Tüm Versiyonu Göster : Yıldız Kenter


cyprus_hsn
22-06-06, 22:46
Biyografi

İstanbul’da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. Onbir yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Rockefeller bursu kazanarak, American Theatre Winng, Neighbourhood Play House ve Actor’s Studio’da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı. Ankara Devlet Konservatuarına hoca olarak atandı.

1959 da Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı. Muhsin Ertuğrul ile bir yıl çalıştı. Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları Topluluğunu kurdu. Daha sonraki yıllarda sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de “ Değişen Eğitim Metotları ” ve “ Oyunculuk Metotları ” üzerine çalışmalar yaptı.

1962’de Tiyatro hizmetlerinden ötürü “ Yılın Kadını ” seçildi. 1968’de İstanbul’da Kenter Tiyatrosunun binasının inşaatını tamamladı. Sinema oyuncusu olarak üç kez “ Altın Portakal ” ödülüne layık görüldü. Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi.

100’ün üstünde oyun oynadı. 100’e yakın oyun sergiledi. Shakespeare, Cehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi pek çok yazarların yanısıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarının oyunlarını da sahneye koydu, oynadı.

1981’de “ Devlet Sanatçısı ” olarak ödüllendirildi. 1984 de Roma’daki İtalyan Kültür Birliğince “ Adalaide Ristori ” ödülüne layık görüldü. Profesör Yıldız Kenter, 37 yıldır Sahne Hocalığı yapmaktadır.

1989 yılında, Korsika - Bastia Film Festivalinde “ Hanım ” filmindeki rolüyle “ En İyi Kadın Oyuncu ” ödülünü aldı.

1991 yılında Tiyatro Sanatına hizmetlerinden ötürü Uluslararası Lions Kulübünün “ The Melvin Jones ” yla ödüllendirildi. İki kez Ulvi Uraz “ En İyi Kadın Oyuncu ” üç kezde aynı dalda Avni Dilligil ödülüne laik görüldü.

1994’de “ Konken Partisi ” oyunundaki Fonsla rolü ile “ Olağanüstü Yorum ” ödülünü aldı. Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı. 1995’de Kültür Bakanlığı, Tiyatro Sanatına katkılarından ötürü “ Onur ” ödülüne layık gördü. Profesör Kenter’e aynı yıl tiyatro sanatına katkılarından dolayı “ Mevlana Kardeşlik ve Barış ” ödülü verildi.

1996’da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide’deki Jülide rolü için “ En İyi Kadın Oyuncu ” ödülü verildi. 19 Mayıs 1997 de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı verilen onur ödülü Yıldız Kenter’e Dame Diana Rigg tarafından takdim edildi.

1998’de Ankara Sanat Kurumu “ Yılın Kadın Sanatçısı ” ödülü, 1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü, 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, “ MARTI ” adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle 1999 Afife Jale - En İyi Kadın Oyuncu ödülü .


Ödülleri
1.Antalya Film Şenliği, 1964
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Ağaçlar Ayakta Ölür
3.Antalya Film Şenliği, 1966
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu -İsyancılar
11.Antalya Film Şenliği, 1974
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu - Kızım Ayşe

cyprus_hsn
22-06-06, 22:49
film ve dizileri

Eylül
Sen Ne Dilersen
Saklambaç
Aşk ve Gurur
Büyük Adam Küçük Aşk
Güle Güle
Uğurlugil Ailesi
Hanım
Zulüm
Kartal Yuvası
Bir Ana Bir Kız
Kızım Ayşe
Ablam
Fatma Bacı
Anneler Ve Kızları
Elmacı Kadın
Yaşlı Gözler
Pembe Kadın
İsyancılar
Ağaçlar Ayakta Ölür
Vatan İçin

cyprus_hsn
22-06-06, 22:57
bir röportaj...

Yıldız Kenter
Bu kez sahnede değil yanımda... Aynı etkileyici ses tonuyla, mimikleri ve tavırlarıyla Yıldız Kenter... Anlatıyor, ağlıyor... Konuşuyor, sorguluyor... Güldürüyor, düşündürüyor... Aşk dolu, sevgi dolu, hayat dolu bir sohbete doyamadan sizlerle baş başa bırakıyoruz...

http://img488.imageshack.us/img488/3905/yldzkenter1ng.gif (http://imageshack.us)

11 Ekim’de 74 yaşında oluyorum. Hayatım düz, sade kağıt gibi diyeceğim, ama değil. Çünkü 11 yaşımdan beri tiyatro ile uğraşıyorum.


Tiyatro ile uğraşmak demek dünyanın ortasında duruyor olmak demek. İnsanlar, insanlar, insanlar... Değişik çizgilerde, değişik karakterlerde, değişik dillerde, değişik ırklarda. Ama ben öyle bir yerdeyim ki, dünyanın en demokratik pencereleri var bulunduğum yerde.

Dil, din, ırk farkı gözetmeksizin insanların arenası orası ve bütün bu insanlar hiçbir etki altında kalmadan yaşamlarını sergiliyorlar. Yaşamlarını sergilerlerken, kafanıza bir şeyler empoze etmiyorlar. İzliyorsunuz, görüyorsunuz, tanıyorsunuz ve sentezi siz yapıyorsunuz. Böyle bir dünyanın ortasında buldum kendimi.

İnsanları insan yapan en önemli özelliklerinden biri bence kendi kendiyle yüz yüze gelebilmesi ve kendi kendini tanıyabilmesi. Hiçbir oyuncunun kendi kendini tanımadan başka birisini tanıyabileceğine inanmıyorum. Çünkü başkaları aynı bizim gibi. Korkuyoruz, kızıyoruz, kıskanıyoruz, seviyoruz, nefret ediyoruz, intikam almak istiyoruz ve kendimizi tutamıyoruz. Kendimizi tutuyoruz, kendimizi tuttuğumuz zaman daha uygar bir insan olabiliyoruz. Demek ki insanın kendini tutacağı yerler var, işte tiyatro bunu öğretiyor. O zaman güzellik çıkıyor, coşku çıkıyor ortaya. İşte ben böyle bir dünyada yaşadım.

Ayşe Abla’nın çocuk kulübünden 55 yıllık başarılı tiyatro kariyerine..

11 yaşımda Ayşe Abla’nın çocuk kulübünde başladım. Orada toplu şarkı söylemenin, beraber çalışmanın güzelliğini Ayşe Abla (Neriman Hızır) ve Nedim Otyam sayesinde öğrendim. Musiki Muallim Mektebi, 1936 yılında Atatürk’ün isteğiyle çoksesli bir konservatuvara dönüşmüştü. Ben de Atatürk’ün araladığı bu güzelim kapıdan sızarak konservatuvarın tiyatro bölümüne girdim.

Bir seneyi atlayarak dört senede mezun oldum. Sonra devlet tiyatrosuna girdim. 11 yıl devlet tiyatrosunda çalıştıktan sonra Şükran, Müşfik ve ben; Muhsin Hoca’yla çalışmak üzere Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldık. İlk yıl Muhsin Hoca’yla birlikte çalıştık. Büyük sıkıntılar yaşadık. Site, Karaca ve Ses tiyatrolarında çalıştık. Yersiz yurtsuz olduğumuz için bir tiyatro binası yaptırmaya karar verdik. Talat Halman’ın koltuk satma fikriyle turneden kazandıklarımızı da katarak büyük çabalar sonucu Kenterler Tiyatrosu’nun binasını yaptırdık.

Tiyatroda herkesin yaşadığını yaşıyorsunuz. Herkesin hissettiğini hissediyorsunuz. Herkesin koşullarına giriyorsunuz. Ne acılar, ne heyecanlar, ne değişik aşklar yaşayabiliyorsunuz. Hayatı uzatan, katlayan, o ölçüde de yorucu bir dünya.
Yıldız Kenter’i 55 yıllık başarılı tiyatro kariyerine taşıyan özellikler...
Mesleğini kendinden çok sevmek. Mesleğe saygı duymak. Yüce bir şeyin karşısında eğilir gibi onun karşısında eğilebilmek. Her şeyini onun için harcayabilmek. Güzelliğini, bedenini, zamanını, her şeyini ona vermek.

Hayatı oyuna yansıtırken seyircilere bir mesaj vermeye meraklı değilim..

