Tüm Versiyonu Göster : Kınalı Kuzular
KemanciMemo
14-12-06, 16:32
Semih'in cepheye gitmeden once Şefika ile yaptigi son konusma...
Semih:
Şefika’m, gözümün nuru,
Senin tek bir gülüşün benim için cennet bağıdır. Senin tek bir sözün benim için dünyanın en güzel şiiridir. Sen bu karanlık dünyada ışığımsın. Ne olur asma suratını. İnşallah geri dönersem eğer…. Eğer geri dönersem, hem karımın hem de çocuklarımın gurur duyacağı bir insan olarak yaşamak isterim.
Şefika:
Ben seninle zaten gurur duyuyorum !
<Şefika, Semih´in yakasına mıskalık takmak ister, fakat Semih itiraz eder...>
Semih:
Hayır ! O sende kalsın. Benim uğurum da sensin, benim koruyucu meleğim de. Dualarını bizden eksik etme…
KemanciMemo
14-12-06, 16:37
Semih'in cepheden Şefika'ya yazdigi ilk mektup;
Canım Şefika´m,
Henüz birliğimize varamadık, ama seni habersiz bırakmayacağıma söz verdim. Yolda tesadüfen rastladığım asker postasıyla sana bu mektubu gönderiyorum. Seni düşünmediğim bir an yok.
Döneceğim günün hasretiyle,
Teğmen Semih.
KemanciMemo
14-12-06, 16:40
Semih'in cepheden Sefika'ya gonderdigi ikinci ve SON mektup;
Canım Şefika´m,
Nihayet birliğime teslim oldum, artık resmen bir bölüğün Teğmeniyim. Ülkenin dort bir yanından gelmiş yiğitlerin içinden yazıyorum sana. Bu duyguyu yaşamayan birinin karısını, çocuğunu, anasını, babasını, kardeşini sevmesi imkansız. Anlatılmaz duygular içindeyiz.
Bölük komutanı Yüzbaşı Celadet bey, tecrübeli, yiğit bir asker. Öyle biri olmasa burası benim için çok daha zor bir yer olurdu. Yememiz içmemiz tamdır. Soranlara selam eder, validenin ve peder bey´in ellerinden öperim.
Döneceğim günün hasretiyle,
Teğmen Semih.
Öncelikle sayfayı yalnız bırakmayan ve paylaşımlarını eksik etmeyen sevgili svç80 ve sevgili nzlhan'a teşekkür ediyorum.
Bende dizinin ilk hazırlık aşamasını ve nasıl heyecan içinde başlamasını beklediğimiz günleri hatırladım. İlk yayınlanma tarihinde değişiklik yapıldığında hepimiz geç olsun güç olmasın demiştik. Şimdi ise teker teker sayfaya uğramaz olduk. (buna başta ben dahilim:img-blush )
Safiye Hanım'ın tek çorabın hikayesini anlatmaya başlamadan önce söylediği sözler gerçekten anlamlıydı. Lütfen bu hikayeyi masal dinler gibi dinlemeyiniz.. Hikaye ile masalı birbirine karıştırmayınız..Bize bir uyarı gibi hissettim bu konuşmayı..haklıydı çünkü..bize okulda bu konular anlatılırken aynı bir masalı dinler gibi dinlerdik. Çoğunluğumuzun bilgisi de hala aynı şekilde duruyor malesef..okul hayatımdan hatırladığım kadarıyla bize o yıllarda Osmanlıların sadece son dönemleri uzun olarak anlatılırdı. Hasta adam dendiği zamanları..umarım birgün okullarda gerçekten tarihimizi okumaya başlarız. İşte o zaman tarihimize sahip çıkmaya başladığımız zaman tarihimizle gurur duyduğumuz zaman birşeyler artık eskisi gibi olmayacak.
Dün akşam Safiye hanım nezninde bu savaşta, istiklal savaşında yaptıklarından dolayı bütün hemcinslerimle bir kere daha gurur duydum.
Bekir Çavuşun hikayesi ise bizleri üzen ve askerlerimizle bir kere daha gurur duymamızı sağlayan sahnelerdi. En etkilendiğim bölümü ise Bekir Çavuşun ayağa kalkmaya çalıştığı sahneydi.
emeği geçen herkese bir kere daha teşekkür ediyorum.
Tövbe bismillah... Yogun oldugunu biliyordum da bu yaslılıkta nereden çıktı canım? Surada senden sadece 1 yas büyük arkadasını baska alemlere kaydırma simdi. :img-hyste
Nazlıhancım, kendi derdine yan...:img-hyste
Öncelikle sayfayı yalnız bırakmayan ve paylaşımlarını eksik etmeyen sevgili svç80 ve sevgili nzlhan'a teşekkür ediyorum.
Bende dizinin ilk hazırlık aşamasını ve nasıl heyecan içinde başlamasını beklediğimiz günleri hatırladım. İlk yayınlanma tarihinde değişiklik yapıldığında hepimiz geç olsun güç olmasın demiştik. Şimdi ise teker teker sayfaya uğramaz olduk. (buna başta ben dahilim:img-blush )
Safiye Hanım'ın tek çorabın hikayesini anlatmaya başlamadan önce söylediği sözler gerçekten anlamlıydı. Lütfen bu hikayeyi masal dinler gibi dinlemeyiniz.. Hikaye ile masalı birbirine karıştırmayınız..Bize bir uyarı gibi hissettim bu konuşmayı..haklıydı çünkü..bize okulda bu konular anlatılırken aynı bir masalı dinler gibi dinlerdik. Çoğunluğumuzun bilgisi de hala aynı şekilde duruyor malesef..okul hayatımdan hatırladığım kadarıyla bize o yıllarda Osmanlıların sadece son dönemleri uzun olarak anlatılırdı. Hasta adam dendiği zamanları..umarım birgün okullarda gerçekten tarihimizi okumaya başlarız. İşte o zaman tarihimize sahip çıkmaya başladığımız zaman tarihimizle gurur duyduğumuz zaman birşeyler artık eskisi gibi olmayacak.
Dün akşam Safiye hanım nezninde bu savaşta, istiklal savaşında yaptıklarından dolayı bütün hemcinslerimle bir kere daha gurur duydum.
Bekir Çavuşun hikayesi ise bizleri üzen ve askerlerimizle bir kere daha gurur duymamızı sağlayan sahnelerdi. En etkilendiğim bölümü ise Bekir Çavuşun ayağa kalkmaya çalıştığı sahneydi.
emeği geçen herkese bir kere daha teşekkür ediyorum.
Ceva Ablacım çok haklısın dizi başlamadan dolup taşan sayfalar, şimdi yerini büyük bir sessizliğe bırakmış durum'da. Buna bende kendimi senin gibi dahil ediyorum ve sayfayı sahipsiz bırakmayan Sevgili Nazlıhancığıma ve Svç80'e çok teşekkür ediyorum. Ben bazen malesef diziyi izleyemiyorum. O yüzden'de pek uğramıyorum aslında...
Sevgiler...
kısa fragmandan anladığım kadarıyla 12.bölümün konusu 57.alay...
teşekkürlere cevap:ben teşekkür ederim arkadaşlar elimden geldiği kadar başlığı boş bırakmamaya çalışıyorum...
57. ALAY'IN KAHRAMANLIK HİKAYESİ[Only Registered Users Can See Links]
1 Ağustos 1914 Almanya'nın Rusya'ya harp ilânı ile I. Dünya Savaşı başlamış; Almanya, Avusturya-Macaristan ve sonrada İtalya’nın katılımıyla oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri olarak ikiye bölünmüştü.
29 Ekim 1914 Osmanlı Devleti de bu savaş da Almanya’nın yanında yer aldı.
Çanakkale cephesindeki muharebeler, önce İngiliz ve Fransız deniz kuvvetlerinin boğazı zorlamasıyla; sonra da, karada devam etmişti.
23 Mart 1915 Gelibolu'da 5. Ordu kuruldu, komutanlığına Alman Generali Liman von Sanders'in atandı.26 Mart 1915 günü Gelibolu'ya geldi.
18 Nisan 1915 Atatürk'ün komutasındaki 19. Tümenin, 5. Ordu'nun genel ihtiyatini oluşturmak üzere Bigali'ye gönderildi.
Kara harekatına hazırlık için kıyılar dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, düşmanın her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’di.
Çanakkale'yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri'nin 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası'na ve Kumkale'ye asker çıkarmalarıyla Çanakkale'de İngilizlerin Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinde çıkarma harekati ile kara savaşları başlamış oldu.
Düşman durmadan saldırıyor. Anafartalar ve Arıburnu cephelerinde emir komuta karmaşası vardı. Bu durum çok tehlikeliydi.Yarbay Mustafa Kemal, Ordu Komutanı Alman General Liman Von SANDERS’ e bütün mevcut kuvvetlerin emrine verilmesinin ve bundan başka çare kalmadığını bildirdi.Alman General “ Çok gelmez mi ? “ diye sorduğunda Mustafa Kemal “ Az bile gelir “ diye cevap verdi.
Düşman çıkarması 26 ve 27 Nisan günleri de devam etti.
Ancak, Bigali'den gelen Atatürk komutasındaki 19. Tümen kuvvetlerinin kahramanca savunması karsısında düşman taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.
25-26 Nisan 1915 tarihlerinde Arıburnu'nda karaya çıkıp Conkbayırı Kocaçimen tepelerini almak üzere olan Anzak Kolordusunu Türk birliklerinin yaptığı devamlı süngü hücumları ile 20 bin kişilik ANZAK birlikleri denize kadar sürüldü.
Anafartalar muharebeleri süresince çok kanlı taarruz ve hücumlarla Conkbayırı, Kocaçimentepe mevziinin Anzaklar eline geçmesine mani olunarak, bütün cephe korundu.
Çanakkale Muharebelerinde, dillere destan olan Türk birliklerimizin gösterdiği kahramanlık hikayesinde bir Alayımızın ayrı bir yeri vardır.
Bu Alay;19 Tümen’in 57 NCI ALAYI olup Atatürk’ün Büyük Nutkunda sözünü ettiği, Arıburnu Muharebelerinde tümü Şehit düşen ünlü Şehitler Alayıdır.
25 Nisan 1915 günü saat 02.45'de muharebe gemilerinin ve muhriplerin korunmasında Türk kıyılarına yaklaşan Avusturalya Tümeni'nin bir tugayını taşıyan çıkarma araçları, hesapta olmayan bir akıntı nedeniyle kuzeye sürüklenerek saat 04;30'da kumluk bir kıyı (Kabatepe Bölgesi) yerine, sarp bir kıyı olan Arıburnu Bölgesine çıkarma yaptı.
Bu bölgede 27 nci Türk Alayının 2 nci Taburu vardı; çıkan kuvvetlerin karşısındaysa, bu taburun yalnız bir bölüğü bulunuyordu.
Durumu haber alan ve izlemeye başlayan 5 nci Ordu 19 ncu İhtiyat Tümeni Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, herhangi bir emir almadığı halde, 57 nci Alayı bir dağ bataryasıyla takviye ederek karşı taarruz için Arıburun Bölgesine yöneltti; Eceabat Bölgesinde bulunan 27 nci Alayın büyük kısmını da, çıkarma bölgesine yanaştırdı. Bu tedbirleri yerinde bulan 5 nci Ordu Komutanı, 19 ncu Tümenin diğer alaylarının da müteakip karşı taarruzlara katılmasını kabul etti. Kıyıya çıkan İngiliz ve Fransız kuvvetleri, yapılan karşı taarruz sonucu çekilmeye başlayarak; geriden gelen kuvvetlerin yardımı ve deniz kuvvetlerinin etkili ateş desteğiyle, Kanlısırt batısı -Sivritepe -Merkeztepe Yükseksırt hattında tutunabildi.
Donanmanın büyük ateş desteğiyle 25 Nisan 1915 saat 05.30'da Seddülbahir'e çıkarmaya başlandı. İlk hedef olarak Alçıtepe ele geçirilecekti.
Mehmetçiğin ölüm pahasına savunduğu SERÇETEPE, KANLISIRT ile tek ikmal yolu olan ŞARAPNEL Vadisinde tamamen hakim olup Türkler ve İngilizler için önemli idi. Her iki taraf da elinde bulundurmayı istiyordu. Bundan dolayı burada çok kanlı çarpışmalar oluyordu.Bu savaşlarda her iki taraf da birbirlerine birkaç metre mesafeye kadar yaklaşıyordu. En kanlı savaş İlk çıkarma günü 25 NİSAN 1915 günü oldu.
Çıkarma bölgesinde 26 ncı Türk Alayının bir taburu bulunuyordu.
Seddülbahir kesimini ay biçiminde çevreleyen yüzlerce geminin yakın mesafeden Türk siperlerine yönelttiği gemi toplarının korkunç ateşine karşın direnmesini pervasızca sürdüren bir avuç Türk eri, göz açtırmayan, ateşleriyle çıkarmaya yeltenen birliklere ağır zayiat verdiriyor, kıyıya ayak basabilenler de, kuytu yerlere sığınarak kıyıda tutunabilme olanağını bulabiliyordu.
İngiliz ve Fransız zayiatı, yeni takviyeler gelmezse tutunamayacağız diye komutanları feryat ettirecek kadar ağırdı.
Göğüsleri inanç ve yurt sevgisiyle dolu bir avuç Mehmetçik, yurt kıyılarını atalarına yaraşır biçimde savunmuş; kıyıya, çıkabilenlere adım attırmadı.
27 Nisan 1915 günü saat 16.00 sıralarında, donanmanın ateş desteğiyle başlayan İngiliz taarruzu, Türk savunma mevziilerinin 700-800 metre ilersinde Zığındere-Eskihisarlık hattında durduruldu.
Çıkarma kuvvetleri Komutanlığı, Türklerin güçsüz olduğu önyargısıyla, taarruz etmeye kararında, hedefi; Kirte'nin ele geçirilmesiydi.
33 ncü ve 64 ncü Alayların da emrine verilmesiyle altı alaylık bir güce ulaşan Arıburun Kesimindeki Türk birlikleri, Anafarta Bölgesine çıkan İngilizleri denize dökmek maksadıyla, 27 Nisan 1915 sabahı taarruza geçti.
28 Nisan 1915 sabahı saat 08.00'de donanmanın desteği altında başlayan İngiliz-Fransız birliklerinin taarruzu, akşama kadar sürdü. İngiliz ve Fransızlar, yapılan Türk karşı taarruzları nedeniyle, geri çekilmek zorunda kaldı. Bu muharebedeki İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin zayiatı, 3.000’i buldu.
19.Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal'in 25 Nisan günü verdiği “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” emrini uygulayan Türk birliklerince durduruldu.Yarbay Hüseyin Avni Bey'in komutasındaki 57. Alay'ın başta komutanları olmak üzere 628 kişilik mevcudunun tamamı 25-28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit oldular.
1915 Ekim'i sonlarında ve Kasım ayı başlarında İtilaf Devletleri, Çanakkale harekatını yarıda kesmek ve Gelibolu yarımadasındaki birliklerini tümüyle geri çekmek zorunda kaldılar. Orduların tahliyesi bir sonraki yılın Ocak ayında bitirildi. Böylece Türk komutası, o güne değin Çanakkale Boğazı'nı koruyan ordularını başka cephelere aktarma olanağı bulmuş oldu. Zira, o tarihlerde Osmanlı Ordusu, birkaç cephede birden çarpışıyordu.
Bu Çanakkale’ de tarihin kaydettiği en büyük ve en kanlı savunma savaşlarıydı.Bu savaşlar Mustafa Kemal gibi bir askeri dehanın Türk ve dünya kamuoyu tarafından tanınmasının sağlanması açısından son derece önem taşımaktadır.
Şimdi Tarihi Milli Park olan Gelibolu Yarımadası Kanlısırt'ta 57.Alay için yaptırılan şehitlik; Mehmetçik Anıtı, Gazi Hüseyin Kaçmaz Anıtı ile donatılmıştır. Heykeltıraş tarafından yapılan bir rölyef de şehitliğin ihtişamını artırmıştır.
57. Alay Şehitliği 10 Aralık 1992 tarihinde düzenlenen bir törenle halkın ziyaretine açılmış, 25 Temmuz 1994 tarihindeki orman yangınında hasar görmüş, onarılarak 11 Kasım 1994'te tekrar hizmete sunulmuştur.Geçte olsa Milli park olarak
değerlendirilen Gelibolu Yarımadası tüm canlılığıyla aziz şehitlerimizin izlerini taşıyor.Anıt, şehitlik, müze gibi savaştan kalanları ve bu toprakları gezerken yere basmaya kıyamıyorsunuz.
Millî şairimiz merhum M.Âkif’in;
“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı !
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı,
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.”
mısraları akla geliyor,duygulanıyor, ağladığınızın farkında bile olmuyorsunuz.
DÜŞMANIN ÜSTÜN SİLAH GÜCÜ KARŞISINDA KAHRAMANCA SAVAŞARAK BIZE BU GÜNLERİ BAĞIŞLAYAN TÜRK ORDUSU'NUN TARİHİNDE ÖLMEZLİĞE ERİŞEN “ 57 NCİ ALAY TÜM ŞEHİTLERİ İÇİN FATİHA.”
(ALINTIDIR)
57. ALAY
57. ALAY, Çanakkale Savaşları'nda ve Türk Toprağı'nın savunulmasında büyük bir öneme sahiptir. Göğüs göğüse çarpışmaların yaşandığı ve Atatürk'ün de 57. ALAY'a hitabı da söz konusudur:
"Onlar mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vermişler, Çanakkale Savaşları'nın kaderini değiştirmişlerdir. Burada geçen her saniye, kullanılan her an, ölen her nefer Türk vatan ve milletinin mukadderatını çizmiştir. Kara savaşlarına katılan ilk birlik olan 57. ALAY vatan sevgisinin ne olduğunu insanlığa göstermiştir. Bu kahraman Alayı hayranlık, minnet ve rahmetle anıyorum..."
