Ama Emniyet Müdürü William Parker'ın olayı örtbas etmek için elinden geleni ardına koymadığı, kalın bir cinayet/intihar soruşturması dosyasının Washington'a yollanıp bir daha su yüzüne çıkmadığı, otopsiyi yapan Dr. Noguchi'nin işinin yarıda kesildiği ve aldığı örneklerin laboratuvardan 'yok edildiği' bilinen gerçekler.
Yine de, yazarımızın Marilyn'in önce Mickey Finn'le bayıltılıp enemayla dayanan Nembutal'le öldürüldüğüne dair TEK kanıtı Dr. Noguchi'nin Marilyn'in kolonunda normalin dışında bir morluk tespit etmiş olması.
E bu da; CIA'nin 'Aaa, bakın Marilyn'i Kennedy'ler öldürtmüş' havası yaratacak bir cinayetle Marilyn'i yok etmesi, üstelik amacına bunca ulaşamayan bir cinayetle:
Zira hiç kimseler de çıkıp 'Tipik Kennedy cinayet maktulü' filan demiyor -lar; pek de akılcı gelmiyor insana.
Üstelik bu müthiş teorinin tek kanıtı Dr. Noguchi'nin açıklayamadığı (başka bazı adli tıp uzmanlarınınsa kayda değer bulmadığı) bir kolon morluğu hadisesi ise.
Marilyn'in intiharında pek çok kişinin katkısı yadsınamaz. Özellikle Marilyn'in 'Beni bir et parçası gibi elden ele geçirdiler' dediği Kennedy Biraderler'in. Ama ben ne yazarımız gibi Kennedy'lerin nerdeyse sosyalist olduğuna inanmaktayım ne de Düzen'e (Büyük Amerikan Düzeni) karşı sıkı bir mücadele vermeye kararlı olduklarına.
İcabında mafyayla (sözüm ona ona karşı amansız bir mücadele yürüttükleri) dahi işbirliği yapmaktan imtina etmeyecek kadar büyük oportünistlerden söz ediyoruz Kennedy'ler söz konusu olduğunda. (Marilyn'in ölmesinden önceki son görüşmelerinde ter ter tepinerek ağbisinin mafya lideri Sam Giancana'yla çekilmiş fotoğrafını geri istiyor Robert Kennedy: bir iddiaya göre.)
Evet! netice itibarıyla birilerinin tavuğuna 'kışşt' dedikleri için her iki ardeş de suikasta kurban gittiler. Ama İngilizce bir tabirle: 'Hem pastaları ellerinde kalsın, hem de yesinler' istedikleri için öldürüldüler bana kalırsa. Kurban Marilyn vakasında da aynen yaptıkları üzre.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Uaa%20Gable,%20Monroe.jpg
the misfits(uygunsuzlar):USA 1961
prodüksiyon-john huston,frank e.taylor
senaryo-arthur miller,romanına göre çevrilmiştir
süre-125 dakika
oynayanlar-marilyn monroe,clark gable,montgomery clift,thelma ritler
paul y.beckley,newyork herald tribune:amerikan filmlerini sevindirecek bir durum,uzun zamandan beri tamamen amerikan olan bir yapıt saglanamadıgından bu durum sevindirici çünkü the misfits tamamen amerikan yapımı ve amerikalılar dışında kimse yapamaz.gerçekçi olmak gerekirse bu filmi john huston dışında birisinin yapabilecegine inanmıyorum.arthur miller'in orjinal senaryosundan uyarlanmış ve millerın senaryoyu marilyn monroesuz yazdıgı inanılır gibi degil.bazı cümlelerde bu cümleleri marilynin bir zamanlar söyledigi hissediliyor.o zamanlarda sex ve güç kullanma bu kadar yaygınken ,hislerde tehlikeli olabiliyor.böyle bir zamandaki bu filmdeki rollerde gerçekci gibi.miss monroe bu filmde büyüleyici fakat yaşayan bir pin-up girl olarak sergilenmiyor.ve kim bu filmdeki oyuncuların çok başarılı olduklarını tereddüt edebilir?insan onların sadece oynadıklarını unutuyor
uygunsuzlar filminden ve setinden görüntüler.marilynin izleyemedigim filmlerinden biri.dvdsi sanırım yok.varsa bile burada ,diyarbakırda yok
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ub%20Monroe,%20Gable.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Uba%20Monroe,%20Gable.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ubc%20Clift,%20Monroe.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ud%20Isabelle,%20Gay,%20Roslyn.jpg
kendi agzından marilyn monroe
"erkekler sarışınları sever"filminde rol verilmeyecegi söylendigi zaman :"güzel!ama ben hala sarışınım"
bir kadının daha önceki aşklarının kendisine olan duygularını azaltacagını düşünen erkek güçsüz ve aptaldır.kadınlar her sevdikleri erkekle aşka yeni tanım getiriler
yürümeyi de sonradan ögrendim.ve kimse bana bu konuda ders filan vermedi
arthur miller benimle sadece çekici bir sarışın oldugum için evlenmedi
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Bg%20Happy.jpg
Kendi taklidini oynayan kadın (can dündar)
Yarın 40. ölüm yıldönümünde anılacak olan Marilyn Monroe, ölümünden birkaç yıl önce bir mülakatta şöyle demişti:
"Evet, bende özel bir şey var ve bunun ne olduğunu biliyorum: Ben, elinde boşaltılmış bir uyku hapı şişesiyle yatağında ölü bulunacak kızlardanım".
Aynen öyle oldu.
