Tüm Versiyonu Göster : Sinema ve Müzik Dünyasından Haberler (ESKI)


Sayfalar : [1] 2

sbuffy
20-06-05, 17:04
HOLLYWOOD GİŞEDE SON 20 YILIN EN KÖTÜ DÖNEMİNİ YAŞIYOR

Çarşamba günü gösterime giren "Batman Begins" filmi, gösterime girdiği ilk gün 46,9 milyon dolarlık hasılat yaparak zirveye yerleşse de Hollywood'u yaşadığı durgunluktan kurtaramadı.


17 haftadan beri gösterimdeki tüm filmlerin toplam gişe hasılatının önceki yıllara göre düşük seyrettiği kaydediliyor.

Gişe hasılatlarındaki bu düşüşün, insanların evde film seyretmeyi tercih ettiklerinin bir göstergesi olabileceği ileri sürülüyor.

Geçen hafta Associated Press ve American Online tarafından ortaklaşa düzenlenen anket sonucu, yetişkinlerin yüzde 73'ünün sinemaya gitmek yerine evde DVD, video kaset ya da film kanallarını izlemeyi tercih ettikleri ortaya çıkmıştı.

Stüdyo yöneticileri, bu seneki filmleri nispeten "zayıf" olarak nitelendirerek, DVD ya da ev sineması teknolojisinin sinemanın tahtını sarsıp sarsmadığını anlamak için daha erken olduğunu savundular
http://www.medyatava.net/haber.asp?id=21038

sbuffy
20-06-05, 18:05
SİNEMA TELEVİZYON MENSUPLARI DERNEĞİ YÖNETİM KURULU SEÇİLDİ

Yıllardan beri sinema, televizyon ve reklam alanında hizmet veren ve bu alanlarda sayısız nitelikli işlere imza atan, Mimar Sinan Üniversitesi Sinema-TV Merkezi mezun ve mensupları, bir araya gelerek Sinema-TV Mensupları Derneğini kurdu.

Stm-der; üyelerinin sosyal, kültürel, mesleki ve bilimsel yaşantılarına katkıda bulunmak, üyeler arasında dayanışmayı artırmak, iş olanakları sağlacak kanalları açmak; STM'nin, ÖĞRENCİ'lerin ve MENSUP'ların sorunları ile ilgilenmek, insanlığın uluslararası kazanımlarının genelde ülke, özelde STM camiasında yaygınlaştırılması için çaba sarfetmek, bu amaçla diğer kuruluş ve dernekler ile işbirliğini geliştirmek; mezun ve MENSUP'larının birikimlerini ülkenin ve STM'nin sosyal, teknik ve kültürel gelişimine katkıda bulunacak şekilde yönlendirmek, bu amaçla organizasyonlar gerçekleştirmek üzere hareket etmekte.

Yapılan oylama sonrasında yöntim kurulu şöyke oluştu.

Başkan Serdar Pehlivanoğlu (yapımcı-yönetmen)

Yönetim kurulu üyeleri

Ali Rıza Cankorur (yapımcı-yönetmen)

Ahmet Yazman (yönetmen)

Ayben Altunç (yapımcı)

Soykut Turan (görüntü yönetmeni)

Onur kurulu

Prof.Sami Şekeroğlu

Osman Sınav (yönetmen)

Serdar Akar (yönetmen)

http://www.medyatava.net/haber.asp?id=21043

yalniz_kurt
21-06-05, 14:36
İNGİLİZ PARLEMENTOSU BOMBALANACAK !!!!!!!!!




Efsane Alan Moore'un aynı adlı çizgi romanından uyarlanan "V For Vendetta"sının çekimleri Londra'da tamamlanmak üzere. Meşhur parlamento binası özel efeklerle masada bombalanacak. Böyle bir 'sembolün' film icabı yıkılması bile tartışma konusu oldu. Başroldeki Nathalie Portman ise "Baskıcı rejimlerin elinde sembolik amacını kaybetmişti" sözleriyle öyküyü savunuyor.




Geçen hafta Londra'nın merkezi üç gece kapatıldı ve demokrasinin bu önemli başkenti 'istilacılara' gösteri mekanı oldu. Efsane İngiliz çizgi romancı Alan Moore'un Amerikan sermayesiyle sinemaya uyarlanan "V For Vendetta"sının çekimleri Londra'da tamamlanmak üzere. Filmin finaline uygun olarak da meşhur parlamento binası özel efeklerle masada bombalanacak.

Öykü siyasi ve kişisel özgürlüklerin olmadığı yakın bir geleceği dekor alıyor. 2. Dünya Savaşı'nı Nazi Almanya'sı kazansaydı düzenimiz nasıl olurdu hesabı. Sonuçta özgürlük mücadelesi gelen maskeli ve gizemli bir adamın mevcut statükoya başkaldırısıyla halk 'uyanıyor've direniş başlıyor. Öykünün senarist ve yapımcıları "Matrix" serisinin yaratıcıları Wachowski biraderler. Tartışma yaratmasından korkulan mevzu ise demokrasinin simgelerinden birisi olan parlamentonun film icabı bile olsa (üstelik direnişçiler tarafından) yıkılması.

Bu film için saçını kazıtan Nathalie Portman "İlla gerekmese de sembolik bir yıkım bu. Ayrıca baskıcı rejimlerin elinde sembolik amacını kaybetmişti" sözleriyle durumu toparlıyor.

"Matrix"deki 'kötü adam' ajan Smith olarak tanıdığımız Hugo Weaving ise bu kez 'kurtarıcı' olacak. O da filmle ilgili "Halen içinde bulunduğumuz karışıklığın resmi" gibi iddialı bir yorum yapıyor. ABD'de kasım ayında gösterimde, bizi de muhtemelen aynı tarihlerde gelecek.

yalniz_kurt
21-06-05, 14:38
KATİE BATMAN İLE DEVAM EDEMEYECEK ...




"Batman Başlıyor"da Batman'in sevgilisini canlandıran Katie Holmes, devam filminde yer alamayacak. Son dönem Tom Cruise ile olan aşkının medyaya gereğinden fazla yansıdığını ve filmin tanıtımının önüne geçtiğini düşünen yapımcı şirketin yetkilileri genç oyuncuyu kadrodan çıkardı.




Bu hafta vizyona giren "Batman Başlıyor"da Batman'in sevgilisini canlandıran Katie Holmes, devam filminde yer alamayacak. Son dönem Tom Cruise ile olan aşkının medyaya gereğinden fazla yansıdığını ve filmin tanıtımının önüne geçtiğini düşünen yapımcı şirket Warner Bros'un yetkilileri genç oyuncuyu kadrodan çıkardı.

Geçtiğimiz haftasonu 49 milyon dolar hasılat yaparak beklentileri karşılayan yapımcılar şimdi devam filmi için kolları sıvadı. Batman rolünde başarılı bulunan Christian Bale ile anlaşma imzalayan yetkililer hemen ardından uşak Alfred rolünde harikalar yaratan Michael Caine ve Batman'in iş geliştirme danışmanı rolünde Morgan Freeman'le de anlaştılar.

"Katie Holmes ikinci filmde yer almayacak. yeni yapımda daha güçlü bir aktris arıyoruz" diyen yetkililer "Şu anda bizi Katie ve Tom'un ilişkisi değil, Joker rolü için güçlü bir oyuncu bulma arayışı meşgul ediyor" sözleriyle duruma son noktayı koydular.

yalniz_kurt
21-06-05, 14:39
Batman 'kimlerle' Başlıyor!



"Batman Başlıyor" ile 'efsanenin' başına dönüyoruz da kimlerle başladığımız hakkında fikrimiz olsun istedik. O da bizim gibi kanlı canlı insan hani; çocukluğundan 'Yarasa Adam' olmasına uzanan macerada dostunu düşmanını anlayana kadar pek sıkıntı çekiyor. Bu yeni bir başlangıç için 'kim kimdir' dosyası hazırladık. Şimdi dostumuzu düşmanımızı tanıma zamanı hani..




Yeni 'Batman' Christian Bale başta olmak üzere filmin kadrosunda Michael Caine, Garry Oldman, Tom Wilkinsen gibi usta İngiliz aktörler çoğunlukta. Bu yeni bir başlangıç için 'kim kimdir' dosyası hazırladık. Şimdi dostumuzu düşmanımızı tanıma zamanı hani..

Bruce Wayne (Christian Bale)

Küçük Bruce'un yaşamı iki önemli olayla değişiyor. Anne ve babasının gözü önünde öldürülmesine tanık olmasının ardından asaletsizliğe karşı savaşmak ve intikam almak için büyük bir arzu duyuyor. Ardından Wayne malikanesinin altında keşfettiği gizli mağarayı görünce bu arzusunu gerçekleştirebileceği aklına geliyor.







Batman (Christian Bale)

Bruce, anne ve babasının öldürülmesinin ardından Gotham'dan kaçıyor ve dünyayı gezerek kötüye karşı savaşmanın anlamını kavramaya çalışıyor. Bu süreci yaşadıktan sonra döndüğü Gotham'ın bir suç şehri olduğunu ve aile şirketinin de Richard Earle tarafından ele geçirildiğini görüyor. Artık içindeki şeytanı bastırmak istemeyen Bruce, yarasa kostümüyle kenti kurtarma turuna çıkıyor.





Alfred Pennyworth (Michael Caine)

Ailenin sadık uşağı deyip geçmemek gerekiyor. Bruce Wayne'in en güvendiği adam olarak Alfred mükemmel ötesi bir figure; dost, baba yarısı, esprili, yardımsever, kibar ve düşünceli. Anne ve babasının ölümünden sonra da Bruce'a hizmet etmeye devam eden uşak Alfred ile Bruce'un dostluğu mezara değil, sonsuza kadar.






Rachel Dawes (Katie Holmes)

Bruce'un çocukken en yakın arkadaşı. Şimdi ise yetişkinlerin dünyasında savcı yardımcısı olarak çalışıyor. Adalet için savaşan gen kızımız malesef rüşvet batağında debelenen system nedeniyle işini bir türlü icra edemiyor. Falcone gibi kötülerin peşine düşen kızımızın imdadına tabii ki Batman yetişiyor. Kendisinin Bruce'un ikili kimliğinden haberi olmadığını belirtelim.





Henri Ducard (Liam Neeson)

Kötüye karşı savaşmak için kötüler gibi mi düşünmek ve hareket etmek gerek? Acılarından kaçan Bruce'un kendisini eğitmesine yardımcı olan hocası. Bruce'a yaklaşarak onu suç dünyasına karşı eğitebileceğini söyleyen Ducard, kötülerle savaşabilmesi içn ona fiziksel ve ruhsal disiplini veriyor. Ducard da onu bir başka 'usta' ile tanıştırıyor...





Ra's Al Ghul (Ken Watanabe)

Hocaların hocası edasında. Ra's Al Ghul yani adının anlamı ise Şeytan'ın Kafası. Ve belki de Batman'in düşmanları arasında en tehlikelisi olacak. Ra's Al Ghul güç ve paraya sahip. Kötücül imparatorluğunu geliştirmek, Gotham'I ele geçirmek niyeti de eksik değil.







Dr Jonathan Crane (Cillian Murphy)

Küçük bir çocukken kendisi malesef kabadayı çocukların hedefi olmuş, görünüşü nedeniyle 'Korkuluk' yakıştırmasıyla bolca dalga geçilmiş. Crane de büyüyünce bu korkularını yenmeye ve intikam almaya karar vermiş. Şimdi ise kentin en önemli psikiyatristi olarak çifte yaşam sürüyor ve masum doktor maskesinin altında 'Korkuluk' olarak şehre korku salıyor. Tıp etiği üzerine pek kafa yormuyor besbelli.




Carmine Falcone (Tom Wilkinson)

Dr. Crane ile birlikte çalışan Falcone kentin en tanınan mafia babası. Kısaca suç alemi ondan soruluyor, polisinden yargıcına herkesi rüşvete bağladığı için 'düzeni' tıkır tıkır işliyor. Suç üstünde yakalansa da Dr. Crane tarafından akli dengesi yerinde olmadığı bahanesi öne sürülüyor, hapisten kurtuluyor. 'çılgın' şehir Gotham'ın usulüne uygun bir adalet yani.