Mustafa Kemal ATATÜRK
57. ALAY ŞEHİTLİĞİ'NDE İLGİNİZİ ÇEKECEK BİR OLAY
Bu şehitlik yapılırken, toprak altında kalmış siperlerden birinde, birbirlerine sarılmış iki subay iskeleti bulunmuştur. Toprak içinde bulunan künye ve muskadan, birisinin 57. ALAY 6. Bölük Komutanı Erzincanlı Üsteğmen Mustafa Asım'a, diğer subayın İngiliz Kolordusundan Yüzbaşı L. J. Woiterse ait olduğu anlaşılmıştır. İskeletler muska ve künye aynı yere gömülmüş bulunan İngiliz ve Osmanlı mermileri ilgililere tespit edilmiştir. Bu iki kahramanın 26 Nisan 1915 günü siperlerde boğuşurken öldüğü anlaşılmıştır. Allah Rahmet eylesin, toprakları bol olsun... ( Güzel Sanatlar Genel Müdürü, Çanakkale, 25 Ekim 1992 )
57.ALAY ŞEHİTLİĞİ
Yapım:1992
Fecrin karanlığında yanıp sönerken süngüler
O gün efsaneleşmişti her bir er-her bir asker
Tümenler dalga dalga akan kükremiş bir seldi
O gün Anafartalarda her asker bir Mustafa Kemaldi
Ekrem BOZ
Dünyanın En Kahraman Alayı
Çanakkale Savaşlarında Kahramanlıkları
destanlaşan ve tümü şehit olan 57.Piyade Alayı
BİR FRANSIZ GENERALİ
1930 yılında Fransızlara ait bir mezarın açılışında bulunan general,Şehitlerimizin bulunduğu kabirleri de ziyaret etmeden gidememiş ve yanındaki Fransız topluluğa şunları anlatmıştır:
-Efendiler! Sizlere hafızamda hala taptaze kalan canlı bir hatıramı anlatmak istiyorum.Türk askeri,dünyada eşine ender rastlanan hasletlere sahiptir... Dinleyiniz! Bir sabah vakti günün ilk ışıklarıyla birlikte Türklerle süngü harbine başlamıştık.Türkler çok mahir ve cesur döğüşüyorlardı.Onlarla başa çıkmak mümkün görünmüyordu.Akşamın geç vakitlerine kadar süren çarpışmalardan sonra,yaralılar toplanırken,ben de harp sahasına gelmiştim.O karışık hengamede gördüğüm manzarayı,her şeyi bir kenara bırakarak büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla seyre koyulmaktan kendimi alamadım.Şöyle ki:
"Bir Türk askeri kendi yaralarına yerden aldığı toprakları basarken,kucağına yasladığı başka bir askerin yaralarına da,gömleğinden yırttığı parçaları sarıyordu...
Efendiler! Bu fedakar,kahraman ve asil Türk askerinin kucağındaki yaralı kimdi biliyor musunuz? Sözlerini hıçkırıklarla sürdüren general,gözyaşlarını mendiliyle silerek,heyecanlı bir ses tonuyla,o Türk yiğidinin kucağındaki yaralı asker,bir Fransız,bir Fransız askeriydi! ardından da yere çöküp bir süre daha gözyaşları akıttı.
Ruhları şad olsun.
Sevgili svç80 ,
bu sayfaya pek katkım olmuyor ama senin ,nzlhan ve diğer arkadaşların paylaşımlarını devamlı takip ediyorum.Kendi adıma size bugüne kadar ve bundan sonraki paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim.
Sevgilerimle...
kısa fragmandan anladığım kadarıyla 12.bölümün konusu 57.alay...
teşekkürlere cevap:ben teşekkür ederim arkadaşlar elimden geldiği kadar başlığı boş bırakmamaya çalışıyorum...
Fragman mı? Ben göremedim, biraz anlatır mısın? Ve bildigim kadarıyla 57. Alay ve Mustafa Kemal 13. bölümde anlatılacaktı. Ama 2 bölüm boyunca anlatılması da fena olmazdı hani... O kahramanlarımızı anlatmaya 2 bölüm de yetmez ya neyse...
Paylasımların için de bir kez daha çok tesekkürler... Bazı kaynaklarda 57. Alay'ın kalan askerlerinin Gazze'de sehit oldugu yazıyor. Hangisi dogru peki?
Bir de bakıyorum suçlularımız tek tek tesrif etmeye baslamıs... :img-hyste
Fragman mı? Ben göremedim, biraz anlatır mısın? Ve bildigim kadarıyla 57. Alay ve Mustafa Kemal 13. bölümde anlatılacaktı. Ama 2 bölüm boyunca anlatılması da fena olmazdı hani... O kahramanlarımızı anlatmaya 2 bölüm de yetmez ya neyse...
Paylasımların için de bir kez daha çok tesekkürler... Bazı kaynaklarda 57. Alay'ın kalan askerlerinin Gazze'de sehit oldugu yazıyor. Hangisi dogru peki?
Bir de bakıyorum suçlularımız tek tek tesrif etmeye baslamıs... :img-hyste
Svç80 eklediğin dökümanlar için teşekkürler. Bende fragmana denk gelemedim henüz...
NazlıHanım'cım ben suçumu itiraf ettim... Cezam neyse razıyım:img-hyste
sevgili nzlhan ben teşekkür ederim...fragmanı kınalı kuzuların resmi sitesinde izledim fragmanda aşk oyununda kızın hamileyken evlendiği adam vardı galiba
(isimlerini hatırlamıyorum) ben 19.tümen komutanı yarbay mustafa kemal tümenimi arıyorum diyordu...gazzeyi hiç duymadım bildiğim kadarıyla hepsi çanakkalede şehit olmuşlar...:img-yes:
NazlıHanım'cım ben suçumu itiraf ettim... Cezam neyse razıyım:img-hyste
Tez vakitte C.tesi günü 8.bölümden itibaren tekrarları TRT INT'ten takip edile; sonra da burada uzuuun yorumlar yapıla; aksi taktirde tez kellesi vurula...:img-hyste Tarihin kestigi parmak acımaz... {Bu cümle böyle miydi?:img-hyste }
sevgili nzlhan ben teşekkür ederim...fragmanı kınalı kuzuların resmi sitesinde izledim fragmanda aşk oyununda kızın hamileyken evlendiği adam vardı galiba
(isimlerini hatırlamıyorum) ben 19.tümen komutanı yarbay mustafa kemal tümenimi arıyorum diyordu...gazzeyi hiç duymadım bildiğim kadarıyla hepsi çanakkalede şehit olmuşlar...:img-yes:
Anlatımına hayran kaldım... :) Bir kere o adam ÇGO'da Zarife'nin yavuklusu Ümit'ti. :) Ask Oyunu'nu filan karıstırma simdi. :img-hyste Adı da Serdar Yegin. {6. bölümde adı Serdar Yigit diye yanlıs yazılmıstı hatta. :)}
Adam mavi gözlü diye Atatürk'ü ona mı oynatmıslar yani? Bana ekranlardaki Atatürk bollugundan gına geldi resmen... Ama adamı sevmedigimden degil de o rolü kimseye yakıstıramadıgımdan...
Tez vakitte C.tesi günü 8.bölümden itibaren tekrarları TRT INT'ten takip edile; sonra da burada uzuuun yorumlar yapıla; aksi taktirde tez kellesi vurula...:img-hyste Tarihin kestigi parmak acımaz... {Bu cümle böyle miydi?:img-hyste }
Ne yaptın Nazlıhan vur dedik öldürdün:img-hyste Ama "mazeretim var asabiyim ben..." düğünümüz var onunla ilgilenmem gerek:happy0064 üstelik TRT INT nedir yahu? Umarım mazeretim kabul görür:good: görüşmek üzere canımbye
Ne yaptın Nazlıhan vur dedik öldürdün:img-hyste Ama "mazeretim var asabiyim ben..." düğünümüz var onunla ilgilenmem gerek:happy0064 üstelik TRT INT nedir yahu? Umarım mazeretim kabul görür:good: görüşmek üzere canım bye
Dügün dedigin kaç ay sürüyor ki canım, sen uzun zamandır buralara ugramıyorsun, bana masal anlatma... :) Sen ablamın dügününün arasına neler neler sıkıstırdıgımı bilemezsin... :)
Hani TRT'nin yurt dısına yayın yapan kanalları var ya, onlardan birisi iste TRT INT. Uydu ve kablolu yayında var... Ama izleyemesen de DVD'leri çıkacakmıs yakında ama birkaç ayı bulur galiba... E sizin dügün de o zamana kadar biter herhalde... :img-hyste
Dügün dedigin kaç ay sürüyor ki canım, sen uzun zamandır buralara ugramıyorsun, bana masal anlatma... :) Sen ablamın dügününün arasına neler neler sıkıstırdıgımı bilemezsin... :)
Hani TRT'nin yurt dısına yayın yapan kanalları var ya, onlardan birisi iste TRT INT. Uydu ve kablolu yayında var... Ama izleyemesen de DVD'leri çıkacakmıs yakında ama birkaç ayı bulur galiba... E sizin dügün de o zamana kadar biter herhalde... :img-hyste
Ohhh Ohhh bizde uydu ve kablolu yayın yok...:happy0064 Dvd'sini bekleyeceğim artık:img-hyste Düğün haftaya:img-hyste Zaten ben sana rakip olamam canım:img-yes:
Düğün haftaya:img-hyste Zaten ben sana rakip olamam canım:img-yes:
Dügünde ayak sis ve bandajlı, elimde bastonla sıklıkta benimle yarısmazsın tabi ki... :img-hyste
************************************************** ************************
Yere düsmeyen sancak 57. Alay
Çanakkale Savaşları üstüne onlarca komutanın ayrıntılı hatıraları elli yıldır önümüzde dururken, Çanakkale üzerine bir film ve bir tiyatro yapılmayışı, utancımızdır. Tarihimizin en eşsiz sayfasını oluşturan 57. Alay'ın isminin tek bir sokak ve caddeye verilmeyişi de ayrı bir utanç.
Kvai Köprüsü ve benzer II. Dünya filmlerini bin defa seyreden gençlerimiz, dünya tarihinin en eşitsiz ve en eşsiz Çanakkale Savaşı'nı kulaktan dolma bilgilerle geçiştirir. Oysa hepimiz bu savaşı avcumuzun içi gibi bilmeliyiz. Bu trajedilerin en büyüğünü dönüp dönüp anlatmak, vatan ve insanlık görevidir.
Avcumuzun içi gibi. Sol elimiz, Gelibolu olsun. Sol avuç ayamızı açalım. Serçe parmağımız kıyısı Saroz Körfezi'ne açılan Arıburnu olsun. Başparmağımız Çanakkale Boğazı. Avucumuzun ortasında büyük çizgiler, dereler, Arıburnu'na dökülen, Ağıl deresi, Çatlak Deresi, Sazlı dere. Başparmağımızın en yüksek yeri Kocaçimen. Onun altı, dik bayır Conkbayırı, onun da altı Şahinsırtı tepesi. Bileğinizde nabzın attığı yer Anafartalar olsun. Avcunuzun içindeki tepelerin, yerlerin isimleri yoktu, savaş sırasında haritalar çıkartılırken verildi: Süngübayırı, Topçutepesi, Kanlısırt.. Korkuderesi, Domuzderesi, Kemalyeri.. Ve parmakuçlarınızdaki sahil Seddülbahir, Gelibolu'nun tam ucu. Parmakaralarında Azmak deresi, Kozlar çayırı, Suvak kuyusu..
Bu küçük bir avuç harita üstünde tam 950 bin kişi savaştı. Bu arazi, tamamen fundalık, çalılık, engebeli, çukurlarla dolu. Değil savaşmak yürümek mümkün değil. Düşman komutanları hatıralarında, 'Haritasız, barış zamanında dahi yürünemez. Karmakarışık, çapraşık, çukurlarla, tehlikelerle dolu, dikenli otlarla kaplı' diye yazmakta!
Kara savaşları 25 Nisan 1915'te başladı, tam sekiz ay sürdü. Savaşın ilk dört günü verilen muharebelerin şiddeti tüm sekiz aya bedel. Düşmanı ilk karşılayan 27. Alay'ın komutanı Şefik Aker'dir, ardından 57. Alay'dır, komutanı Mustafa Kemal'dir, sol yanına takviye gelen alayın adı ise 77. Alay'dır.
Sekiz ay boyunca onlarca alayımız, fırkamız, komutanımız kahramanca savaştı, herbirini anlatmak kitaplar doldurur, bu üç alayımızın özelliği, düşmanı ilk karşılamaları ve durdurmaları!
Bir manga dokuz kişiden oluşur. Dokuz manga bir takım demek... Bir bölük, üç takımdan oluşur. Düşmanın ilk çıkartması dörtbin askerdir, bu dörtbin askere karşı önce, sadece iki takım asker savaşmıştır. Yani arkadan 27. Alay gelene kadar otuz-kırk kişi düşmanı oyaladı... Dörtbin kişiye karşı otuz kişi... Tarih kitapları bu birkaç manga askerin kahramanlığını ayrıntılarıyla yazmakta. Mesela bir çavuşumuz, omuzundan vuruldu, devam etti, diğer omzundan vuruldu, yine devam etti, bir bacağından vuruldu, yine devam etti...
Savaşın stratejisi basittir, Arıburnu'na gelen dünyanın gelmiş geçmiş en büyük en kalabalık zırhlı gemileri, önce Şahin Sırtı'na, hemen üstüne Conkbayırı'na tırmanıp, sonra, boğaza hakim tepe Kocaçimen'i ele geçirince, Çanakkale'den düşman gemileri rahatlıkla geçebilecek.
Ancak, düşmanın hangi sahilden çıkartma yapacağı, komutanlar arasında bugüne kadar süren tartışmalar yarattı. Düşman, Gelibolu'nun ucu Seddülbahir'den de çıkabilir, Arıburnu'ndan da, göstermelik olarak Anadolu kıyısına asker çıkarabilir! Bu tereddüt düşmanın sahile çıkar çıkmaz vurulması hazırlığını karıştırmıştır!
Her alayımızda sadece bir makinelitüfek takımı var ve bu makinelitüfeklerin geri çevirme mekanizmaları yoktu. İlk günlerde düşman öndeyken sakıncası yoktu, ama sonraki günler bu makinelitüfekler işe yaramadı. Askerlerimizin sırt çantaları bu çukurlarla dolu arazide çok yük olmuştur. Yemekleri, kazma kürek takımı dışındaki yükleri atılınca askerler hafifleyip, yükten kurtulmanın sevinciyle bayram yapmakta. Çünkü bu arazide yürümek, savaştan daha yorucu!
19. yüzyılda tüm dünyayı sömürgeleştirip, uçsuz bucaksız köle ve maden kaynaklarına ulaşan İngilizler, dünyanın en büyük savaş gemilerine sahip. Açıkta demirlemiş yüzlerce gemi, laz askerler, kıyıda henüz savaştan habersiz horon tepmekte... Okumuş, bilgili, genç teğmen, askerlere, 'Düşman açıkta, siz burada horon tepiyorsunuz', der, 'O gemiler asker dolu, hepsinde azrail gibi toplar var', der. Laz asker: 'Korkma komutanım, Allah'tan büyük değiller ya' diye cevap verir.
Bu inanılmaz toplara, yüksekten keşif yapan balonlara, bomba atan ve yine keşif yapan yüzlerce teyyaresine karşılık, Türklerin bir topçu cephanesi fabrikası yoktu. İstanbul'da Yüzbaşı Piepen topçu cephanesi fabrikası kurulmuştu. Ama hikaye. Yirmi toptan ancak biri patlıyor. Yine de komutanlar, boş mermileri manevra topu gibi atıyor, askerlere psikolojik destek için. Piyadeler, 'topçular bizi destekliyor' sansın diye. Topların boş seslerini kullanıyor. Bugün dahi komutanlar, arkalarına topçu desteği alamadıklarını kahırla anlatıyor. Elimizde Bulgar cephanesinden kaptığımız birkaç top!
Bir de komutanların hatıralarında naklettiği, hepsi bir alem, Fatih zamanından kalma toplar. Şimdi Avustralya'da Gelibolu müzesindeki bir topun hikayesi ilginçtir. Bu bilgileri komutanlarımızın hatıralarından aldılar. 'Ey ziyaretçi, önünden geçmekte olduğun top, Türkler'in 1. Dünya Savaşı'nda ne kadar zaruret içinde olduğunu gösterir. Çünkü bu topu Türkler, Kafkasya cephesinden Süveyş'e sürmüş, Süveyş'ten Çanakkale'ye, biz de bu topu Çanakkale'den Avustralya'ya getirdik!'...
Üstelik, yine komutan hatıralarında, bu topun da arızalı olduğu söylenir. İngilizler Arıburnu'na yaptıkları çıkarmayı yıllar boyu milli bir bayram gibi 'andılar'.. İngiliz komutanlar hatıralarında askerlerine 'kahramanlık' payını bol keseden biçti... Mesela bir İngiliz komutan, 'O gün Conkbayırı tepesindeki makinelitüfeği ele geçirdik', diye yazıyor. Bizim komutanlarımız, bu hatıraları okuyunca, hatıralarını yeniden yazmaya başlıyor: 'Ele geçirdikleri o makinelitüfeği iki saat sonra ellerinden aldığımızı neden yazmıyorlar' diye...
Daha ilk gün, düşman, Arıburnu'ndan karaya çıkınca, hemen harekete geçen düşmanı göğüs göğüse karşılayan 27. Alay'ın komutanı Şefik Aker'dir. Ardından ona yetişmeye çalışan 57. Alay'ın komutanı Mustafa Kemal'dir. Hem Şefik Aker, hem Mustafa Kemal, komutanları Enver Paşa ve Limon Von Sanders tarafından eleştirildi. Oysa hem Şefik Aker, hem Mustafa Kemal, silahsız, bombasız, topsuz, alayına sürekli cesaret ve yiğitlik telkin ederek, onları, çıplak bir boğazlamaya sürüklemekte, eşsiz nutuklar atmakta. Türk tarihine geçen: 'Size ölmeyi emrediyorum, sizler ölürken arkadan birliklerinizin yetişmesi için zaman kazanacaksınız' nutku, 57. Alay'a söylenmiştir. Avustralya Gelibolu müzesinde sergilenen bir sancağımızın önünde şu bilgiler var: 'Ey ziyaretçi, önünden geçmekte olduğun sancak, dünya müzelerinin en nadir eseridir. Gelibolu'dan getirilmiştir. Son askerin altında cansız yattığı bir ağaç dalında asılı bulunmuştur!'
Mermileri bittikten sonra elleriyle ve süngüleriyle gırtlak gırtlağa savaşan bu alayımızın tümü şehit olmuştur..