5 Ağustos 1962 sabahı, elinde boş bir uyku hapı şişesiyle yatağında ölü bulundu.
"İntihar mı etti, öldürüldü mü" sorusu hala tartışılıyor.
Tabii Marilyn Monroe’nun ölümsüzlük sırrı da...
Geçen yaz onun yazar Arthur Miller’la ilişkisinin öyküsünü okurken (Christa Maerker, iletişim, 1999) Marilyn’deki ışığı olduğundan parlak gösteren şeyin, o ışığın fonundaki esrarlı karanlık olduğunu fark ettim bir kez daha...
Nasıl olup da aynı çehre, hem ilgiye susamış bir kız çocuğu kadar masum, hem ilgiye susamış milyonları doyuracak kadar şuh olabiliyordu?
Belki de bunun sırrı, onun Norma Jeane ile Marilyn Monroe arasında sıkışmış kişiliğindeydi.
Norma, onun gerçek adıydı.
Yoksul bir çocukluğun içinden yara bere içinde sıyrılabilmiş bu öküz kız, Hollywood tacirleriyle bir olup kendi çamurundan Marilyn heykelini yaratmıştı.
Gülümserken üst dudağını aşağı doğru çekmeyi, bakarken gözlerini şehvetle kısmayı, yürürken kalçalarını birer davet mektubu gibi sallamayı öğrenmişti.
Bunlar Norma’nın dudakları, gözleri, kalçaları değildi artık...
Monroe’nundu...
Ya Norma?..
Denen o ki, Norma, bu cilanın derinlerinde bir yerde sessizce yaşamaya devam etti.
Makyözü Allen Snyder’e bakılırsa "Marilyn, özellikle onu seksi bulan toplulukların önüne çıkmaktan müthiş korkuyor, şöhretiyle birlikte bu korkusu da büyüyordu".
Kamera önüne çıkana dek, sınava girecek bir öğrenci gibi ürkekleşir, adeta bir panik hali yaşar, sesi ve elleri titrerdi.
Burada, ürken, panikleyen, titreyen Norma’ydı aslında...
"Motor" sesiyle birlikte aynanın karşısına, ışıkların altına, kameraların önüne Monroe çıkar ve bu seksi kadın, mahcup Norma’dan rolü devralırdı.
MM, ölümünden 1.5 yıl önce rejisör Henry Hathaway’e gözyaşları içinde şunları söyler:
"Yaşamım boyunca Marlyn Monroe’yu oynadım. Marilyn Monroe... Marilyn Monroe... Sonuç ne? Yalnızca kendi taklidimi oynuyorum".
Sığınabileceği yegane liman sevgiydi.
Seveceği adam onu Marilyn Monroe’dan uzaklaştırabilmeli, içinde yaprak gibi titreyen Norma’yı bulup çıkarabilmeli, kendisini bebekken terk etmiş babasının boşluğunu doldurabilmeliydi. Belki de onun için erkeklerine hep "Daddy" ("Babişko") diye seslenecekti.
Oysa sevdiği adamlar ona Marilyn Monroe olduğu için tutulmuşlardı.
Norma, olsa olsa onlara korunma ihtiyacı içinde bir kadının durumundan vazife çıkararak kendi benliklerini okşama fırsatı verebilirdi.
Marilyn’nin çoğu birbirini tutmayan biyografilerinden birinde, intiharından saatler önce, babasını telefonla aradığı ve "Babişko... Benim... kızın... Marilyn Monroe..." dediği söylenir.
Telefondaki adam, "Benim öyle bir kızım yok" demiştir.
İşte orada, Norma, varolabilmek için, kendi yarattığı Marilyn’i yok etmeye karar vermiştir.
Belki giderken, pek çok muhteris kadına, içinde "Babişko" diye yardım dilenen çocuğu göstermiştir;
...ve pek çok erkeğin içinde, o öksüz kız çocuğunun yardımına koşmaya hazır bekleyen kahramanı diriltmiştir.
Kim bilir belki de ölümsüzlüğünün sırrı buradadır.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Hz%20Something%20gave.jpg
Zaman (can dündar)
Danimarkalı genç senarist Hans Jörgen Lembourn 1959 yazının başında New York 57. doğu caddesinde bir dairenin kapısını çaldı.
İçeri buyur edildi. Biraz bekledi. Az sonra, tanışmak için can attığı, düşlerinin kadını göründü karşısında:
Marilyn Monroe...
Yüzü uykusuzluktan kırış kırıştı; gözleri uyku ilaçlarından fersiz...
"- Beklettim, kusura bakmayın" dedi Marilyn.
"- Üzülmeyin, zamanım çok benim" diye yanıtladı Lembourn...
Şaşırdı Marilyn:
"- Yıllardır zamanı olan bir adama rastlamamıştım" dedi hayranlıkla; "Benimse her şeyim var, bir tek zamanım yok."
"- Tabii" dedi genç adam, "...çünkü zaman satın alınamaz, yakalanabilir ancak..."
O gün tam 5 saat konuştular.
Bir hafta sonra pastırma yazının güzel günlerinden birinde, Lembourn'un kaldığı ucuz otel odasının kapısı çalındı.
Gelen Marilyn'di.
Hiçbir şey söylemeden odaya daldı, perdeleri çekti, soyundu ve genç senaristin yatağına girdi.
Ertesi gün Hollywood'un efsanevi starı, bütün işlerini bir kenara bırakacak ve "zaman zengini" sevgilisiyle çöller ve ülkeler aşacağı çılgın, uzun bir yolculuğa çıkacaktı.