Ama bir oyundan mesaj çıkıyor mu, ona bakarım. Seyircinin yakalayacağı mesajlar olmasını isterim. Mesajı seyirci kendi oluşturmalı. Tiyatroda hazır piş ağzıma düş yok. Seyirci de katılacak, katıldığı oranda yaratıcılığının ve gücünün bileşiminden bir güzellik doğabilecek.
Öyle oyunlar oynuyoruz ki, seyirci katılamayabiliyor. Benim istediğim kaliteli tiyatroya katılan seyircinin artması. Doğrusu genelde kolaya alışmış bir seyircimiz var. Kırık, kırpık disiplinsiz... Tiyatro disiplinsiz olamaz. Tiyatroyu seyrederken iki saat kafanı, bedenini, yüreğini adayacaksın ve onunla bütünleşmek isteyeceksin. Tiyatro bu işte...
Televizyonda ise her şey düşünülmüş ve yapılmış. Ben radyo oyunlarını tercih ediyorum. İyi konuşulmuş bir radyo oyununda mekanı sen yaratıyorsun, kostümleri sen hazırlıyorsun, kostümlerin içerisine insanları sen oturtuyorsun. Onun için çocukların internetten biraz vazgeçip, kendilerini okumaya vermeleri lazım. Bu gidişatı büyük bir tehlike olarak görüyorum.

Yıldız Kenter'in sahnede kendini ifade etme biçimi..

Sahnede seyircinin söylenenleri rahat anlayabileceği, güzel konuşulan bir Türkçe’ye ve beden diline özen gösteriyorum. Küçük bir tonlama hatası anlamı tamamen değiştirebiliyor. Metni deşifre etmek, metni anlamak çok önemli. Yazar ne demek istiyor, bunu sağlıklı bir biçimde yorumlayabilmek… Bazen yazara sözcükler yetmeyebilir, o zaman oyuncu yazarın vermek istediklerini düş ve düşün gücüyle, ses ve konuşma gücüyle ve beden diliyle tamamlıyor.

http://img519.imageshack.us/img519/1507/bodyimages1bc.gif (http://imageshack.us)

“HEP AŞK VARDI” ve Yıldız Kenter..

“Dönüp baktım arkama
Avare çocukluğuma
Aşktı, gördüğüm orada,
İçtiğim her yudumda
Isırdığım lokmada, varlıkta, yoklukta
Havada, suda, yaprakta, aldığım her solukta
Selam durmuşum aşka.

Dönüp bakınca arkama
İnce uzun yoluma
Yalanlarım, doğrularım
Günahlarım, sevaplarım
Pul pul işlenmişti, aşkla”...(*)

Bu oyunum “Hep Aşk Vardı”nın ismi üstünde bile çok düşündüm. Şu oldu, bu oldu… Kavga ettik, kırdık birbirimizi...
Ama hep aşk vardı altında. Onun için ayağımızı dibe vurduk. Ve 74 seneye gelebildik. Ve bu, aşk olmasaydı olmazdı.
Ölüm de var içinde... Aman hayata sımsıkı sarılayım da hiç ölmeyeyim diye bir düşünceye sahip değilim. Öleceğimi çok iyi biliyorum. Herkesin bildiği gibi. Ama sevdiğim öyle şeyler var ki, onlardan kopmak düşüncesi beni üzüyor. Annem öldü; Şükran öldü. Ben onlardan kopmadım. Onları kafamda, yanımda, önümde ve ardımda yaşatıyorum. Bende yaşıyorlar; ama dokunamıyorum, sarılamıyorum. İşte ölüm bu benim için.

Hepimizde aynı duygular var. Hepimiz zorlandık. Hepimiz acı çektik. Hepimiz mutlu olduk. Hepimiz aynıyız. Hepimiz bir tuhafız yani...
Tiyatronun sorunlarına dair..

Özel bir tiyatroyu belli bir seviyenin altında düşürmeden ayakta tutmak çok zor. Düşünün, o kadar çok yönden bir haksız rekabet altında eziliyoruz ki. Ödenekli tiyatroların inanılmaz kadroları var ve üretken olmayan bir güce de maaş ödeyebiliyorlar. Ben ödenekli tiyatrolar olmasın demiyorum asla. Tabii ki şehir ve devlet tiyatroları olmalı. Ama, halihazır sistemin değişmesi gerekli. "Bu sistemi kim değiştirecek?" O önemli. Tarafsız, sanata aşkla bağlı olan, sanatı ve sanatçıyı ön planda tutarak değerlendirecek bir zihniyet. Bu da maalesef bu ara biraz uzak bir olasılık gibi. Belli de olmaz tabii.

Yıldız Kenter'den seyirciye mesaj..

Seyircinin katkısıdır tiyatroyu ayakta tutan ve yaşatan; sadece sevgisi değil. Bilinçli seyirciye ihtiyacımız var. “Ben böyle bir şey görmek istiyorum veya görmek istemiyorum” diyen bir seyirci olsa, tiyatroların düzeyi de yükselecek.
Tiyatro, yalnız göbekten kahkaha atılarak gülünecek bir eğlencelik değildir. Bazı koşullarda bir eğlencedir de. Ama tiyatro düşündürecek bir yerdir. Kimse tiyatroya öğrenmek için gitmez ama pek çok kişi de öğrenerek çıkar. Bütün bunların olabilmesi seyircinin oyunu bütünlemesiyle kabildir.

cyprus_hsn
23-06-06, 23:33
YILDIZ KENTER
Demirel'i de, aşk mektubunu da unutmadı!

http://img361.imageshack.us/img361/1064/imperiaflex0004ny.jpg (http://imageshack.us)

Türk tiyatrosunun en önemli oyuncularından birisi olan Yıldız Kenter, sanat hayatının 55. yılında ve 75 yaşında... Ünlü sanatçı, Kenterler Tiyatrosu'nu kurtardığı için 'aşk mektubu' yazdığı Süleyman Demirel'in yaptığı iyiliği ise hiç unutmadı...

Babası Naci Kenter, Dışişleri Bakanlığı'nda çalışan başarılı bir diplomattı. Lozan Konferansı'nda İnönü'nün Özel Kalem Müdürlüğü'na yapmıştı. İngiliz asıllı Olga Cynthia'ya aşık olunca, bu aşk nedeniye Bakanlık'taki görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Olga Cynthia, Naci Bey'le evlenince Müslüman oldu ve Nadide adını aldı. Yıldız Kenter, bu evliliğin beşinci çocuğu olarak 1928 yılında dünyaya geldi. Yıldız Kenter'in çocukluğu yoksulluk içinde geçti ve sanatçı o yılları hiç unutmadı...


'Babam görevinden ayrıldığı için epey bir maddi sıkıntı çekmişiz. Annem, 'Paramız olmadığı için seni saracak bezi bulamazdım ve yatak çarşaflarını yırtıp seni sarardım' derdi. Babam, Ziraat Bankası'nda iş bulunca Ankara'ya taşındık. Annem, seçkin ailelerin çocuklarına İngilizce dersleri vererek aile bütçesine katkıda bulunuyordu. Zor yıllardı o yıllar ama mutluydum.'

http://img361.imageshack.us/img361/3828/imperiaflex0102ii.jpg (http://imageshack.us)

Asıl mutluluğunu konservatuara geçince yaşadı Yıldız Kenter...

'Ankara'daki Musiki Muallim 1936'da konservatuara dönüştürülünce inanılmaz çirkin dedikodular çıkartılmıştı. Bu yüzden ailem beni önce oraya vermek istemedi ama kavga dövüş girdim. İnanılmaz hırslıydım ve çok çalıştığım için de sınıf atladım. 9'dan 11'e geçtim.'

Yıldız Kenter söylemese de, konservatuar tarihinde sınıf atlatılan ilk öğrenci oldu. Ve 12 Aralık 1948'de Shakespeare'in 'On İkinci Gece'si ile Ankara Devlet Tiyatrosu'nda profesyonel oyunculuğa başladı.

'Yaşamak benim için her zaman çalışmak oldu. Yaşamak savaşmaktı. Savaşın en güzelini tiyatroda keşfettim. Düşlerim, kalkmalarım, mücadelelerim. 55 yıl böyle gelip geçti. Muhsin Ertuğrul işinden yakışıksız bir şekilde uzaklaştırılınca ben de ayrıldım Devlet Tiyatroları'ndan. İstanbul'a geldik ailece. Çok zorluklar yaşadım. Altı yıl Haldun Dormen'le bir arad çalıştık. Çıt çıkmadan, mutlu bir şekilde.'