Şefik Aker Paşa, Cemil Conk Paşa, Fahrettin Altay Paşa, Selahattin Adil Paşa ve Mustafa Kemal gibi daha nicelerinin hatıralarında Şahin Sırtı, Conkbayırı ve Kocaçimen muharebelerinde bu alaylarımızın kahramanlığı ayrıntılarıyla ve çok dokunaklı işlenir!
Topu, tüfeği, mermisi kalmayan, arkadan takviye alması imkansız, süngüsüyle düşman üzerine çullanmaktan başka hiçbir şansı kalmayan kahraman Şefik Aker ve Mustafa Kemal'in çaresizlikle askerlerine sabah akşam nutuk çekmesi... Onlara yalınkılıç, yumruk yumruğa kavgadan başka şansları olmadığını anlatması... Türk milletini... Fakru zaruretleri... Anadolu'yu... Yetimleri, öksüzleri, yokluğu, açlığı anlatması... Düşmanları anlatması... Silahsız askeri, yumruklarıyla, dünyanın en büyük mekanize birlikleri üstüne sürüklemeleri, dünya savaş tarihinde eşine bir daha rastlanmayacak, olağanüstü, masalsıdır!
Daha ilk gün düşmana yumrukları ve süngüleriyle çullanan 27. Alay'ın komutanı Şefik Aker ve ardından yetişen 57. Alay'ın komutanı Mustafa Kemal'in savaş tarihindeki tartışmaları sürmekte, çünkü, Enver Paşa ve Limon Von Sanders, ilk gün ani kararlarla büyük kayıplar verildiğini düşünürler. Şefik Aker'in iddiası, 'Acil ve ani kararla düşmanın önü kesilmeseydi, savaş başlamadan Çanakkale düşecekti', der. Ve birçok komutan hatıralarında, bu ilk dört gün içinde 27. ve 57. Alay'ın ani kararını destekler. Ayrıca, Şefik Aker ve Mustafa Kemal'in ani karar vermek zorunda kalması, arkadaki birliklerden hiç haber alınamamasıdır.
Enver Paşa cepheyi ziyaretinde bu yüzden Mustafa Kemal'in yanına uğramaz. Mustafa Kemal işte o gün Enver Paşa'ya küser. Savaşın sonraki aylarında Mustafa Kemal, arkadaki, Anafartalar'a tayin edilir.
O günlerin Time dergisi, Çanakkale Savaşı'na muhabir gönderir ve savaşı 'kavimler savaşı' olarak niteler. Çünkü İngilizler'in yanında, İskoçyalılar, İrlandalılar, Avusturyalılar, Yeni Zelandalılar, Gurkaslar, Çığlar, Pencabiler, Fransızlar ve Senegalliler omuz omuza savaşıyordu. Bizim birliklerimiz, geçtiğimiz beş yıl içinde, Balkanlar'da, Süveyş'te savaşmış, çok yorgun, hepsi Yozgatlı, Çankırılı, Trabzonlu ve özellikle İstanbullu çocuklardı. İstanbul çok yakın olduğu için ve sürekli takviye birlik istendiği için, İstanbul'dan savaşa erkek göndermeyen tek hane kalmadı. Bir de birlikte savaşa girdiğimiz için yanımızda Almanlar'ın beşyüz kişilik sembolik kuvveti vardı.
İlk günkü savaşların en trajik yanı, 27. ve 57. Alay'ı çaresiz bırakan, 27. Alay'ın solyanını korumakla görevli 77. Alay'ın çözülmesi ve savaş dışı kalmasıdır.
77. Alay korktu ve çalılıklara dağıldı. Sağa sola belirsiz ateş açıyor, hepsi başlarının çaresini düşünüyor. Kimi karın ağrısına tutulduğunu, kimi komutanını kaybettiğini bahane ediyor. Muharebenin en çetin safhasında 27. Alay'a takviye diye gelen 77. Alay, bir Arap birliğiydi. O kadar ruhsuzdu ki, cesed gömmek için verilen küçük aralarda keyifle nargile içiyorlardı. 77. Alay, ordumuzun tüm birliklerinde büyük hayalkırıklığı yarattı. Tüm komutanlarımız hatıralarında, bu Arap birliği yerine ön cephede, yanımızda bir Türk birliği olsaydı, savaşın ön cephesinde bu kadar ağır kayıplar verilmezdi, deniyor.
Düşmanın Arıburnu mu, Seddülbahir mi, Saroz Körfezi'nden mi çıkartma yapacağı tartışması, komutanların arasını açtı, sinir krizi geçirip, aklını kaybeden komutanlarımız oldu. Çünkü, Arıburnu'na çıkarılan birlikler 'göstermelik' olabilir, bütün kuvvetleri Arıburnu'na çıkartma yapılıyor diye buraya yığmak da çok tehlikeli olabilirdi...
Sonraki aylarda.. İngilizler 21 Ağustos'ta, tüm güçlerini toplayıp, büyük bir taarruza geçtiler. Bu taarruzda, İngiliz birlikleri içinde, İngiliz soylu ailelerinin en seçkin çocukları, hassa birliği, büyük kayıplar verince, İngilizler'in gözü korktu. Ve savaşı artık savunmaya, geri çekilmeye doğru düşünmeye başladılar. Sayısı hala tartışmalı, kırk, elli, yüz nakliye, savaş gemisi, aylarca İngiltere'ye, Londra'ya cesed taşıdı. Beşyüz bin asker çıkardılar sahile.
Conkbayırı'na sürünerek çıkan beşyüz bin kertenkele. Hepsi gördü sonunda, neymiş, Çanakkale!
Mustafa Kemal'in 57. Alay'ı yönettiği yerin adı Kemalyeri konuldu. Bugün toprağı kazın, havada birbirine çarpışıp kaynaşmış mermiler bulacaksınız.
Birbirlerinin gırtlaklarına sarılmış iskeletler göreceksiniz. Birbirinin kaburgasına süngü girmiş ve ikisi de karşılıklı dizçökmüş iskeletlerle karşılaşacaksınız.
Boğaz boğaza, gırtlak gırtlağa böyle bir savaşı tarih yazmaz.
Komutanlarımız hatıralarında 'Kahramanlarımız, uçarak düşmana hücum ettiler' diye yazıyor ve peşinden şöyle ekliyorlar: 'Buradaki uçarcası lafı bir benzetme değil, gerçekten uçtular. Conkbayırı tepesi uçurum, düşmanı kovalarken peşinden uçarak havada öldüler!'..
Yaralanmayan Türk komutanı yoktur, askerler savaştan düşmesin diye, hepsi göğüslerindeki şarapnel parçalarını askere göstermez.
Sedyeyle götürülen askerler, düşmanla biraz daha savaşamadım diye, kahırdan küfürler savuruyor. Kıpkırmızı sedye üstünde, yaralarından değil, savaştan geri kaldıkları için acıyla naralar atıyorlar.
İşte o savaşın ön cephesinde savaşan Avusturyalı Anzaclar, tam seksen sene, hiçbir sene sektirmeden, her yıldönümü, gemilerle yine Arıburnu sahiline geldiler. Conkbayırı tepesinde onları gazi dedelerimiz bekledi. Bu sefer süngüyle değil, kollarını açarak, sarılmak için birbirlerine koştular.
İnsanoğlunun büyük trajedisine yazılmış, çok ağlamaklı sahnelerdir bunlar. Mustafa Kemal'in topraklarımıza gömülen Anzac şehitliğine yazdığı o meşhur: 'Onlar artık bizim evlatlarımızdır' kitabesi, edebi olarak çok güçlüdür.
Düşman gemileri günlerce Conkbayırı sırtını bombalıyor. İngiliz komutanları çok haklı, bu kadar bombardımana tek bir otun, tek bir böceğin yaşaması mümkün değildi. Türk siperleri tamamen paramparça edildi. Yeniden siper kazmak vakit alıyor. Kazılsa da fazla derin kazılamıyor. Bu 'paramparça', büyük toplarla tamamen yerin altına gömülmüş siperlerden, Türk askerlerinin yerin altından fışkırıyor gibi yeniden savaşa koşması, herkesin aklını başından aldı. Gerçekten 'aklını' aldı, çünkü çok sonra, geride kalan askerlerimiz, şehidlerimizin, yeşil sarıklıların yanımızda savaştığı gibi bir yığın hikaye anlattı.. Bir yeşilsarıklı Türk birliği hikayesi, çok meşhurdur.
Askerlerimiz siper için, şehid arkadaşlarının cesed bedenlerini kullanmakta. Türk askerleri, önündeki arkadaşının ölüsüne, yanına ve soluna tahta koyup, üstüne birkaç kürekle toprak atıp, cesed yüksekliğinden sipere giriyor. Bir komutanımızın hatırası: 'Siperde atış yapan askerim, ikide bir doğrulup önündeki kumula toprak atıyor, ayağa kalktığında düşmana hedef oluyor, 'ne yapıyorsun' dedim. Asker, düşman mermilerinin ölen arkadaşının üstündeki toprağı boşaltıp, arkadaşının bacaklarını, karnını dışarda bıraktığını, yeniden üstüne toprak atmam gerekiyor, diye cevap verdi'...
Komutanlarımız hatıralarında, 'İngilizler bizi, zavallı Hintliler, uyuşuk Çinliler, ilkel Etiyopyalılar gibi kolaylıkla esir alıp burnumuza köle halkası takacaklarını sanıyorlardı', diyor.
Bu savaş, ordularımıza komutanlık yapan Limon Von Sanders'in ve birçok komutanımızın özetlediği gibi, çeliğe karşı, etin ve kemiğin savaşıydı.
Mevziler sekiz ay, yüz-yüzelli metre mesafeye kadar düştü, ancak, savaşın bazı bölümlerinde mevziler inanılmaz ama, beş metreye kadar düştü. Gemiler durmaksızın aylarca, bir ot, bir böcek kalması imkansız, gece gündüz dövüyor Şahinsırtı'nı, Conkbayırı'nı, Kocaçimen'i... Komutanımız atından iner inmez büyük bir top atışı parçalıyor atı, et parçaları, yüzüne çarpıyor, ya da, komutanımız haritası başındayken bir bombayla komuta ettiği bölüğün tümü bir anda havaya uçuyor...
Ya da, düşman lağımcıları, yerin altından, otomatik kazıcılarla, muhtemelen motorlarla, bizim mevzilerin gizlice tam altına kadar gelip dinamitliyorlar. Mevzilerimiz, üç-dört minare yüksekliğinde havaya uçuyor.
Mustafa Kemal anlatıyor, birinci siperdekiler hiç kurtulamamacasına düşüp ölüyor, arkalarında bekleyen ikinciler hemen siperlerine geçiyor, bir dakika sonra onlar da düşüyor, arkada bekleyenler, üç dakika sonra kendilerinin de öndekiler gibi öleceğini biliyor ve koşar adım yerlerini alıyorlar, onlar da ölüyor!..
(Nihat Genç'in Edebiyat Dersleri kitabından)
son 3 bölüm kaldı bu bölümlerde hangi konuların ele alınacağını biliomusunuz
mrk ettimde oyusden
bu dizi cekilmeden önce istanbuldan baska bişi demiodu kimse şimdi çanakkaleye geziler bile arttı önemini alamak için illaki tvde mi gösterilmesi gerekıodu anlamadım :img-beee:
son 3 bölüm kaldı bu bölümlerde hangi konuların ele alınacağını biliomusunuz
mrk ettimde oyusden
Hayır, son 2 bölüm kaldı... 12. ve 13. bölüm... 57. Alay ve Mustafa Kemal anlatılacak bir de dizinin ilk tanıtım yazısında Koca Seyit'in de anlatılacagı yazıyordu. Ama kesin birsey bilmiyorum. Resmi sitesi su an kafayı yemis durumda... :)
Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği tarafından dağıtılan Radyo-Televizyon oskarları sahiplerini buldu. Yayıncılık alanında öncü TRT, 9 dalda ödüle layık görüldü.
Ödüller Ankara'da düzenlenen törenle sahiplerine verildi.
Doğru, dürüst ve objektif kamu yayıncılığı yapan TRT, ana haberden kültür sanata, televizyon dizilerinden spora kadar çeşitli alanlarda dağıtılan ödüllerden dokuzunun sahibi oldu.
"Uluslararası Dostluk ve Barış Ödülü", TRT'nin "23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği" programına verildi.
Ödülü, TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney aldı.
Güney yaptığı kısa konuşmada, "29 yıldır TRT, hepimizin, hepinizin, ülkede yaşayan 70 milyon insanın ortağı olduğu TRT tarafından, uluslararası düzeyde kutlanmaktadır. Bu yıl Antalya'da kutlanacak. Şu ana kadar, bugüne kadar olanın çok çok üzerinde, 47 ülke daveti kabul etti. Tahmin ediyoruz ki, 65-70 arasındaki ülke çocuğu Antalya'ya gelecek" dedi.
Spor dalında, yine bir TRT yapımı, Erdoğan Arıkan'ın sunduğu "Stadyum" Programı ödüle layık görüldü.
"Haber Aktüel" dalında TRT- 2 Televizyonu'nda yayımlanan "Haber Anadolu", belgesel dalında da iki TRT yapımı, "Osmanoğlu'nun Sürgünü" ve "Dev Kanatlar" adlı programlar ödüllendirildi.
TRT'nin ödüle layık görülen diğer proğramları da; "Müzik Eğlence" dalında Funda Arar ve Kıraç'ın sunduğu "Gölgeler", "Yerli Televizyon Dizileri" dalında "Kınalı Kuzular", "Radyo Programcıları" dalında Şebnem Savaşçı, "Ulusal Radyo" dalında da TRT FM oldu.
nzlhan bahsettiğin iki diziyide izlemedim sadace birkaç kez görmüştüm oradan hatırladım:img-wink:
MUCİZE OLAY
Sabahın sekizi sıralarında düşman donanmasının yoğun topçu atışlarıyla Çanakkale Boğazı'nda başlayan savaş cephe boyunca tüm şiddetiyle sürer.Gümbürtüden,uğultudan iniltiden boğaz yıkılır.Sırtlar; tepeler; kara toprak, dağ taş duman olur.Boğazın mavi suları düşen ateşten güllelerle yanar alev, alev...
Her dakika, her saniye cephede ölüm kusan düşmanların en gelişmiş
savaş gemilerinden oluşan güçlü donanması, emperyalist efendilerini utandırmamak,mutlaka masa başında planlandığına uygun kesin zafere ulaşmak tutkusuyla olanca çabalarını gösterip,olanca gayretlerini harcarlar.
Önceleri İngiliz zırhlısının dev toplarından yükselen iri,tahrip gücü yüksek ve etkili güllelerle korkunç gürültülerle Mecidiye Bataryası da düşmanın yoğun ateşi altında olduğu halde hiç paniğe kapılmadan cesaretle,özveriyle görevini sürdürür.Komutan Yüzbaşı Hilmi Bey'in yükselen sesiyle attıkları her topu şehit düşmüş olan arkadaşları şereflerine atarlar.
Bir ara sığınaktaki telefon çalar.Çalmasıyla birlikte Komutan Yüzbaşı Hilmi Bey telefonun bulunduğu sığınağa koşturur işte tam o anda yeri,göğü inleten müthiş bir patlama olur.Patlamanın şiddetinden her taraf zelzele olurcasına sarsılır ve aynı anda da Mecidiye Bataryası'nın bulunduğu sahaya koyu bir kara duman çöküverir.
Ne acıdır ki bu olay sürecinde ve sonucunda Mecidiye Bataryası toz duman içerisinde havaya uçar.
Batarya Komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey feci patlamadan üç,beş saniye sonra sığınaktan ok gibi dışarı fırlar.Fırladığı gibi de bataryasının,acıklı,yürekleri sızlatan korkunç manzarasını görür.Görünce de olduğu yere çakılır kalır.Bataryasında herşeyin bittiğini farkeder.Toparlanınca yaralıların acı acı feryatları,haykırışları arasında dolanmaya başlar.Şehitlerin cansız vücutlarından,güllelerin acımasız darbeleriyle kopan parçalara bakar.Yaşaran gözleriyle “sanki ne diye sağ kalıp da bu dayanılmaz manzarayı gördüm?Allahım bunları bana ne diye gösterdin?Şuracıkta neferimle,birlikte benim de cancazımı alaydın ya!Ya şimdi benim sağlığım neye yarar?olan oldu,giden gitti bir kere!” diyerek üzülür.Bitmiş,tükenmiş Mecidiye Bataryası'nın toprak yığıntıları ve çöküntüleri arasında;
“Gomutanım,gomutanım!... N'olursun gurtar beni gomutanım. Aman yetiş ölüyorum, boğuluyorum gomutanım!” diye bir ses duyor. Hemen sesin gittiği yöne doğru koşar. Bu ses nefer Niğdeli Ali' nindir. Cephaneliğin patlamasıyla havaya ucmuşMecidiye Bataryası'nda toprak altında komutanı tarafından ilk kurtarılan nefer Niğdeli Ali'dir.
Niğdeli Ali, yatırıldığı yerde acı acı inleyip duran bir yaralı arkadaşına yardım etmek veya bir ihtiyacını karşılamak için onun bulunduğu tarafa giderken ayağına birşeyler takılır ve sendelemesi sonucu yere düşer. Kendisini düşüren şeyin ne olduğunu öğrenmek için arkasına dönüp bakar. Arkasına baktığında birde ne görsün? Oracıkta meydanda bir insan ayağı durupdurur. Hemde ayak diklemesine ve açıkta durupdurur. Ali önce bedenden kopmuş bir parça sanır. Sanır ama sonradan düşünürki bedeninden kopmuş parça olsa öyle diklemesine durup ta beni düşürmez. Geriye dönüp, ayağın yanına varır. Önce üstündeki toprakları temizler, sonrada eliyle ayağı hafifce iki yana sallayıp yoklar. O zaman onlar ki ayak bedeninden kopmuş parça kesinlikle değildir. Hemen komutanını çağırır.
İlk onlarda toprak altından çıkarılan iri kıyım koca neferden hayat belirtileri çok az gözlenir. Ancak komutan eliyle yoklayınca nabzının ve kalbinin hafifte olsa henüz atmakta olduğunu fark eder. Bir süre sonra nefer iyileşir. Neler olduğunu öğrenmek ister. Niğdeli Ali olanları ağlayarak anlatır.