Çoğumuz, saniyelerin nasıl hızla akıp gittiğini gösteren kelepçeleri tatilde bile bileğimizde gönüllü taşıyarak, gözümüzü o kelepçenin sabırsız akrebinden, kulağımızı damarımızdaki tik - takların yorucu sesinden bir an olsun ayırmadan kör bir telaşa koşuyoruz, koşmamız gerektiğini düşündüğümüz yolu...
Zamanla yarışıyoruz.
Yolun başından bir an önce büyüme telaşıyla, sonraları ayak dirememize rağmen artan bir tempoda ve sona doğru zamanın nasıl böyle çabuk akıp gittiğine akıl erdiremeden, çokça pişman ve bir hayli küskün bir edayla tüketiyoruz onu...
Biz onu tükettik sanırken, aslında onun bizi tükettiğini fark ettiğimizde vakit çok geç oluyor.
Sanki zaman geçmiyor, biz faniler geçiyoruz zaman tanrısının önünden, ah vah edip inleyerek...
Daha hızlı yaşarsak zamanı öldürebileceğimizi sanıyoruz, oysa hızlandıkça o daha çabuk öldürüyor bizi...
Vakti kötü kullandıkça, vakit de bizi kötü kullanıyor.
Zamanla, zamana yeniliyoruz.
Galiba insan bir yaştan sonra fark ediyor, baş edemeyeceği yegane hükümdarın zaman olduğunu...
O insafsız sarkaç, her bir darbesinde ömrü eksiltiyor çünkü...
Hiçbir barikat, kum saatinin delice akan ince belini tıkamaya yetmiyor.
Sonucu belli bir kavga bu... yenilgi kaçınılmaz.
Ama zamanla yaşamayı öğreniyor insan...
Zaman, bize yaşamayı öğretiyor.
Zamanla yarışmamak, zamanla barışmak gerektiğini anlıyor.
Onu çoğaltmanın tek yolunun onunla iyi geçinmek ve sevdikleriyle paylaşmak olduğunu öğreniyor.
Zaman, bu sırra erenlerin en yakın dostu oluyor ve kestiği cezadan pişman olmuş bir tanrı gibi, zamanında kendi açtığı yaraları onarıyor birer birer...
Sırrı çözemeyenler ise, o zalim çarkın acımasız dişlileri arasında yitip giden yıllarına dövünerek vedalaşıyorlar hayatla...
Zaman tanrısı "Hiç vaktim yok" diyenleri değil, "Benim vaktim çok" diyenleri kutsuyor.
"...çünkü zaman satın alınamaz, yakalanabilir ancak..."
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Hli.jpg
Güvercinli Güvercinli
çiçekçilere soruyorum, kupa papazlarına, kumrulara
eğreltiotlarına
kimya kitaplarına
karpuz satıcılarına soruyorum balkondan bağırarak
bilmemek ayıp değil ki öğrenmemek ayıp
ama sevdamızın her şeyden bir fazla oluşuna kimsenin
aklı ermiyor
okul kırmış çocuklardan bir fazla uçarı
Adem'le Havva'dan bir fazla çıplak
gerçi esmeriz ya, Marilyn Monroe'dan bir fazla sarışın
bir fazla İstanbul efendisi yaşlanmış çınarlardan
İstanbul dedim de aklıma orda olduğun geldi
karı muhabbetlerinde mi her allahın günü
carıl curul mu yine tatlı kaçık İstanbul
ne halt edersen et en çok sedef bakışını arıyorum
senden ayrıyken
en çoktan çok da dünyaya meydan okuyan gülüşünü
şiirim diyorum ona, bu sözü bir fazla hak ediyor
bütün şiirlerimden
yaban gülüm diyorum
çılgınlığım
vazgeçemediğim
birden güvercinli güvercinli gülüyorum
bak
sevdamıza bir numara dar geliyor sanki şimdi yeryüzü
Şair : Akgün Akova
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/yzzc.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Yzs%20EYE%20cannot%20thank%20Cheryl%20enough!.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Wzx%20The%20Family%20Circle.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Wzs%20Teen-Age%20Diary%20Secrets.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Wzp%20I%20Confess.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Wzl%20Personal%20Romances.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Wzk%20Personal%20Romances.jpg
kendi agzından marilyn monroe:
şaka yapmayı severim,bana yapılan şakalarıda kaldırırımda....kendim bir şaka haline gelmedigim sürece
amaçlarımdan biri buydu evet ama kendimi asla bir entellektüel olarak görmedim.sadece onlara hayranım
içinde bir kadın yaşadıgım sürece bu dünyanın erkekler dünyası olması beni hiç rahatsız etmeyecek
hayatın gerçekleri kurdugumuz hayallerden çok farklı.uzunca bir süreden beri yalnızken mutsuz olmak,birisiyle mutsuz olmaktan daha iyi geliyor bana
imdat!yardım edin yaşamın yaklaştıgını hissediyorum oysa tek istegim ölmek iken
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/V.%20Vintage.n.jpg
Seks tanrıçası sergide(2004/09/27)
Marilyn Monroe için şimdiye kadar yapılmış en büyük sergi özelliğini taşıyan "Bir Efsanenin Yaşamı", İstanbul'a geliyor. Vakko Beyoğlu Sanat Galerisi'nde açılacak sergi; fotoğraf, resim, grafik ve heykellerden oluşuyor. Genç yaştaki trajik ölümünden sonra bile seks tanrıçası imajı devam eden Marilyn Monroe'nun yaşamına tanıklık etmek isteyenler, bu sergiyi kaçırmamalı.