Kendi tiyatrosunun kurma savaşı ise bambaşka oldu Yıldız Kenter'in. İçinde, Süleyman Demirel'e yazdığı aşk mektubunun da olduğu bir mücadeleydi bu...
'Tiyatromuzu yaparken merhum Kazım Taşkent 350 bin lira verdi , faiziyle ödemek üzere. Taksitlerle ödüyorduk. Kazım Bey vefat edince işler karıştı. Baktım, gazetede ilan, bizim tiyatro icra yoluyla satışa çıkarılmış. Öyle korktum, öyle panikledim ki. Süleyman Demirel, Başbakan. Ona telefon ettim. Hemen randevu verdi. Ve tiyatromuzu Süleyman Demire sayesinde kurtardık. Sonra yıllar geçti, devir değişti, 12 Eylül oldu. O iyiliğini hiz unutmadım. Bir röportajını okudum 'Hiç aşk mektubu almadım' demiş. Hemen oturup 'Bu bir aşk mektubudur' diyerek yazmaya başladım. 'Siz tiyatromu için şunları yaptınız, bu aşk duygusu hep duruyor' diyerek yazdım ve yolladım. Sonra, Nazmiye Hanım aradı, teşekkür etti.'

cyprus_hsn
23-06-06, 23:40
Yıldız Kenter ve öğrencileri...

http://img376.imageshack.us/img376/6219/kenterler27martsmall4xw.jpg (http://imageshack.us)

cyprus_hsn
23-06-06, 23:48
Yıldız kenter: "Tiyatro ve Sanata Daha Fazla Önem Verilmeli"

Aydın'ın yetiştirdiği ve sanat camiasının ünlü isimlerinden merhum Şükran Güngör'ün eşi, ünlü tiyatro oyuncusu Yıldız Kenter, özel davetle geldiği Aydın'da Vali Mustafa Malay'ı makamında ziyaret etti. Ziyaret sırasında gazetecilerin sorularını da cevaplayan Yıldız Kenter, Türkiye'de güzel ve yakışıklı olanların şöhreti daha çabuk yakaladığını ancak bu şöhretin gücünü sanatsal güçten almadığı için çok çabuk kaybolduğunu söyledi.

Yıldız Kenter'in ziyaretinden büyük mutluluk duyduğunu belirten Aydın Valisi Malay ise, "Yıldız Kenter, Türk milletinin gönlünde taht kurmuş bir sanatçımızdır" dedi. Vali Malay, Kenter'e, ziyaret anısına üzerinde Aydın'ın simgeleri bulunan plaket, incir ve değişik hediyeler verdi.

Eşi Şükran Güngör sayesinde Aydın'ı ve Aydınlılar'ı çok iyi tanıyıp, sevdiğini belirten Yıldız Kenter, tiyatro ve sanata daha fazla önem verilmesini istedi. Kenter, tiyatronun ve tiyatrocuların zaman zaman sıkıntılı günler yaşadığını belirterek, "Bir ara tiyatro yatacak gibi gidiyordu. Eşim Şükran Güngör'ün aynı zamanda çok iyi sesi vardı, bazı enstrümanları iyi kullanırdı. Sahneye çıkmayı düşündü. Zeki Müren ile konuştu. Zeki Müren, Şükran Güngör'ü alt kadroya almaya söz verdi. Zeki Müren'i rahmetle anıyorum ama bunlar bir gerçek olduğu için anlatıyorum. Bu konularda reklam yapana kadar, yardım yapacak gibi davranır, ancak yapmazdı. Şükran Güngör'ün sahne işi de gerçekleşmedi. Nur içinde yatsın" ifadelerini kullandı.

Ziyaret sırasında gazetecilerin sorularını da cevaplayan Yıldız Kenter, sadece fiziki güzelliğe dayalı şöhretlerin uzun sürmediğini söyledi. Özellikle Türkiye'de çok kolay şöhret olunabildiğini belirten Kenter, bir soru üzerine, "İnsanların güzelliğini küçümsememeliyiz. Ama elbette yetenek, ustalık başka şeyler. Bir insan, hem usta hem çok güzel olursa bu Allah'ın iki katlı bir nimeti olmuş oluyor. Ama güzel kadın ve yakışıklı erkekten hoşlandığı için insanlar, bunlar da Türkiye'de çok rahat şöhret olabiliyor. Elde edilen bu şöhret, gücünü sanattan ve çalışmadan almadığı için tuhaf şeyler olabiliyor. Bu tür olaylar Türkiye'de yaşandığı gibi dünyanın her yerinde de yaşanabiliyor. Ancak bizde her şey biraz daha ölçüsüzce, laçka yapılıyor" diye konuştu.

cyprus_hsn
30-06-06, 18:00
yıldız kenter fimleri hakkında bilgiler...

Sen Ne Dilersen (2005)

http://img522.imageshack.us/img522/2873/90458re.jpg (http://imageshack.us)

Yönetmen
Cem Başeskioğlu

Senaryo Yazarı
Cem Başeskioğlu

Müzik
Selim Bölükbaşı
Cafer İşleyen

Oyuncular
Yıldız Kenter
Işık Yenersu
Işın Karaca
Zeynep Eronat
Fikret Kuşkan
Ayçin İnci
Okan Yalabık
Peker Açıkalın
Aytaç Arman
Ahmet Mümtaz Taylan
Begüm Birgören
Anta Toros
Cem Özer
Asuman Krause
Leman Çıdamlı
Ebru Karanfilci
Hasan Yalnızoğlu
Ayşin Zeren
Yakup Yavru

filmin konusu
60'lı yaşların başında olan Eleni'nin (Işık Yenersu) kanser olduğunu öğrenmesinin ardından 40 yaşlarında olan kızı Marika'nın (Işın Karaca) ne olacağını düşünür. 40 yılın ardından kızkardeşi Eftimiya'ya (Zeynep Eronat) gider. Eftimiya ise 40 yıl önce düğün arefesinde ablasının evleneceği adamla kaçmış ve evlenmiştir. Eleni bir kiliseye giderek bir mum yakar ve Allah'a dua eder. O arada Musa, kilisedeki mumları çalıp dışarıda satmayı planlamaktadır. Kilisedeki tek mum ise Eleni'nin mumudur ve onu çalıp tam dışarı çıkmak üzereyken melekler aşağıya iner ve ne olursa ondan sonra olur.

muhteşem bir film. mutlaka izlemelisiniz. bu aralar sinematürk de yayınlanıyor..

cyprus_hsn
30-06-06, 18:03
Saklambaç (2005) TV dizisi

http://img523.imageshack.us/img523/1793/87191tb.jpg (http://imageshack.us)

Yönetmen
Ömer Uğur

Senaryo Yazarı
Caner Güler

Müzik
Metin Özülkü

oyuncular

Sibel Can
Talat Bulut
Yıldız Kenter
Akasya Aslıtürkmen
Türkan Kılıç
Bülent Kayabaş
Tuncer Salman
Fırat Yalçın
Merve Koç
Meral Koç
Orhan Aydın
Esra Soybelli
Aslı Kökçe
Tuba Kantoglu
Gültekin Tepe
Cüneyt Sayıl
Aylin Savaşer
Egemen Yavuz
Elçin Avcı
Pınar Sezer

cyprus_hsn
30-06-06, 18:07
Aşk ve Gurur (2002) TV dizisi

Yönetmen
Aydın Bulut

Senaryo Yazarı
Nuran Devres

Müzik
Erol Temizel

oyuncular

Yıldız Kenter
Başak Köklükaya
Can Gürzap
Ayşegül Aldinç
Ece Erken
Tolga Çevik
Yeşim Koçak
Nejat İşler
Alp Emre
İdil Fırat
Burak Sergen
Mahmut Gürses
Ayşen İnci
Burçin Orhon
Anta Toros
Berke Hürcan
Gürhan Elmalıoğlu
Asuman Çakır
Ersin Umulu
Alpay Özdoğancı
Birol Engeler
Mürüvet Arık
Özlem F. Gökçen
Anıl Dizdar
Musa Turgut
Deniz Oyanay
Engin Karkın
Beste Sönmezocak
Gündüz Sezgin

oyuncu kadrosu muhteşem bir diziydi...

cyprus_hsn
30-06-06, 18:11
Büyük Adam Küçük Aşk (2001)

http://img511.imageshack.us/img511/4070/80606sk.jpg (http://imageshack.us)

Yönetmen
Handan İpekçi

Senaryo Yazarı
Handan İpekçi

Müzik
Serdar Yalçın
Mazlum Çimen

oyuncular

Şükran Güngör
Dilan Erçetin
Füsun Demirel
Yıldız Kenter
İsmail Hakkı
Adnan Tönel
Sevinç Yıldız
Yakup Yavru

cyprus_hsn
30-06-06, 18:15
Güle Güle (1999)

http://img516.imageshack.us/img516/8547/10628mp.jpg (http://imageshack.us)