Bataryasının inanılması güç yıkık, dökük, çökük, bitik halini görür. Beş on saniye bu dayanılması güç sahneyi sessiz soluksuz süzer. Gördüğü yürekleri sızlatan, parçalayan manzara karşısında koca nefer'in tüm vücudu ürperir, her tarafı hırsından zangır zangır titrer ve yüzü renkten renge girer.
Bogazı daha iyi görebilmek, savaşın seyir durumunu daha iyi izleyebilmek için iki üç adım ileri atar. Bogazın karşı tarafına bakar. Bu sırada boğazda savaş tüm şiddeti ile devam etmektedir.
Koca nefer neden sonra aklına bir şey gelmişçesine, bir şeye karar vermişçesine keskin bir dönüşle ok gibi geriye fırlar. Daha sonrada her nasılsa ayakta kalabilmiş tek topun başına gelir ve durur.
Ali bakar ki ayakta kalmış görünen tek topunda durumu sağlıklı değil, o da yürümeye başlamıştır. Bir kez topun en önemlisi hasar görmüştür. Topun ikiyüzyetmişbeş kiloluk ağır güllelerini iki metre yükseklikteki namluya çıkararak matazarası yani vinci görev yapamaz hale gelmiştir. Kaldıki başka bir ağrızanında olup olmadığı belli değildir. Matazaranın çalışmaması, onun arızalı oluşu dahi topun görev yapmamasına, doldurulup ateşlenememesine geçerli neden sayılır. Çünkü koca ağır gülleyi tam iki metrelik yüksekliğe çıkarıp ve de namluya yerleştirebilmek değil iki kişinin on kişinin bile belki yapamayacağı bir iştir.
BiLinmeyenLer..
NUSRET MAYIN GEMİSİ VE 18 MART ZAFERİ
Çanakkale savaşları deyince akla ilk gelen ve bu savaşların simgesi olan kahraman Nusret Mayın gemisidir. 18 Mart Deniz Savaşı'nda Müttefik Donanmasını dağıtan, Müttefik Komutanlarını şaşkınlığa uğratan, Türk askerine moral, Türk Milleti'ne sevinç kaynağı olan 26 mayınla bir yazgının değişmesine sebep olan bir kahramanlık hikayesidir Nusret Mayın Gemisi.
Nusret Mayın Gemisi'nin başarısı o kadar büyümüştür ki destansı özellikler katılarak menkıbe kitaplarında baş köşeyi almıştır. Çoğu kaynakta "17 Mart'ı, 18 Mart'a bağlayan gece" diye başlar Nusret'in serüveni. Bu verilen tarih doğru olmamakla birlikte, olayın dramatik yanını artırması açısından kullanılmıştır. Nusret'in kahramanlık hikayesi çok önceden başlar; Nusret Mayın Gemisi Boğaz sularına 3 Eylül 1914'te geldi.
Teoman Erbay arşivinden Nusret Mayın Gemisi
Almanya'da özel olarak inşa edilmiş bu tekne, dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabiliyordu.
Nusret Mayın Gemisi'nin künye bilgileri şöyledir :
Tipi Mayın Gemisi
İnşa Yeri Almanya
Tonajı 360T
Hizmete Girişi 1912
Boyu 40 m
Eni 7,4 m
Çektiği su 2 m
Silahları 1 adet 7,5/40 Top, 2 Adet 4,7 Top, 2 mk. 5b.
Sürat 15 mil
Hizmet Dışı 16.06.1957
Akıbeti
Müttefik donanmasının boğazlardaki tabyaları bombalamaya başlamaları (Şubat 1915) ile birlikte Mart ayına kadar geçen süre içinde, dünyanın en büyük donanması boğaz önünde toplanıyor, keşif uçuşlarıyla mayın alanları belirleniyor, mayın araştırma ve keşif gemileri boğazın içlerine kadar girip mayınları temizliyorlardı. Nusret'in mayınlarını döktüğü Karanlık Liman önündeki mayın hatları ise tamamen temizlenmişti.
Uzun süreli bu temizlik çalışmalarının ardından Müttefik donanmasının boğazı geçme girişiminde bulunacağı kesinde. Bunun üzerine Müstahkem Mevkii komutanlığı daha önceden düşündüğü gibi, bir Alman subayının da teklifiyle elde kalan son 26 Mayını Karanlık Liman'a dökme kararı aldı.
Bu olayın içinde yaşayan Müstahkem Mevkii Kurmay Başkanı Selahattin Adil anılarında şöyle yazmaktadır :
"Düşman kesin saldırısının birkaç gün içinde yapılacağı belli oluyordu. Deniz işlerine bakan ve izleyen tecrübeli, sevimli, uysal bir ihtiyar olan Alman Amirali Menter Paşa'nın teklifine uyularak, geride kalan yedek mayınların atılmasına karar verilmiş ve 30 kadar mayın Nusret gemisinde hazırlanmıştı."
Böylece Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa'nın da görevlendirilmesiyle, Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey komutasındaki Nusret Mayın gemisi 7/8 Mart gece yarısından az sonra göreve çıkıyordu. Müstahkem Mevkii Mayın Grup Komutanı Yüzbaşı Hafız Nazmi (Akpınar) Bey'de Nusret Mayın Gemisi'ndeydi.
7/8 Mart gece yarısından az sonra sisli bir havada Çanakkale'den ayrılan Nusret Mayın Gemisi bütün ışıklarını söndürmüş, kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmışlardır. Daha önceden dökülmüş olan mayınların arasından, Nazmi Bey'in kılavuzluğunda geçerek karanlık Liman'a doğru ilerlemeyi sürdürürler. Kıyıya paralel olarak 100'er metre aralıklarla ve suyun 4,5 metre altında 26 mayın da sessizlik içinde dökülür. Görev tamamlandığında yine aynı sessizlik ve dikkatle geriye dönen Nusret Mayın Gemisi, bir savaşın kaderini değiştirecek 26 Mayınlık imzasını bırakmıştır geride.
Ertesi günlerde, Müttefikler tarafından yeni keşif uçuşları ve mayın taramaları yapılmıştır. Her nasılsa bu 26 sürpriz mayın kendilerini saklamayı başarmıştır. Hatta Karanlık Koy'da mayın bulunmadığına dair rapor veren İngiliz Pilot, bu sürpriz mayınların başarısından bir gün sonra kurşuna dizilmiştir.
18 Mart günü yaşananlar Türk tarihinde gerçek bir zaferdir. Bu zaferde Nusret Mayın Gemisi'nin başarısı tartışılmazdır. Winston Churchill 1930'da ""Revue de Paris" dergisinde bu olayı şöyle yorumluyordu.
"Birinci Dünya Harbi'nde bu kadar insanın ölmesine harbin ağır masraflara mal olmasına, denizlerde 5,000 tane ticaret ve savaş gemisinin batmasına başlıca neden, Türkler tarafından bir gece önce atılan ve incecik bir çelik halat ucunda sallanan 26 adet mayındır."
Görüldüğü gibi Nusret Mayın Gemisi ve 18 Mart Zaferi bütünleşmiş ve bu zaferle birlikte anılan bir destana dönüşmüştür.
Nusret Mayın Gemisi 2000 yılı itibariyle hala Mersin'de bulunmakta, batmaması için vakıflar ve gönüllüler yardımı ile içindeki su boşaltılmaktadır. Belki Yavuz ve Midilli gibi jilet olmayacaktır, ama bu kaderi paylaşmamak için yardıma ihtiyacı vardır.
http://img132.imageshack.us/img132/4743/174id1.jpg
Sevgili erten07; haber için tesekkürler...
Sevgili svç80; paylasımların için bir kez daha tesekkürler... Bu memlekette daha ne hikayeler var bilmedigimiz...
Resmi sitede özet neden hala yayınlanmadı acaba? Fragmanda da sadece M.Kemal var... Insan bu merakla nasıl yasar ya? :)
Bu arada basını kaçırdıgım ve en begendigim bölümlerden olan 8. bölümü tekrar izleyebildigim için ayrıca mutluyum... :)
emre_suvari
26-02-07, 19:37
12. blm özeti
İlgiyle izlenen “Kınalı Kuzular”ın bu haftaki bölümü “Üç Kardeş” adını taşıyor.
Vehbi Kemal Paşa, dürüst görevine bağlı, üç oğlu da asker olan Osmanlı paşasıdır. Büyük oğlu Mehmet Ali Yüzbaşı, ortanca oğlu Refik Harp Okulu, küçük oğlu Fehmi ise Kuleli Askeri Lisesi öğrencisidir.
Seferberlikle beraber, harp okulu ve askeri lise öğrencilerinin de cepheye gönderileceği haberi Vehbi Kemal Paşa’yı endişelendirir. Fakat Paşa bütün endişelerine rağmen, çocuklarına iltimas geçmeyecektir.
Çocukları, herkesin ihtiyat tümeni diyerek önemsemediği Yarbay Mustafa Kemal komutasındaki 19. Tümen’de göreve başlar… Erkan-ı Harp koridorlarında ise Yarbay Mustafa Kemal, Türk ve Alman kurmaylarının hatalı kararlarına karşı çıkmaktadır.
Paşa’nın karısı Mukaddes Hanım cephedeki üç oğlu için endişe ederken, Mehmet Ali’nin eşi Rana da üç çocuğuyla kocasının yolunu gözlemektedir. Ortanca kardeş Refik’in müstakbel nişanlısı Seniha ise önceleri Refik’in gitmesine razı olmasa da daha sonra onun doğru olanı yaptığını anlayacaktır.
Üç kardeş, Yarbay Mustafa Kemal kumandasındaki 57. Alay efsanesinin bir parçası olacaktır…
Sevgili Svç80, Nazlıhan, Erten_07 ve Emre_Suvari paylaşımlarınız için teşekkür ediyorum.
Özete göre 57. Alayın hikayesi bu üç kardeşin hikayesiyle başlayacak yada üç kardeşin hikayesi üzerinden 57. alayı izleyeceğiz.
57. alayın hikayesinin dizinin bir bölümlük süresine yeterli gelmeyeceğini düşünmüştüm. İki bölüm halinde işlenmesi iyi düşünülmüş..bize de doya doya izleme olanağı sağlamış oldular.
Merak ettiğim birşey de bize söylenen bu dizinin 13 bölüm olacağı ve bir bölümünde de Seyit Onbaşının hikayesinin de işleneceğiydi. Bu durumda Seyit Onbaşının hikayesi işlenmeyecek mi demek oluyor bu.
Sevgili emre_suvari; özet için tesekkürler... {Ayrıca uzun zamandır ugramadıgın, özeti buraya eklemenden belli oluyor zaten. :)}
Sevgili Ceva; Geçen haftaki özetle bayagı heyecanlanmıstım, "aaa, ne güzel hareketli bir bölüm izleyecegiz" diye ümitlenmistim. Ama bölüm sonunda özette yazıpta izleyemedigimiz sahnelerden dolayı biraz hayal kırıklıgı yasamıstım... Simdi de özet güzel görünüyor ama ya karsımıza yine degisik seyler çıkarsa diye de fazla ümitlenmiyorum -ümitlenemiyorum- ...
Seyit Onbası bu bölümde olmayacak galiba... Ama bazı hikayeleri diger hikayeler arasında verdiklerini biliyoruz. Mesela yakılan askerlerimizi 1. bölümde; agır yaralı oglunun tedavisini zamanın önemi yüzünden yapmayan doktorun hikayesini de 9. bölümde görmüstük... Belki Seyit Onbası'nın hikayesini de böyle yapabilirler. Ama kendisi bir bölümlük özel bir hikayeyi hak ediyor diger bütün kahraman askerlerimiz gibi... :img-yes: Gerçi aklıma su ihtimalde gelmiyor degil hani; Sette 250 kg kaldırabilecek biri var mıdır? :img-hyste
Dizinin yönetmeni Tunç Davut, TRT'de kendisiyle yapılan bir söyleside Türk-Alman-Ingiliz-Avustralya, vb. ortak yapımı bir film yapacaklarını söylemisti... Belki de Seyit Onbası'nın hikayesi o bahara kaldı... :img-wink:
Yine heyecanla beklemedeyim...
http://www.diplomatikgozlem.com/english/images/57sancak.jpg
AVUSTRALYA’YI AVUSTURYA’DAN AYIRAN FARK!
Her ülkenin tarihinde öne çıkan kimi olaylar ve olgular vardır. Bunlar o ülkenin tarihinin ve kimliğinin mihenk taşlarıdır. Çünkü onlar ülkenin inandığı değerleri ortaya koyar. Tarih boyunca sınırların sıklıkla değişmesi, bu tür eserlerin ve kültürel varlıkların diğer ülkelerde kalmasına yol açtı. Ama ülkelerin devletler arası ve toplumlar arası ilişkileri bu konuda yardımlaşmasını sağlıyor.
Nitekim Türkiye, Osmanlı Devleti döneminden sonra bağımsızlığını kazanan ülkelere her zaman yardımcı oldu. Bâzen iade edilen bâzen de talep üzerine verilen kimi zaman bir kılıçtı kimi zaman bir mezardı.
Bu tür konular her zaman ülkelerin birbiri ile olan iyi ilişkilerinin daha da pekiştirilmesini sağladı. Karşılıklı saygı ve anlayış böyle çabalarla daha da anlam kazandı, gözle görülür hâle geldi.
Her ne kadar Türkiye bu güne kadar, bu yöndeki talepleri elinden geldiği ölçüde karşılasa da, zengin Anadolu topraklarının antik dönemlere ait hazineleri dışında, doğrudan Türk tarihi ile ilgili girişimlerde bulunmadı.
Kuşkusuz bunda o eserlerin bugün bulundukları yerlerde olmasının öneminin de bir etkisi vardı. Nihâyetinde Sultan Murat Hüdavendigâr’ın türbesinin bugün olduğu yer, asıl olması gereken yer ve gerçekten de ait olduğu yer.
Bununla birlikte Sultan Murat’ın türbesi ile aynı koşullarda olmayan ve mutlaka Türkiye’ye getirilmesi gereken bazı değerler var. Kuşkusuz onlar Türkiye açısından iadesi istenen Zeus Tapınağı ve Sunağı ile hazinelerinden daha önemli veya öyle olmalı.
Biz Türkler tarih yapmakla, ancak onu yazmamakla ve okumamakla meşhuruz. Şu yer isimleri herkese tanıdık gelir, ama çok azımızın görmüşlüğü vardır;
Gelibolu, Saroz Körfezi, Arıburnu Conkbayırı, Anafartalar, Süngübayırı, Topçutepesi, Kanlısırt. Ayrıca Korkuderesi, Domuzderesi, Kemalyeri. Hatta Sargıyeri ve Seddülbahir.
Çanakkale’de sekiz ay boyunca dokuz yüz elli bin kişi savaştı. Çanakkale’de bundan doksan bir yıl önce, dokuz yüz elli bin kişi kan ve barut ile Türk tarihinin belki de en keskin dönemecinde savaştı. O savaş tarihin gördüğü, bir milletin bekası için verdiği belki en büyük savaştı.
Emperyalizmin Çanakkale’de yaptığı ilk çıkarmaya dokuzar mangadan müteşekkil iki takım asker kanının son damlasına kadar direndi. Ta ki onlar şehit olurken, 27. Alay onların yerini alıncaya kadar.
İki karargâh arasında oynanan, dünyanın dengelerini ve bir milletin istikbâlini tayin eden satrançta sonucu akıl ve cesaret belirledi. Her alayına sadece bir makineli tüfek takımı verebilen bir imparatorluk, yürümesi dahi zor o savaş meydanında, pusulasız birlikleri ile dünyanın en üstün ordusuna karşı mücâdele verdi.
Ancak zafer imparatorluğun değil, o topraklar için canını veren askerlerindi. Çünkü Çanakkale’nin geçilmesine kimse razı olmazdı; ama olunsa da bunun devlet katında değil, millet katında bir hükmü bulunmazdı.
Tarihin gördüğü en başarılı toplara, en büyük zırhlılara ve yüzlerce uçağa karşılık elinde bir tek top mermisi fabrikası olmayan bir ordunun zafer kazanması, imparatorluk katında değil, millet katında bir başarıydı.
Nitekim daha sonra işgâl orduları, “padişah efendimiz hazretlerinin misafiri” ilân edilip, Anadolu’yu ateşe verirken, halkın Ankara’nın yanında saf tutması da, olacaklara “devlet katında değil millet katında rıza gerektiğine” işâretti.
Yirmi toptan birisinin işlediği Çanakkale’de topçu cephanesizlikten boş kovanları ateşliyordu. Ama çaresizlikten değil, zafere olan inancından. İngilizler Conkbayırı’ndaki makineli tüfeği iki saatliğine ele geçirmiş olmayı bile “kahramanca bir mücâdele” diye anlatırken, neden bizler bizim için son mermisine kadar direnen ve sonra kanının son damlasına kadar göğüs göğse süngüyle ve çıplak elle savaşan ahfadımızı hatırlatmakla güçlük yaşıyoruz?
İngilizlerden başka İskoçyalılar, İrlandalılar, Avusturalyalılar, Yeni Zelandalılar, Gurkalar, Çığlar, Pencabiler, Fransızlar ve Senegalliler müthiş bir teçhizatla geldikleri topraklarda, Balkanlar'dan Süveyş'e kadar imparatorluğun her cephesinde savaşmış çok yorgun bir orduya karşı, o toprakların gördüğü en muazzam savaşı verdiler.
Memleketin her yerinden gelen vatan evlâtları bir an için dahi savaşın sonunu ve ailesini düşünmeden, sadece üzerinde durduğu toprağı teslim etmemek için en büyük mücâdeleyi verdiler.
O savaşta “müttefik Almanya’nın katkısı” ise, Mustafa Kemal’in her kararına itiraz eden Liman von Sanders ile sembolik 500 kişilik Alman birliğiydi.
İngilizler sayısız nakliye gemisi ile ceset taşırken, tarihin yazdığı en büyük savaşta, şehit olan arkadaşlarının bedenini siper olarak kullanan asker, bomba sağanağının altında yarım metre geri çekilmedi.
Çeliğin ete ve kemiğe karşı savaşında, işgâlcilere yüz metre mesafedeki siperlerde askerler hiç kurtulamamacasına düşüp ölüyor, arkalarında bekleyen ikinciler hemen siperlerine geçiyor, bir dakika sonra onlar da düşüyor, arkada bekleyenler, üç dakika sonra kendilerinin de öndekiler gibi öleceğini biliyor ve koşar adım yerlerini alıyorlar, onlar da ölüyorlardı.