Marilyn Monroe İstanbul'da
Marilyn Monroe için şimdiye kadar yapılmış en büyük sergi özelliği taşıyan "Bir Efsanenin Yaşamı" İstanbul'a geliyor. Vakko Beyoğlu Sanat Galerisi'ndeki sergi 30 Eylül'de açılacak.
İşte bir efsane ve onu anlatan onlarca fotoğraf, resim, grafik ve heykel... Güzelliğiyle bir döneme damgasını vuran, Hollywood'un gelmiş geçmiş en büyük yıldızı Marilyn Monroe'nun yaşamını anlatan "Bir Efsanenin Yaşamı" adlı sergi İstanbul'a geliyor. Daha önce Londra "Country Hall", Valencia "Atranazas"da sergilenen bu büyük serginin İstanbul'da ev sahipliğini Vakko Beyoğlu Sanat Galerisi yapıyor. 30 Eylül-28 Ekim arasında açık kalacak sergide, dünyaca ünlü 30'u aşkın sanatçıya ait 100'den fazla eser sergilenecek.
Sergi; fotoğraflar, resimler, kağıt üzerinde çalışmalar, grafikler ve heykellerden oluşuyor. Sergideki fotoğraflar, belgesel ve sanatsal değerlerinin ötesinde, Marilyn Monroe'nun günümüz imajını filmlerinden daha iyi anlatması açısından ayrı bir önem taşıyor. Efsanevi yıldızın 19 yaşında Holywood kariyeri başlamadan önce fotoğraflarını çeken Holywoodlu Bernard'ın eserleri, Milton H.Green, Sam Shaw, Ernst Haas, Eve Arnold ve Douglas Kirkland (A Night with Marilyn- Marilyn'le Bir Gece) ile 1962 yılının Haziran ayında Bert Stern'le (The Last Sitting- Son Poz) yaptığı son fotoğraf çekimine ait resimler de bu sergide yer alıyor.
ESİN KAYNAĞI OLDU
Marilyn Monroe kült figürü, sanatçılara esin kaynağı olmayı sürdürdü ve 1954'de de Kooning, 1960-1966'da Allen Jones ve Jean Jacques Lebel, 1966'da Tom Wesselmann ve 2003'te Mel Ramos, Ernesto Tatafioe ve Daniel Spoerri'nin eserlerine konu oldu. Bir Efsanenin Yaşamı, farklı tarzlara sahip birçok fotoğrafçı ve sanatçının, Marilyn Monroe'yu algılayış biçimlerini gösteriyor.
Marilyn Monroe, kendisini Amerikan pop idolü konumuna getirerek güzelliği ve karizmasıyla dünyayı fethetti. Genç yaştaki trajik ölümünden sonra bile güzelliğinin ve seks tanrıçası imajının ötesinde, yayılmaya devam eden bir gizem haline geldi. Aktris, kendisine adeta tapan ve onu bir ikon haline getiren toplumun genç ölen, kurban konumundaki Amerikan kültünün bir parçası oldu. Tüm dünya için o, yaşlılığın ya da kırışıklıkların yenemediği, asla unutulmayacak ebedi bir karakter olarak kaldı. Vakko Beyoğlu Sanat Galerisi'ndeki sergi, pazar hariç her gün 10.00-19.00 saatleri arasında gezilebilir.
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ci%20Blow%20dry.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Yzi%20M-M-M-Marilyn.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Yzq%20on%20lawn%20furniture..jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Yzo%20Lady....jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Tx.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ty.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Uie.jpg
http://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Uic.jpghttp://www.stellargraffiti.com/My%20Pictures/Uid.jpg
uygunsuzlar filminin seti
Marilyn Monroe: Yıllar önce bugünlerde..Esin Küçüktepepınar
O küçük kız sesiyle ABD Başkanına 'iyi ki doğdun' diyerek şarkı söyledi, belleklere kazındı.
Erkeklerin arzu ettiği, kadınların olmayı arzu ettikleri bir seks sembolüydü.
Oysa ne sarışın ne de aptaldı ve sadece bir arzu nesnesi olmayı hep reddetti ama kimse duygularına önem vermiyor gibiydi...
Marilyn Monroe, 43 yıl önce 5 Ağustos'ta herşeyden vazgeçmişti.
5 Ağustos ölüm yıldönümü....
Marilyn Monroe, yaşasaydı tam 79 yaşında olacaktı. Günümüz Hollywood starlarının en fazla 50'ler civarında dönüp dolaştığını, hatta bazılarının asla 40 yaşına basmayı kabul etmedikleri günümüzde, Marilyn Monroe'nun hâlâ gündemde kalabilmesi gerçekten çok ilginç.
Artık 43 yıldır aramızda olmayan Marilyn'in doğumgünü geçtiğimiz yıl şerefine kendi tercihi olmayan partiler ya da mezarı başındaki törenler, dünya basını ve televizyonlarındaki programlar ile şaşalı bir şekilde kutlanmıştı. Tüm bu kutlamaların aslında onun 40 yıl önceki gencecik ve güzel görüntüsü adına yapıldığı gerçeği de cabası.
Ölüsü bile para ediyor t
ahmin edeceğiniz gibi geçen yılki kutlamalar ya da bu yıl anısına düzenlenecek anma törenleri oldukça planlı ve yapılması gereken şeyler.
Niye mi?