Teğmen James Gordon (Gary Oldman)

Jim Gordon, Gotham polis gücündeki dürüst bir kaç polisinden birisi. Adalet için bile olsa kanunsuz mücadelenin anarşiden sadece bir adım geride olduğunu bilse de sokaklardaki suçluları temizlemek için Batman'e yardım etmekte sakınca görmüyor. Garry Oldman'ı böyle halim selim, omuzları çökük ve yaşlıca bir polis rolünde görmek de varmış, acımız sonsuz...





Lucius Fox (Morgan Freeman)

Eski güzel günlerde Earle ile birlikte şirketin yönetim kurulunda olan Fox, şimdi 'tatbiki ilimler' adlı bir bölüme sürülmüş, yer altındaki köhne bir ofiste çile dolduruyor. Kısaca Fox öykümüzün iyi adamı. Bruce, Gotham'a dönünce bu akıllı ve barışçıl adamla dostluk kuruyor, o da genç adamın hiç de göründüğü gibi zengin ve şımarık bir genç olmadığı anlıyor.




Richard Earle (Rutger Hauer)

Haris, soğuk ve acımasız Richard Earle aslında bir bakıma günümüz holding yöneticilerine benzetilmiş. Baba Thomas Wayne'in öldürülmesi ve Bruce'un da Gotham'dan çekip gitmesinden bu yana Earle, dev Wayne şirketinin yönetimini ele almış. Böylece de şirket politikası hayırseverlikten suç dünyasına kaymış.




Batmobile

Göterinin gerçek starı tabii ki Batmobile! Yarı Hummer, yarı Lamborghini, daha önceki örneklerinden bayağı önde görünüyor. İngiliz yapımı. Tasarım ve yapım Chris Corbald ile Andy Smith tarafından Shepperton Studios'da gerçekleştirilmiş.
Yarım milyon dolarınız varsa sizin de olabilir nitekim :)

spikey
21-06-05, 23:12
arkadaslar cok bilgilendiri olmus..ellerinize saglık..bu arada katie holmes'un basına gelenlere sewindim acıkcası..bu kadar da cok reklam yapılmaz ki ya!kızın cıkmadıgı dergi kapağı kalmadı walla...kaç kişi acaba onu dawson's creek'ten hatılıyo?ya da diğer filmlerinden..yani tabiiki hatırlayan wardır da ..neden o zamanlar bu kadar meshur değildi..yani son filmle alakası yok..tom cruise'la war ;) ohh iyi olmus..

yalniz_kurt
22-06-05, 08:49
bunların hepsi böle ... bencede çok iyi oldu ...

yalniz_kurt
22-06-05, 08:58
http://www.sinema.com/pic/yazilar/haziran05/mrmrs_smith150.jpg

"Mr. and Mrs. Smith"
Angelina ile Brad'in evlilik aksiyonları...

Başrol oyuncuları Angelina Jolie ve Brad Pitt'in aralarındaki kimya ile ayakta duran "Mr. and Mrs. Smith", iyice monotonlaştığı noktada, gerçek anlamda 'şiddetli' bir terapiye giren bir evliliği karşımıza getiriyor. Çıkış noktasında "Birbiriyle evli kiralık katiller evlilik sorunlarını nasıl hallederler?" gibi orijinal bir soru bulunan film, birlikteliklerdeki her sorun gibi bunun da dövüşerek değil, 'konuşarak ve koklaşarak' hallolacağına kanaat getiriyor...




"Mr. and Mrs. Smith", filminin adı "Angelina Jolie-Brad Pitt Show" da olabilirdi. Gerçekten iki güzel ve de yetenekli oyuncunun filmde gözükmedikleri sahne sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bunun da ötesinde, sinemalarda artık izleye izleye iyice kanısadığımız aksiyon sahneleriyle bezeli filmi ayakta tutan en önemli unsur Pitt ile Jolie arasındaki kimya. Öyle ki, bir süre sonra, "hiç kavga dövüş olmasa da, onların çekişmelerini izlesek sakin sakin" derken buluyorsunuz kendinizi...

http://www.sinema.com/pic/yazilar/haziran05/smithyaziici.jpg


'Şiddetli' evlilik terapisi...

Film, adından da anlaşıldığı gibi, evli bir çift üzerine kurulmuş bir hikâyeyi konu alıyor; ancak düğünde değil, bir evlilik terapistinin odasında başlıyor. Bay ve Bayan Smith, terapistin "kaç yıldır evlisiniz?", "haftada kaç kez sevişiyorsunuz?" gibi can sıkıcı sorularını ilgisizce yanıtlamaya çalışıyorlar. Aralarında kaç yıldır evli oldukları konusunda bir anlaşma bile olmadığını görünce, evliliklerinde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu seziyorsunuz hemen. Terapistin "nasıl tanışmıştınız?" sorusuyla birlikte biz de ateşli bir ihtilalin yaşandığı Kolombiya'nın Bogota şehrine gidiyoruz. Ancak bu zamana geri döndüğümüzde, tanıştıkları tutkunun çok uzağında, aşırı monoton bir evlilik sürdürdüklerini görüyoruz.

Ancak Bay ve Bayan Smith'in evliliklerindeki monotonlaşmayı, diğer sıkıcı evliliklerden farklı kılan bir şey var: Onların sıkıntısı, çok konuşmaktan ya da birbirlerini fazlasıyla tanımış olmaktan kaynaklanmıyor. Aksine, beş ya da altı yıldır evli olmalarına rağmen, birbirlerini çok az tanıyorlar ve pek çok şey hakkında konuşmamayı tercih ediyorlar. Daha doğrusu tercih etmek zorundalar; çünkü yaptıkları iş öyle kolay kolay açıklanır cinsten değil. Evet, hem Bay, hem de Bayan Smith, işlerinde fazlasıyla usta iki profesyonel kiralık katil. Üstelik, birbirlerine rakip olan iki örgüt için çalışıyorlar. Her zaman olduğu gibi, yalancının mumu yatsıya kadar yanıyor ve aynı hedefi yok etme işiyle görevlendirilince, yolları kesişiyor. Burada ilginç olan, bu kesişmenin, Smith'lerin evliliklerinin üzerinde dolanan monotonluk bulutunu dağıtması. Tamam, bu biraz 'şiddetli' bir dağılma oluyor; ama sonuçta birbirlerini öldürmek yerine sağduyularını dinleyip işbirliği yapmanın daha iyi olacağına karar verdiklerinde kartlar ortaya dökülüyor. Hem birkaç saatte birbirlerini beş ya da altı yıldır tanımadıkları kadar tanıyorlar; hem de ilişkilerinde kaybolmuş eros geri geliyor. Artık, önlerinde durabilecek kimse yok. Öyle ki dünyanın tüm iyi eğitilmiş kiralık katilleri bile, Smith'lerin karşısında çaresiz konuma düşüyorlar.

http://www.sinema.com/pic/yazilar/haziran05/smithyaziici2.jpg

Aksiyonun dozu biraz fazla kaçmış, ama...

Film, hikâyesi gereği pek çok türün özelliklerini taşıyor. Aksiyon türünün kalıpları önde yer alsa da, komedinin alt türleri romantik komediler ve evlilik komedilerinden de payını alıyor. Filmin yapımcılarından ve "Mr. and Mrs. Smith" projesine en çok inanan isimlerden olan Akiva Goldsman da filmin bu yanına işaret ediyor: "Mr. and Mrs. Smith, tamamen tehlike, seks ve yanlış anlaşmadan ibaret. Geleneksel romantik komedi anlayışı yerine birçok aksiyon ve bomba var filmde. Ama aksiyon, karakterlerin yanında ikinci plânda. Hikâye birbirlerini avlayıp öldürmeye zorlanan evli bir çiftle ilgili. Bu onların yıllardan sonra ilk defa birbirlerine ilgi göstermelerine neden oluyor. Birbirleri hakkındaki gerçekleri öğrendiklerinde John ve Jane Smith yeniden aşık oluyorlar." Her ne kadar Goldsman aksini söylese de, filmin özellikle ikinci yarısında aksiyon boyutu iyice öne çıkıyor. Önce Jolie'yle Pitt'in birbirlerine göz dağı vermek için türlü cambazlıklar yaptığı aksiyon sahnelerini izliyoruz ki evliliklerindeki gerilimi de yansıttığından bu sahnelere pek diyeceğimiz yok. Ancak evlerini harabeye çevirdikleri son karşılaşmalarından sonra, birbirlerini öldürmekten vazgeçip adeta nikâh tazeledikten sonra, her ikisinin de çalıştığı örgüt peşlerine düşüyor. Bundan sonra, Smith'lerin evlilikleri renklense de, filmin aksiyon boyutu git gide sıkıcı bir hal alıyor. O kadar ki, filmin Jolie ile Pitt arasında yakaladığı kimya da neredeyse dağılıyor.

Yine de "Mr. and Mrs. Smith"in, çıkış noktasındaki orijinal fikir nedeniyle kendini temize çıkaran bir film olduğu konusunda hakkını teslim etmek gerekiyor. Daha önce "Geçmişi Olmayan Adam" ("The Bourne Identity") filmiyle aksiyon konusundaki meziyetini göstermiş olan yönetmen Doug Liman da anlaşılan, filmi çekmeyi, çıkış noktasındaki orijinal fikir sayesinde kabul etmiş: "Film, düşünmesi çok komik olan bir soru soruyor: Birbiriyle evli kiralık katiller evlilik sorunlarını nasıl hallederler? Tabi ki, cevap, birbirlerini öldürmeye çalışarak..." Ancak Liman, işi sadece bu çıkış noktasındaki orijinallikle sınırlı tutmayacak çapa sahip bir yönetmen. Nitekim şu sözleriyle bunu doğruluyor: "Smith'ler, sırları açıklandığında, hem kurtuluyorlar, hem de zayıf düşüyorlar. O andan itibaren, film karakterlerin, çevreleri daha da tehlikeli hale gelse bile kendilerini giderek daha fazla güvende hissetmelerini anlatır hale geliyor. Felsefemiz, buraya kadar Smith'ler beraber çalışırken sorunlar yaşıyorlardı, ama birbirleri hakkında geri plândaki çok fazla problemi çözdükleri için artık beraber çalışmayı öğreniyorlar. Onların sorunsuz bir makine gibi ortak çalışmalarını seyretmek çok keyifli."

http://www.sinema.com/pic/yazilar/haziran05/smithyaziici3.jpg


Bir başka insan ile beraber yaşamak..."

Yapımcı ve yönetmenin görüşlerini alıp, "Mr. and Mrs. Smith"i "Mr. and Mrs. Smith" yapan çiftten Angelina Jolie'nin görüşlerini almamak olmaz. Jolie, oynadığı rol ile kendisi arasında paralellikler buluyor. "Ben Jane'e çok benziyorum. Bu rolü oynarken kendim hakkında bir şey öğrendim. Kadınların tek başlarına güçlü olduklarını hissetmeleri önemlidir, ama bir kadın ve bir adamın birbirlerine ihtiyaç duydukları ve beraberken daha iyi olduklarını anlatan bir filmde olmak harikaydı. İnsanların bir takım gibi hareket etmelerinin ne kadar harika olacağına odaklanan bir film son zamanlarda hiç yapılmadı."

Filmdeki aksiyon sahneleri, kullanılan silahların çekiciliği ve dövüşlerin ustalığıyla öne çıkıyor. Pitt ve Jolie, çeşitli silâhlarda ve uzak doğu sporlarında usta, başarılı kiralık katil rollerinde gerekli gerçekliği yakalamak için, film yapımcılarının 'casusluk okulu' adını verdikleri bir yere gitmişler. İki oyuncu, dublör koordinatörleri Mic Rodgers ve Tim Trella ile teknik danışman Mark Stefanich gözetiminde haftalık silâh eğitimlerine katılmışlar. Eski bir S. E. A. L. Takım 2 ve S. E. A. L. Takım 6 (diğer adıyla Geliştirme Grubu) üyesi olan Stefanich oyunculara özel operasyonlar ve anti-terörist taktikleri üzerine eğitim vermiş. Bu eğitim konusunda Angelina Jolie'nin görüşleri şöyle: "Brad ve ben daha önce ayrı ayrı aksiyon filmlerinde oynadık; ama bu, çok özel bir eğitim metodu. Daha önce filmlerimde bir ortağım olmadı ve bir ortakla çalışmak çok farklı. Tamamen dolu pompalı tüfekler ile ikili hareketler yapmayı öğrendik, birbirimizi geçmek, evlere dalmak, korunaklı bir yere girmek, hareketli hedeflere ateş etmek -çılgıncaydı ama birbirimize güvenmeyi öğrendik."