Yönetmen
Zeki Ökten

Senaryo Yazarı
Fatih Altınöz

Müzik
Engin Düzyol

oyuncular

Metin Akpınar
Yıldız Kenter
Eşref Kolçak
Zeki Alasya
Şükran Güngör
Haluk Bilginer
Ayşegül Aldinç
Nilüfer Açıkalın
Güler Ökten
Serra Yılmaz
Sevda Ferdağ
Ece Uslu
Mahmut Gökgöz
Zeynep Gülmez
Kaan Çakır
İpek Tuzcuoğlu
Hazım Körmükçü
Nejat Birecik
Yüksel Aksu
Şebnem Özinal

oyuncu kadrosu mükemmel bir film daha...

cyprus_hsn
01-07-06, 22:55
Uğurlugil Ailesi (1990)

Yönetmen
Bülent Özdural
Aram Gülyüz

oyuncular
Yıldız Kenter
Şükran Güngör
Tevfik Gelenbe
Ayhan Kavas
Mübeccel Vardar
Vildan Türkbaş
İsmail Yıldız
Mustafa Alabora

cyprus_hsn
01-07-06, 22:56
Hanım (1988)

Yönetmen
Halit Refiğ

Senaryo Yazarı
Nezihe Araz
Halit Refiğ

Müzik
Cemal Reşit Rey
Adnan Saygun

oyuncular

Yıldız Kenter
Eşref Kolçak
Fatoş Sezer
Faruk Dilaver
Cem Özer
Pamira Bezmen
Baki Tamer
Orhan Çağman
Ahmet Şişman
İsmail Yıldız
Bahtiyar Engin
Ani İpekkaya
Mübeccel Vardar

cyprus_hsn
01-07-06, 22:58
Zulüm (1983)

Yönetmen
Temel Gürsu

Senaryo Yazarı
Arda Uskan

Müzik
Orhan Gencebay

Oyuncular

Orhan Gencebay
Güngör Bayrak
Yıldız Kenter
Kadir Savun
Çetin Köroğlu
Turgut Özatay
Suat Özbek
Sırrı Elitaş
Ömer Uğur
Necati Er

cyprus_hsn
01-07-06, 22:59
Kartal Yuvası (1974)

Yönetmen
Natuk Baytan

Senaryo Yazarı
Tarık Dursun Kakınç

oyuncular

Yıldız Kenter
Cemil Şahbaz
Yılmaz Gruda
Ceyda Karahan
Güner Sümer
Türker Tekin
Oktar Durukan
Dinçer Çekmez
Ülkü Akbaba
Mete Sezer

cyprus_hsn
01-07-06, 23:02
Bir Ana Bir Kız (1974)

Yönetmen
Osman F. Seden

Senaryo Yazarı
Osman F. Seden


oyuncular

Kenan Pars
Yıldız Kenter
Necla Nazır
Aytaç Arman
Hüseyin Kutman
Memduh Ünsal

cyprus_hsn
01-07-06, 23:05
Kızım Ayşe (1974)

Yönetmen
Yücel Çakmaklı

Senaryo Yazarı
Yücel Çakmaklı
Berrin Giz
Atilla Gökbürü

oyuncular

Yıldız Kenter
Necla Nazır
Deniz Erkanat
Şükran Güngör
Mahmut Hekimoğlu
Nazan Adalı
Selçuk Özer
Hamit Yıldırım
Turgut Boralı
Tülin Örsek

Filmin Konusu
Fakir köylü kadın Huriye Bacı (Yıldız Kenter) kızı Ayşe'yi
(Necla Nazır) okutabilmek için İstanbul'a taşınır. Maddi zorluklar içinde kızını okutmağa çalışır. Saf duygular içinde büyümüş Ayşe'nin arkadaşları yüzünden yoldan çıkması ile başlayan olaylar annesine isyana kadar gider. Çileli anne üzüntü içinde yıkılmış bir vaziyette köyüne döner. Daha sonra gelişen olaylar neticesi doğru yolu bulan Ayşe, annesinin haklılığını anlar ve hep beraber mutlu bir yaşam için çaba sarfederler.

cyprus_hsn
01-07-06, 23:07
Ablam (1973)

Yönetmen
Ülkü Erakalın

Senaryo Yazarı
Bülent Oran

oyuncular

Yıldız Kenter
Fikret Hakan
Fatma Belgen
Yıldırım Önal
Aliye Rona

cyprus_hsn
01-07-06, 23:09
Fatma Bacı (1972)

Yönetmen
Halit Refiğ

Senaryo Yazarı
Safa Önal

oyuncular

Yıldız Kenter
Şükran Güngör
Fatma Belgen
Leyla Kenter
Sertan Acar
Bilal İnci
Feridun Çölgeçen
Renan Fosforoğlu
Nubar Terziyan
Tanju Şarman
Cemil Can Bıçakçı

duygu yüklü muhteşem bir film daha.. bir annenin çocukları için gösterdiği fedakarlıklar anlatılıyor.

cyprus_hsn
01-07-06, 23:13
Anneler Ve Kızları (1971)

Yönetmen
Lütfi Ö. Akad

Senaryo Yazarı
Lütfi Ö. Akad

oyuncular

Neşe Karaböcek
Yıldız Kenter
İzzet Günay
Leyla Kenter
Engin Tara
Tülin Oral
Ekrem Dümer
Yonca Koray
Turgut Boralı
Bahri Beyat

yukarıda bahsettiğim o muhteşem film. beni haftalarca etkisi altında bırakmıştı..

cyprus_hsn
01-07-06, 23:21
Elmacı Kadın (1971)

Yönetmen
Feyzi Tuna

Senaryo Yazarı
Burhan Bolan

oyuncular

Yıldız Kenter
Nebahat Çehre
Tugay Toksöz
Ergun Köknar
Erol Keskin
Nergis Cansevdi
Kayhan Yıldızoğlu
Turgut Boralı
Refik Kemal Arduman
Ayşen Cansev

cyprus_hsn
01-07-06, 23:22
Yaşlı Gözler (1967)

Yönetmen
Ertem Eğilmez

Senaryo Yazarı
Sadık Şendil

oyuncular

Yıldız Kenter
Cüneyt Gökçer
Önder Somer
Münir Özkul
Senih Orkan
Talat Gözbak
Funda Postacı
Nedret Güvenç

cyprus_hsn
01-07-06, 23:23
Pembe Kadın (1966)

Yönetmen
Atıf Yılmaz

Senaryo Yazarı
Safa Önal

Müzik
Nevit Kodallı
Metin Bükey

oyuncular

Yıldız Kenter
Ekrem Bora
Sema Özcan
Bülent Koral
Sami Ayanoğlu
Gülen Kıpçak
Şükran Güngör
Candan İsen

cyprus_hsn
01-07-06, 23:26
İsyancılar (1965)

Yönetmen
Abdurrahman Palay

Senaryo Yazarı
Abdurrahman Palay

Müzik
Nedim Otyam

oyuncular

Yıldız Kenter
Göksel Arsoy
Semra Sar
Semih Sergen
Sami Ayanoğlu
Erol Günaydın

cyprus_hsn
01-07-06, 23:29
Ağaçlar Ayakta Ölür (1964)

Yönetmen
Memduh Ün

Senaryo Yazarı
Safa Önal

Müzik
Fecri Ebcioğlu

oyuncular

İzzet Günay
Yıldız Kenter
Hulusi Kentmen
Semra Sar
T. Fikret Uçak
Recep Şen
Osman Türkoğlu
Kadriye Tuna
Orhan Çoban
Faik Coşkun
Danyal Topatan
Haydar Karaer
Mehmet Ali Akpınar
Selahattin İçsel