Çünkü onun üzerine kurulu bir endüstri ve kazanılacak paralar var. Özellikle Hollywood civarı başta olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki mağazalar onun 40. ölüm yıldönümü nedeniyle piyasaya sunulan bardak, saat, havlu gibi hediyelik eşyalarla doldu. Bir sürü yayıncı onun resimlerinden yeni albümler, takvimler hazırldı . Hakkında yazılan kitaplar da son baskıyla yeniden raflarda olacaktır eminiz.
Bir de işin başka yönü var; yani feministler. İlk dalga ve üçüncü kuşak dalga dahil olmak üzere son yıllarda Amerikalı feministler de Marilyn'e sahip çıkıyorlar. Ve tartışmalı olarak dünyanın bu en ünlü seks sembolünü aslında kadın hareketinin bir sembolü olarak kabul ettiklerini açıklıyorlar.
Ünlü feministlerden Gloria Steinem, "Marilyn yaşasaydı kesin bir feminist olurdu" diyor ve ekliyor: "Çünkü feministlerin söylemlerinden bazıları da seks sömürüsü, seks kurbanı ve aklı başında olmayan annelerdir. Marilyn, modern kadın hareketinin başlamasından hemen önce öldü. Yaşamı ve başından geçen şeyler tam da genelde kadınların küçük bir kız çocuğuyken başlarına gelen cinsel tacizler ve büyüdüklerinde de cinsel obje haline gelmeleriyle ortaya çıkan sorunlarla birebir örtüşüyor. '
Ev kadını ya da seks nesnesi
Ama Marilyn'in modern kadın hareketinden önce ölmesi, ölümünden sonra bu harekete dahil olmasına engel değil! Feministler bugün, cinselliğin nasıl bir kadını nesne haline getirebildiği ve yaşamını mahvedebildiğine örnek olarak onu gösteriyorlar. Marilyn, 1950'li yıllarda bir kadının kendi kimliğini edinmesinin ne denli zor olduğuna dair önemli bir örnek. 50'li yıllarda bir kadının özellikle ya ev kadını ya da bir seks objesi olma arasında seçim yapması gerektiği gerçeğini hatırlatıyor bir yandan da.
"Sanırım Marliyn, ölümünden sonra ona yüklenen bu özellikleri bilse çok şaşırırdı" diyor, feminist harakette kadının cinsiyetiyle ve çekiciliğiyle de varolması gerektiğini vurgulayan ünlü kadın yazar Friday. 'Annem, Kendim/My Mother, Myself ' ve 'Güzelliğin Gücü/The Power of Beauty' adlı çok satan kitapların yazarı Friday sözlerini şöyle sürdürüyor: "Ama Marilyn'in kadın hareketinin önemli bir sembolü olarak kabul edilmesini anlıyorum. O güzelliğini keşfeden ve sunabilen bir kadındı. En önemlisi kimse onun oyunculuk gücünü ya da kişisel duygularını önemsemiyordu. Onun rolü bir seks objesi olmaktan ibaretti. Hayatına bir bakın ve feminizmin kadınlar açısından niçin çok gerekli olduğunu anlayın!".
Feminizm hareketinin üçüncü dalgasını temsil eden Erin Johansen ise "Marilyn bu ülkedeki (ABD) her kadının günlük yaşamda yüz yüze geldiği ve yaşadığı güçlükleri hatırlatıyor insanlara" diyor. "Yani seks sömürüsü, istenmeyen hamilelik, sömürüye dayanan ilişkiler ve seks objesi olma halini yaşıyor her gün kadınlar" diyen Johansen, bir erkeğin 'varlığını' ispatlayan hırs, ihtiras ve açlığın aslında bir kadının yaşamını nasıl paramparça edebildiğini söylüyor.
43 yıldır hala popüler
Marilyn'in yaşam hikayesi bugün 300 kitaba konu olmuş, binlerce makaleye sığdırılmış, filmlere aktarılmış, üniversitelerde derslerde konuşulmuş bir yaşam öyküsü. Babasını hiç tanımayan, akıl sağlığı nedeniyle hastanelerde tedavi görmek zorunda kalan annesinden hiç sevgi göremeyen, küçük bir kız çoçuğuyken bir kaç ailede kendine yer arayan ve sonunda kendini yetimhanede bulan Norma...Sonra bir fabrikadayken tesadüfen keşfediliş ve modellikle başlayan, beyazperde starlığıyla sonlanan trajik bir yaşam.
Tüm endüstrilerin bağrına bastıkları ve ölümünden sonra da genç yaşta yitirilmiş resminden fayda sağlayabilen günümüz insanının onu bir de feminist olarak 'baştacı' etmesi kuşkusuz yaşamın bir ironisi. Artık o aramızda değil. Her şey bir yana, 43 yıl sonra bile böylesine hafızada kalabilmek için yaşarken ona yüklenen 'seks sembolü' ünvanından daha fazlası gerekiyordu kuşkusuz.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Ukh%20With%20Gable.jpg
GİZEMLİ VE KARMAŞIK
"O, utangaçlığının ve nasıl söylesem, erkekler
üzerindeki etkisinin çok iyi farkında olan biriydi."Fritz Lang
(Kaya Genç)
güle güle Norma Jeane / Seni hiç tanımasam da / Sen kendini tutacakkadar zariftin / Çevrendekiler sana yaltaklanırken / Ve senin beynine fısıldarlarken / Seni ezmek istediler / Ve ismini değiştirttiler senin / (...) Güle güle Norma Jeane / 22.sokaktaki genç adamdan güle güle / Seni
seksiden farklı birşey olarak gören adamdan / Seni sırf Marilyn Monroe
olarak görmeyen adamdan güle güle...