Biz yine tüm bu eğitimin, hazırlığın, vs. yönetmenin aklındakine hizmet etmek için hatırlatıp yazımızı onun sözleriyle noktalayalım: Liman, "Bir bakıma, neredeyse insanüstü yetenekleri olan iki insanı alıp şehrin ortasına bırakıyorsunuz ve sizin ve benim her gün yaşadığımız sorunlarla karşılaşmalarını sağlıyorsunuz. Sonunda, Mr. and Mrs. Smith, hepimizin mücadele ettiği bir konuyu anlatıyor: Bir başka insan ile beraber yaşamak."

yalniz_kurt
22-06-05, 08:59
Icíar Bollaín: "Kadın öyküleri bitmez"
Esin Küçüktepepınar



Geçen yıl adından çokça söz ettiren "Gözlerimi de Al"ın yönetmeni Icíar Bollaín filmin Türkiye galası için İstanbul'a geldi. Memleketi İspanya ve uluslararası festivallerde övgü ve ödüllerle takdir edilen film, aile içi şiddet üzerinden kadının çaresizliğinin kökenlerine inmeye çalışıyor, fiziksel olduğu kadar yaşanan duygusal travmayı da irdeliyor. Ünlü İspanyol aktris ve yönetmen Icíar Bollaín ile kadın vizyonu ve kadının 'acı' sürecini konuştuk.




10 yıllık bir evlilik, bir çocuk ve şevkat kadar şiddeti de 'esirgemeyen' bir koca. Tabii ki merkezde acı çeken bir kadın var. Kadının geleneksel kabul gören değerleri ve kendi duygusal açmazlarını aşarak 'insanlığını' ilan etmesi çok da kolay bir süreç değil. "Gözlerimi de Al" işte bu süreci anlatan öyküsüyle geçen yıl adından çokça söz ettiren bir film olarak öne çıktı. Victor Erice'nin usta işi "Le Sur" filmiyle oyunculuğa başlayan, Ken Loach gibi önemli isimlerle çalışan tanınmış bir aktrist olarak sonunda kamera arkasına geçen 36 yaşındaki Iciar Bollain ile kadın vizyonu ve kadının 'acı' sürecini konuştuk.

Aile içi şiddet tüm ülkelerde yaşanan bir sorun olarak dikkat çekse de böyle konuyu seçme aşaması sizin için nasıl gerçekleşti?
--İspanya'da 10 yıl öncesine kadar bu tür konuları kamuoyna duyurma açısından son derece yetersiz, kadınlar sessizdi. Bir anlamda sizin ülkenizde olduğu gibi. Söylemek, konuşmak, şikayet etmek 'ayıp' olarak karşılanıyordu. Sonunda 10 yıl önce kıpırdanmalar başlandı ve bu konudaki kampanyalar başladı. Ben de gazete haberlerini okurken bir gün bu konuya eğilmek istediğimi biliyordum ve sonunda gerçekleştirdim.

Filminiz aile içi şiddete dikkat çekse de özellikle kadının yaşadığı duygusal travmayı anlatmayı veya anlamayı çalışıyor.
--Evet, ben de bu kadınların yaşadıklarını haberlerde okurken veya izlerken anlamaya çalışıyordum. İnsan neden kendine eziyet eden bir insanla yıllarca yaşar, kocası veya sevgilisyle onu birarada tutan motivasyon nedir? Özellikle filmimde de buna odaklanmaya çalıştım. Sonuçta sadece ekonomik koşullar, kocaya maddi olarak bağımlı olmak değil sorun. Aynı zamanda başka parametreler giriyor devreye, sevgi gibi, düzeleceği umudu gibi. Ayrıca toplumsal, çevresel zorlamalar da kadını eziyet bile görse evlilik kurumu içinde tutmaya zorluyor.



Filminize son derece tarihi geçmişi olan Toledo'yu dekor seçmişsiniz, eski kiliseler, binalar çok etkileyici. Muhteşem bir kent olarak aynı zamanda depresif bir duygu vermekten de geri kalmıyor.
--Evet, özellikle Toledo'yu seçtim. Çok güzel bir yer ama aynı zamanda tarihi geçmişi, o muhteşem kilise ve katedralin ağırlığıyla klosrofobik bir yanı da var. Katolik dininin ağırlığı, dinin baskıcı, erkek egemen halini, geleneklerin yaptırımını vurgulamak istedim. Mesela kilisedeki o tablolar, hepsi baskın erkek gücünü temsil ediyor yüzyıllar boyu.

Ben özellikle El Greco tablolarından çok etkilenirim, filmde de mesajı açıktı gerçi ama...
--Evet, El Greco ızdırabın dışa vurumudur, tablolarında acı çeken insanları resmetmiştir. Kadın yani Meryem ana figürü de her zaman oluğu gibi ağlamaktadır. Yani kadına layık görülen şey ağlamasıdır. Zaten bildiğiniz gibi Katolik dini bir acı çekme süresinden doğmuştur; İsa da acı çekerek kulların günahını ütslenmiştir. Kısaca her şey acının, katlanmanın adeta çok doğal bir süreç olduğunı empoze ediyor. Kadının acı çekmesi ikonik bir şey. Böyle algılamak kolay.

Filmde erkeğin bastırılamayan öfkesi de onu kurban yapıyor bir anlamda değil mi?
--Evet, gerçek kurban her ne kadar kadın olsa da erkek de dizginleyemediği öfkesini açığa vurduğunda bile rahatlayamıyor çünkü zaten bu imkansız. Dolayısıyla kendi öfkesinin kurbanı.
Siz zaten erkeği suçlu ilan etmekten ziyade kadının duygusal çalkantılarına eğilmeyi tercih etmişsiniz.
--Tabii ki kadının içinden çıkamadığı bu duygusal travma daha önemli. Sonuçta bizim dışardan gözlemlediğimiz olay daha kesindir; yani dayak yiyen, maddi ve manevi işkence gören bir kadın var ortada. Onun yaşadıklarına katlanma sürecini anlamaya çalışmak daha önemli.



Etrafındaki kadınlar da onu çok anlıyor gibi görünmüyorlar; örneğin kızkardeşi onun için çok üzülse de dilemiyor, sadece kocasından ayrılmasını istiyor. Anne ise tam geleneksel görüşü temsil ediyor.
--Evet, kızkardeş bizleri temsil ediyor. Ben erkek kardeşimlerimle gayet eşit davranıldığım bir ailede özgürce büyüdüm. Böyle bir davranışla karşılaşan bir kadına ilk tavsiye edeceğim şey, hemen bu işkenceye son vermesidir. Oysa karşımızdaki insan dinlenilmeyi, anlaşılmayı istiyor, en önemlisi de kendi kişisel sabır kotasını doldurması ve filmdeki karakter gibi sevginin artık umudu beslemediği bir noktaya gelmesi gerekiyor. Bu nedenle özelllikle son derece geleneksel düşünen ve kızının sabretmesini, her evliliğin böyle olduğu şeklinde genelleme yapan anne karakteri de bir klişedir.

Minimal öyküsüyle film özellikle iki başrol oyuncusunun performansına dayanıyor. Nasıl yaptınız seçiminizi?
--Aslında önce bu filmin 20 dakikalık kısa versiyonunu yapmış ve Antonio yani koca rolündeki erkek oyuncusu rolünü de Luis Toscar vermiştim. Bu nedenle uzun metraja geçerken zaten aklımda o vardı. Sevecen, aşık bir insanken nasıl duygularına daha doğrusu öfkesine yenildiğini açıkça görebildiğiniz, muhteşem bir oyunu var. Antonio'nun karakterine çok sayıda katman eklemeyi başardı. Zor olanı tabii ki Pilar karakteriydi benim için. Uzun süre birçok yetenekli aktris ile görüştük. Pilar içine kapanık, hislerini dışa vuramayan bir karakter olduğu için onun hem kırılgan hem de güçlü yanını ortaya koyabilecek bir oyun ve oyuncu gerekiyordu. Sonunda Laia Marull'u bulduğumda, 'işte o' dedim. Zaten kendisi tanınan, iyi bir aktristtir. Aslında tüm oyuncularıma çok şey borçluyum.

Klişe olacak ama oyunculuktan gelen bir yönetmen olarak nasıl çalışırsınız oyuncularınızla?
--Oyuncularla işbirliğine gidilmesi gerektiğine inanıyorum. Provalarda eğer benim yazdığım bir cümle oyuncunun ağzından o anda gerçek görünmüyorsa hemen değiştiririm. Mühim olan doğru, doğal olmasıdır, benim yazdığım değil illa. Karakterin oyuncunun üzerine oturması gerek, bu nedenle onu rahatlatmak da gerek tabii ki.
Sette doğaçlamaya da açıksınız o zaman...
--Evet, tabii ki. Sonuçta ortada bir senaryo var tabii ki ama her an bir şey çıkabilir, oyuncunun rahat ve serbest bırakılması taraftarıyım. Ama sette mutlaka rolü uzun uzun anlatır, yönlendirir, tartışırım.

Siz Ken Loach gibi çok önemli yönetmenlerle çalıştınız, onlardan 'kaptığınız' bir şeyler de olmuştur belki...
--Ken Loach çalıştığım en harika yönetmenlerden birisidir. ("Ülke ve Özgürlük"de rol aldı) Sette harikadır, oyuncularla müthiş bir işbirliği vardır. Sahneleri filmi gördüğümüz sırayla çektiği için oyuncunun karaktere bürünebilmesi ve rolünde doğallık kazanabilmesi açısından müthiş bir olanak da sağlıyor çalışma tarzı. Genelde elimize bir sonraki gün ne oynayacağımızı bile vermezdi. Gerçek yaşam da böyledir aslında değil mi, yarın ne olacağını bilmeyiz! Ama ben onun kadar gerçekçi çalışmıyorum tabi ki.

Tanınmış, yetenekli bir aktris olarak kamera arkasına da geçme seçimini nasıl yaptınız?
--İnanır mısınız oynadığım çoğu rolle bütünleşemiyordum bir bakıma. Sonuçta siz kamera önünde başkalarının istediğini söylüyorsunuz. Ben de söylemek istediklerimi kendim söylemek istedim ve yönetmen olmaya karar verdim. Mesela son yıllarda kadın yönetmenler İspanya'da çoğaldı, oysa on yıllarca ortada sadece üç kadın yönetmen vardı. Sanırım 30 yaşını geçen kadınlarda artık kendi duygu ve düşüncelerini ifade etme olayı patladı artık.

Tüm bu kampanyalarla birlikte günümüz İspanya'sında aile içi şiddet konusunda 10 yıl öncesinden bugüne neler değişti sizce?
--Tabii ki çok şey. En azından kanunlarımız uygulanıyor, bakanlıkta 'sığınma ve koruma' gibi özel bölümler açıldı kadınlar için. Ama aynı zamanda ölüm vakaları daha çok arttı malesef. Çünkü kadınlar artık direniyor ve bunun bedeli de ölüm olabiliyor. Ne yazık ki böyle. Ama mücadelenin sürmesine engel olamaz bu.

Yönetmen olarak "Gözleimi de Al"dan önceki iki filminiz de övgü toplamıştı ve kadınları merkez alan öyküler çektiniz. Yeni projeniz nedir?
--Bu kez üç kadının öyküsünğü yazıyorum. Daha hafif bir atmosferi olacak, çünkü bu filmde duygusal olarak çok yoruldum. Çok minimal bir öyküsü var; farklı yaşlardan üç kadının annelik, çalışma hayatı ve çalışmanın bedeli gibi temalara değinecek. Küçük ama insana ait bir öykü anlatacağım ama "Gözlerimi de Al" gibi yoğun bir duygu seli olmayacak. Yine kadınlar yani, zaten kadın öyküleri bitmez.