Her yeri ceset parçalarının kapladığı uçsuz bucaksız savaş meydanında, bir millet bekası için savaşıyordu. Çürüyen cesetler üzerinde süren savaşta kuru bakla ile ayakta kalmaya çalışan Mehmetler, konserveyle, etle ve çikolata ile beslenen emperyalistlerin beslemelerini denize döktüler.
İşgâlciler idam ve kırbaç korkusu ile Türk mevzilerine saldırırken, vatan müdafaasındaki Türkler, göğsündeki ağır şarapnel yaralarına ve yağan bomba yağmuruna rağmen, siperlerinden ya çıplak elle ya da taş dahil ne bulursa onunla, düşmanın üzerine atlıyorlardı.
Kanlısırt’tan Kanlıdere’ye, Korkuderesi’nden Domuzderesi’ne kadar, bütün vatanın açlığın pençesinde ve çatırdayan devletin sütunları arasında mahsur evlatları, kandan sırılsıklam ve sayısını bilmediği yaralarıyla, tarih boyunca ne esir ne de köle olmadıkları gibi, gerekirse savundukları vatan toprağına gerektiğinde bir mezar taşı bile olmadan, kefensiz girip yine sahip çıktılar.
Çanakkale o nedenle hâlâ Çanakkale. Çanakkale o nedenle hiçbir zaman Gallipoli olmayacak. Çanakkale, bu ülkenin vatan sevgisinin Kâbesi olmasının ötesinde, bir milletin mezara girmeyeceğinin de, bir milletin kaderi kabûl etmeyeceğinin de ispatı oldu.
Türkler Çanakkale’de düşman askerlerine su verdiler, az olan katıklarını paylaştılar, yakaladıkları yararlı askerleri tedavi ettiler, ama vatan toprağından bir karış vermediler.
Çanakkale denilince mezarı dahi 1992 yılında yapılan 57. Alay çok önemli. Alay komutanından son erine kadar şehit olan 57. Piyade Alayı, Tümen Komutanı Mustafa Kemal’den şu emri aldı:
“Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler ve komutanlar kaim olabilir.”
57. Alay taarruz için yola çıkma emri aldığında ve görevinin çıkartmayı durdurmak olduğunu öğrendiğinde –sonuna ve kaderine olan inancıyla- abdest aldı ve cepheye gitti. Conkbayırı’da 25 Nisan 1915’ten 28 Nisan 1915’e kadar bütün alay şehit oldu.
57. Alayın komutanı Yarbay Hüseyin Avni şehit olunca komutayı Kurmay Binbaşı Yusuf Ziya aldı. O da şehit olunca alay müftüsü Hasan Fehmi kumandan oldu. Bu böyle son askere kadar devâm etti.
Balkan, Gelibolu, Galiçya ve Filistin cephelerinde toplam 4.546 kayıp veren 57.Piyade Alayı, şunu iyi biliyordu; Ölümden korkan her gün ölür. İşgâlden korkan işgâlden kurtulamaz. Türke kefen biçilmez ve Çanakkale asla geçilmez.
Necip Güleçer’in dizeleri ile;
Selamla Ege Denizi, Şehadet içiyor Kemalimin askerleri, Zerre depremiyor kılı arslanların, Ve kanlarıyla yazılıyor, Başı dimdik bir tarih, Bu topraklarda 57. Alay'ın.. .
57. Alayın bütün neferleri bir bir, takım takım, bölük bölük şehit oldu, ama alay sancağını yere düşürmedi. Karaya ancak bütün alayın mahvından sonra çıkabilen düşman güçleri bir ağacın altında şehit bir Türk askeri ve o ağacın dalında asılı bir alay sancağı buldular. 57. Alayın son askeri de şehit düşmüştü, ama sancağı yere düşürmemişti.
Bir alay son askerine kadar ölürken ve sancağını son bir gayretle bir ağaç dalına asarken, bütün amacı vatanın asla esir olup siyah sancak taşımamasıydı.
57. Alay’ın sancağı bugün Melbourne Müzesi’nde sergileniyor. Önünde de şu yazı var;
“Bu alay sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiştir. Ama esir edilememiştir. Çünkü Türk ordusunun geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilmez.
Bu sancak, son muhafızının da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalında asılı olarak bulunmuştur.Kahramanlık timsali olarak karşımızda duran bu Türk alay sancağını selamlamadan geçmeyiniz.”
İşgâl ordularının kayıpları bugün Çanakkale’de koyun koyuna yatarken, adının manası kendinden menkul Anzak Koyu ve turistik şafak ayinleri belki çok gerekli. Mutlaka Çanakkale’de işgâlcilerin kayıpları için olduğu gibi, Türk tarihinin devâmı için hayatını feda edenler de anılmalı. Bu, o tarihi yaratan ve onu devâm ettirenlerin onlara borcudur. Şâyet anılmak bir haksa, o hak öncelikle “Kemal’in askerlerinindir”.
Avustralya bugün o destansı savaşta tarihe yön veren kahramanların en büyüm simgesi olan sancağa saygı ile ev sahipliği yapıyor, on binlerce kilometre uzakta olmasına rağmen.
Keşke aynı saygı Avrupa’da da görülebilse. Hemen yanı başımızda, Balkanlar’da Türk tarihî eserleri, sarayları, camiîleri, hanları, hamamları, kervansarayları perişan hâlde. Keşke Avustralyalıların kaybettiği en büyük savaştaki “düşmanına” karşı gösterdiği saygıyı, “dost”, “müttefik” ve “ortak” olanlardan görebilsek.
Örneğin Viyana Muhasarası’nda. Muhasaradan sonra Belgrad’da 25 Aralık 1683’te idam edilen ve toprağa verilen Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın mezarı açıldı ve kafatası bugün Viyana Şehir Müzesi’nde cam bir mahfaza içinde çirkin bir şekilde sergileniyor.
Avustralya Çanakkale’yi iki ülke ve millet arasında “dostluk vesilesi” saysa da, belli ki Avusturya dünyaya ve bizlere hâlâ çok farklı bakıyor.
Kurt_Memati
27-02-07, 22:36
Sondan 27. bölümü izlemiş olduk. Bugün yine çok anlamlı bir hikaye anlatıldı. Bu bölümde işlenilen konu yakın geçmiştede örnekleri olan birşey. Bu bölümde bazı Paşalar iltimas geçme veya bir diğer tabirle torpil yapma hevesilisiydi. Oğlunu askere göndermediği için hiç üzüntü bile duymayan bir general gördük. Çok az olsada böyle kişilikler mutlaka olacaktır. O günlerde 16 yaşında askere gidiyorlar. Günümüzde ise koşullar o zamana göre çok daha iyi olduhu halde askere gitmemek için çürük raporu alanlar var. Akıl almaz işler yapan kişiler var sırf bunu 6 ay veya 15 aylık bir süre askerlik yapmamak için yapıyorlar. Vakit kaybı olarak görüyorlar bazı kişiler askerliği. YAZIK
Bu bölümde Mustafa Kemal Paşa karakterinide gördük. Gelecek bölüm daha fazla göreceğiz. 57. Alay'ın Hikayesini izlemek gene çok güzel olacak. Gelecek haftaki bölümle Kınalı Kuzular'ın ilk ayağı bitmiş olacak. Çünkü daha 13er bölümler halinde Kurtuluş Savaşı ve Anadolu Destanları var. Bunlardan sonrada uluslarası bir film yapılacakmış. Ben şahsen giderim yapılırsa. Herkesede tavsiye ederim o zaman .
Dün aksam yegenimin zırıltısına ve dizi arasında verilen uzun reklamlara sinir oldum... :icon_evil Nerede kaldıgımı unuttum izlerken... Zaten toplam süresi bir saat var ya da yok, reklamlarla iki saat uzatmaya ne gerek var? :img-cool2
Öncelikle Fragmanda geçen; "Ben 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, tümenimi arıyorum..." sözüyle ne demek istiyorlar acaba demistim... Meger degerli Yarbay'ımız olmayan bir tümeni arıyormus. Bu durumu Vehbi Kemal Pasa ve Ahmet Zeki Pasa'nın konusmasından anladık... O zamanlar, iki yüksek rütbeli subayın görüsleri ile, o zamanın insanlarının, kime inanması gerektigi konusunda tam karara varılamadıgı zamanlar olarak gözümüzün önüne getirildi...
"Her çocuk biraz babasına benzer..." Bence dün aksamın en anlamlı sözlerinden biriydi bu... Ahmet Zeki Pasa, aile arasında yaptıgı konusmada zamanın düzeninden; Vehbi Kemal Pasa'nın ogullarını gözünü kırpmadan cepheye göndereceginden; kendisi olsa yapmayacagını ama asıl korkusunun kızının müstakbel nisanlısı Refik'in de babası gibi davranacak olmasını söyledi ve "her çocuk biraz babasına benzer" dedi... Sonra konu ayyas, sorumsuz, vurdumduymaz ogluna geldi... Ve sahnenin sonunda "bu oglan kime çekmis bilmem ki?" sorusuna, bizim ev ahalisinin aynı anda hep bir agızdan verdigi cevap: "SANA" oldu. :)
Gerçektende her çocuk babasına biraz benzer... Dünkü bölümde Vehbi Kemal Pasa'nın ogulları bunu bize çok güzel gösterdiler...
Yine eski, siyah-beyaz görüntülerden Demir Karahan'ın anlatımıyla bir demet sunuldu bizlere... Yarı belgesel kıvamında izledigimiz bu diziyede yakıstı bu görüntüler...
Komutanlar da az degil hani, ne istiyorsunuz Mustafa Kemal'imden? Bırakında adam ne yapıyorsa yapsın degil mi? :) { Gelecek bölümde de yaptıklarını bir güzel izleyecegiz insallah...} Yani adama verdikleri görev de bir acaip... Olmayan bir tümenin basına komutan atanmak... Bu olay benim aklıma, "Vizontele Tuuba" filminde, kütüphane olmayan bir sehire kütüphane müdürünün gönderilmesini getirdi. :)
Aslında ben bu bölümü agız tadıyla izleyemedim. O yüzden sahneler düzensizmis gibi duruyor gözümde... Bir türlü tam olarak ne yazacagıma karar veremedim. Tekrarını izleyince daha da pekisecektir bu bölüm. Ama yine de güzeldi...
Serdar Yegin, makyajla Mustafa Kemal'e benzemis... Jest-mimikleri ile ses tonlamalarını da abartısız ve iyi kullandı... Ama bu rolü dünyanın en iyi aktörü de gelse, hiçbiri tam olarak yapamaz... Çünkü insanın kendisi gibisi var mı? :img-wink:
Çok zor günler gördü bu topraklar... Hiç haketmedigi seyler gördü... Simdi bizim içimiz nasıl yanıyorsa, onların daha çok yandı ve yüreginde küçücükte olsa sorumluluk sahibi olan herkes gönüllü oldu... Bu ne büyük bir sereftir ki, yıllar sonra hala gözlerimizi yasartabilmekte, gururlandırabilmekte... Onlar için ne yapsak azdır... Hepsinin ruhu sad olsun...
Sevgili svç80; degerli paylasımın için tesekkürler... Ama 57. Alay sancagı Avustralya müzesinde degilmis... Ve bütün askerlerini Çanakkale'de yitirmemis... Son neferini Gazze'de {Filistin} yitirdigi ve sancagında yakılmıs olabilecegi büyük ihtimal...
Sevgili Engin; askerlik konusunda söylediklerine katılmamak ne mümkün?
Ve umarım bastan söylendigi gibi Kurtulus Savası ve Anadolu Efsaneleri çekilir de bizlere yine güzel bir seyirlik çıkar... Ayrıca sponsor derdi yok gördügüm kadarıyla...
çanakkale savaşları ve MUSTAFA KEMAL
http://www.mustafakemal.net/images/ata/canakkale.jpg
Savunma düzeni dış, orta ve iç bölgeler olmak üzere 3 gruptu ve komutası Miralay Cevat Bey' deydi. Savaş ilanından birkaç gün sonra 3 Kasım 1914' te İngilizler Seddülbahir ve Kumkale tabyalarını topa tuttular. 19 Şubat 1915' te boğazın dış tabyaları yok edilmişti. Yunanlılar' ın İstanbul' a girmesini istemeyen Ruslar 40.000 kişilik bir yardımcı kuvvet göndermeyi teklif etti. Bunun üzerine İngilizler ve Fransızlar boğazları Ruslar' a vermeyi önerdiler. Düşman, savunma tabyalarını etkisiz hale getirdiği gibi boğazdaki mayın tarama ve temizleme işini de başarıyla gerçekleştiriyordu. Ama 7-8 Mart gecesi Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki Nusret Mayın Gemisi, sezdirmeden liman bölgesine tekrar mayın döşedi. Gerek mayınlar ve gerekse bataryaların atışlarıyla İtilaf kuvvetleri birçok gemi kaybederek geri çekilmek zorunda kaldı.
18 Mart hücumu karadan yardım görmedikçe Çanakkale' nin geçilemeyeceğini gösterdiğinden İngiliz, Fransız ve Anzak ( Avusturya ve Yeni Zelanda Ordusu) lardan oluşan 70.000 kişilik bir kuvvet 25 Nisan 1915' te Seddülbahir ve Arıburnu bölgelerinden karaya çıkarıldı. Bu karasal kuvvete 109 savaş, 308 taşıt gemisi ve özel çıkarma taşıtları destek verdi. Türk Ordusu ise bu kuvvetlere karşı savunma görevini 5.Orduya verdi.
Bütün bunlara karşın düşman kuvvetleri başarılı olamıyordu. Çıkartmanın ilk günü Mustafa Kemal 17.piyade alayını Conkbayırı' nda durdurdu ve Kocaçimen Tepesi' nin düşman eline geçmesini önledi. Ardından Alçıtepe ve Arıburnu' na yapılan diğer bir saldırıyı da 5.Ordu kuvvetleri büyük kayıplar vermek pahasına geri püskürttü.
Savaş tüm hızıyla sürdü ve deniz üzerinde de devam etti. Türk ordusunun Nurulbahir gemisi battı, Gülcemal vapuru yara aldı. Buna karşın İtilaf kuvvetlerinin Goliath zırhlısı batırıldı.
Haziran ayında Kanlı Siper Savaşları başladı. 50.000 kişilik Fransız ve İngiliz ordusu 25.000 kişilik Türk ordusu üzerine top ateşi desteğinde hücuma geçti. Bu hücum Çanakkale' deki en kanlı savaş olmuştur. Çıkarmanın başlangıcından o güne değin Türk ordusu 70.000' e yakın kayıp vermişti. Herşeye rağmen düşman ilerlemeyi başaramadı. Yeni hedef Anafartalar Platosu' nu ve Kocaçimen' i ele geçirmekti.
Anafartalar Zaferi
İngilizler 6-7 Ağustos 1915' te Arıburnu' nda yeniden saldırıya geçti ve Suvla kıyılarına baskın halinde çıkarma yaptı. Mustafa Kemal' in emriyle başlatılan süngü hücumunun peşisıra düşman, siperlerinde bastırıldı ve ağır kayıplar verdirilerek geri püskürtüldü. Sonuçta Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos' ta Anafartalar Zaferi' ni kazanmış oldu. Bu zaferi 17 Ağustos' ta Kireçtepe, 21 Ağustos' ta 2.Anafartalar zaferi takip etti. Başlangıçta 3 gün içinde Çanakkale Boğazı' nı geçeceklerini sanan İtilaf Devletleri bunu başaramadığı gibi çok ağır kayıplar vermişti.
Bu savaşlar Mustafa Kemal' in askeri deha ve yeteneklerini ortaya çıkarması açısından büyük önem taşır. O, bu savaşları tarihin en çetin savaşları olarak nitelemiştir. Savaş yorgunluklarına eklenen ağır bir sıtma da bu sırada Mustafa Kemal' i çok hırpaladı. Buna rağmen kesin sonucu almadan Çanakkale' den ayrılmak istemiyordu. 21 Ağustos savaşlarından sonra bütün cephede saldırıya geçerek düşmanı denize dökmek istedi. Bunun için ikmal ve desteğe gereksinimi vardı. Fakat ordu komutanlığı "harcayacak tek bir erimiz bile yoktur" gerekçesiyle bu saldırıya izin vermedi. Bunun üzerine Mustafa Kemal grup komutanlığından istifa etti. İstifası kabul edilmedi ve hava değişimine çevrildi. Üzüntü içinde ve hasta olarak döndüğü İstanbul' da İngilizlerin bir gece sessizce Gelibolu yarımadasını boşaltıp çekildiklerini öğrendi (19 Aralık 1915). Mustafa Kemal' in rütbesi artık albaydı.
Çanakkale savaşları 8,5 ay sürdü. Savaşlar iki taraf için büyük kayıplara neden oldu. İtilaf devletleri, Çanakkale' ye önce 70.000 kişi göndermişlerdi. Sonradan bu kuvvet 500.000' e çıkarıldı. Bunun 400.000' i İngiliz, 79.000' i Fransız ordusundandı. İngilizlerin kaybı 115.000 ölü, yaralı, esir ve memleketine gönderilen 90.000' i hasta olmak üzere 205.000 idi. Fransızların kaybı 47.000 idi. Türklerde ise ölü, yaralı ve hasta sayısı 252.300' ü buldu.