filmin konusu
1960'ların başları...Siyah beyaz İstanbul. Soğuk ama aydınlık bir kış. Üsküdar, Salacak'ta uzaktan uzağa Kız Kulesi'ni gören iki katlı Çürüksulu Ahmet Paşa Köşkü. Yüksek ve uzun duvardaki kapıdan girilen bir bahçe.
Balkonun hemen önünde, Orhan'ın küçüklüğünde merdiven olarak kullandığı, yaşlı bir ağaç. (Osman efendi, dallarını testere ile budamaya kalkınca, Büyükhanım "Orhan ona tutunup inerdi." diye engel olacaktır.) Bir sabah, postacının (kapıyı iki kez çalarak) getirdiği telgraf Büyükanneyi sanki gençleştirir. "BCA uçağı ile geliyorum. Perşembe günü oradayım. Orhan."
Havalara uçarak Büyükbaba Asım beye torununun gelişini bildiren telgrafı bir daha okutur. Postacı çoktan gittiği halde ona bahşiş verilmesini ister.
"Bayrama hazır çocuk gibidir." Evde büyük bir hareketlenme başlar. Fatma kadın camları daha bir özenle siler. Osman efendi bahçeye çekidüzen verir.
Yorgan pamukları attırılır. (Mahallede 'Yorgancı' olduğu yıllar.) Halılar dövülür. Mobilyalar elden geçirilir. Ama işte o en mutlu anımızda çıkıp geliveren üzücü anılar. Büyükanne, Asım beye hatalı bir davranışını hatırlatır. "Onu (Orhan'ı) nasıl kovmuştun. Nasıl kovmuştun. Hâlâ gözümün önünde..Koca bir aileden üç kişi kalmıştık. Oğlumuz da ölünce tek tesellimiz torunumuzdu. Ama sen çok zalimdin..En çocuksu davranışını bile hoş görmüyordun. O da, sen yüklendikçe daha kötü oldu." Asım bey, torununu cüzdanından gizlice para alırken yakalayınca (daha önceki haylazlıklarının da etkisiyle) kendisini tutamaz ve bir tokat atar. "Şimdi anlıyorum evin içinde kaybolan ufak tefeğin manasını." Orhan karşılık vermeye kalkınca da onu evden kovar. "Gidiyorum. Gidiyorum ama pişman olacaksın." Büyükhanım torununun peşinden koşmak isteyince Asım bey "Dur hanım. Birkaç saat dışarda kalsın da aklı başına gelsin." diyerek ona engel olur. Torunlarını tekrar görmeleri 'birkaç saat' değil 15 yıl sonra olacaktır. Aylar süren bekleme dönemi. Çok sonraları Amerika'ya gittiğini duyarlar. Büyükanne hayata küser ve kalp krizi geçirir. Onu hayata bağlamak için, Asım beye arkadaşları bir fikir verirler. Orhan'ın ağzından Büyükanneye mektup yazacaktır. "Hemen üçüncü mektuptan sonra perdeler açıldı, konuştu, gülümsedi, bahçede çiçekleriyle uğraşmaya başladı. Karım canlandıkça ben mektup oyununa devam ettim." Orhan'ın gelmesinden bir gün önce Büyükbaba gazetede şu haberi okur "Feci uçak kazası. Amerikadan kalkan BCA uçağı Atlantik üzerinde yanarak düştü. Yolculardan kimse kurtulmadı. Uçak yarın şehrimizde olacaktı."
İmdadına yine üç 'mütekait' arkadaşı yetişir. "Öğrenirse, torununun acısı öldürür onu." diyen Asım beye arkadaşları "Asımcığım, başka bir şey yapsak.
Münasip bir delikanlı bulsak torun yerine." derler. Büyükbaba, ne yapacağına karar vermek amacıyla ahşap Salacak İskelesi'ni adımlarken, sulara atlamak üzere olan bir genç kızı (Semra) görür ve kurtarır. "Bir yerde çalışıyordum. Sahibi göz koydu bana..İğrendim, kaçtım..İşsiz kaldım. Evde annem hastaydı.
Çok hastaydı..Bakamadım anneme..İkigün önce öldü..Eğer o adama 'evet' deseydim, şimdi annem sağ olacaktı." Büyükbaba şöyle konuşur "Her başı sıkışan kötü yolu seçerse sonu gelir mi bunun..İnsan kendini hatalı sanıyor ama sonradan düşününce..Bak mesela ben. Evet, ben de yalan söyledim karıma.
Torunumun ağzından mektuplar yazdım..Fakat dün torunumdan gerçek bir telgraf geldi..Büyükanne'nin sevincinden yer yerinden oynadı. Ama, biraz evvel bindiği uçağın düştüğünü öğrendim. -Karım-Bunu bilmiyor. Arkadaşlar, aynı yaşta bir genç bulup torun diye götürmemi söylediler. Ama, ısmarlama torun nerde bulunur. İş bu kadarla bitmiyor. (Mektuplarımda) 'Evlendirdim'
Orhan'ı..Bir de gelin lazım..Esmer..Narin..Siyah gözlü (Sanki karşısındaki Semra'yı tanımlamaktadır.)..Buldum, gelini buldum." Genç kız olmaz falan dese de, Asım bey "Sevdiğini kaybetmenin ne demek olduğunu biliyorsun.-Babaanne'nin-Yaşaması için başka çaremiz var mı?..3-5 gün kalsan yeter." diyerek onu ikna eder. İş bir 'Orhan' bulmaya kalmıştır. O gün konağa "Elektrik idaresinden geliyorum. Tesisata bakacağım." diyen bir genç
(İzzet) gelir. (İlerde, onun aslında konağı soymak isteyen soygunculardan biri olduğunu anlayacağız.) Bir 'ön çalışma' yapmak üzere gelmiştir. Delikanlıya dikkatle bakan Asım bey yerinden fırlar 'Orhan'ı bulmuştur.
"Memur beyoğlum, kaç lira alıyorsun ayda? (-350 lira.) Yetişiyor mu bari? (-Ne gezer beybaba. Gün oluyor bir cigarayı ikiye bölüp içiyoruz.) Açıktan 2 bin lira kazanmak ister misin? (-Kim istemez beybaba.) Öyleyse torunum olurmusun? (-Anlamadım.) Gel anlatayım." Semra ve İzzet'e (Yeni isimleriyle Ayşe ve Orhan) konak, Büyükanne, Orhan gibi konularda bilgi verilir. Bu dört kişi arasında öylesine güçlü bir sevgi oluşur ki gerçek Orhan'ın çıkıp gelmesi bile büyük bir değişiklik yapmaz. İzzet soymaya geldiği konağı soygunculara ve Orhan'a karşı koruduğu gibi Büyükanne ve babanın "Bir evin ömrü böyle uzar. Bir gün sen de çocuğuna bırakırsın." diyerek burayı ona vermek istemelerine "Hayır, istemem..Siz bana sevginizi verdiniz.. Köşkten daha değerli şeyler kazandım." diyerek karşı çıkar. Semra ve İzzet başlarda çatışırlarsa da zamanla birbirlerini çok severler. Film biterken Semra, birkaç gün önce kendini öldürmek istediği Salacak İskelesi'nde hem İzzet'e hem de hayata sıkıca sarılır. (Yazan: Murat Çelenligil)

Türk sinemasının baş yapıtlarından biri..

cyprus_hsn
01-07-06, 23:32
Vatan İçin (1951)

Yönetmen
Aydın Arakon

Senaryo Yazarı
Aydın Arakon

Müzik
Nedim Otyam

oyuncular

Yıldız Kenter
Cahit Irgat
Vedat Örfi Bengü
Mümtaz Ener
Mücap Ofluoğlu
Rauf Ulukat

misskrueger
06-08-06, 12:17
tiyatroculugu hakkında yorum yapamam kendi adıma çünkü söylenebilecek kelimeler bulamıyorum.sadece izleyin diorum

http://img72.imageshack.us/img72/9523/070yildizkenter01gi6.jpg (http://imageshack.us)

cyprus_hsn
06-08-06, 13:45
YILDIZ KENTER

http://img220.imageshack.us/img220/2786/yildizsonpl7.gif (http://imageshack.us)