Peki yine klişe olacak ama bir kadın yönetmen olarak bu tür konulara bir erkek yönetmenden daha farklı bir bakış açısı kattığınızı düşünüyor musunuz?
--Evet, tabii ki bir kadın bakış açısı var tabii ki. 'Kadın yönetmen' deyişinden hiç hoşlanmam. Bu da erkek egemen görüşün uydurduğu bir şey, kimse 'erkek yönetmen' demiyor ama kadınlara gelince iş değişiyor. Ama benzer veya eşit olsak da aslında biz kadın ve erkekler farklıyız da. Bu tür kadın konularına eğilen erkek yönetmen yok, bu nedenle ben eğilme ihtiyacı duyuyorum mesela. Ve kesinlikle bir kadın olarak farklı bir bakış açısı getirdiğime inanıyorum.

spikey
23-06-05, 18:18
ohhh neler neler oluyo da haberimiz yokmus :)

sbuffy
23-06-05, 18:39
"Ucuz bir komedyenim"

http://www.e-kolay.net/sinema/images/woodyallen_h2.jpg

Woody Allen filmlerine bir yenisi daha ekleniyor... Ünlü yönetmen, Avustralyalı oyuncu Hugh Grant'ı da kadroya aldı.
Son filminin detaylarını basından gizleyen "Manhattan"ın başarılı yönetmeni Woody Allen, kendisinin de rol alacağı yeni filminde Jackman'ın yanısıra Scarlett Johansson ile usta İngiliz aktör Ian McShane'de rol verdi.

Çekimler için İngiltere'nin başkenti Londra'yı seçen Allen son projesiyle ilgili bakın neler söyledi: "Johansson komedi-melodram türündeki filmde İngiliz bir aristokrat ile aşk yaşayan Amerikalı bir öğrenciyi canlandıracak. Ben ise filmde ucuz bir komedyeni oynayacağım. Bu rolün bana çok uyduğunu düşünüyorum çünkü ben de ucuz bir komedyenim."
http://www.e-kolay.net/sinema/Haber.asp?PID=38&HID=1&HaberID=295649

sbuffy
23-06-05, 18:41
Monica geliyor

http://www.e-kolay.net/sinema/images/monica_bell_189.jpg

Çekimlerine önümüdeki günlerde başlanacak "Taş Meclisi"nde rol alan Monica Bellucci, gala için Türkiye'ye gelecek.
"Kızıl Nehirler", "Kurtlar İmparatorluğu" kitaplarının ünlü Fransız yazarı Jean Christophe Grange'nin aynı adlı romanından uyarlanan "Taş Meclisi"nde rol alan Monica Bellucci, filmin galası için Türkiye'ye gelecek.

Ülkemizde de gösterilen "Dönüş Yok" (Irreversible) filmindeki tecavüz sahnesiyle hafızalara kazınan ünlü Fransız oyuncu Monica Bellucci, Türkiye'deki yayın haklarını ANS'nin satın aldığı "Taş Meclisi"nin (Le, Concile de Pierre) ülkemizde düzenlenecek galasına katılacağını açıkladı.

Ülkemizde 17 baskı yapan, parapsikoloji, Şamanizm gibi birçok konuyu fantastik gerilim türünde işleyen "Taş Meclisi"nin çekimlerine önümüzdeki günlerde başlanacak. "Taş Meclisi"nin Cannes'daki UGC villasında yapılan tanıtım yemeğinde ANS Dış Alımlar Müdürü Can Anamur'la bir araya gelen Monica Bellucci, "Filmin galası için Türkiye'ye geleceğim. Özellikle İstanbul'u ve Boğaz'ı çok merak ediyorum. Boğaz kıyısında bir otelde kalmak istiyorum" dedi. Dünyanın birçok ülkesinde sesine iyi dublaj yapılmadığını belirten Bellucci, "Taş Meclisi"nin Türkiye'de orijinal haliyle, altyazılı olarak vizyona girmesini isterim" dedi.
http://www.e-kolay.net/sinema/Haber.asp?PID=38&HID=1&HaberID=295933

sbuffy
23-06-05, 18:54
VİZYONA GİRECEK FİLMLER:

Karanlıktan Önce
(Before Night Falls)

Gösterim Tarihi: 24 Haziran 2005

http://www.e-kolay.net/sinema/images/afis/beforenight.jpg

Yönetmen:
Julian Schnabel
Oyuncular:
Javier Bardem, Olivier Martinez, Andrea Di Stefano...
Tür: Dram
Süre: 133 Dk.
Yapım Yılı: 2000
Küba'lı şair ve yazar Reinaldo Arenas'ın kendi hayatını anlattığı romandan uyarlanan “Before Night Falls" (Karanlıktan Önce) Küba'daki devrim sırasında yaşanan değişimler ve halkın buna uyum sağlama çabalarını yazarın kendi gözünden anlatıyor.

Arenas babasının annesini terk etmesinden dolayı Küba'da çiftçilik yapan büyükannesi ve büyükbabası tarafından baskı altında yetiştirilir.

Küba'da devrim sırasında hem yazar olması hem de eşcinselliği nedeniyle isyancı olarak mimlenir, basit bir sebepten dolayı hapse atılır ve işkence görür. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen yazmaya devam eder.

Hapishanede diğer mahkumların mektuplarını yazarken gizlice kendi romanını da yazar ve el altından ülke dışına kaçırtarak bastırır. 1980'de ise sınır dışı edilerek Amerika’ya gider

******************

Çarpışma
(Crash)

Gösterim Tarihi: 24 Haziran 2005

http://www.e-kolay.net/sinema/images/afis/crash.jpg

Yönetmen:
Paul Haggis
Oyuncular:
Sandra Bullock , Don Cheadle, Matt Dillon...
Tür: Dram-Suç
Süre: 107 Dk.
Yapım Yılı: 2004
Brentwood’lu bir ev kadını ve savcı kocası. İranlı bir dükkan sahibi. Aynı zamanda sevgili olan iki polis memuru. Zenci bir televizyon yöneticisi ve karısı. Meksikalı bir anahtarcı. İki araba hırsızı. Acemi bir polis. Koreli orta yaşlı bir çift… Hepsi Los Angeles’ta yaşıyor. Ve önümüzdeki 36 saat içinde, hepsi çatışacak…

11 Eylül sonrası Los Angeles’ında çeşitli kültürlerin bir arada oluşunu konu alan film, farklı etnik kökenlerden karakterlerin çeşitli vesilelerle karşılaşmalarını, birbirlerinin hayatlarına girip çıktıkça yaşanan korku ve yobazlığı farklı bakış açılarıyla işliyor.

Yazar-yönetmen Paul Haggis için “Crash”ın senaryosu karmaşık bir kişisel deneyim... Los Angeles’ta bir video dükkanından çıkarken, Haggis’in başına silah dayanarak arabası çalındı. Evine döndüğünde, tüm kilitleri değiştirdi ve sonra arabasını çalan adamlar hakkında düşünmeye başladı: Ne kadar süredir arkadaştılar; eğlenmek için neler yaparlardı; kendilerini birer suçlu olarak kabul ediyorlar mıydı; yaptıklarını nasıl haklı görüyorlardı... Yıllar sonra, bu konuda yazmaya karar verdi, ama onların bakış açısından.

“O zamanlar 25 yıldır Los Angeles’ta yaşıyordum ve bize özgü ırk ve sınıf savaşlarına tanık olmuştum” diyen Haggis, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Günlük hayatlarımızda birbirimize yaptığımız ayırımcılığın pek çok şekline tanık olmuştum. Bunu nasıl ussallaştırdığımızı ve bağışladığımızı, bu konuyla uğraşmamak için yaşamımızı nasıl düzenlediğimizi, ve mevcut ırk sorunlarını nasıl yadsıdığımızı görmüştüm. Ama bu malzemeyi nasıl yazıya dökeceğimi 11 Eylül olaylarına kadar çözememiştim. Zira film aslen ırk ya da sınıfı değil, korkuyu ve tanımadığımız insanları konu alıyor. Hoşgörüsüzlüğü ve şefkati; hepimizin yargılanmaktan ne kadar korktuğunu ama başkalarını yargılamakta hiçbir tezat görmeyişini işliyor.

***************
Hipnoz
(Hipnos)

Gösterim Tarihi: 24 Haziran 2005

http://www.e-kolay.net/sinema/images/afis/hipnoz.jpg
Yönetmen:
David Carreras
Oyuncular:
Cristina Brondo, Demian Bichir, Marisol Membrillo...
Tür: Gerilim
Süre: 93 Dk.
Yapım Yılı: 2004
Genç bir psikiyatrist olan Beatriz Vargas, en yakın yerleşim biriminden kilometrelerce uzakta kurulmuş ve hipnoz uygulamaları ile ünlü bir senatoryumda iş bulur. Genç doktor hastaneye kabul edildişinin ilk gününde, diğer meslektaşlarını kıskandıracak bir başarıya imza atar ve yıllardır tedaviye cevap vermeyen genç bir hasta ile iletişim kurmayı başarır.

Beatriz’in genç kıza yardım etme çabaları korkunç bir olayla boşa çıkar. Genç kız, bilekleri kesilmiş halde ölü bulunmuştur. Hafıza kaybı olan bir başka hastanın uyarıları ile birlikte Beatriz içinden çıkılması güç bir çıkmaza girer. Küçük kızın ölümün ardındaki esrar perdesi aralanırken, Beatriz aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını farkeder. Genç kadın içine hapsolduğu hastanenin sırrını çözebilmek için önce kendisi ile yüzleşmek zorunda kalır.

http://www.e-kolay.net/sinema/GelecekFilmler.asp

sbuffy
23-06-05, 19:07
Spielberg'ün Lincoln'ü

http://www.e-kolay.net/sinema/images/stevenspiel_lincoln2.jpg

Steven Spielberg, ABD başkanlarından Abraham Lincoln'ün hayatını konu alan yeni filminin hazırlıklarına başladı.
Beyazperdenin 'dahi çocuğu' olarak kabul edilen Oscar ödüllü yönetmen Steven Spielberg, ABD başkanlarından Abraham Lincoln'ün hayatını konu alan yeni filminin hazırlıklarına başladı.

İnternette yer alan 'hollywood.com' sitesinin haberine göre, Spielberg'ün yönetmenliğinde çekimlerine 1 Ocak 2006'da başlanacak ve adı henüz belirlenmeyen filmde, Lincoln'ün 1861-1865 yıllarında iç savaş sırasında Beyaz Saray'da yaşadıkları anlatılacak. Filmin senaryosunda bu yılın sonunda ABD'de yayımlanacak olan Doris Kearns Goodwin'in "Birleştirici: Abraham Lincoln'ün Dehası" adlı biyografi temel alındı.

Filmin yapımcısı Dreamworks şirketi, kitabın haklarını 2001 yılında satın almıştı. Yüksek bütçeli bir dönem filmi olması beklenen yeni çalışmasında Spielberg'ün Lincoln rolünü kime teklif ettiği henüz bilinmiyor.

http://www.e-kolay.net/sinema/Haber.asp?PID=38&HID=8&HaberID=295373

spikey
23-06-05, 19:12
ya bu woody allen'dan umarım bi tek ben nefret etmiyorumdur :)

sbuffy
23-06-05, 19:19
spikey yanlız değilsin;) çektiği filmleride kendisinide çok itici geliyor ama sevenleride mutlaka olacağı için bu haberi koymakta yarar var dimi ama:D

sbuffy
23-06-05, 19:34
Latin Sinema Ödülleri ‘Motosiklet Günlüğü’ne

Latin kültürüne katkıları desteklemek amacı ile sinema ve televizyon alanlarında verilen Imagen Ödülleri sahiplerini buldu. Bu yıl 20. kez verilen ödüllere The Motorcycle Diaries-Motosiklet Günlüğü filmi damgasını vurdu.

http://www.ntvmsnbc.com/news/197927.jpg

LOS ANGELES - Los Angeles’ta düzenlenen gala ile Imagen Vakfı’nın ödülleri dağıtıldı. En İyi Film, En İyi Yönetmen ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülleri’ni kazanan ‘Motosiklet Günlüğü’, geçtiğimiz yılın önemli sinema yapıtları arasına girmişti. Filmin Oscar adayı olan senaristi Jose Rivera da, Norman Lear anısına verilen Özel Yazar Ödülü’ne değer bulundu.
İki genç Arjantinli, 23 yaşındaki cüzzam uzmanı tıp öğrencisi Ernesto Guevara (Che) ve 29 yaşındaki biyokimyager Alberto Granado, gerçek Latin Amerika’yı keşfetmek üzere 1952 yılında yola çıkarlar.

http://www.ntvmsnbc.com/news/197928.jpg

Film, bu genç adamları, yavaş yavaş Latin Amerika’nın zengin ve karmaşık insan manzaralarını ve sosyal durumunu ortaya çıkarırken izler. Romantik bir macera duygusuna sahip iki arkadaş, kırık dökük, 1939 model bir motosiklete atlayıp Buenos Aires’teki aile ortamlarını bırakarak yola koyulurlar.