çanakkale anıları
Düşman 18 Mart 1915' te donanma saldırısında başarısızlığa uğraması üzerine karadan zorlama yapmak üzerine boğaz dışındaki adalara yığınak yapmaya koyuldu. Bu haber alındıktan sonra 22 Mart 1915' te Çanakkale bölgesinde beşinci ordu kuruldu. Bütün kuvvetler ordu emrindeydi. Ordu onbeşinci kolorduyu Maydos çevresinde bırakarak 19. tümeni 19 Nisan' da yedek alarak Biga' ya geldi. 25 Nisan 1915' te tanyeri ağarırken Arıburnu ve Seddülbahir bölgesine ilk düşman birlikleri çıktı. Arıburnu' na cıkan kuvvet gözetleme taburunu püskürterek, sonradan Kemalyeri adı verilen yere kadar ilerledi burada arkasından koşup gelen 27. Türk alayı ile karşılaştı. Düşman çıkarmasını haber alan Mustafa Kemal, Conkbayırı yönünde yürüyen düşmana karşı ordudan emir almayı beklemeden kuvvetlerini harekete geçirdi. Birliklerine kendisi yol bularak Kocaçimen tepesine vardı. Askerlerine orada kısa bir dinlenme vererek, Alata gidilmediği için yanındakilerle yaya olarak Conkbayırına geldi. Orada cephaneleri bittiği için ve düşmanca kovalanan bir gözetleme bölüğüne rastladı: - Niçin kaçıyorsunuz? Dedi. - Efendim düşman... - Nerede düşman? - İşte... diye 261 rakımlı tepeyi gösterdi. Gerçekten de düşman birinci avcı hattı 261 rakımlı tepeye yaklaşmış, serbestçe ilerliyordu. Askerleri dinlenmeleri için bırakmış ve düşman da bu tepeye gelmişti. Düşman ona kendi askerlerinden daha yakındı. Bulunduğu yere gelseler kuvvetleri pek kötü duruma düşeceklerdi. O zaman bir mantıkla mı yoksa içgüdüsel olarak mı bilinmez kaçan erlere: - Düşmandan kaçılmaz, dedi. - Cephanemiz kalmadı, dediler. - Cephanemiz yoksa süngümüz var, dedi. Ve bağırarak: - Süngü tak! Dedi. Yere yatırdı. Aynı zamanda Conkbayırı' na doğru ilerleyen piyade alayı ile Cebel bataryasının erlerini marş marşla bulunduğu yere gelmeleri için emir subayını yoladı. Erler yere yatınca, düşmanda yere yatmıştı. İşte savaşın kazanıldığı an bu andı...
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
10 Ağustos 1915. Conkbayırı' nı almak ve bütün boğaza hakim olmak için İngilizler 20.000 kişilik bir kuvvetle günlerce kazdıkları siperlere yerleşmişler, hücum anını bekliyorlardı. Gecenin karanlığı tamamen kalkmış, tan ağarmak üzereydi. 8. tümen komutanı ve diğer subaylarını çağırdım:
- Mutlaka düşmanı yeneceğinize inanıyorum ancak siz acele etmeyin, evvela ben ileri gideyim, size ben kırbacımla işaret vediğim zaman hep birlikte atılırsınız. Bu durumdan askerlerini de haberdar etmelerini istedim. Hücüm baskın şeklinde olacaktı. Sakin adımlarla ve süzülerek düşmana 20-30 metre yaklaştım. Binlerce askerin bulunduğu Conkbayırı' ndan ses çıkmıyordu. Dudaklar sessizce bu sıcak gecede dua ediyordu. Kontrol ettim. Kırbacımı başımın üstüne kaldırıp çevirdim ve birden aşağı indirdim. Saat 4.30 da kıyametler kopmuştu. İngilizler neye uğradıklarını şaşırmıştı. ^^Allah Allah^^ sesleri bütün cephelerde, karanlıkta gökleri yıkıyordu.
Her taraf duman içinde ve heyecan her yere hakim olmuştu. Düşmanın topçu ateşi büyük çukurlar açıyor, her tarafa şarapnel ve kurşun yağıyordu. Büyük bir şarapnel parçası tam kalbimin üzerine çarptı, sarsıldım, elimi göğsüme götürdüm, kan akmıyordu. Olayı Yarbay Servet Bey'den başka kimse görmemişti. Ona parmağımla susmasını emrettim. Çünkü vurulduğumun duyulması bütün cephelerde panik yaratabilirdi. Kalbimin üzerinde bulunan saat param parça olmuştu. O gün akşama kadar birliklerin başında daha hırslı olarak çarpmıştım. Yalnız bu şarapnel vücudumla kalbimin üzerinde aylarca gitmeyen derin bir kan lekesi bırakmıştı.
Aynı günün gecesi, yani 10 Ağustos günü, beni mutlak ölümden kurtaran ve parçalanan saatimi Ordu Komutanı Liman von Sanders Paşa' ya hatıra olarak verdim. Çok şaşırmış, heyecanlanmıştı. Kendisi de alıp cep saatini bana hediye etti. Bu hücumlarda İngilizler binlerce ölü bırakarak tamamen geri çekildi ve Çanakkale' nin geçilmeyeceğini iyice anlamış oldular.
ATATÜRK ve 19 rakamı
1. 1881'de 19. yüzyılın bitimine 19 yıl kala doğmuştur
.
2. Sağlığında, İngiliz İmparatorluğu Hükümeti Atatürk' ün doğum gününü tebrik için Türk Hükümeti 'nden sormuş, ATATÜRK 19 Mayıs 1881 diye yanıtlamış ve kayıtlara böyle geçmiştir.
3. 1900'de 19 yaşında Harbiye' ye girmiştir.
4. 19 Aralık 1904' de bağımsız düşümcelerinden ötürü yıldız sarayına çağrıldı.
5. Harb akademisinden aldığı sicil 317-8 dir. Bu rakamların tek tek toplamı 19 eder.
6. Çanakkale Savaşının zaferle sonuçlanmasında 19' uncu fırka' yı (tümen) kurmuş ve ona komuta etmiştir.
7. 19 mayıs 1915' de albay oldu.
8. Mahiyetindeki komutanlara: "Ben size, taarruz edin demiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar yerimize başka kuvvetler gelebilir" demiş elindeki çok az kuvvetle 19 Mayıs 1915' e kadar oyalama muharebesi ile düşmanı tutmuştur. Düşmanın yine Çanakkale' deki başarısızlıkları sonucunda 10 Aralık 1915' te Gelibolu Yarımadası boşaltılmıştır.
9. Zor bir duruma düşen 7. Ordu' ya komutan tayin edilen M.Kemal, bir düşman saldırısını seziyor ve hazırlanıyor. Nitekim 19 Eylül sabahı düşman harekete geçiyor, hem de kat kat üstün kuvvetlerle. Sağındaki ve solundaki kuvvetler epeyce kayıp verdikleri halde M.Kemal zamanında aldığı tedbirlerle kayıp vermekten kurtuluyor.
10. 19 Mayıs' ta Samsun' a çıkacak olan Atatürk' ün bindiği vapurda 19 yolcu vardı.19 Mayıs 1963 tarihli Cumhuriyet gazetesinde Prof.Dr. Tarık Zafer Tunaya' nın 19 Mayıs ve ötesi adlı makalesinden.
11. 19 Mayıs 1919' da Samsun'a çıkıyor. Bu tarihte 3 tane 19 rakamı vardır ki Atatürk' ün ömrü de zaten 3x19 dur. 19 Mayıs 1919' da iki ondokuz=38 yaşındaydı.
12. 19 yıl Türk Milleti' nin hakimiyetine bilfiil hakim olmuş, Türk Milletine Baş Komutan ve Devlet başkanı olarak hizmet etmiştir. (1919-1938)
13. Milli Mücadele' ye fiili olarak başlaması için komutanlara yaptığı konuşma ve Meclis' te Milli davanın gerçekleşmesi yolunda güdülecek siyasetin karara bağlanma tarihi de 19 Kasım 1919 'dur.
14. Sakarya Meydan Muharebesi' ni kazandıktan sonra, başarısına karşılık TBMM kendisine olan minnet ve şükranını belirtmek için 19 Eylül 1921' de kabul ettiği özel bir kanunla Mareşallik ve Gazilik ünvanı vermiştir.
15. Millete yayınladığı bir beyanname ile Osmanlı Devleti' nin hayat ve egemenliğinin sona erdiğini belirterek Türk Milleti' ni hayat ve bağımsızlığa kavuşturmak için, Ankara ' da olağanüstü bir Meclis toplantısı ve Türk Milleti' nin iradesini bu Meclise devretmeyi 19 Mart 1920 'de kararlaştırmıştır.
16. Hitabet sanatının bir şaheseri olan Büyük Nutuk' un sonundaki Türk Gençliği'ne Hitabesi de başlangıç cümlesiyle beraber 19 cümledir.
17. Büyük devlet adamı ve eşsiz kahramanın adı ve soyadı ^^MUSTAFA KEMAL ATATÜRK^^ 19 harftir.
18. "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE ". Bu saheser cümle 19 harftir.
19. "İSTİKLAL GÖKLERDEDİR" Ne rastlantıdır ki, Atatürk' ün bu sözleri de 19 harftir.
20. 10 Kasım 1938 (19x2x19) (10 Kasım günü saat 9 da 10+9=19) 3x19 =57 yaşında ölümlü yaşama gözlerini kapamıştır.
21. Cenazesi büyük bir merasimle 19 Kasım 1938 günü Yavuz zırhlısı ile İzmit' e götürülmüştür.
22. En Büyük Kahraman' ın ebediyete intikali üzerine arkadaşı ve halefi İsmet İnönü' nün Türk Milletine beyannamesi 19 cümledir.
23. Doğum ve ölüm yılları (1881 ve 1938), 19 sayısının katlarıdır.
24. 1919 rakamında 101 tane 19 vardır.
25. İlk 19 yılda hazırlandı, ikinci 19 yılda siyaset ve askerlik alanında savaştı, üçüncü 19' uncu yılda devlet başkanı sıfatı ile hizmet etti.
http://www.mustafakemal.net/images/galeri/part1/R01.jpg
http://www.mustafakemal.net/images/galeri/part1/R02.jpg
http://www.mustafakemal.net/images/galeri/part1/R04.jpg
http://www.mustafakemal.net/images/galeri/part1/R05.jpg
http://www.mustafakemal.net/images/galeri/part1/R11.jpg
http://www.mustafakemal.net/images/galeri/part1/R06.jpg
KEMAL PAŞA'YA
Yüzünü görmek istedim
Selanik' te birşey sormadan
Kuyumcularla kebapçılara
Deniz kıyısına gittim
Sesin duyuluyordu
Liman boyunca
Bütün deniz kabuklarında
Bir vapurda
Dalgalanıyordu
Adının hayali
Ne güzel şey "Türk dostuyum " demek
Samsun' a çıkacağız yarın sabah
Ord.Prof.Dr.Anna Masala (İtalyan)
MUSTAFA KEMAL' İ DÜŞÜNÜYORUM
Mustafa Kemal' i düşünüyorum
Yeleleri alevden al bir ata binmiş
Aşıyor yüce dağları, engin denizleri
Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda
Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri
Mustafa Kemal' i düşünüyorum;
Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında
Destanlar yaratıyor cihanın görmediği,
Arkasından dağ dağ ordular geliyor
Her askeri Mustafa Kemal gibi.
Mustafa Kemal' i düşünüyorum;
Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere.
Al bir ata binmiş yalın kılıç
Koşuyor zaferden zafere...
Mustafa Kemal' i düşünüyorum;
Ölmemiş bir kasım sabahı!
Yine bizimle beraber biryerde,
Yaşıyor dört köşesinde vatanın.
Yaşıyor damar damar yüreklerde.
Mustafa Kemal' i düşünüyorum;
Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda
Mavi gözleri ışıl ışıl, görüyorum
Uykularıma giriyor her gece.
Ellerinden öpüyorum.
ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN
BİR RESİMDE ATATÜRK
İzmir' e girişini Atatürk' ün
Bir kahve duvarındaki resimde gördüm
Bir ılık güz öğlesinde
Şanlı haki urbası üzerinde
Koymuştu kılıcını içine kınının
Yürüyordu arasına sevgili halkının
Ayağında Anadolu' dan getirdiği toz
Bir inanç gözlerinde tükenmez
Alabildiğine insan kalabalığı ardı
Bir aydınlık geleceğe bakıyordu
Işıktı sevinçti türküydü
Görseydiniz o resimde Atatürk' ü
Sabahattin Kudret Aksal
SİSTEN SONRA
Ne kadar uyudunuzsa, karalardan uyanın aklara
Evler sokaklar Mustafa Kemal' lerle kalkın
Bir çelenk örün başınıza mutluluklardan
Davranın avlulara ağaçalarla
Meydanlara davul zurnalarla koşun
Çekin bayramlıklarımızı sıkıntılardan
Türkiye bir geçmiş değil gelecektir
Işıklarla sabahlarla dostluklarla
Koç yiğitler sıra sıra kılıçlardan
Çıkın dağlara bayraklarla
Ne kadar bunaldınızsa dumanlardan
Fırlayan sularla topraklarla kuşlarla
Günaydın hepinize Türk ordusundan
Toplanın meydanlara marşlarla
Özgürlük Mustafa Kemal' li bir çiçektir
Kalkın umutlara sevgilere selamlarla
UYUYOR
Alev olmuş yanıyor gözyaşımız
Bu hazin meş'aleler üstünde.
Uyuyor en yüce can yoldaşımız,
Böyle hicranla tutuşmuş günde.
Uyuyor uykusu hiç bitmeyecek
Ölü bir milleti var eyliyenin
Onu makber bile incitmeyecek
Ruhu tunçtur, gece yoktur diyenin
Geceden doğdu ışıklar saçarak
Vatanın gündüzü Türkün özü O
Ölemez böyle sabah, böyle şafak
Tarihin şan dolu en son sözü O.
O' NSUZ
Ah, işte duyuyorum mesut günler içinden,
Sana ^^sevimli yüzün asla solmasın^^ diyen,
Bütün adınla dolu o coşkulu şarkılar.
Sen öldüğün için mi bayraklar yarı!...
Görüyorum, ilk defa seni gördüğüm günü.
Altından, alkışlarla geçiyorsun bir takın.
O gün bana gelmiştin babamdan daha yakın.
Meğer duyacakmışım bir sabah öldüğünü...
Meğer görecekmişim bir sabah gidişini, günü.
İstanbul'un önünden son defa geçişini,
Bizler seninle nasıl, ne kadar beraberdik,
Bizler ki sıkılsak ^^O başımızda^^derdik;
Nasıl yok bileceğiz o güzel güneş yüzü?
Ana,baba değil bu, bizler Ata öksüzü..
Tatmadık, bilmiyoruz bu bambaşka yarayı,
Öğret bize ya Rabbim ah
^^O^^nsuz yaşamayı!..
GAZİ
Ey sen ki alev saçlı zafer küheylaniyle
Kurtardığın vatanda en yüce şehsüvarsın.
Bir şimşek ağlıyanı halinde Türk kanıyle
Aldığı şana layik tarihte bir sen varsın. Erişemez vasfına hiç bir rebabın sesi
Sen yükseksin ilhamın yıldızlı göklerinden. Dehadan kanatlanan kılıcının şulesi
Ebediyette olmuş bir murassa kasiden.
Kızıl gökte parlayan ay-yıldızın nurusun.
Sen en büyük milletin, Türklüğün gururusun.
Bu yurdun timsalisin bugün bütün cihanda.
Gözler, gönüller senin, senin şeref de şan da...
İSTİKLAL SAVAŞINDAN
Ağlamakla gözlerin kızarmıştı akların, Büyük yas karartmıştı kırmızı bayrakları. Boyunlar bükülmüştü, başlar durmuyordu dik,
Kendi vatanımızda vatansızlar gibiydik. Anayurda dört yandan saldırmıştı düşmanlar,
Türk' ün büyük derdini Türk olmayan ne anlar?
Halife olanlarla bir, Sultan olanlarla birlik;
Prensleri ediyor düşmana habercilik.
O günlerde bir ünlü ayak bastı Samsun' a. Yürüdü, etrafına umutlar suna suna;
Bu ateşler içinden geçip gelmiş bir erdi, Göğsünde toplanmıştı milyonla Türkün derdi.
Bu milyonlarla dert ona veriyordu başka hız
Yürüyordu: arkasında genç, ihtiyar, kadın, kız....
O kimdir? Bakışları deniz kadar yumuşak, Saçı, güneşi emmiş bir demet başak.
O kimdir? Bir ulusun sesi var ağzında, Onbeş milyonun nabzı çarpıyordu nabzında.
O kimdir? Gözlerinde, bir tılsım gizleniyor Bastığı topraklardan bahar filizleniyor... Alev saçlı bir volkan, bazı bir dağ başında Bazı beliriyordu bir damla göz yaşında. Güneşten birer oktu ondan gelen her emir, Bu okların altında eriyor dağ, taş, demir. O kimdir?.. milyonla Türk birleşip bir tek olmuş.
Yıkılan memlekete kolları destek olmuş... Öz yurdun içlerinde düşman kurarken pusu
Bir yandan da yürüdü halifenin ordusu. Birisi gök yüzünden bombalar atıyordu, Öbürü ^^tekbir^^ çekip ^^fetva^^ dağıtıyordu.
Bunların karşısında göğsü acık bir dölen, Süngüye, topa diyor : -biz olacağız yenen! Vatan sürüklenirken bir uçurum ucuna, Dağılan kuvvetleri topladı avucuna. Kurşunlar gülle oldu, sopalar süngü oldu, sınırlar baştan başa bir çelik örgü oldu. Bir kale heybeti var vatanın her taşında, Her işin başında o, her iş onun başında. ulusun iradesi, azmi ona verilmiş,
bütün yöney elinde bir yay gibi gerilmiş.
MUSTAFA KEMAL SESLENSE
Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından sesleniyorum size Ben Mustafa Kemal' im heyy...
Ben Mustafa Kemal' im
Büyük büyük denizlerim vardır benim Hürriyeti içmiş dalgalarım,
Hürriyetle kabarmış dalgalarım vardır benim
Ulusumun yanında sevincim
Ben Mustafa Kemal' im heyy...
Karanlığı deler gözlerim
Dalgalara binip gelmiş kahraman,
Gökçe gözlerine türküler yaktığımız... Hani bir güneş doğmuştu ya Samsun' dan İşte benim... Ben... Mustafa Kemal... Ölmek yaşamaktır vatan uğrunda
Deyip, öyle girdim savaşa
Komut verdim
Şahlandı cümle vatan
Boğdum kör talihi zindanında.
Bahtı gülen anaları yurdumun
Gökleri, dağları, denizleri
Yarınları, güvenipte uyuduğum
Aslan yeleni ışığı sınırlarımın Mehmetleri
Tutun ellerinizden yüreklerinizden Sevgilerinizle beni yıkayın.
Yüzyıllar öncesinden
Yüzyıllar sonrasından gelir sesim
Sevdim
Bir tanem
Türkiyelim
Sen var olukça belli ki
Ben Mustafa Kemalim
Behçet Kemal Çağlar
ATATÜRK' ÜN YAZDIĞI TEK ŞİİR
Gafil, hangi üç asır, hangi asır,
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarih söylememiş bunu,
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak.
Yaşanan tarihi gömüp doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa' nın Alpler' inde Oğuz torunları,
Doğudan çıkan biz, batıda yine biz;
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz.