İstanbul’da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı Yüksek Bölümünü sınıf atlayarak bitirdi. Onbir yıl Ankara Devlet Tiyatrosunda çalıştı. Rockefeller bursu kazanarak, American Theatre Winng, Neighbourhood Play House ve Actor’s Studio’da oyunculuk ve oyunculuk öğretiminde yeni teknikler üzerine çalışmalar yaptı. Ankara Devlet Konservatuarına hoca olarak atandı. 1959 da Devlet Tiyatrosu’ndan ayrıldı. Muhsin Ertuğrul ile bir yıl çalıştı. Kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları Topluluğunu kurdu. Daha sonraki yıllarda sürekli olarak Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’de “ Değişen Eğitim Metotları ” ve “ Oyunculuk Metotları ” üzerine çalışmalar yaptı. 1962’de Tiyatro hizmetlerinden ötürü “ Yılın Kadını ” seçildi. 1968’de İstanbul’da Kenter Tiyatrosunun binasının inşaatını tamamladı. Sinema oyuncusu olarak üç kez
Altın Portakal ” ödülüne layık görüldü. Sovyetler Birliği, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, Kanada, Yugoslavya ve Kıbrıs’ta İngilizce ve Türkçe oyunlar sergiledi. 100’ün üstünde oyun oynadı. 100’e yakın oyun sergiledi. Shakespeare, Cehov, Brecht, Inoesco, Pinter, Albee, Tenessee Williams, Alan Ayckbourn, Arthur Miller, Brian Freil, Neil Simon, Athol Fugard, Sergey Kokovkin gibi pek çok yazarların yanısıra Melih Cevdet Anday, Necati Cumalı, Güner Sümer, Adalet Ağaoğlu, Zeki Özturanlı, Güngör Dilmen, Muzaffer İzgü gibi pek çok Türk yazarının oyunlarını da sahneye koydu, oynadı. 1981’de “ Devlet Sanatçısı ” olarak ödüllendirildi. 1984 de Roma’daki İtalyan Kültür Birliğince “ Adalaide Ristori ” ödülüne layık görüldü. Profesör Yıldız Kenter, 37 yıldır Sahne Hocalığı yapmaktadır. 1989 yılında, Korsika - Bastia Film Festivalinde “ Hanım ” filmindeki rolüyle “ En İyi Kadın Oyuncu ” ödülünü aldı. 1991 yılında Tiyatro Sanatına hizmetlerinden ötürü Uluslararası Lions Kulübünün “ The Melvin Jones ” yla ödüllendirildi. İki kez Ulvi Uraz “ En İyi Kadın Oyuncu ” üç kezde aynı dalda Avni Dilligil ödülüne laik görüldü. 1994’de “ Konken Partisi ” oyunundaki Fonsla rolü ile “ Olağanüstü Yorum ” ödülünü aldı. Finlandiya Dünya Kadın Kuruluşu tarafından yüz yılın en başarılı yüz kadınından biri olarak onurlandırıldı. 1995’de Kültür Bakanlığı, Tiyatro Sanatına katkılarından ötürü “ Onur ” ödülüne layık gördü. Profesör Kenter’e aynı yıl tiyatro sanatına katkılarından dolayı “ Mevlana Kardeşlik ve Barış ” ödülü verildi. 1996’da Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Ramiz ile Jülide’deki Jülide rolü için “ En İyi Kadın Oyuncu ” ödülü verildi. 19 Mayıs 1997 de Uluslararası İstanbul Festivali tarafından ömür boyu Tiyatro Sanatına katkısından dolayı verilen onur ödülü Yıldız Kenter’e Dame Diana Rigg tarafından takdim edildi. 1998’de Ankara Sanat Kurumu “ Yılın Kadın Sanatçısı ” ödülü, 1998 Muhsin Ertuğrul yaşam boyu tiyatro sanatına katkılarından dolayı onur ödülü, 1998 Cumhurbaşkanlığı Büyük Kültür ve Sanat Ödülü, “ MARTI ” adlı oyunda Madam Arcadina rolüyle 1999 Afife Jale - En İyi Kadın Oyuncu ödülü .

kaynak: KentOyuncuları

gül_ecem
09-08-06, 12:34
Benim dinim Sanat

Zeynep GÜVEN


http://img58.imageshack.us/img58/2247/yldzkenternf1.jpg (http://imageshack.us)


Yıldız Kenter profesyonel tiyatro yaşamına 12.12.1948 tarihinde, Shakespare'in ‘‘12. Gece’’ adlı oyunuyla başladı. O zaman Ankara Devlet Tiyatrosu'nun oyuncusuydu. Tam elli yıldır, önce devlet tiyatrosunda sonra kendi kurduğu tiyatroda sahneye çıkan Kenter, ilk oyunculuk eğitimini, yaşamında önemli bir figür olan annesinden almış: ‘‘Annem bize, kendi kendimizle yüzyüze gelmeyi öğretti. Bir oyuncu için ilk adımdır bu. Kendini yakalamak ve kontrol altına alabilmek. Annem bunu kendi hayatında çok iyi yaptı. Oyuncu değildi, ama bir insan olarak yaşamı çok iyi oynamıştır, diyebilirim.’’ Siz de Yıldız Kenter'in ellinci yıl kutlamasının bir parçası olmak isterseniz, Kent Oyuncuları'nın sahneye koyduğu Çehov'un ‘‘Martı’’sını izleyebilirsiniz.



Yıldız Kenter'in çocukluğu gerçeküstü bir hikayeyi andırıyor. Gerçeküstü hikayelerin gerçeküstü kahramanları olur. Onun çocukluğunun kahramanı annesi; Olga Cynthia, Müslüman olduktan sonra nüfus cüzdanına yazılan adıyla Nadide. Nadide çok çocuk seven bir kadın. Bu yüzden, ilki İngiliz kocasından, diğer beşi Naci Bey'den toplam altı çocuğu olur. Yıldız Kenter bu çocukların beşincisi olarak 1928 yılında dünyaya gelir. Nadide yalnızca çocukları değil, tüm canlıları seven bir kadın. Yıldız Kenter çocukluğunun geçtiği evleri anlatıyor: ‘‘Annem daima sokakta bulduğu kedi köpekleri, hatta insanları eve getirirdi. Evimizde devamlı bir yabancı kalabalığı vardı. Zerzevat satan dede diye bir adam, İskoçyalı bir Fransız, askerliğini yapan bir genç bir dönem bizimle yaşadı. Bir ara kaçak bir Fransız kaldı evimizde. Sonra bir gün sokakta doğurmuş ve yedi günlük bebeği ile ortada kalmış bir kadını getirdi annem. Çocukluğumuzda bu insanlardan bitlendiğimizi hatırlıyorum.’’


BENİ SARACAK BEZ YOKMUŞ


Kapısı herkese açık bu eve paranın oluk gibi aktığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. İnsan ve gönül zenginliğine rağmen, maddi durumu hiç iyi olmayan bir aile, Kenterler. Üstelik tam tersi olması gerekirken: ‘‘Babam, Lozan Konferansı'nda İnönü'nün özel kalem müdürlüğünü yapmış, iyi paralar kazanabilecek parlak bir diplomattı. Ancak bir İngilizle evlendiği için dışişlerindeki görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Sonra moral çöküntüsü yaşadı ve içkinin dozunu artırdı. Beş çocukla işsiz kalmış bir adamın halini tahmin edersiniz. Benim doğduğum yıllar, yoksulluğumuzun dibe vurduğu yıllarmış. Annem, ‘seni saracak bez bulamazdım, çarşafları yırtıp onlara sarardım' diye anlatırdı.’’


Naci Bey bir ara Ziraat Bankası’nda iş bulunca, aile Ankara'ya taşınır; Yıldız ilkokula başkentte başlar. Olga Cynthia Nadide de, İngilizce dersleri vererek, ailenin geçimine büyük ölçüde destek verir: ‘‘O zaman İngilizce dersi alan aileler zengin ailelerdi. Annem bizi o evlere götürürdü. Biz de buralarda varlığı yaşardık. Kardeşler arasında en uslu hangimiz durursak annem onu götürdüğünden, kendimizi annemize beğendirmek için yarış ederdik. Zengin çocuklarının oyuncaklarıyla oynardık, onların patenleriyle kayardık, pasta yerdik. Bunları yaşayabilmek için de annemin sözünden hiç çıkmazdık.’’ Yoksulluk hikayeleri, hele de fazla önemsenmiyormuş gibi anlatılırsa kulağa dokunaklı geliyor. Ama Yıldız Kenter, tüm bunların çocukluğundaki mutlulukları gölgelemediğinin altını çiziyor. Bunu da anne babasının arasında herşeye rağmen süren aşka, bu aşkın yarattığı sevgi ve hoşgörü ortamına bağlıyor.


Yıldız Kenter tiyatroya, Ankara Çocuk Kulübü'nde başlar, Ankara Halkevi'nde devam eder. Ancak evlerindeki kalabalıktan; o insanların komedilerinden, trajedilerinden öğrendikleri oyunculuğunun temelini çoktan oluşturmuştur. Konservatuvarın, kızlarla erkeklerin aynı yatakhanelerde yatırıldığı ‘‘kötü bir okul’’ olduğu dedikodularına rağmen Yıldız'ın inadı işe yarar ve Ankara Devlet Konservatuvarı'na kaydını yaptırır. Mezuniyetin ertesinde 11 sene Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalışır. 1959 yılında kendi gibi oyuncu olan kardeşi Müşfik Kenter'le birlikte, Muhsin Ertuğrul'un izinden İstanbul'a gelir: ‘‘Kırk yıldır İstanbul'da yaşıyorum, ama Ankara'yı gönlümden ve kafamdan asla silip çıkaramıyorum. Rüyalarımda hala Cebeci'yi, Boşnak Mahallesi'ni, Hisariçi'ni görüyorum. Ev gördüğüm zaman hep Ankara'daki evleri görüyorum, ama oraya gittiğim zaman hiçbirini bulamıyorum. Bir tek Hisar'daki ev kalmış, çünkü orası SİT alanına girmiş. Her gittiğimde ziyaret etmeye çalışırım.’’


DEVLET SANATÇISI OLARAK...


Yıldız Kenter'in hayatında iki evlilik var. İlki Ankara'da yaşadığı yıllarda Nihat Akçan ile yaptığı ve yedi yıl süren evlilik. Bu evlilikten Leyla adında bir kızı var. Tiyatro oyuncusu Şükran Güngör ile yaptığı ikinci evliliği ise 35 yıldır sürüyor.