Sekiz ay sürecek bu yolculukları sırasında motosikletleri bozulsa da, yılmadan, hatta bazen otostop yaparak ilerlerler. Yol boyunca rastladıkları insanlar aracılığıyla daha önce bilmedikleri, bambaşka bir Latin Amerika ile tanışırlar; geçtikleri yollar ve manzara değiştikçe, kendi görüşleri de yön değiştirir.

Ödüller:
En İyi Film: The Motorcycle Diaries
En İyi Kadın Oyuncu: Catalina Sandino Moreno, ‘Maria Full of Grace’
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Rodrigo de la Serna, ‘The Motorcycle Diaries’
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Shelbie Bruce, ‘Spanglish’
En İyi Yönetmen: Walter Salles, ‘The Motorcycle Diaries’
En İyi Kısa Film ya da Öğrenci Filmi: Cuco Gomez, ‘Gomez is Dead’
En İyi Belgesel: Visiones: Latino Art & Culture

http://www.ntvmsnbc.com/news/330094.asp

sbuffy
23-06-05, 19:44
Fatih Akın'ın son filminin galası Paris'te

http://www.cnnturk.com/images/ks/fatihakinhbr2306.jpg
Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın'ın son filmi 'İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek'in galası Fransa'nın başkenti Paris'te yapıldı.

İstanbul'un seslerini belgesel bir dille beyazperdeye taşıyan Fatih Akın'ın yeni filmi, her yıl 21 haziranda düzenlenen müzik festivali kapsamında MK2 sinema salonunda gösterildi.

Akın, gösteri öncesinde kısa bir konuşma yaparak, İstanbul'da filmi nasıl çektiğini anlattı ve davetlilerin sorularını yanıtladı.

Farklı dallardaki sanatçıların müziğiyle katkıda bulunduğu ve 'Türkiye portresi' olarak değerlendirilen filmde, Beyoğlu'ndaki 'farklı' yaşam biçimlerinden tasavvuf müziğine kadar geniş bir yelpaze konu ediliyor.

Sezen Aksu, Orhan Gencebay ve Müzeyyan Senar gibi Türk müziğinin önde gelen isimleriyle yapılan röportajlar da filme tarihsel bir belge niteliği katıyor.

Film sonrası klarnet ustası Selim Sesler kısa bir konser sundu ve Paris'teki Turizm ve Kültür Müşavirliği tarafından davetlilere Türk yemeklerini tanıtan bir kokteyl verildi.

Akın'ın belgesel filmi, 13 temmuzda Fransa'daki sinemalarda vizyona girecek.

'İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek' (Crossing the Bridge: The Sound of İstanbul), Cannes Film Festivali'nde gösterilmiş ve büyük beğeni toplamıştı.

http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/haber_detay.asp?PID=120&HID=1&haberID=106187

sbuffy
23-06-05, 19:47
Swingle Singers' ilk kez İzmir'de

Grup, 3 temmuz pazar günü 21.30'da sahne alacak

Dünyanın en ünlü vokal topluluklarından 'Swingle Singers', Çeşme Açıkhava Tiyatrosu'nda konser verecek.

Dünyanın pek çok yerinde 4 bini aşkın konser veren vokal topluluğu 'Swingle Singers', 3 temmuz pazar günü 21.30'da sahne alacak.

Biletler İzmir'de D&R Alsancak, Bornova ve Agora mağazaları, Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu, Çeşme Müzesi, Altınyunus Otel, Ilıca Otel, Pırıl Otel, Grand Otel Ontur'da 24 haziranda satışa sunulacak.

Türkiye Tanıtım Araştırma Demokrasi ve Laik Oluşum Vakfı (TÜLOV) ve Vokaliz Organizasyon tarafından gerçekleştirilecek konserin bilet fiyatları 25, 15 ve 10 YTL olarak belirlendi.

Konserde, ünlü Tenor Hakan Aysev de iki şarkıyı grupla birlikte seslendirecek. Geniş repertuvara sahip grup, klasik müzikten caza, film müziklerinden 'Beatles' bestelerine kadar çok geniş repertuvarıyla tüm dünyada büyük beğeni kazanan bir topluluk.

1963'ten bu yana popülaritesini korumayı başaran topluluk, bugüne kadar beş 'Grammy Ödülü' de aldı.

Paris'te kurulduğu ilk yıllarda Barok müziği savunan grup, modaya uygun müzik türlerini de repertuvarına ekledi.

'Swingle Singers', orkestra uvertürleri, popüler big band parçaları, pop klasiklerinin orijinal düzenlemeleri, film müzikleri ve halk şarkılarını da seslendiriyor.

Repertuvarıyla geniş dinleyici kitlesine ulaşmayı başaran grup, opera tutkunları ile pop müzik hayranlarını buluşturuyor.

'Swingle Singers', 1963 yılında çıkardıkları ilk albümü 'Jazz Sebastien Bach'tan bu yana, her kıtada konserler verdi.

Geride bıraktıkları 40 yılda 50 albüm çıkaran ve 4 bine yakın konser veren grup, kurucuları Ward Swingle'ın hayallerinin ötesinde bir üne kavuştu.

http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/haber_detay.asp?PID=118&HID=1&haberID=106144

spikey
23-06-05, 19:53
spikey yanlız değilsin;) çektiği filmleride kendisinide çok itici geliyor ama sevenleride mutlaka olacağı için bu haberi koymakta yarar var dimi ama:D


kesinlikle..tam gaz dewam et sen..süper gidiosun...

sbuffy
23-06-05, 19:58
Oyuncularından 'Batman Begins'
Reha Erus/CNN TÜRK/Roma

'Batman Begins' adlı filmin oyuncuları Morgan Freeman, Christian Bale ve Katie Holmes ile yönetmeni Christopher Nolan filmi, CNN TÜRK'te yayınlanan Afiş programına anlattı.

Michael Caine, Gary Oldman, Liam Neeson, Tom Wilkinson'ın da rol aldığı film, geçtiğimiz cuma günü vizyona girdi.

İlk kez ne zaman Batman filmi izlediniz ya da çizgiromanı okudunuz?

Morgan Freeman: "Yaklaşık yedi yaşındayken 1944 gibi.."

Hoşunuza gitti mi?

Morgan Freeman: "Evet tabii. Ben bir çizgiroman hayranıydım. Bu yüzden karakterlerin çoğunu bilirim."

Batman'a karşı özel birşeyler hissediyor muydunuz?

Morgan Freeman: "O zamanlar vardı diyemeyeceğim. Çünkü daha sonra yetişkin olduğumda Batman'e ilgi duymaya başladım. Sonra film sayesinde daha da gelişti."

"Çünkü filmi izlediğinizde bazı şeylerin farkına varıyorsunuz. Burada karşımıza bir 'süper kahraman' yerine özel eğitimi dışında hiç bir özel yeteneği olmayan biri çıkıyor."

"Böylece diğerlerinden farklı bir yerde duruyor. Çünkü o da bir insan. O Bruce Wayne. Olay bu. Biz Bruce Wayne'nin neden bu kişi olduğunu ve kim olduğunu biliyoruz."

Peki ya Lucias Fox?

Morgan Freeman: "Lucias biraz daha şanslı. O Wayne endüstrinin sadık bir çalışanı. Uzun zamandır orada ve iyi bir durumda. Çünkü kendini adıyor ve işini bırakmıyor."

Peki ya Mandela? Mandelayı oynamak istiyormuşsunuz? Bu sizin için bir amaç mı?

Morgan Freeman: "Evet kesinlikle. Uzun yıllardır bunu planlıyoruz ve görünüşe göre önümüzdeki yılın başında çekeceğiz."

Batman'le ne zaman tanıştınız?

Christopher Nolan: "Batman'i ilk kez bir TV dizisinde gördüm. Bir yetişkin olarak Batman'i aptalca ve gerçekdışı bulabiliyorsunuz."

"Fakat beş yaşında bir çocuk olarak ciddiye alıyorsunuz. Yıllar geçtikçe çizgiromanları ve kitapları da okumaya başladım ve çok sevdiğim bir karakter haline geldi."

Bütün filmleri gördünüz mü?

Christopher Nolan: "Çok eski birkaçı dışında hepsini gördüm. Yenileri arasında ilk üçünü izledim."

Oyuncuları nasıl seçtiniz?

Christopher Nolan: "Christian Bale'in etrafında epik bir oyuncu kadrosu yaratmaya çalıştım. Onda izleyicileri ikna etme yeteneği olduğunu gördüm."

"Christian'da kendini bir süper kahramana dönüştürme gücü var. Gözlerinde bu ateşi görebiliyorsunuz. Onun dışında hep en iyi isimleri seçtik. En ufak rollerde bile ünlü yüzler var."

"Bence bu rüya gibi bir oyuncu kadrosu. Michael Caine'le çalışmak bir rüyanın gerçek olması gibiydi. Onun oyunculuk kapasitesi çok yüksek."

Özel efektler hakkında neler söyleyeceksiniz?

Christopher Nolan: "Mümkün olduğunca fazla gerçekçi özel efekt kullanmaya çalıştık. Böylece kurgu sırasında da fazla güçlük çekmedik. İkna edici bir süreklilik kurmaya çalıştık. Umarım başarabilmişizdir."

Eğer şu anda Batman'in gücüne sahip olsaydınız ne yapmak isterdiniz?

Christopher Nolan: "Sanırım Batman'in yaptığı şeyleri yapardım. Çünkü karakterlerle özdeşleşebiliyorum. Batman kötülüklerin, yolsuzlukların karşısında duruyor. Toplumumuzdaki negatif güçler bunlar."

Filme hazırlık aşamasında ne tür fiziksel çalışmalar yaptınız?

Christian Bale: "Çoğu insandan daha fazla hazırlık yapmak zorunda kaldım. Çünkü daha önce oynadığım filmde çok fazla kilo vermiştim."

"Vücudumda hiç kas falan kalmamıştı. Beni kadroya aldıkları günden sonra antremana başladım. Tek bir şınav bile çekemiyordum. O kadar zavallıydım. Film mümkün olduğu kadar gerçekçi olmalıydı."

"Cılız bir Batman olamaz. Batman fiziksel olarak güçlü, yetenekli ve yeterli görünmeli. Çünkü onun süper güçleri yok. O yüzden filmde gördüğünüz herşeyi yapıyor görünmeli. Yeterince antreman yapmalıydım ki onun gibi olabileyim."

Siz ortalama 40 kilo verdiğiniz ve sonra bunu geri alabildiniz. Metobolizmanızda bir değişilik olmadı mı?

Christian Bale: "Zayıfken kendimi çok sakin hissediyordum. Zihinsel olarak çok iyi bir yerdeydim. Enerjim dışında. Tekrar yemeye başladığımda sinirli halime geri döndüm. Ama daha iyi hissetmeye başladım. Bu benim karakterime daha çok uydu."

Bir doktora ya da diyetisyene başvurdunuz mu?

Christian Bale: "Hayır tamamen kendi irademle."

Peki ya özel efektler? Nasıl Batman gibi uçabildiniz?

Christian Bale: "Özel efekt olarak çok az CGI kullandık. Çok fazla hazırlık yaptık. Filmde gördüğünüz bütün dövüş sahnelerini gerçekleştirebildik. Karşımdakine saldırdım."

"Ve yorulduğumda o bana saldırdı. Ve o yorulduğunda da ben. Filmi çekmeden önce kablolarla çok çalıştım. Havada ters asılı kalarak, dönerek farklı etkiler yaratmaya çalıştım."

"Dublörüm kablolarla çalışırken kaza yaptı, yere olan uzaklığı yanlış hesapladılar ve dublörün yüzü yere çarptı. O zaman yapımcılar beni riske atmayarak bu hareketi yapmamamı istediler. Bu yüzden kablolarla istediğim kadar çalışma yapamadım."

Rachel kim?

Katie Holmes: "Rachel, Bruce Wayne'nin çocukluk arkadaşı. Bruce'la birlikte büyüdü. Wayne malikanesindeki uşaklardan birinin çocuğu."

"Bir D. A. asistanı oldu. Çok güçlü bir bayan. Gerçekten güvenilir biri. Bu hoşuma gidiyor. O bir bakıma Bruce'un ahlaki bilinci. İyi bir arkadaş olarak yapması gerekeni yapıyor."

"Bruce'a karşı çok dürüst. Harika bir karakteri canlandırdığımı düşünüyorum. Onun çok güçlü ve bağımsız yapısını çok sevdim. Tıpkı Batman gibi."