Hep insanlar kendini bilseler,
Bilinir o zaman ki hep biriz.
Türk sadece bir milletin adı değil
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar!
Ey yığın yığın insan gafletleri!
Yırtılsın gökteki gafletten perde,
Hakikat nerede?
Mustafa Kemal ATATÜRK (bu şiir Serdar Yaycıoğlu tarafından sitemize yollanmıştır)
MUSTAFA KEMAL
Mustafa Kemal' i gördüm düşümde
Daha, diyordu.
Uğruna şehit olasım geldi hemen,
Sabaha, diyordu.
Al bir kalpak giymişti, al bir ata binmişti,,
Zafer Irak mı dedim
Aha, diyordu.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
ATATÜRK
Sen karımda namus
Kısrağımda hilal
Sen mataramda su, torbamda ekmek
Sen mavzerimde fişek
Ben ondokuzuncu fıkra
Yetmişbirinci alaydan Mehmet
Ayhan Hünalp
İZİNDEYİZ
Temsil, talebeyim
Yoksulum ama duydum
Atatürk' ü mutluyum
Çimentepeler' e düşman ayak basar da
Ben daha dururmuyum?
Kimin kızıyım kimin oğluyum
Yitmiş gitmiş, atam dedem
Hürriyetler uğruna
Ben daha dururmuyum?
Düşebilir körpe fidan hain baltalarla. Düşebilir yeni yıldız
Ama nedir hürriyet
Hiç unuturmuyum?...
Düşer ömrün katı kırağılarda
Düşer elimden kitap
Sonsuz geleceklere geçer benden kan Dirilten kim, bu yurt artık nasıl çöker İzindeyiz, biz varken
GİDİYOR
Gidiyor, rast gelmez bir daha tarih eşine; Gidiyor, onyedi milyon kişi takmış peşine Gidiyor, onsuz olan kudreti sığmaz akla
Gidiyor, göğsünü çepeçevre saran bayrakla Gidiyor, izleri üstünde birikmiş yaşlar;
Gidiyor, yerde kılıçlarla eğilmiş başlar.
Gidiyor, harbin o korkulu aslan yelesi
Gidiyor, sulhün ufuklarda yanan meş'alesi..
Yine bir devr açacakmış gibi ne başta o var Hıçkıran seste o var, sesiz akan yaşta o var Siliyor, ruhunun ülviği fani etini,
Çiziyor ufka batan bir güneşin heybetini Büyüyor, gökten inip toprağa yaklaştıkça; Büyüyor, gitgide gözlerden uzaklaştıkça.
Orhan Seyfi Orban
25 YIL SONRA
Deliler gibi pişmanız
Ne yaptık biz
Neden hala buralardayız?
Neden kurtulup yürüyemedik
Gösterdiğin yere varamadık
Neden bu kadar oyalandık?
Atatürk bağışla bizi
Sana layık olamadık.
Kendimiz kendimize ettik.
Ne güzeldi ne, ne düzdü yollar
İniş aşağı, kayar gibi
Tuttuk yokuşa sürdük
Şimdi deliler gibi pişmanız
Ne yaptık biz?
Neden hala buradayız?
ATATÜRK' Ü ANKARA' DA KARŞILARKEN
Gene onbeş sene evvel gibi Gazi geliyor
Gene onbeş sene evvelki gibi yükseliyor
Gene başlarda oturmuş, gene göklerde başı Yıldırımlar gene bir eski silah arkadaşı
Ölümün bitmeyen ufkunda yatarken gene sağ;
Bir avuç toprak olurken gene yüksek, gene dağ.
Gene memleketin satveti bir tek emeli;
Koca bir yurdu tutarken gene sapasağlam eli.
Çürüyen göğsü için tak-ı zaferler gene dar;
Gene sağdır, gene sağlamdır
O, hem dünkü kadar.
O' na matemle... hayır, sade taabbütle eğil; Ölüdür, doğru, fakat öldüğü hiç belli değil.
ATATÜRK' Ü DÜŞÜNÜRKEN
Ne şairane mevsimdi eskiden sonbahar Bahçeli talan eden bir deli rüzgardı
Kırılan dal düşen yaprak şaşkın uçan kuşlar
Eskiden sonbaharın bir güzelliği vardı
Gel gör ki Atatürk' ün ölümünden bu yana Sonbahar dahi bir tuhaf bir başka geliyor Vatan gerçeklerini hatırlatıp insana
Türk yüreklerimizi burka burka geliyor.
ÜLKÜ TANRIMIZA
Bir güneş gibi, yalnız
Sensin ülkü tanrımız,
Ey Türk' lüğün bütünü!
Uğruna feda canlar...
Kelimeden cihanlar,
Almaz büyüklüğünü!
Şu güzel bayrağımız,
Taşımız toprağımız,
Üzerine titriyor
Dağların hür rüzgarları,
Denizin dalgaları,
^^Yaşasın Gazi^^ diyor.
^^Ne mutlu Türk olana^^
Ne mutlu Gazi sana!
Armağanın bu ülke!
Ne mutlu göz yaşında,
Kalbinde ve başında, Gazi'si olan Türk'e!
ATATÜRK'Ü DİNLERKEN
Söylüyor birer güneş yakarak bağrımızda, Bir tarihi yolundan çevirecek sözleri Ülküsünün koruyla ışıldıyor gözleri, Haykıran bütün yurdun sesi var bu ağızda. Bir kan gibi gezerek yurdun damarlarını
Bu ses, bir nabız gibi hep birlikte atıyor,
Bu ses yurdu sevgiden bir kolla kuşatıyor. Anlatıyor inançla bize büyük yarını.
Aşacak bir ok gibi çağların üzerinden,
Bu sesin yankısıyla dolacak en uzaklar.
Bu sesi dinleyecek sarsılarak derinden
Bin yıl sonra bu toprak üstünde doğacaklar.
ATATÜRK
Türk tarihi insanlığa kök olmuştur, evrenseldir,
Türk Milleti, ta Asya' nın ortasından kopup gelen,
Yeryüzünün dört yanına kol atan bir çoşkun seldir.
Hep o selin ayakları: Sümer, Elam, Mısır, Eti.
Türkiye' dir bir kolu da, en yenisi, en gürbüzü:
Tarih yeni yazmaktadır böyle güçlü bir devleti.
Bu devleti kuran kimdir?
Sensin bilir bunu cihan
Adın Kemal Atatürk' tür, büyük, küçük tanır seni.
Sensin Türk' e yol gösteren, sensin bize ulu başkan.
Damarında akan kanda milletin öz kanı var,
Bileğinde milletin yenilmeyen öz kuvveti. Yüreğinde, bütün Türklük tarihinin volkanı var.
Görüşünle vatanını ölümlerden sen kurtardın;
Düşmanları bu topraktan denizlere sensin döken;
Yıkık yurdu can verici ellerinle sen onardın. Uzak, yakın geçmişlerde hiçbir eşi bulunmayan
Eserini, yarın için,Türk gencine inanladın.
Biz de onu korumaya ant içmişiz, buna inan.
Çalışmakta, iş yapmakta, yurt sevmekte örnek sensin
Bizler senin çocuğunuz, atamızsın ey Atatürk,
Kurtaransın, koruyansın, Türklüğe can verensin...
Hasan-Ali Yücel
MUSTAFA KEMAL'MİŞ
Ölümsüzlük,
Göz olmuş,
Kaş olmuş,
Baş olmuş,
Şekillenmiş,
Ölümsüzlük,
Mustafa Kemal' miş
Cenab OZANKAN
VEFATI
1 Kasım 1938' deki TBMM' nin açılışına hastalığı yüzünden katılamadı. Atatürk' e onbeş gün kadar son rahat günlerini yaşama olanağını veren hastalık, tekrar normal seyrinden çıkarak yeni bir krizle şiddetlendi. Ardından korkulan son bütün acıyla geldi.
Büyük Komutan, Devlet Adamı, Devrimci ve Büyük İnsan, 10 Kasım 1938 Perşembe günü saat 09.05' te ölümlü yaşama veda etti.
Bu kara haber Türk Milletini büyük bir yasa boğdu. 16 Kasım 1938' de tabutu, Türk Bayrağıyla örtülü bir katafalk üzerinde Dolmabahçe Sarayı' nın büyük tören salonuna konuldu ve halkın ziyaretine açıldı. Bütün İstanbul halkı büyük kurtarıcısına son görevi yapmak için Saraya koştu.
19 Kasım 1938 Cumartesi günü sabahı, Dolmabahçe Sarayı Tören Salonunda cenaze namazı kılındı. Cenaze alayı İstanbul halkının gözyaşları arasından geçerek Gülhane Parkı' na geldi. Tabut bir torpidoya alınarak, Yavuz Zırhlısı' na nakledildi. Izmit' te özel bir trene konulan cenaze, yol boyunca Ata 'larına son saygısını gösteren halkın yüreklerinde derin sızılar bırakarak 20 Kasım 1938 Pazar günü Ankara' ya götürüldü.
Atatürk' ün tabutu Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka yerleştirildi. Başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, bütün Ankara halkı katafalkın önünden saygıyla eğilerek geçti. 21 Kasım 1938 Pazartesi günü hafif yağan bir yağmur altında tören başladı. Oniki milletvekili cenazeyi top arabasına yerleştirdi. Oniki general top arabasının iki yanında nöbete durdu. Başta yabancı Devletlerin yolladıkları askeri birlikler olmak üzere, törene katılan birlikler Türk Milleti' nin kurtarıcısı ve Türkiye Cumhuriyeti' nin kurucusu büyük Atatürk' ü selamlayarak geçtiler. Cenazeyi taşıyan top arabasının arkasında en büyüğünden, en küçüğüne kadar bütün Türk Milleti vardı. Atatürk' e geçici kabir olarak ayrılan Etnografya Müzesi' ne götürülen tabut, hazırlanan mermer lahdine yerleştirildi.
Atatürk' ün naaşı Anıtkabir yapılıncaya dek on beş sene bu geçici kabirde kaldı. 10 Kasım 1953' te büyük bir merasimle ebedi istirahat yeri olan Anıtabir' e nakledildi.
O, Türk' ün tarihinde ve gönlünde ebediyen yaşayacaktır.
Evet, dizimizi 2. sayfalardan kurtarmaya devam... :)
Sevgili svç80; degerli paylasımların için bir kez daha tesekkürler canım...
Bu sitede Kınalı Kuzular maceramız, 19 Agustos 2006 C.tesi günü saat 10:08'de sevgili ECE...:) arkadasımızın baslıgı açmasıyla basladı... {Gerçekten var bu 19'da birseyler. :img-wink: } Ve bugüne kadar geldik iyisiyle kötüsüyle... Gönül bahçemde en güzel yeri alan yapımlardan biri oldu benim için... Gönül daha güzelini isterdi tabi... Çünkü bu tür hikayeler herseyin en güzelini hak edenler... Biraz daha genis bir bütçeyle, görsel açıdan da çok güzel seyler paylasılabilirdi belki ama ne yapalım saglık olsun... Bize gelen duyumlardan ögrendigimiz kadarıyla bu dizide görev alanların hepsi gönül bagıyla isini yapıyorlardı ve bazılarıda ücret almıyorlardı... Böyle bir güzellik var mı? Herseyi para olan, para kokan bir piyasanın içinde ücret almadan çalısmak... Ben gurur duydum açıkçası... Bu gururla baska türlü izledim bu diziyi... Alnının akıyla basladı ve simdi de alnının akıyla bitiyor... Iyi ki vardın Kınalı Kuzular... Tarihimi bana bir kez daha, baska bir gözle sevdirdiginiz için ne desem az gelir...
Tüm Kınalı Kuzular ekibi ile TRT'ye, sonsuz minnet ve tesekkürlerimle... :img-kiss:
Sevgili Nzlhan ve Svç80 bilgiler,şiirler,resimler ve her türlü paylaşımınız için teşekkürler(özellikle Atatürk ve 19 rakamı bağı çok ilgimi çekti.İnsan düşününce anlıyor atam bize Rabbimin bir lütfu:img-wink: )Tabi bir de Atatürkün yazdığı şiiri hiç bilmiyordum.Bunun için de teşekkürler.
Uzun zamandır buraya yorum yapamıyorum,bazı sorunlardan ötürü.Ama Allaha şükür ki buraya yazacak kudretimi harekete geçiren sevgili arkadaşım nzlhanın özel mesajı geldi.İnsan kınalı kuzularımızı izleyince,okuyunca,düşününce üzerinde ayrı bir sorumluluk hissediyor.Etrafındaki herkese.herşeye karşı(böyle hissetmemde evde bulduğum ve bir günde okuduğum Hasan Hüseyin Maltepe'nin yazdığı"KAYBETTİKLERİ İLE KAZANANLAR" adlı Çanakkale hikayelerinin yer aldığı kitabın da etkisi çok tabi)...
Evet dün akşam 9.bölüm yüzbaşı Dimitri bölümünü sonunda izledim.Ekip yine bir bölümde birçok hikaye anlatma başarısını göstermiş,yüzbaşı Mehmet,Yüzbaşı Dimitri ve belki de birazcık tıbbiyeli şehitler ve Atatürkü öldüremeyen meşhur conkbayırı kurşunudan da bahsetmiş.Atamın gözlerini de aynı sahnede görmek çok güzeldi.Bu bölümü çekim hataları dışında(malum sıhhıye çadırları bonbardımana tutulduğunda,hastalar çok komik kaçıyordu) harikülade buldum diyebilrim.Biz buraya gazi olamay değil şehit olmaya geldik diyen askerin imanını gözlerim nemli seyrettim yine. Özellikle Dimitrinin eniştesine karşı olan sözlü mücadelesi ve binbaşından öğrendiği adalet anlayaışı beni çok derinden düşündürdü:"EĞER ADALET İSTİYORSAK,ONU ÖNCE KENDİMİZDE UYGULAMALIYIZ".Ben de bu yüzden insanlardan beklediğim Çanakkale bilinciini haketmek için 3 bölümdür yapmadığım yorumları yapacağıma söz veriyorum.İnşallah salı günü paşamızı izledikten sonra.
Buraya daha çok yazabilmek dileğiyle.Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsunDimitri ve daha nice isimsiz kahraman.onları anlatmaya ömür yetmez de 13 bölüm de çok kısa sürdü sanki.Bir de ben hep bekliyordum ama deniz çıkartmasından hiç bahsedilmedi galiba.Yani seyit onbaşı hiç konu olmadı.Neyse inşallah kurtuluş harbimizi de anlatmaya devam ederler.:good:
TÜMGENERAL MICHAEL JEFFERY AC CVO MC (Emekli)
AVUSTRALYA GENEL VALISI
Safak Töreni Konusması
ANZAK Koyu
Gelibolu Yarımadası, Türkiye
25 Nisan 2006, Salı
Bayanlar ve baylar
Safak neredeyse sökmek üzere ve burada bulunan sizler için soguk bir geceydi.
Benzeri bir geceyi, yaklasık 91 yıl önce, arkamızdaki tepelerde bulunan
siperlerden vatanını koruyan Türk askerleri denize dogru karanlıga bakarken
hayal edin. Onlar, kendilerini hazırlamaları söylenen isgalin ne zaman
baslayacagını merak ediyorlardı. Aslında olmak üzereydi.
Karanlıgın son saatleri tarafından korunmus halde, yüzlerce Avustralyalı askeri
tasıyan küçük tekne, ilk dalgadaki Birinci Avustralya imparatorluk Kuvvetleri, bu
kumsallara dogru yol alıyordu. Eger üsüyorlardıysa, damarlarından pompalanan
adrenalin ve kafalarını dolduran diger düsünceler nedeniyle bu belki onları
kaygılandırmıyordu.
Biri söyle yazmıstı, "ilk atesle vaftizimize gidiyoruz". Digerleri çarpısmanın sokunu
ilk yasadıklarında nasıl tepki vereceklerini merak etmis olabilirdi - tüfek, makinalı
tüfek ve topçu atesi. Hayatta kalabilecekler miydi? Arkadaslarının yanında
olabilecekler miydi? Savas için ilk büyük talepte, Avustralya'yı hayal kırıklıgına
ugratacaklar mıydı?
Ve bu büyük bir talepti. Anzaklar, yani Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar,
Gelibolu'ya buralarda çıkacaklardı, arkamızdaki tepeleri ele geçirecek ve daha
sonra yarımada boyunca, yani diger tarafa, içerilere dogru çarpısarak
ilerleyeceklerdi - ve hepsini bir günde yapacaklardı! Daha güneyde büyük ingiliz
çıkarması olacaktı ve sonunda iki kuvvet birleserek, Çanakkale Bogazı'nı ele
geçirecek ve Kraliyet Donanmasının savas gemilerinin Istanbul ve Karadeniz'e
yelken açmasını saglayacaklardı.
Bu, Almanya'nın müttefiki Türkiye'yi savas dısı bırakacak, Rusya'ya destek
saglayacaktı ve belki de çatısmanın kendisini daha çabuk sonlandıracak bir savas
kazandıran plandı.
25 Nisan 1915 sabah 4.30'da, ilk tekneler buranın güneyindeki küçük noktada, Arı
Burnu civarında karaya yanastı. Bunlar Batı Avustralyalı, Güney Avustralyalı ve
Oueensland'liydiler. Onların arkasında hemen karaya çıkanlarsa Tasmanyalılar ve
diger Batı Avustralyalılardı.
Birinci saldırı dalgasındaki askerlere ilk sok peyzajdı. Alçak ve yumusak bir
kumsal ve sonrasında açıklık yerine, dik tepelerle yüzyüze geldiler. Bazıları
vurulmadan önce teknelerinden dısarı bile çıkamamıstı. Tekneden atlayıp kıyıya
kosan digerleri, suyun omuzlarına kadar geldigini gördü. Bazılar boguldu, çünkü
sırt çantaları çok agırdı, ya da hiç yüzme bilmiyorlardı.
Biriken enerjilerini bosaltmak için kuvvetlice bagırarak, gülerek, sarkı söyleyerek
ve küfür ederek - tepelere kosarak çıkmaya basladılar ve yarım saat içerisinde,
artan safak ısıgı altında, bir bölümü arkamızdaki tepelere ulasmıstı. Yogun ates
altında zor bir çıkıstı, fakat devam ettiler.