Yıldız Kenter hayatı boyunca tiyatroyu herşeyin üzerinde tutmuş. Bu yüzden işi söz konusu olduğunda disiplinli oluyor: ‘‘Aslında kuralcı bir insan değilim. Ölçüyü kaçırmadan herkes canının istediği gibi davransın isterim. Belki öğrencilerim beni otoriter bulabilir. Ama bunun sebebi işime duyduğum sevgi ve saygı. Ben o kadar önemli değilim, mesleğim için yalnızca bir aracım. Bu aracı da iyi kullanmak mecburiyetindeyim. Tiyatroya hep inandım. Bu inanç beni güçlü kıldı. Benim inancım sanat ve doğa oldu. Bütün inançlara saygım var, ama ben sanata inanıyorum. Bu yüzden dinim sanat diyebilirim.’’


Tiyatro söz konusu olduğu zaman kendini hiç sakınmadan harcayan, onun dışındaki hayatını, kendini tiyatro için koruyarak geçiren, tatillerinde bir otobüse binip dolaşan otobüs şoförü misali, boş kaldığı her zaman tiyatroya giden Yıldız Kenter'e, bir devlet sanatçısı olarak son devlet sanatçısı listesi ile ilgili düşüncelerini soruyoruz. Cevap yoruma açık, ama aslında apaçık: ‘‘Hiç birşey söylemek istemiyorum... Hiç birşey söylemek istemiyorum...’’

kaynak:http://arsiv.hurriyetim.com.tr/tatilpazar/turk/98/12/13/eklhab/09ekl.htm

gül_ecem
09-08-06, 12:38
YAŞAM ENERJİMİ SANATTAN ALIYORUM


http://img141.imageshack.us/img141/5499/oscarfi2.jpg (http://imageshack.us)




Tiyatro sanatçısı Yıldız Kenter 55 yıldır sahnede. Enerjisiyle ihtiyarlamayan yaşlıları temsil eden 76 yaşındaki oyuncu, yaşam sevincini tiyatrodan aldığını söylüyor

Sahnenin ışıkları belirir. İzleyenler birer birer yerini almıştır çoktan. Sahnede tiyatroya yaşamını veren ve tiyatrodan yaşamını alan çocuk, genç kız, kadın, geçen yıllarla yaşlanan ama ihtiyarlamayan bir tiyatro sevdalısı belirir. 55 yıldır sahnede, 45 yıldır öğrencileriyle bir arada 100'ü aşkın oyunu sergiledi ve rol aldı. Enerjisini, yaşam sevincini art arda koşturan kelimelerle anlatmak imkansız. O da hatırlatıyor. 'Eğer beni sahnede izlemediyseniz. Enerjimin nasıl haberdar olursunuz?' Yaşlanmaktan korkulur mu? Tiyatro sanatçısı Yıldız Kenter'le minicik bir zaman dilimini paylaşırsanız yaşanmışlığın erdemini görürsünüz. Yıldız Kenter'le Kenter Tiyatrosu'nda buluştuk. Bu enerjinin bir kaynağı olmalı. 'Kendinizi kaç yaşında hissediyorsunuz' diye sorduğumda Yıldız Kenter. yaşanmışlığın dinginliğiyle yanıtlıyor: 'Bazen 18 bazen 1000 yaşında. Ama genellikle içimdeki çocuk ve genç kız bana çevremdeki çocuk ve gençlerin yapmadığını yapıyorlar. Onlar beni çok destekliyorlar.' Yaşlanmanın bir ceza olmadığını söylüyor: 'Yaşıyorsan bunların bedelini ödeyeceksin. Yaşlanmak demek yaşamış olmak demek. Yaşamış olmak demek birşeyleri yenmiş üstesinden gelmiş olmak demek.'

Kenter, enerjisinin kaynağını açıklıyor: 'Tiyatro yaşamı katlayan enerjinizden enerji üreten bir fabrika gibi adeta. Öyle olaylar yaşanıyor yaşanıyor ki onlardan kurtulmanın tek yolu... Ama tiyatro nasıl bir güç veriyor insana . Duvarlarda, tavanlarda, koltuklarda, perdelerde ışıldayan ışık nasıl bir yaşama arzusu veriyor insana. Ve başlıyorsunuz koşmaya.'

Yürüyüşten vazgeçmiyor

Her gün yürüyor. Her sabah jimnastik yapıyor. Beslenmesine özen gösteriyor. 'Hiç dinlenmediğini düşünüyorsunuz'. Kenter, dinlenirken bile üretmeyi ve çalışmayı tercih ettiğini anlatıyor: 'Çalışmak bir şey yapmak. Her zaman benim hayat arkadaşım oldu. Ben boş duramam. Aman dinlen dedikleri zaman. Kalıp gibi yatıp dinlenemem. Mutlaka bir şey okurum. Bir şey yapmam lazım. Boş durmak beni çok rahatsız eder. Ya okurum ya yazarım. Bir şey dikerim ya ütü yaparım. Ütü yaparken kaseti alınmış rolümü dinlerim. Bir taşla bir kaç kuş vurmaya alıştırdım kendimi.'

Her zaman formunu koruyan ve dinamizmi ile gençlere örnek olan Yıldız Kenter, beslenmesinde nelere dikkat ettiğini şöyle anlatıyor: Her gün portakal ve limon suyu içmeye özen gösteriyorum. Sebze çok seviyorum. meyve yiyorum. Balığı çok severim. Kırmızı çok az yiyorum.

Tiyatro ihtiyarlığı kabul etmiyor

Kenter sanatın gençlerin işi olduğunu savunuyor: 'Tiyatro ihtiyarlılığı kabul etmeyen bir sanatlar yumağı. Sanat gençlerin işidir. 20, 30, 45 ve 85 yaşında gençlerin işi. Kabul etmiyor ihtiyarlığı.' Yaşam kaynağı tiyatronun çaba gerektirdiğini sitemle hatırlatıyor: 'Türkiye'de tiyatro daha çok genç. Buna rağmen batıdaki oyuncularla yarış edecek durumda tiyatrocularımız var. Fakat bizde her şeyin enflasyonu da var. Birden bir tiyatro açılıyor. 15 tiyatro daha açılıyor. Bu tiyatronun kadrosu için 15 kişi yeterliyken 25 kişi çalışıyor. Para verimliliğe, üretkenliğe yatmıyor. Genellikle özel tiyatrolar ticaret evleri kabul ediliyor. Tiyatroyu destekleyecek sponsor bulamıyoruz.'

Meleği ve çocuğu oynuyor

Yaşamın hepimize verilmiş bir armağan olduğunu söyleyen Yıldız Kenter, 14'üncü Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında Kenter Tiyatrosu'nda Eric Emmanual Schmitt'in yazdığı 'Oscar ve Pembeli Meleği' adlı oyunun hem yönetmeni r hem de oyncusu. Yıldız Kenter, oyunda 10 yaşındaki lösemi hastası 'Oscar' ve yüz yaşına merdiven dayayan gönüllü bakıcı 'Pembeli Mummy'nin dostluğunu anlatıyor. Çocuk yaşında ölüm gerçeğini kabul eden Oscar, Pembeli Meleği'nin önerisiyle her günü 10 yıl sayıp, 12 günde 120 yıl yaşıyor. Kenter'in enerjisini, yaşam sevincini görmek isteyenler festival kapsamında bu akşam İstanbul'da Kenter Tiyatrosu'nda son kez gösterilecek oyunda bir kez daha Kenter ile buluşabilir.

38 yıl yaşamı ve sahneyi paylaştılar

1928 yılında İstanbul'da doğdu. Ankara Devlet Konservatuvarı'nı sınıf atlayarak 1948'te bitirdi . Devlet Tiyatroları'ndan ayrıldıktan sonra, 1961'de kardeşi Müşfik Kenter ve eşi Şükran Güngör ile Kent Oyuncuları'nı kurdu. 1981'de Devlet Sanatçısı unvanını alan İlhan İskender, Anvi Dilligil, Ulvi Uraz ödüllerine değer görülen sanatçı, İtalya'da Adelaide Ristori Kültür Merkezi tarafından verilen “Yılın Başarılı Kadınları” ödülünü de aldı. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü başkanlığını yürütüyor. 100'ün üstünde oyun oynadı. 100'e yakın oyun sergiledi. 38 yıl boyunca sahneyi ve yaşamı paylaştığı tiyatro sanatçısı eşi Şükran Güngör, 2002 yılında yaşamını yitirdi.