Eğer Batwoman olma gücünüz olsaydı, şu anda nasıl bir hayatınız olsun isterdiniz?

Katie Holmes: "Hayatımı çok seviyorum."

Sinemayı nasıl seçtiniz?

Katie Holmes: "Sinemayı nasıl mı seçtim? Sinemanın bir parçası olduğum için çok ayrıcalıklı hissediyorum. Ve çok seviyorum."

"Hikayenin bu şekilde anlatımını çok seviyorum. Sinemada bir çok oyuncu bir araya geliyor ve tek bir sahne bile çok emek istiyor. Bu yüzden sinemanın içinde olduğum için minnettarım."

Hayatınızın bu günlerinden mutlu musunuz?

Katie Holmes: "Evet. Çok mutluyum. Çok mutluyum."

'Her kadın evlenmeyi hayal eder' demiştiniz. Sizce zamanı geldi mi?

Katie Holmes: "Aslında bunu kendi aramızda konuşmalıydık. Ama o rüyalarımın erkeği ve o dünyadaki en muhteşem erkek. Kendimi dünyanın en şanslı kadını gibi hissediyorum."

http://www.cnnturk.com/images/galeri/uclu2galery2506.jpg
http://www.cnnturk.com/images/galeri/freemnagalery2506.jpg
http://www.cnnturk.com/images/galeri/aholmesg2406.jpg

http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/haber_detay.asp?PID=120&HID=1&haberID=106194

sbuffy
23-06-05, 20:09
Yeşilçam klasikleri dünyayı güldürüyor

'Hababam Sınıfı'nın ilk filmi, dünyanın 'en iyi üçüncü komedi filmi'

http://www.cnnturk.com/images/ks/hababamhbr2206.jpg

Yönetmen Ertem Eğilmez'in imzasını taşıyan komedi klasiği 'Hababam Sınıfı' serisinin 1975 yapımı ilk filmi, dünyanın en iyi üçüncü komedi filmi seçildi.

İnternetteki 'imdb' sitesinde onbinlerce sinema izleyicisinin katıldığı oylamada 'Hababam Sınıfı', izleyicilerden '10' üzerinden '8.5' not aldı.

Rıfat Ilgaz'ın eserinden beyazperdeye uyarlanan 'Hababam Sınıfı' serisinin ilk filmini Ertem Eğilmez yönetti.

Filmde, Kemal Sunal, Münir Özkul, Tarık Akan, Adile Naşit, Şener Şen ve Halit Akçatepe rol aldı.

'Hababam Sınıfı' serisinin diğer filmleri ise 1976'da 'Hababam Sınıfı Uyanıyor', 1977'de 'Hababam Sınıfı Tatilde', 1978'de 'Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor'.

Geçtiğimiz yıl da 'Hababam Sınıfı Merhaba' ve bu yıl 'Hababam Sınıfı Askerde' adlı filmler vizyona girdi.

http://www.cnnturk.com/images/kultur_sanat/hababam3hbr2206.jpg

Kemal Sunal'ın başrolünü üstlendiği 'Tosun Paşa' da listede 18'inci sırada yer aldı.

Film, uşağı olduğu Tellioğlu ailesine 'Yeşil Vadi'nin verilmesi için Mısırlı Tosun Paşa'nın yerine geçen Şaban'ın komik macerasını anlatıyor.

Listede birinciliği yönetmen Stanley Kubrick'in imzasını taşıyan 'Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb' adlı 1964 yapımı film kazandı. Film, '8.7' oranında oy aldı.

Ünlü Fransız oyuncu Audrey Tautou'yu şöhrete kavuşturan 'Amelie' ise listede ikinci oldu.

Dünyanın en iyi 30 komedi filmi:

1- 'Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb' (1964)
2- 'Fabuleux destin d'Amelie Poulain' (2001)
3- 'Hababam Sınıfı' (1975)
4- 'Modern Times' (1936)
5- 'Singin' in the Rain' (1952)
6- 'City Lights' (1931)
7- 'Some Like It Hot'
8- 'The General' (1927)
9- 'Mr. Smith Goes to Washington' (1939)
10- 'The Apartment' (1960)
11- 'Monty Python and the Holy Grail' (1975)
12- 'The Great Dictator' (1940)
13- 'The Sting' (1973)
14- 'Simon' (2004)
15- 'Kin-Dza-Dza' (1986)
16- 'Vita e Bella' (1997)
17- 'It Happened One Night' (1934)
18- 'Tosun Pasa' (1976)
19- 'Duck Soup' (1933)
20- 'To Be or Not to Be' (1942)
21- 'Annie Hall' (1977)
22- 'The Incredibles' (2004)
23- Filantropica' (2002)
24- 'The Gold Rush (1925)
25- 'Homem Que' Copiava
26- 'Finding Nemo' (2003)
27- 'Sullivan's Travels' (1941)
28- 'The Philadelphia Story' (1940)
29- 'The Kid' (1921)
30- 'Bringing Up Baby' (1938)

http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/SINEMA/haber_detay.asp?PID=120&HID=1&haberID=105700

sbuffy
23-06-05, 20:18
Live 8 konser serisi NTV’de canlı!

Yoksul Afrika ülkelerine destek için düzenlenen tüm zamanların en büyük konser zinciri Live 8, NTV’den canlı yayınlanacak. 2 Temmuz’daki konser serisinin Londra ayağında, Pink Floyd 20 yıl aradan sonra tam kadro sahne alıyor.
LONDRA - Berlin, Roma, Londra, Philadelphia, Paris ve Barrie kentlerindeki konserlere katılacak isimler de netleşmeye başladı. Madonna, Elton John, Brian Adams, Celine Dion, REM, Cold Play, The Cure, Sting, Maroon 5, Paul Mc Cartney, Stevie Wonder, U2, Robbie Williams, Duran Duran ve A-Ha gibi grup ve sanatçılar bu kez yoksul Afrikalılar’a yardım için sahneye çıkacak ve şarkılarını G-8’e karşı seslendirecekler.

http://www.ntvmsnbc.com/news/329929.asp

spikey
23-06-05, 20:54
aaaaa resmen sok oldum ya!!hababam sınıfı haberi walla sok etti beni..ama haklı bi karar olmus bence!! :)

yalniz_kurt
24-06-05, 14:54
Akademi Oscar kurallarını sıkılaştırıyor!




Amerikan Sahne Sanatları ve Bilimleri Akademisi, Oscar heykelciğine hak etmeyen birinin sahip olmasının önüne geçmek için 'En İyi Film' ve 'En İyi Şarkı' kategorilerinde yeni düzenlemelere gitti. Buna göre, birden fazla yapımcının imzasını taşıyan filmler, hangi yapımcıların filmin ortaya ortaya çıkması için esas katkıyı yaptığını belirlemek üzere bir soruşturmaya tabi tutulacak.




Amerikan Sahne Sanatları ve Bilimleri Akademisi, filmlerin jeneriklerinde, yapımcılarla ilgili bölümü daha sıkı denetim altına alarak, böylece En İyi Film Oscarı kazanan isimleri sınırlamaya karar verdi. Daha önce, jeneriğinde dörtten fazla yapımcının yer aldığı filmlerin başvurularını kabul etmeden önce, yapım koşullarıyla ilgili sıkı bir soruşturmadan geçiren Akademi, bundan sonra birden fazla yapımcının imzasını taşıyan her filme aynı prosedürü uygulayacak ve başvuranlardan gerçekten hangi yapımcının ya da yapımcıların filmin yapımında hayati katkıyı sağladığını kanıtlamalarını isteyecek. Bu soruşturmanın ardından, Akademi içinde faaliyet gösteren Yapımcılar Üst Komitesi, filmin maledilmesi gereken yapımcıların kimler olduğunu belirleyecek. Böylece, kazanan filmin Oscar heykelciklerine kimin sahip olacağını yapımcıları değil Üst Komite belirlemiş olacak.

Akademi Başkanı Frank Pierson yaptığı açıklamada "amacımız, sadece ABD'de değil, dünya çapında verilen en prestijli ödüllerden birine, gerçekten hak etmeyen birinin sahip olmasının önüne geçmek" derken, Akademi Genel Yönetmeni Bruce Davis, hangi yapımcıların filmin sahibi olarak belirleneceği konusunda Amerikan Yapımcılar Birliği'nin kriterlerini uygulayacaklarını söyledi. Yine de bu kararın özellikle yapımcılar tarafında çok ses getireceğini şimdiden kestirmek zor değil.

Diğer yandan, benzer bir uygulama 'Orijinal Şarkı' kategorisinde yarışacak eserlere de getirildi. Buna göre, bir şarkıyla Oscar heykelciği alabilecek isimler en fazla üçle sınırlandı. Ancak sınırlama bununla da kalmıyor. Şöyle ki, şarkının iki yazarı varken herhangi bir soruşturma yapılmadan iki heykelcik sahiplerine verilecek, ancak üç yazarlı bir şarkı söz konusuysa, üçünü ödülün sahibi olacak yazarın, şarkının ortaya çıkmasında diğer iki yazar kadar katkıda bulunduğunu kanıtlaması istenecek.

Bu yıl 78. kez verilecek Oscar adayları 2006'nın Ocak ayında açıklanacak. Ödüller ise 5 Mart'ta Kodak Theatre'da gerçekleştirilecek geleneksel törenle sahiplerini bulacak.

yalniz_kurt
24-06-05, 14:55
Angelina'nın erkekleri 'barış' yapacak!


Başrol oyuncularının aşk söylentileriyle öne çıkan "Bay ve Bayan Smith gişede hala büyük ilgi görürken Brad Pitt yeni imzaladığı film projesinde ünlü aktristin eski kocası Billy Bob Thornton ile birlikte rol alacak. Şaka gibi ama "Nehir Gibi Barış/Peace Like a River " adlı film komşularıyla osorunları ölümcül boyuta ulaşan evli bir çifti, yani bir evliliğin yıkılışını anlatıyor.




Önce başrol oyuncuları Brad Pitt ile Angelina Jolie'nin sette alevlenen aşk dedikodularıyla öne çıktı "Bay ve Bayan Smith. Ardından Hollyywood'un 'altın çifti Brad Pitt ile Jennifer Aniston'un ayrılığı da Angelina Jolie'ye maledildi. İki oyuncu da konuyla ilgili bu güne kadar bir açıklama yapmadı.

Halen gösterimde olan "Bay ve Bayan Smith gişede hala büyük ilgi görürken Brad Pitt yeni imzaladığı film projesinde ünlü aktristin eski kocası Billy Bob Thornton ile başirolü paylaşacak. "Nehir Gibi Barış/Peace Like a River " adlı film komşularıyla osorunları ölümcül boyuta ulaşan evli bir çifti anlatıyor.

Kısaca bir evliliğin yıkılışını anlatan film, Leif Enger'in büyük ilgi gören aynı adlı kitabından uyarlanıyor.

yalniz_kurt
24-06-05, 15:01
Sandra Bullock
Cici kız imajını bir kenara mı koyuyor?



'Komşu kızı' sıradanlığı, yakınlığı ve sıcaklığıyla bir anda Hollywood'un en önemli ve pahalı kadın starlarından birisi oldu. “Çarpışma” ile sinemalarımızda boy gösteren Sandra Bullock'tan söz ediyoruz. Yaşamını hafifçe irdelerken opera, B türü filmler ve 'cici kız' olmak üzerine birçok şey keşfettik...




Milyonlarca dolarlık bir Hollywood starı… Ancak biraz başına buyruk yaşadığı ve dahil olduğu pırıltılı camianın kurallarını pek takmadığı biliniyor.
Yarı Alman, yarı Alabamalı Sandra Bullock Washington D.C. doğumlu.
Çocukluğunun büyük bir bölümü şarkıcı annesinin Avrupa turneleri dolayısıyla yeni dünyadan uzakta geçmiş. Yıllar sonra, operada annesi vesilesiyle sahneye çıkıp ilk deneyimini yaşamasını şöyle anlatıyor: “Her operada pis bir çingene çocuk olur, işte o bendim.” Okula başladıktan sonra bu gezici-hayat Bullock için bir sıkıntı kaynağı olmaya başladı ve genç oyuncu kendisini güzelliğe ve bakımlı olmaya verdi. Washington'daki okulunda bir amigo kız oldu; elbette annesi çok üzüldü buna.


http://www.sinema.com/pic/yazilar/haziran05/sandrayaziici.jpg


Broadway!