1926 Temmuz'unun birinci günü Gladys Baker ile Edward Montrensen'in gayri meşru çocukları olarak dünyaya gelen Marilyn Monroe; yetim yurtlarında psikopat annesi yüzünden büyük acılar çekti, ihmal edildi ve küfürlerle,cinsel tacizlerle tanıştı dünya gerçekliğiyle... Babası, annesini henüz o doğmadan terketmişti. Onaltı yaşındaydı okuldan atıldığında; bilmiyordu yirmi yıl sonra öleceğini, veya nasıl derler, öldürüleceğini. Yine de o yirmi yılı dopdolu geçirdi ve o yirmi yılı kimsenin yaşamadığı gibi yaşadı. Önce bir fabrika işçisiyle evlendirdiler onu ve tam dört yıl, kendi seçmediği bir adamla yaşadı. Sonra askerlere moral olsun diye çekilen resimlerde gördü dünya onu. Annesinin çalıştığı R.K.O
şirketinden Howard Hughes tarafından keşfedildi, diye yazacakken tarihçiler, 20th Century Fox yirminci yüzyıl tilkilerine yaraşır bir hızla davrandı ve haftada 125 dolara kontrat imzalandı; sonra da ismini değiştirdi ve o çekici ve davetkar MM oluverdi; Monroe, Marilyn.
Birkaç kıytırık filmde, birkaç kıytırık rolde oynattılar sonra onu.
"The Asphalt Jungle" ve "All About Eve" filmlerinde çeşitli roller kaptı ancak asıl çıkışı, 1948 yılında çektirdiği çıplak fotoğrafların ortaya çıkmasıyla oldu. Playboy dergisinde yayımlanan fotoğraflar bir anda Amerika'yı keşfetti ve Amerikalılar bu kadın için çıldırmaya başladılar! Sonra Hollywood da Monroe'yu keşfetti, hani nasıl derler, tam anlamıyla, ya da nasıl demeye çekinirler, vücudu yüzünden.
Ayıptır söylemesi, ismi çok iyi satıyordur kadının; başrolde oynadığı
her filme 500.000 dolar kazandırtıyordur... Filmler peşi sıra gelmeye başlarlar: Cary Grant'la "Monkey Business"de oynar. Joseph Cotton'la Niagara'da oynar. Jane Russell'la Gentlemen prefer blondes'da oynar. How to Marry a Millionaire'de Lauren Bacall'le oynar. Oynar da oynar, kazanır da
kazanır, ünlenir de ünlenir. 9 sene sonra ölecektir.
Uçuşan etekler
1954 yılı gelir ardından. Efsane beyzbol oyuncusu Joe DiMaggio ile evlenir. Evlilikleri sadece dokuz ay sürer ve bu dokuz ay boyunca Joe anlar ki, Marilyn sıradan bir ev kadını da değildir, onun isteklerine boyun eğecek bir bebek bakıcısı da değildir ve boşanırlar ve Monroe yeniden
sinema perdesinde ve yeniden mutlu ve gülümsüyor... Billy Wilder'ın The Seven Year Itch
filmini bilmeyeniniz çok vardır da şu meşhur sahneyi bilmeyenin popüler kültüründen şüphe ederim; hani haşır-huşur bir çapkın rüzgar alttan gelir ve kaldırır Monroe'nun eteğini, o da çapkın ve utangaç bakar vizöre; işte size Monroe; ne güzel bacaklar, ne güzel ayaklar, ne güzel bir saç; yıl 1955.
Uçuşan etekler, evliliklerinin bitmesinde bir bahane olur, elbette
DiMaggio'nun bahanesi. Ama hala arkadaştırlar ve, ne romantik değil mi, ölümünden yirmi yıl sonra bile DiMaggio onun mezarına haftada üç çiçek yollatır, aslında o kadar da romantik değil, bilemiyorum, ancak bu kadın da romantik değildir herkesin onu gördüğü gibi, aksine çok açıkgöz ve
gerçekçidir. Mesela metropolisci yönetmen Fritz Lang şöyle demekten alamamıştır kendini: "O, utangaçlığının ve nasıl söylesem, erkekler üzerindeki etkisinin çok iyi farkında olan biriydi."
Seksi imajdan kurtulmak
Medya onu bir seks ikonu olarak benimsedi. Pamela Anderson veya Jenny McCharty gibi bir kapak kızı, içi boş bir seks oyuncağı. Ancak o, bu durumdan çok rahatsızım, diye söylenerek New York'un yolunu tuttu. Oyunculuk okumak, o aptal sarışın imajını paramparça ederek yeni okyanuslara kürek sallamak istedi. Lee ve Paula Strasberg'in oyunculuk
atölyesinde çalıştı. Sonra işi daha da büyütmeye karar verdi ve belli başlı tüm medya organlarına yeni açtığı ve ondan çok şey umut ettiği prodüksiyon şirketinin ismini yolladı: Marilyn Monroe Productions. Sonra Arthur Miller ile olan ilişkisi başladı. Ünlü yazar Miller sayesinde entellektüel tabakadan farklı insanlarla tanıştı. Bu da kuşkusuz tam onun istediği şeydi, artık aptal sarışın kadın imajından kurtulmaya başlıyordu. Yahudi oldu ve Miller ile evlendi. Üçünçü evlilik.Bus Stop ve Some Like it Hot Fox ile olan anlaşması gereği oynadı ve ününü perçinledi. İşte tam da bu sıralarda başladı sorunları. Narsist kişiliği yüzünden tepki görmeye ve sorunlarını hap alarak ertelemeye girişti ancak bu yolun sonu pek aydınlık gözükmüyordu. Miller ile olan ilişkisi sarsılmaya ve herşey üzerine üzerine gelmeye başlıyordu artık.