Kaynak:http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2004/05/20/yazidizi/yazidizi2.html

cyprus_hsn
09-08-06, 13:13
http://img50.imageshack.us/img50/1543/yildizkenterfu1.png (http://imageshack.us)

geçmişe yolculuk...

http://img60.imageshack.us/img60/2609/yildizkenter2wp4.jpg (http://imageshack.us)

cyprus_hsn
09-08-06, 13:23
YILDIZ KENTER ile
“Oscar ve Pembeli Meleği”

Geçtiğimiz günlerde 23.İzmir Tiyatro Günleri kapsamında “Oscar ve Pembeli Meleği”ni izlemek için İzmir İsmet İnönü Sanat Merkezi’ndeydim. Fransız yazar Eric Emmanual Schmitt’in yazdığı ve Serap Babür’ün çevirdiği tek kişilik oyunda YILDIZ KENTER izleyicileri büyüledi ve gözyaşları içinde salondan ayrıldılar.

Usta oyuncuyu izlemek çok keyifliydi..
İlerlemiş yaşına rağmen hiç durmadan 2 saat boyunca sahnede kalan usta oyuncu profesör Yıldız Kenter’in yönettiği ve oynadığı oyun, 10 yaşında amansız hastalığa yakalanan Oscar ve 100 yaşında olan gönüllü bakıcı Pembeli Mummy’nin yarattıkları, yaşadıkları güzelim arkadaşlığın, dostluğun öyküsüydü. Kenter, hem güldürdü bir o kadar da seyirciye duygulu anlar yaşattı. Henüz 10 yaşında iken ölüm gerçeğini kabullenen Oscar, yaşam elden gitmekte iken Pembeli meleğinin önerisi ile her günü 10 yıl sayıp 12 günde 120 yıl yaşıyor! ALLAH’a da mektuplar yazarak yaptıklarını anlatıyor.
Oyun seyirciye yaşam dersi veriyor..
Oscar kendine yeni bir yaşam şansı veriyor ama gerçekte seyirciye de bir yaşam dersi veriyor. Yaşam, ölüm, inanç ve ALLAH değerlerinin karşılığnı ararken yanıtıda kendisi buluyor. Oscar ile yaşamı katlaya katlaya yaşarken, dünyaya ilk kez görüyormuşçasına bakabilmeyi, nefes alabilmeyi, yaşadığının farkına varabilmeyi, yüreğimizi ve kafamızı güzelliklerle doldurabilmeyi öğretiyor yeniden. Oscar bize çocukluğunu hiç yitirmeden açtığı güleryüzlü penceresinden yepyeni bir yaşam sunuyor, akıp giden zamanı yakalamamızı anımsatıyor. Üstelik gülümseterek, güldürerek.
“Benim için Türkiye’nin hiç bir kenti birbirinden farklı değil, davet edilirsem gelirim..”

Kenter, oyundan önce Sabancı Kültür Sarayı’nda düzenlediği basın toplantısında şunları ifade etti:
“Oyunu hazırlamak biraz uzun sürdü. Oynama kararını Mayıs’ta vermeme rağmen bazı engeller yüzünden asıl hızlı çalışmalara Ekim’de başladık. Türkiye prömiyerini İzmir’de yapmanın özel bir anlamı yok. Benim için Türkiye’nin hiç bir kenti birbirinden farklı değil. Önemli olan nerede oynadığın değil, oyunu iyi oynayabilmek. Tiyatroya gelen seyircinin sanatçı olduğuna inanıyorum. Oyunu kimlere oynadığım benim için çok önemli.”

Televizyondaki ucuz programlara tepki gösteriyor..
“Türk seyircisi televizyon kanallarındaki Gelinim olur musun ve Pop Star gibi ucuz programlara afyonlanmış durumda. Tabii ki ucuzun, kolayın ve yüzeyselliğin rağbette olduğu bir popilizm dönemi yaşanıyor. Şu dönemde sanatsala fazla itibar edilmiyor. Televizyon kanalları bu tür programların yanında sanatsal programlarda yapmalı. Bu denge maalesef bozuk işliyor.”

“Tiyatroyu kapatmayı bile düşündüm..”
“11 yaşından beri tam 57 yıldır sahnelerdeyim. Türk seyircisi maalesef durmadan göbekten kahkaha atsın istiyor. Bu oyunumuz çok güzel ve anlamlı olmasına rağmen İstanbul’da tiyatroyu doldurmakta zorlanıyoruz”. Daha iki yıl öncesine kadar gelen seyirci sayısı on bir sıraya kadar düştüğünde tiyatroyu kapatmayı düşünecek kadar hayıflanan yılların sanatçısı, bugün altı sırayı dolduran tiyatro severleri içi buruk bir şekilde ama umutla temsil ediyor.

Yeni projeleri yolda..
Gelecek sene için iki projesi daha olduğunu söyleyen sanatçı şu anda sponsor olmadığı için spekilasyonlara girmek istemiyor. Mali sıkıntılar devam ettiği taktirde tiyatroyu ayakta tutmakta zorlanacağını ifade eden Kenter “Sanat umut demektir, umudu kaybetmeyelim” diyor.

atv’deki “Saklambaç” dizisi ustaca yazılnış bir fars..
Dizinin çok ustaca yazılmış olduğunu ifade eden sanatçı; “Farslar biliyorsunuz karakterler ve durumlar komedisidir bir yerde. Bu durumları, bu geçişleri çok ustaca yaratmış yazar. Çok telefon alıyorum. Belkide beni özledikleri için. Tiyatroya gelmeyenler televizyonda görüyorlar. Benim için önce tiyatro, sonra sinema, sonra televizyon gelir. Umarım seyircimiz bu diziyi de beğeniyordur.

“Eşim Şükran’ı çok özlüyorum...”
“Şükran yanımda, kafamda, gönlümde... Onunla konuşuyorum, onu düşünüyorum, onunla dertleşiyorum, ona dokunamıyorum. Galiba en çok özlediğim bana dokunması, elimi tutması, bana sıkı sıkı sarılması. Onun dışında kafamın içinde eskisi gibi beraberim.

kaynak: radyo fm

zeynep nazli
09-08-06, 23:13
http://img145.imageshack.us/img145/4475/ghyto0.png

cyprus_hsn
19-08-06, 23:03
http://img215.imageshack.us/img215/2027/kentermw9.jpg (http://imageshack.us)

sweetjulia
05-09-06, 19:47
http://img367.imageshack.us/img367/7616/bscap0000ug5.jpg

http://img72.imageshack.us/img72/6355/bscap0001jt3.jpg

sweetjulia
05-09-06, 19:48
http://img399.imageshack.us/img399/1549/bscap0002du9.jpg

http://img399.imageshack.us/img399/7628/bscap0003er7.jpg

sweetjulia
05-09-06, 19:49
http://img399.imageshack.us/img399/7909/bscap0004ed7.jpg

http://img387.imageshack.us/img387/6294/bscap0005qr2.jpg

sweetjulia
05-09-06, 19:50
http://img399.imageshack.us/img399/4096/bscap0006tp6.jpg

http://img387.imageshack.us/img387/576/bscap0007ws7.jpg

sweetjulia
05-09-06, 19:57
http://img381.imageshack.us/img381/337/zhf4.jpg

http://img324.imageshack.us/img324/1010/z1ed2.jpg

sweetjulia
05-09-06, 19:58
http://img324.imageshack.us/img324/6237/z2qf7.jpg

http://img324.imageshack.us/img324/7471/z3hc6.jpg

sweetjulia
28-09-06, 14:07
"sen ne dilersen "filminden animasyonlar...

http://img227.imageshack.us/img227/5552/ykrn4.gif http://img152.imageshack.us/img152/5620/yk2ge1.gif http://img168.imageshack.us/img168/1843/yk3ji4.gif

sweetjulia
15-10-06, 16:20
http://img275.imageshack.us/img275/1628/515iw8.jpg

http://img244.imageshack.us/img244/226/27062005142815cz9.jpg

sweetjulia
15-10-06, 16:23
http://img411.imageshack.us/img411/2899/oscarvepembemelegi1bq3.jpg

http://img232.imageshack.us/img232/1167/kenterkd1.jpg

sweetjulia
15-10-06, 16:25
http://img411.imageshack.us/img411/9404/yk5tn8.th.jpg (http://img411.imageshack.us/my.php?image=yk5tn8.jpg)http://img275.imageshack.us/img275/5859/yildizkenter2hbr2209sa9.th.jpg (http://img275.imageshack.us/my.php?image=yildizkenter2hbr2209sa9.jpg)

maria clara
19-07-08, 16:04
can tanrıyar ın kitabın da yüz yılın aşkları kitabın da kocası ile yaşadığı aşkı ve kendi hayatı nın önemli olaylarını anlatan çok kısa bir bölüm vardı bence oldukca güzel bir kitap dı.