Doğu Karolina Üniversitesi’ne girdi sonra. Burada aklını başına toplayıp drama dersleri almaya başladı. 1985 yılında Bullock artık bir oyuncu olarak kariyer yapmanın zamanı geldiğini düşündü ve 1985 yılında Broadway'in yolunu tuttu. Burada ünlü drama hocası Sanford Meisner'la çalıştı, dersler aldı, bir yandan da para kazanmanın yollarını düşünmeye başladı. Eh sevgili okuyucular, ne söyleyebiliriz? Haklısınız! Bir gece klubünde barmenlik yapacaktı, bardaklara içkiler koyacak, kamuyu mutlu edecekti.
Bir yandan da oyunculuk konusunda yol almaya çabalıyordu. Broadway-dışı bir prodüksiyon olan “No Time Flat”ın eleştirisini yazmak için bilgisayarının karşısına oturan John Simon tiyatro konusunda herkesin sözüne güvendiği bir isimdi ve o akşam keyfi yerindeydi. Bullock'un performansını övdüğü yazısı olmasaydı, belki biz de bu yazıyı yazıyor olmayacaktık.

http://www.sinema.com/pic/yazilar/haziran05/sandrayaziici2.jpg

Griffith'in TV versiyonu

Neyse, Bullock diyorduk: Bullock biraz sevimsiz bir isim, neyse ki Sandra daha güzel. Sandra bu eleştirinin yayınlandığı gazeteyi hep sakladı, hatta kendisiyle ilgili eleştirinin yayımlandığı köşeyi makasla ve itinayla kesti. Artık hep onunla dolaşıyordu tıpkı eli boş gezmeyen Linus gibi. Oyuncu ajansları vardır ya; onlardan birisinde çalışan bir adam ikna oldu ve Sandra'yı kabul etti. Böylece televizyon macerası başladı, “Bionic Showdown: The Six-Million-Dollar Man and the Bionic” isimli, ismi kadar kötü bir filmle. Ama bir yıl sonra, Amerikan sinemasının sol görüşlü ve her zaman keyifli filmler yapan Mike Nichols isimli şirin adamının “Working Girl” filminde Melanie Griffith'in (“Celebrity”de Kenneth Branagh'a oral seks yapan komik sesli sarışın kadın) canlandırdığı karakteri, NBC için, filmin televizyon versiyonunda canlandırması istenince Sandra'nın keyfi yerine geldi. Ancak; sadece altı bölüm süren bu dizi (kötü bir fikirdi zaten), başarısızlığın karanlık ağırlığını Sandracığımızın minik omuzlarına yükledi ve tıpkı para kazanmak için aklını satmayı reddeden zekiler gibi o da işsiz işsiz dolaştı sokaklarda.

B tipi filmler ve Demolition Man

B-film dedikleri, bir seçimden çok zorunluluk olabiliyor bazıları için. Eh, parası kalmamış, ne yapsın, B-film yapsın! “Love Potion No. 9”: isim itibariyle Ed Wood'un “Plan 9 From Outer Space”'ini çağrıştırıyor, ama sanmayız ki o kadar görkemli olsun. Sandra için önemli değildi, o aldığı paraya baktı: sonuçta para kazanmıştı işte. Filmin setinde Tate Donovan'la tanıştı, ona aşık oldu, vesaire, vesaire.

Sandracığımızı üne kavuşturan film “Speed”'dir ama ondan öncesini de unutmamak gerekir: “Demolition Man” (Sting'in söylediği aynı adlı şarkıyı da severiz, belirtelim).

http://www.sinema.com/pic/yazilar/haziran05/sandrayaziici3.jpg

Hız Tuzağı

“Demolition Man”'in dünyası çok sterildi: küfür etmek de yasaktı, seks yapmak da. Bu korkunç dünyada Sandra'nın bir kadın olması, güzel bir kadın olması, güzel ve duruma hakim bir kadın olması, güzel ve duruma hakim ve yol gösterici bir kadın olması izleyicinin filmi sevmesinde önemli yer tutar, kuşkusuz.

Görüntü yönetmenliğinden gelme Jan De Bont, kötü bir yönetmendir, bilenler bilir. Tipik bir orta-sınıf Amerikan sıkıcılığıyla, mesela John Woo'nun yaratıcılığına asla ulaşamamıştır, kendini çok ciddiye alan sıradan görüntüleri ve öyküleri vardır. Ama “Speed” her şeye rağmen sürükleyici bir film: hikâye sürüklüyor. Sandra bu filmle izleyicilerin aklına giriyor, herkes Keanu ile Sandra'yı birbirine yakıştırıyor, bilirsiniz.


Cici kız filmleri
Sonra başka bir film geldi, cici-kız filmlerinin en ünlülerinden: “While You Were Sleeping”. “A Time to Kill”de cici-kızdan sıyrılıp zeki avukat olayım dedi, ama Kiefer Sutherland (ki kendisi Federico Fellini'nin “Casanova”sı Donald'ın oğludur) ve diğer faşist beyazlar ona neredeyse tecavüz edeceklerdi, ucuz kurtuldu, ama bir daha da zeki-avukat-kız olmadı. 1998 yılında kameranın arkasına geçti, “Making Sandwiches” isimli bir film çekti. Lezzetli duruyor ama yiyemedik henüz. Buralara uğrayacağı da yok anlaşılan.
Ernest Hemingway hep “En iyi bildiğiniz konu hakkında yazın” derdi ve Amerikan sineması da iyi bilmediği konularda film yapmakta ısrarlıydı. Mesela “A Farewell to Arms”; Chris O'Donnell Hemingway, Sandra hemşire rolünde. Peşinden gelen “Speed 2”, “Practical Magic”, “Forces of Nature” filmlerinde sırasıyla: hız tuzağı konusunda deneyimli kız, büyücü İngiliz kız ve sonunda, evet sonunda sayın okuyucular, başına buyruk, özgürlüğüne düşkün, nişanlı bir adamı bağımsızlığıyla baştan çıkaran kız rolündeydi! “Güzel Dedektif” ile önce çirkin ve 'erkeksi' bir dedektifken dünya güzeli bir kadına bile dönüştü. Geçtiğimiz yıllarda “Adım Adım Cinayet” ve “Aramızda Kalsın” filmleriyle buralara da uğrasa, “Speed” dönemindeki heyecanı yaratmaktan oldukça uzaktı. “Aşka İki Hafta”da Hugh Grant’le olan rol arkadaşlığı da Keanu Reeves’le olan kadar verimli bir sonuç ortaya çıkarmasa da, unutulmaya başlayan yüzünü bir süreliğine de olsa gündeme taşıdı. “Güzel Dedektif 2: Silahlı ve Cazibeli” ise bize, aktris için iki kötü haber veriyordu:
1) Yapımcılar Bullock'un cici kızlığını çoktan kaybettiğini henüz fark etmemişler.
2) Bullock, iyi bir senaryo teklifi alma konusunda iyice sefilleri oynamaya başladı.
Ancak işin öyle olmadığını, Paul Haggis'in ilk filmi "Çarpışma"yla gördük. Bu filmde küçük ama iddi bir rolde yer alan Bullock, bölge savcısının eşi olarak maddi açıdan sıkıntısı olmayan, ama yaşadığı bir hırsızlık olayı sonucu kendi kötücül yanlarını keşfeden ve hayatta hiç dostu olmadığını gören bir kadını canlandırıyor. Irkçılığı konu alan filmle ilgili Bullock gayet aklı başında cümleler ediyor: "Bu filmi izledikten sonra, kendinizden bir parça görmüyorsanız, yalancısınız, kesinlikle yalancısınız. Burada kendinizden bir parça görmüyor ve bunu kabullenmiyorsanız, demek ki görme zamanınız henüz gelmemiş."

http://www.sinema.com/pic/yazilar/haziran05/sandrayaziici4.jpg

Ne diyelim... Her ne kadar zaman zaman böyle ciddi karakterleri calandırsa da herkes onu 'cici kız' imajını hatırlayarak seviyor, sevmeye devam edecek.

yalniz_kurt
24-06-05, 15:33
2005'te gösterime girenler...





31 Aralık 2004
Kahraman / Hero
Aşka Davet / Shall We Dance
Yeniyıl / Noel
Napolyon'un Sırrı / Monsieur N.

7 Ocak 2005
Bulutları Beklerken
Gönül Yarası
Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum / Crying Out Love in the Center of the World

14 Ocak 2005
Hababam Sınıfı 'Askerde'
İnanılmaz Aile / The Incredibles
Kutup Ekspresi / The Polar Express

21 Ocak 2005
Hırsız Var!
Ağlayan Çayır / Trilogy : The Weeping Meadow
Alacakaranlık Samurayı / The Twilight Samurai
Akasya / Acacia

28 Ocak 2005
Şans Kapıyı Kırınca
Talihsiz Serüvenler Dizisi / Lemony Snicket's A Series of Unfortunate Events
Olga'nın Topuzu / Olga's Chignon


4 Şubat 2005
Meleğin Düşüşü
Ocean's Twelve
Dönüş / The Return / Vozvrashcheniye
Travma / Trauma

11 Şubat 2005
Hayalet Sesler / White Noise
Zor Baba ve Dünür / Meet the Fockers
İçimdeki Deniz / The Sea Inside
Bebek / Seed of Chucky

18 Şubat 2005
Eğreti Gelin
Göklerin Hakimi / The Aviator
Düşler Ülkesi / Finding Neverland
Sideways
Ekip 49

25 Şubat 2005
Milyonluk Bebek / Million Dollar Baby
Ray
Silver City / Gümüş Şehir


4 Mart 2005
Pardon
Daha Yaklaş / Closer
Anka'nın Uyanışı / Flight of the Phoenix
Makinist / The Machinist
Solino
İpler / Strings

11 Mart 2005
Anlat İstanbul
Balans ve Manevra
Steve Zissou ile Suda Yaşam / The Life Aquatic with Steve Zissou
Bolluk Ülkesi / Land of Plenty
Constantine

18 Mart 2005
Gelibolu
The Ring Two / Halka 2
Kinsey
Hitch : Aşk Doktoru / Hitch

25 Mart 2005
Parlayan Hançerler / House of Flying Daggers / Parlayan Hançerler
Çöküş / Downfall
Un Long Dimanche de Fiançailles / A Very Long Engagement / Kayıp Nişanlı
Robotlar / Robots


1 Nisan 2005
Saklambaç / Hide and Seek
Güzel Dedektif 2 / Miss Congeniality 2 : Armed and Fabulous
Karşınızda Peter Sellers / The Life and Death of Peter Sellers
İmparatorun Yolculuğu / The Emperor’s Journey - La Marche De L’empereur

8 Nisan 2005
Komando Dadı / The Pacifier
Yolda
Gelinim Olur musun? / Bride & Prejudice
Baskın / Hostage
Aldatan Yürek / The Heart Is Deceitful Above All Things

15 Nisan 2005
Sakin Ol / Be Cool
Ayın Karanlık Yüzü
O Şimdi Mahkum
Karşı Daire / The Other Side of the Street
Minik Fil / Heffalump Movie

22 Nisan 2005
Çevirmen / The Interpreter
Ella / Ella Enchanted
Gün Batarken / After the Sunset
Melinda and Melinda
Yaradılış : Büyük Sır - Nereden Geliyoruz? / Genesis
Futbol Sevdası / Shooting Star
Dayanılmaz Aşk / Enduring Love
Müziğimiz / Notre Musique

29 Nisan 2005
İki Genç Kız
Koro / Les Choristes
Luther


6 Mayıs 2005
Cennetin Krallığı / Kingdom of Heaven
Kebab Connection
Ölümcül Çözüm / Le Couperet
Cursed / Lanet
Kaplumbağalar da Uçar / Turtles can Fly

13 Mayıs 2005
Gece 11:45
Boogeyman / Karabasan
Babamın Kabusu / In Good Company
Torremolinos 73 / Büyük Yönetmen
Sünger Bob Kare Pantolon / The SpongeBob SquarePants Movie
Vodka Limon / Vodka Lemon

20 Mayıs 2005
Star Wars : Bölüm III - Sith'in İntikamı / Star Wars: Episode III - Revenge of the Sith
Les Revenants / Geri Döndüler
Eros

27 Mayıs 2005
Kurtlar İmparatorluğu / L'Empire des loups
Aşk Gibi Bir Şey / A Lot Like Love
Eğitmenler / The Edukators
Son Kurgu / The Final Cut
Boş Ev / Bin-Jip / 3-Iron
İstanbul Hatırası - Köprüyü Geçmek / Crossing the Bridge: The Sound of Istanbul


3 Haziran 2005
xXx2 / xXx : State of the Union
Vay Kaynanam Vay!.. / Monster-in-Law
Madagascar
Threee… Extremes / Üç… Sıradışı

yalniz_kurt
24-06-05, 15:36
Dünyalar Savaşı'nın galası...

http://www.sinemam.net/resimler/CONTENT/05sinemam/warofworlds/a3c%2Ejpg

Yapımına 135 milyon dolar harcanan, Herbert George Wells uyarlaması, Dünyalar Savaşı / War of the Worlds Tokyo, Londra, Berlin ve Marsilya’daki galalarında seçkin davetlilere sunuldu…

Türkiye’de İthaki ve İzdüşüm yayınevleri tarafından Ali Kaftan ve İclal Başkan Erturan’ın Türkçe çevirileriyle basılan Dünyalar Savaşı'nın romanı insan soyunu yok etmeye gelen uzaylıların Dünya Gezegeni’ni istilasını konu alıyor.