Çöküş yılları
Usta yönetmen John Huston'un The Misfits filmi Monroe'nun son yapıtı olacaktı. Filmin gösterime girmesinden bir hafta önce Miller ile ayrıldı. Film, onun kariyerindeki en iyi dramatik performansını içeriyordu ve Monroe filmin prömiyerinden birkaç hafta sonra gizlice hastaneye yattı. Tedavi görmesi gerekiyordu. Herşeyi kaybedecekti yoksa; bütün o ün ve parıltılı dünya bilincini altüst etmiş, mantıklı düşünemez olmuştu.
"Something's Got To Give" filminin setinde herşey daha da bulanıklaştı. Çektiği acılar ve yaşadığı karmaşa dayanılmaz boyutlara ulaştı. Otuz iki günlük çekimlerin sadece on ikisine gelebildi. Stüdyo ile anlaşmazlıklar çıkmaya başlamıştı. Bir ay sonra, 1962'nin Ağustosunda Monroe evinde ölü bulundu. Aşırı dozdan öldüğü söylendi. Ancak hayranları buna inanmadı ve bugün bile insanlar onun kendini öldürdüğüne inanamıyorlar. John F. Kennedy ile olan ilişkisi yüzünden, Amerika'nın derin devleti tarafından ortadan kaldırılrdığı kuşkuları hala ortalıkta dolaşıyor. Ancak gerçeği kim bilebilir; belki de hayatı da bir gizem perdesinin ardında geçmiş olan Monroe'ya yakışan ölüm buydu. Gizemli ve karmaşık.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Uy%20Hotel....jpg
İŞTE MARILYN MONROE'NUN AŞK SIRLARI!..
Ölümünün 43’üncü yıldönümünde Hollywood’un bir zamanların seksi aktrisi Marilyn Monroe’nun psikiyatrına anlattığı aşk sırları ifşa edildi.
07 Ağustos 2005
Dönemin ABD Başkanı John F.Kennedy ile aşk yaşadığına dair herhangi bir açıklamada bulunmayan Marilyn Monroe’nun ölümünden önceki itiraflarında hiç de intihar eğilimi göstermediği savunuluyor.
36 yaşında ölen yıldızın ölümünü araştıran Los Angeles Savcıcısı John Miner, o dönemde M.M.’nin psikiyatristi Dr Ralph Greenson’ın elindeki yıldıza ait kasetleri dinleyerek not almış. Kasetlerden alıntılar da önceki gün Los Angeles Times Gazetesi’nde yayınlandı. Yıldız, psikiyatristi ile kocalarını, aşıklarını, cinselliğini konuşmuş. İşte bazı alıntılar:
JFK: M.M. bir askerdir. Genelkurmay Başkanı ise dünyanın en güçlü adamı. Askerin ilk vazifesi komutanının emirlerine uymaktır. Bu adam ülkemizi değiştirecek.
Robert F.Kennedy (Sevgilisi): Hayatımda onun için yer yok. Onunla yüzleşmeye ve onu yaralamaya yüzüm olmadığını sanıyorum. Başka birinin ona söylemesini istiyorum. Başkan’dan bunu isteme girişiminde bulundum, ancak ona ulaşamadım.
Joan Crawford (Lezbiyen ilişki yaşamış): Bir dahaki sefer Crawford’u gördüğümde, yine birlikte olmamızı istedi. Bir kadınla birlikte olmaktan pek zevk almadığımı söyledim.
Beyzbolcu DiMaggio (eşlerinden): Joe D., Marilyn Monroe’yu her zaman sevecek. Onu her zaman sevdim ve seveceğim. Ancak evli M.M.’ya tahammül edemedi. Çünkü kafasında klasik bir İtalyan ev kadını imajı vardı. O da ben değildim.
Frank Sinatra: Harika bir arkadaş. Onu seviyorum o da beni. Ancak insanı evlendiren türden bir sevgi değil. Böylesi daha iyi, çünkü evlilik bu sevgiyi yok eder.
Arthur Miller (eşlerinden): Onunla evlenmek hataydı. O bana gerekli ilgi ve şevkati gösteremedi. Benim zekamı pek önemsemedi. Yatakta da idare ederdi. Çok ilgili bir insan değildi.
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/yzzb%20Praying%20for%20tidal%20waves....jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Wcb%20Redbook.jpg
http://stellargraffiti.com/My%20Pictures/Uzp%20Trinity.jpg
John F. Kennedy (29 Mayıs 1917 – 22 Kasım 1963):
Amerika Birleşik Devletlerinin 35. başkanıdır. Tam ismi John Fitzgerald Kennedy'dir. Genellikle John F. Kennedy, hatta bazan kısaca JFK olarak anılır. Siyasi hayatına 1952 yılında Massachusetts eyaletinden senatör seçilerek başladı. 1953 yılında Jacqueline Lee Bouvier (Jackie Kennedy, sonradan Jackie Onassis) ile evlendi. 1960 yılında Demokrat partinin başkan adayı oldu. O zamanki başkan yardımcısı (sonradan kendisi de başkan seçilen) Richard Nixon'u seçimlerde yenerek 43 yaşında ABD'nin en genç başkanı oldu.