Kuzey Kumsalında tam bu noktada ilk çarpısma gerçeklesti. Tasmanyalı ve Batı
Avustralyalı karısımı olan 12. Tabur tam bu yerden kıyıya, Türk kursunlarının
gürültüsü ve topçu atesinin gümbürtüsünün içine ulastı. Ve yaralıların sedyecileri
çagırdıgı, bazılarının ölmek için dua ettigi, digerlerinin acı içinde kıvrandıgı kısa
sessizlik dilimleri vardı.
Digerleri bu alanın üzerinde yükselen inanılmaz yapının güney yamaçlarına -
Sfenkse - saldırırken, onlar hemen sagımızda arkadaki Serçe Tepe'ye saldırdılar.
12. Taburun daha genç ve formda olan askerleri tepeye ulastıgında, 57 yasındaki
komutanları Albay Lancelot Clarke'ı orada gördüklerinde sasırdılar.
Gelibolu'da liderlik arayanlar ona geliyordu. Albay sırtta serinkalılıkla komutayı
aldı: "Sabit durun! Düzene girin ve ilerlerken önünüzdeki çalılan temizleyin".
Boyun'a ulastıklarında, kendilerini koruyan birliklerin komutanına bilgi vermek için
sabırsızlanıyordu. Ayakta mesaj defterine yazarken vuruldu, ve bir elinde kalemi,
diger elinde defterini tutarken öldü.
25 Nisan sabahı boyunca Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar içerilere dogru baskı
yaparken, sırtların tepesinde daha sert çarpısmalar basladı. Fakat fazla
ilerleyemediler, çünkü Türkler çok sıkı savundu. Yüzbası Eric Tulloch
komutasında 11. Taburdan küçük bir grup bugün Kılıç Bayır Mezarlıgının
bulundugu yerin ötesindeki Düz Tepe'nin dogu bölümüne ulastı.
Buradan son ödül görülebiliyordu - Çanakkale Bogazı'nın bir parçası. Tulloch'un
adamları bu noktaya sabah saat 9 sularında ulastılar ve Türklerle yaklasık yarım
saat süresince ciddi bir mücadeleye girdiler. Fakat sonunda, Türkler bu küçük
grubu çevreleyince ve takviye güçleri olmadıgından Avustralyalılar geri çekilmek
zorunda kaldılar.
Büyük ihtimalle muharebenin sıcaklıgında bu parlayan ödüle hiçbir zaman dikkat
etmemig olmalarına ragmen, onlar Çanakkale Bogazı'nı görebilmis olan çok az
sayıdaki Anzak arasındaydı. Kötü yaralanmıs olan Yüzbası Tulloch Avustralya'da
iyilesti ve Tabura geri döndü. Daha sonra 1918 yılında Fransa'da Chuignolles
yakınlarında ve Hindenburg ileri karakolunda gösterdigi iki cesur girigimden dolayı
"Military Cross" madalyası aldı.
25 Nisan'ın kalan bölümünde Anzaklar Gelibolu'da tutunabilmek için umutsuzca
mücadele etmeye devam etti. Gün bitiminde ilk hedeflerin - tepelerin ele
geçirilmesi ve karsıya geçisin - hiçbir zaman gerçeklestirilemeyecegi açıkca
görüldü.
Anzakların o gün kazanamamasının nedenlerinden biri, Düz Tepe'nin
yamaçlarında Yüzbası Tulloch'a karsı savasan Türk subayının hızlı düsünmesi ve
kararlı eylemidir.
Tulloch baktıgında, yaklasık 700 metre mesafede, bir agacın yanında, askerlerine
emirler veren bir Türk subayı gördü. Tulloch ona ates etti fakat vuramadı. Bu
subayın, 19. Türk Tümenini komuta eden; nihai Türk zaferinin mimarı ve modern
Türkiye Cumhuriyeti'nin saygı duyulan kurucusu olacak olan Yarbay Mustafa
Kemal olduguna inanılmaktadır.
Mustafa Kemal bu çıkarmanın bazılarının düsündügü gibi bir sasırtma degil,
gerçek bir saldırı oldugunun hemen farkına vardı. Taktik olarak önemli bir alan
olan Conk Bayırı'na dogrudan ilerlemeye karar vermis olmasına ragmen, 25 Nisan
boyunca askerlerini Anzakların üzerine siddetli karsı saldırılar yapmak üzere
gönderdi.
Gece çökerken, yüzlerce cesur Türk askeri Düz Tepe'nin yamaçlarında ölmüs
halde yatıyordu, ve Türk topraklarının çevresindeki küçük bir alanda, aynı
kararlılıkla Anzaklar direniyordu. O gün, ilk karaya çıkan 16,000 Anzaktan 2,000'i
ölmüstü ya da yaralanmıstı.
Ve burada, sonraki sekiz ay boyunca, her iki taraf da bulundukları yerde kaldı,
kazdılar, bazen birbirinden yalnızca yüz metre mesafede, hiçbiri kararlı bir sekilde
cepheyi yarıp geçemedi. Ve bu aylar süresince, Bomba Sırtı, Boyun, Kanlı Sırt ve
Korku Dere'de sıcak, soguk, ates , sinekler, hastalık ve savasın korkunçlugu ve pis
kokusu içinde, yakın birliklerde Türkler ve Anzaklar arasında karsılıklı bir saygı
gelisti.
24 Mayıs'da ölüleri gömmek ve yaralıları tedavi etmek için bir ateskes ilan edildi.
Anzaklar ve Türkler savas meydanında bu üzücü görevi yerine getirmek üzere
biraraya geldiler. Hediyeler verildi ve birbirlerinin insanlıgı için karsılıklı bir anlayıs
dogdu. Çarpısma çok sert devam etmesine ragmen, bu noktada birbirleri için ortak
bir saygı olustu. Avustralyalılar cephelerin arasındaki insansız dar bölgeye, Türk
tütününe karsılık reçel konserveleri atıldı.
Ölümcül düelloda mücadele eden keskin nisancılar, ates mesafesinde ise
kaçırdıklarını isaret edeceklerdi. Son çekilmede, birçok birlik kazanan Türk
askerleri için notlar ve hediyeler bıraktılar. Avustralyalılar, çok sert fakat temiz
savasan ve daha sonra; aslında kalıcı cesaret, fedakarlık ve karsılıklı saygı
niteliklerine dayalı; ortak bir milli tarih paylastıgımız düsmanı için saygı gelistirdi.
Fakat ayrılma zamanıydı - yenisememislerdi, ve 20 Aralık 1915, sabah 4'de son
Avustralyalı birlikler simdi Anzak Tören alanı olan yerden sessizce çekildiler. Çok
iyi yönetilen bu geri çekilme süresince sasırtma önlemleri ile yalnızca iki asker
yaralanmıstı.
Belki de günümüzün göreli güvenliginden, Gelibolu Muharebesi'nin sert
çarpısmalarındaki kazanım ve kayıpları tam anlamıyla kavrayabiliriz. 26,000
zaiyat ile bu muharebeyi kaybettik, fakat büyük öneme sahip kalıcı arkadaslık,
milli manevi degerler ve merhamet niteliklerini kazandık.
Simdi iyi dostlarımız olan Türkler muharebeyi kazandılar ve buradan büyük askeri
komutan, modern Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve lideri Mustafa Kemal
Atatürk ortaya çıktı.
Bayanlar ve baylar, çocuklar, bugün bu manevi öneme sahip yerde, Avustralyalı
çiftçilerin ve muhasebecilerin, ögretmenlerin ve isçilerin muharebedeki
fedakarlıklarını hatırlamak ve inanılmaz ve sürekli zorluklar altında olaganüstü
cesaret ve karakter gücü niteliklerini anmak için biraraya geldik. Fakat bir
muharebeyi kaybetmekle, büyük bir ödül kazandık - kalıcı bir milli kimlik duygusu.
Hiçbir zaman unutmayalım.
Kaynak: www.turkishembassy.org.au/Pages/ OtherTopics/Governor_General_Speech_2006_TR.pdf -
ATATÜRK kronolojisi
1915 yılı
20 Ocak 1915 Mustafa Kemal, Sofya'dayken 19. Tümen
Komutanlığına atandı.
19 Şubat 1915 İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale'yi topa tuttu.
25 Şubat 1915 Mustafa Kemal'in komutasındaki 19. Tümen, Fransız ve İngilizlerin Çanakkale'yi topa tutması üzerine Eceabat Bölgesine gönderildi.
18 Mart 1915 İstanbulu ele geçirmek için Çanakkale Boğazını geçmeye çalışan, İtilaf Devletlerine karşı, 18 Mart Boğaz Muharebesi Zaferi kazanıldı.
23 Mart 1915 Limon Von Sanders, Çanakkale'yi savunmak için kurulan, 5. Ordu komutanlığına getirildi.
25 Nisan 1915 Çanakkale Boğazından geçmeleri engellenen İtilaf Devletleri, Arıburnu'na asker çıkardı. Mustafa Kemal, tümeniyle düşman birliklerini Conkbayırında durdurdu.
25 Nisan 1915 İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale'ye ilk çıkarma harekatını başlattı.
30 Nisan 1915 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal'e madalya verildi.
1 Mayıs 1915 1. Dünya Savaşı sürerken, Arıburnu Türk kuvvetleri yeniden düzenlendi.
1 Mayıs 1915 Mustafa Kemal, Arıburnu Grubu Komutanlığı'nı üstlendi.19. Tümen'in ilk hazırlıklı taarruzu gerçekleşti.
10 Mayıs 1915 Başkomutan Enver Paşa, Mustafa Kemal'in bölgesini denetledi ve takdirlerini bildirdi.
17 Mayıs 1915 Mustafa Kemal, Arıburnu Bölgesi Komutanlığı'ndan ayrılıp, 19. Tümen Komutanlığı'na döndü. (Arıburnu Komutanlığı'nı 1 Mayıs'ta durumun gereği olarak üstlenmişti).
24 Mayıs 1915 Çanakkale' de bir günlük ateşkes anlaşması yapıldı.
1 Haziran 1915 Mustafa Kemal, Albaylığa yükseltildi.
8-9 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, Anafartalar Komutanlığı'na atandı.
10 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, bizzat idare ettiği taarruzla, Anafartalar cephesinde düşmanı geri attı. I. Anafartalar Zaferi kazanıldı.
17 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, Anafartalardan sonra Kireçtepe'de de zafer kazandı.
19 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, 16. Kolordu Komutanı oldu. (Aynı zamanda Anafartalar Grubu Komutanı)
21 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, II. Anafartalar Zaferi'ni kazandı.
24 Ağustos 1915 Başkomutan Enver Paşa, Anafartalar Grubu bölgesini denetledi.
27 Ağustos 1915 Kayacıkağılı Muharebesi gerçekleşti.
28 Ağustos 1915 Mustafa Kemal, Anafartalar Grubu'nda yeni düzenlemeler yaptı.
10 Aralık 1915 Harbiye Nezareti emrine giren Mustafa Kemal, Çanakkale Cephesi'nden ayrıldı.
19 - 20 Aralık 1915 Düşman birlikleri, Arıburnu ve Suvla'yı gizlice boşalttı. (Savaş 8-9 Ocak 1916'da tamamiyle sona ermiştir)
http://www.ataturk.net/kronoloji/1915.html
çanakkale savaşlarının sonuçları
1. Boğazlar geçilemeyince, başkent İstanbul ele geçirilip Osmanlı Devleti’nin savaş dışı bırakılması ve ı. Dünya savaşı’nın bitişi en az iki yıl daha gecikmiştir. Savaşa fiilen katılan devletlerin, bir yıl süresince Gelibolu yarımadası bölgesinde çok sayıda asker ve deniz kuvveti bulundurmak zorunda kalışları ve verilen büyük kayıplar, savaşın genel seyrini etkilemiştir. Belgelerden öğrendiğimize göre, savaşların devam ettiği bir yılı aşkın süre içinde yaklaşık altıyüzbin yabancı ve dörtyüzbin Türk askeri bu cephede tutulmak zorunda kalmıştır. Bu durum savaş içi askeri güç dengelerini etkilemiştir.
2. Daha çok kısa bir süre önce, balkan savaşları’nda yenilgiye uğrayan türk orduları, Çanakkale’de gösterdikleri başarıyla, sadece cesaret ve kahramanlık bakımından değil, askeri sevk ve idare yeteneğinin de en seçkin örneklerini vermiş, kanıtlamıştır. Balkan savaşları nedeniyle Türk askeri ve komutanlarının yok olmaya yüz tutan prestiji, ünü ve moral gücü, bu savaşlar sırasında yeniden ve hızla yükselmiştir. Yükselen bu moral güç, savaş içi Türk-Alman ilişkilerini etkilediği gibi, I. Dünya savaşı bitiminden hemen sonra başlatacağımız milli mücadele’nin başarıyla sonuçlanması bakımından da önemli bir unsur olacaktır.
3. Çanakkale’de kazanılan zaferler, İstanbul’daki hükümetlerin, o sıralar iyice sarsılıp zayıflamaya yüz tutan prestijini de düzeltip güçlendirecek, iktidarda kalış sürelerini uzatacaktır. İngiltere ve Fransa’nın, savaşın başından beri bekledikleri hükümet değişikliği olmayacaktır. Diğer yandan, Almanya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nda var olan nüfuzu, bu zaferler sonunda daha da artacaktır.
4. Bu savaşlar boyunca verdiğimiz insan kaybı, diğer cephelerdeki kayıplarımıza kıyasla çok daha fazla olmuştur. Şehitler, kayıplar, esirler, hastalanıp ölenler dahil toplam zayiatımız, iki yüz elli bine ulaşmaktadır. İnsan gücü açısından yaratılan bu boşluk sadece ı. Dünya savaşı boyunca değil, milli mücadele sonuna kadar da doldurulamayacak ve asker sıkıntısı hep hissedilecektir.
5. Çanakkale savaşları’na sahne olan Gelibolu Yarımadası gibi daracık bir toprak parçasında Türk milleti, binlerce aydınını ve okumuşunu yitirmiştir. Çanakkale cephesi başta olmak üzere, I. Dünya savaşı boyunca tüm cephelerde verdiğimiz yetişkin insan gücü ve beyin kaybımızın olumsuz etkileri, bu savaşların bitiminden çok sonra da hissedilecektir. Özellikle 1923’te cumhuriyetin kurulmasından sonra başlatılan reformlar süresince, yetişmiş eleman ve kadro eksikliği (ve iki kuşak arasındaki boşluk) kendisini çok güçlü bir şekilde hissettirecektir. Yakın tarihimizin henüz yeterince araştırılıp, değerlendirilmesi tam yapılmamış olan bu bir yıllık döneminde, binlerce öğretmen, mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş okur yazar yitirdiğimiz tahmin olunmaktadır. Tek başına bu nokta bile bize konunun taşıdığı sosyal önemi açıkça göstermektedir.
6. Öte yandan Çanakkale savaşları dünyaya, Türk’ün tükendiği sanılan gücünün henüz tükenmediğini, şartlar ne kadar zor olursa olsun bu milletin daha çok şeyler başarabilecek güç ve inanca sahip olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Karşımızdakiler, bir devletin siyasal çöküşü ile milletin inanç ve iman gücü çöküşünün farklı şeyler olduğunu burada anlayacaklardır. O nedenledir ki milli mücadele ruhunun ilk meşalelerinin burada yakıldığını, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk temel taşlarının bu mücadeleler sırasında atıldığını söylemek abartma sayılmasa gerektir.
7. Bu savaşların belki de en önemli sonucu Türk milleti’ne, Mustafa Kemal’i kazandırmış olmasıdır. O’nun cesareti, azim, kararlılık ve komuta yeteneği gibi üstün özellikleri, ilk kez Anafartalar’da, Kocaçimentepe’de ve Conkbayırı’nda herkesin, milletinin, dikkatini çekecektir. O daha 1915’te ulusal kahraman olmuştur Çanakkale Savaşları’ndan çok sonra, milli mücadele yıllarının başlangıcında Mustafa Kemal, saray tarafından azledilip, hakkında ölüm fermanı çıkarıldığında, üniformalarını çıkarttığı zaman bile karşısında kendisine bağlı, inanmış ve lider olarak benimsemiş bir ordu ve millet bulduysa, bunda kuşkusuz Çanakkale Savaşları’ndaki üstün başarılarının payı olmuştur. Onun içindir ki Mustafa Kemal’in Selanik’ten başlayıp Çankaya’ya Atatürk oluşuna dek geçen askeri ve siyasi kariyerinde, Çanakkale çok önemli bir dönemeçtir diyebiliriz.
http://www.comu.edu.tr/Turkce/Akademik_Birimler/Aras_Uyg_Mrk/ACS/sonuclar.htm
ÇANAKKALE: YENİ TÜRKİYE'NİN ÖNSÖZÜ (13 ncü bölüm özeti)
Mustafa Kemal Havza'ya geldiğinde halk umutsuz, asker çaresiz, Pontusçular alabildiğine pervasızdı. Mütareke sonrası İstanbul Hükümeti'nin yetkisi kalmamıştır. Otorite boşluğunun alabildiğine hissedildiği bu günlerde Mustafa Kemal, Samsun'dan Havza'ya doğru yola çıkar. İngilizlerin önemsemediği, General Mustafa Kemal Çanakkale kahramanıdır. Ve yapılacak bir kurtuluş savaşı için en büyük dayanağı Çanakkale'de tohumları atılmış olan kurtuluş ruhudur. Mustafa Kemal, Havza'da ilk teşkilatlanmaları planlarken, bir yandan da Çanakkale'de 1915'te 19. Tümen'le birlikte yaşadıklarını geçmişe dönerek anlatır. Ona göre Çanakkale bu milletin asla esir alınamayacağının ve bağımsızlığı için en umutsuz anında bile neler yapabileceğinin bir göstergesidir.
BASIN BÜLTENİ
Derler ki bir milleti yok etmek istiyorsanız, onun dilini ve kahramanlarını yok edin. Bir ulus kahramanları ile vardır. Kahramanlar bir ulusun geçmişi, bugünü ve geleceğidir. Kahramanlar bir milletin itici gücüdür, motorudur. Günümüzde suni, masa başı tarihler yazarak millet olmaya çalışanların arasında insanlığın en eski tarihlerinden ve geçmişinden birine sahip olan bizler, bunu ortaya koymaya çalıştığımızda hamaset yapmakla, şovenist davranmakla, hatta batının ağzı ile konuşup daha da ileri giderek ırkçılık yapmakla, kafatasçılık yapmakla suçlanıyoruz. Danimarkalılar insanlık tarihinin ge