1961 yılında Kennedy Küba başkanı Fidel Castro'yu devirmek amacıyla 1500 kadar Amerika yanlısı Kübalıyı CIA yardımıyla Küba'ya çıkarttı. Domuzlar Körfezi Çıkartması, adı ile anılan çıkartma başarısızlığa uğradı. 1962 yılında Amerikan U2 casus uçakları Amerika'ya çok yakın bir ülke olan Küba'da Sovyet yapımı orta menzilli balistik füzelerin (atom bombası) varlığını saptadılar. Bu durum Amerika ve Sovyetler Birliği'ni tarihin en büyük nükleer savaş tehlikesinin eşiğine getirdi. Uzun bir gerginlik sonrasında Kennedy ve Sovyetler Birliği'nin başbakanı Nikita Kruşçev anlaşmaya vardılar. Sovyetler Birliğinin füzelerini Küba'dan geri çekmesine karşılık, Amerika da kendi füzelerini Türkiye'den geri çekme güvencesi verdi.
1963 yılında Amerika'nın Dallas şehrine yaptığı bir ziyaret sırasında John F. Kennedy bir suikast sonucu öldürüldü. Aynı gün içinde Lee Harvey Oswald suikast suçundan tutuklandı, fakat 2 gün sonra Oswald'ın kendisi de Jack Ruby isimli biri kişi tarafından Dallas Polis Karakolunun bodrum katında vurularak öldürüldü. ABD'nin o zamanki başkan yardımcısı olan Lyndon B. Johnson, yemin ederek Kennedy'nin yerine 36. başkan olarak göreve başladı.
john f.kennedy hakkında ekşi sözlükte yazılanlar:
1-amerikanın suikasta kurban giden devlet baskanı..
2-ankarada bir caddenin adı
3-amerikan hükümetinin öldürmüs olabilecegi ihtimali çok yuksek olan kişi.
hatta lee harvey oswald günah keçisi olarak secilmiştir kanıtlara göre.
ayrıca suikastte yanlis hatırlamıyorsam 2 veya 3 yerden ateş açılmıştır.
4-aradaki f'in anlamı fitzgerald'dır.
6-aynı zamanda istanbul'da da bir caddenin adı
7-amerikanın ilk ve galiba da son katolik cumhurbaşkanı
8-kubadaki domuzlar korfezi çıkartmasına destek birlik gönderilmesine engel oldugu için cia ile arasının açıldıgı söylenir. suikast alanıda iki tetikçinin olması, tetikçilerden birinin olayın sırlarını açıklamak üzereyken öldürülmesi işin içinde cia parmagı oldugunu kuvvetle düşündürüyor.
9-olayın yargı aşaması da amerikan yargısının buyuk fiyaskolarından biridir. "kennedy suikastinin soruşturmasında ve yargısında yapılan hatalar" adlı kalınca bir kitap yargılama aşaması sona erdikten sonra türk hakim ve savcılarına dagıtılmıştır.
10-irlanda asıllı bir aileden gelen ilk katolik abd başkanı.
11-nükleer denemelerin yasaklanması anlaşmasını imzalamıştır
12-vietnamla kennedy'nin ilişkisi pek yok.. zaten kennedy ölünce yerine richard nixon degil,o zamanki yardımcısı lyndon johnson geçmiştir.
13-jfk, 9 cocuklu devasa nüfuslu bir ailenin ikincil cocugu olarak massachusettsde sezeryan teknigiyle dünyaya geldi. brookline'in tüm kahve, nescafe ve dahi türk gahvesi stoklarini tüketip; uykusuz gecelerde gözlerini pörtleterek kapagi attıgı harvard üniversitesinden 40'li yillarda mezun olabildi. bir yil sonra abd deniz kuvvetleri'ne iştirak eden veya etmek zorunda birakılan john; büyük okyanusta savaşırken; savas gemisi bir vahşi japon destroyeri tarafindan acımasızca batıtırıldı. fakat sonradan bu batırılma mevzusunun ikili ilişkilerle john'un japonlara para yedirip ; "takashi sana oval ofiste temizlik yaptıracam; kotoyori olma sana zemin kattaki tuvaleti işletme izni verecem" gibi beyaz sarayımsı vaatlerde bulunmuş oldugu ortaya cıktı; ardından batan geminin mürettebatini kurtarmış, bu olay ile büyük karizma yapmıştır.
sonradan senatör, kongre üyesi falan derken beyaz saray'daki rahat ve konforlu koltuguna kurulmuş olan john, burada bol bol kalça ve basen yagı yapmış, yıllar sonra durumdan muzdarip eşinden "ellerin kocaları, ellerin başkanlari neler yapıyor sen oturmus kahveni içiyon göbek bagladın kalk yeter artik gezelim. dolastir beni john" repliklerini isitince gururuna yedirememis, üstü açık arabasına atlayıp göz yaşlari icinde "kalın birşeyler alsaydın üstüne lan güney afrikaya gidecez" deyip eşini dumura ugratmistir. dallas yakınlarında seyrederken kafaya ve enseye sanşsızca kurşunu yiyen john amcamız hastaneye kaldırılırken yolda merhum oldu.
14-jack diye çağrılan kişi
15-apollo programı konusunda milleti gaza getirmek için yapılacak işler hakkında "...not because they are easy but because they are hard" demiş kişi. karizmatik bir adamdır.
16-ich bin ein berliner'in bulundugu konuşmasında berlin duvarına bakarak "demokrasimizin hataları, eksiklikleri ve yanlışları olabilir ancak biz asla halkımız bizden kaçmasın diye duvar örmek zorunda kalmadık" diyerek, tespiti yapmış, algıyi açmış başk |