War Of the Worlds'ün dünya sinemalarında gösterilmeye başlanmasının hemen ardından bu filmin yıldızı Tom Cruise, Türkiye sinemalarında 26 Mayıs 2006’da gösterilmeye başlanacak olan Görevimiz Tehlike 3'ün çekimlerine başlayacak…İlk iki Görevimiz Tehlike filminin dünya sinemalarındaki toplam hasılatı bir milyar doları geride bırakmıştı…

Tom Cruise bu arada üçüncü kez evlenmeye hazırlanıyor…Cruise, Dawson’s Creek TV dizisinin de oyuncusu olan Katie Holmes’a 17 Haziran 2005 Cuma sabahı Paris’teki Eyfel Kulesi’nde evlilik teklifinde bulundu…Tom Cruise, daha önce Mimi Rogers ve Nicole Kidman ile evlenip-boşanmıştı…

Katie Holmes, 18 Aralık 1978 doğumlu…Yönetmen Ang Lee’nin Ice Storm / Buz Fırtınası adlı filmiyle sinemaya adım attı… Batman Başlıyor / Batman Begins adlı filmde de rol alan Holmes, American Pie filminin oyuncusu Chris Klein’la evliliğin eşiğinden dönmüştü…

18 Temmuz 2005’te çekimlerine başlanacak olan Görevimiz Tehlike 3'de de rol alması beklenen genç yıldızın, beyaz perdede rol arkadaşı olmak istediği yıldızlar arasında Brad Pitt, Leonardo DiCaprio ve George Clooney de var…

yalniz_kurt
24-06-05, 15:37
TOM CRUISE UĞRUNA İŞSİZ KALDI


Ünlü aktör Tom Cruise ile ilişkisi genç aktris Katie Holmes'e pahalıya mal oldu. Gişe rekorları kıran ''Batman Başlıyor-Batman Begins'' adlı filmde yarasa adamın sevgilisini canlandıran Holmes, ilişkisi nedeniyle medyatik olduğu gerekçesiyle yeni çekilecek filmin kadrosundan çıkarıldı.

''Batman Başlıyor'' filminin büyük başarısı yapımcıları harekete geçirdi. Aynı ekiple serinin yeni halkasını çekmeyi planlayan yapımcılar, Batman'i canlandıran Christian Bale, evin hizmetkarı Alfred'e hayat veren Michael Caine ve Bruce Wayne'in ortağı Lucius Fox'u canlandıran Morgan Freeman ile yeniden görüşme masasına oturarak anlaşma imzaladı.

Katie Holmes'u ise filmin kadrosundan çıkaran yapımcılar, daha ilk haftasında 46.9 milyon dolarlık rekor gişe başarısına imza atan filmin medyatik Holmes-Cruise ilişkisinin gölgesinde kalmasından çekindi.

Bu nedenle serinin yeni halkasında Holmes'un rol almasını istemeyen Warner Bros. şirketi yapımcıları, ünlü yıldızın avukat Rachel Dawes rolünü yeniden canlandırmasını istemedi. Holmes'un Tom Cruise ile hemen her anı kameralar önünde olan ilişkisi ve ardından filmin gösterime girdiği günlerde yapılan medyatik nişanından rahatsız olan yapımcıların genç yıldızla yollarını ayırdığı belirtildi.

Yapımcıların şu günlerde serinin yeni halkasında ''Joker'' rolünü oynayacak aktör için arayış içinde bulunduğu ifade edildi. Çizgi romandan beyazperdeye uyarlanan Batman'i ilk olarak 1966 yılında Burgess Meredith canlandırdı.

Daha sonra, 1989'da ''Batman'' ve 1992 yapımı ''Batman Returns'' filmlerinde Michael Keaton, 1993'teki ''Batman: Mask of the Phantasm'' adlı filmde Kevin Conroy, 1995'teki ''Batman Forever'' isimli yapımda Val Kilmer ve son olarak da 1997'de çekilen ''Batman and Robin''de de George Clooney, son olarak da Christian Bale ''yarasa adam'' rolünde kamera karşısına geçti.

yalniz_kurt
24-06-05, 15:38
Yedi Usta Yönetmen, Yedi Başyapıt…

http://www.sinemam.net/resimler/CONTENT/05sinemam/tuze/6%2Ejpg

İtalyan Sinemasının Unutulmaz Filmleri Ankara’da… 23-30 Haziran tarihleri arasında İtalyan Sineması’nın Klasikleri'nden oluşan yedi filmlik bir seçki Ankaralı sinemaseverlerle buluşuyor...

Ankara İtalyan Kültür Merkezi, Ankara Sinema Kültürü Derneği ve İtalyan İnşaat firması Astaldi SPA Türkiye Şubesi’nin işbirliği, Radyo ODTÜ, Aras Kargo ve Tüze Grup’un katkılarıyla, 23-30 Haziran tarihleri arasında “İtalyan Sineması’nın Klasikleri”nden oluşan yedi filmlik bir seçki Ankaralı sinemaseverlerle buluşuyor.

Etkinlik kapsamında Avrupa’nın köklü sinema geçmişine sahip İtalyan sinemasının usta yönetmenlerinin başyapıtları bir hafta boyunca beyazperdeye yansıyor.

Programda yer alan filmler, yeni-gerçekçilik akımının sonuna denk gelen dönemle, İtalyan komedisinin “altın” devrini kapsayan dönemde yapılmış, Vittorio De Sica’dan Visconti’ye, Fellini’den Scola ve Bertolucci’ye kadar uzanan usta yönetmenlerin başyapıtlardan oluşuyor.

İtalyan toplumunun değişimini, alışkanlıklarını, erdemlerini yansıtan bu filmler, sahip oldukları anlatım güçleriyle o devrin İtalyan sinemasının unutulmazları arasında yer aldıkları gibi dünya sinemasının da “kültleri” arasına çoktan girmiştir. Ankara Tüze Ankapol Sineması’nda gerçekleştirilecek etkinlikte yer alan tüm filmler Türkçe altyazılı…

Program :

Bir Ülke : İtalya İtalyan Sinemasının Klasikleri 23 - 30 Haziran 2005
Tüze Ankapol Sineması (0 312 419 39 59)


23 Haziran Perşembe 19:00

Günahkar Gönüller / Senso

Yönetmen: Luchino Visconti
Oyuncular: Alida Valli, Farley Granger, Heinz Moog, Rina Morelli, Christian Marquand

1955 İtalyan Sinema Yazarları Sendikası En İyi Görüntü Ödülü

İtalya ve Avusturya arasındaki mücadelenin ortasında kalan Venedik’te, Livia Avusturyalı subay Franz’a âşık olur. Franz ise paraya kavuşmak için sevgili taklidi yapar ve sonra ortadan kaybolur. Bu ayrılıktan yara alan Livia, onu bulup intikamını almaya karar verir...

Birden fazla kamera kullanımına, farklı biçim arayışlarına rağmen film, çok sağlam bir olay örgüsüne sahiptir. Zamanın bütün müdahalelerine karşın, bugün başyapıt olarak sinema tarihindeki yerini almıştır.


24 Haziran Perşembe 19:00

İtalyan Usulü Evlilik / Matrimonio All'Italiana

Yönetmen: Vittorio De Sica
Oyuncular: Sophia Loren, Marcello Mastroianni, Aldo Puglisi, Tecla Scarano

1965 David di Donatello Ödülleri: En İyi Yapım Ödülü
1965 Altın Küre Ödülleri, En İyi Yabancı Film Ödülü
1965 İtalyan Sinema Yazarları Sendikası En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü
1965 Moskova Film Festivali En İyi Kadın Oyuncu Ödülü (Sophia Loren)

Yıllarca Domenico Soriano’nun sevgilisi ve hizmetçisi olan Filumena, onu evliliğe ikna edebilmek için ölümcül hasta taklidi yapar. Tuzağı fark eden Domenico, evliliği bitirmek ister ama kadın ondan çocuğu olduğunu söyler…

Başrollerinde Marcello Mastroianni ve Sophia Loren’in oynadığı film sinema tarihinin vazgeçilmezleri arasında çoktan yerini almış bir komedi filmi. Çekildiği yıl, Altın Küre’de En İyi Yabancı Film Ödülü’nü alan film, İtalya’da hâsılat rekorları kırmıştı.


25 Haziran Cumartesi 16:30 / 28 Haziran Salı 19:00

Sacco Ve Vanzetti / Sacco E Vanzetti

Yönetmen : Giuliano Montaldo
Oyuncular: Gian Maria Volonté, Riccardo Cucciolla, Cyril Cusack, Rosanna Fratello

1971 Cannes Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu (Riccardo Cucciolla)
1972 İtalyan Sinema Yazarları Sendikası En İyi Erkek Oyuncu, Kadın Oyuncu ve Müzik Ödülleri

1920’li yılların Amerikasında Sacco ve Vanzetti adında iki göçmen muhalif düşünceleri nedeniyle ölüme mahkûm edilirler. Yedi yıl süren dava çok tartışmalara yol açar.

İşçi sınıfının mücadelesini yücelten film, İtalyan Sinema Yazarları Sendikası ve Cannes Film Festivali’nde hatırı sayılır ödüller almıştı.


25 Haziran Cumartesi 19:00

Hatırlıyorum / Amarcord

Yönetmen : Federico Fellini
Oyuncular: Pupella Maggio, Armando Brancia, Magali Noël, Ciccio Ingrassia, Bruno Zanin, Giuseppe Ianigro

1974 İtalyan Sinema Yazarları Sendikası En İyi Yönetmen, En İyi Yeni Oyuncu, En İyi Öykü Ödülleri
1974 David di Donatello Ödülleri: En İyi Film ve Yönetmen
1974 Amerikan Ulusal Film Eleştirmenleri Birliği, En İyi Yabancı Film
1975 Akademi Ödülleri, En İyi Yabancı Film Oscar’ı
1975 Bodil Ödülleri En İyi Avrupa Filmi
1975 Fransız Sinema Eleştirmenleri Sendikası, En İyi Yabancı Film Ödülü

İki savaş arasındaki dönemin İtalya’sında Titta ve ailesinin canlı hikâyesi. Ergenliğini doyasıya yaşama isteğinden kaynaklanan portreler ve öyküler.

Güney İtalya lehçesinde 'hatırlıyorum' anlamına gelen Amarcord, çağın büyük sinema ustasının alabildiğine kişisel ve alabildiğine evrensel kılmayı başardığı bir başyapıt olarak yerini alıyor.

1935'lerde Adriyatik kıyısında bir küçük İtalyan kasabasında yaşanan ilk gençlik anılarını işleyen film, bölük-pörçük anıları ustaca izleyenlerin ruhuna işliyor. Film, 1975 yılında En İyi Yabancı Film Oscar’ı da dahil olmak üzere ulusal ve uluslararası festivallerde sayısız ödüller almıştı.


26 Haziran Pazar 16:30 / 29 Haziran Çarşamba 19:00

İnşallah Kız Olur / Speriamo Che Sia Femmina

Yönetmen : Mario Monicelli
Oyuncular: Liv Ullmann, Catherine Deneuve, Philippe Noiret, Giuliana De Sio, Giuliano Gemma, Athina Cenci, Stefania Sandrelli, Bernard Blier

1986 David di Donatello Ödülleri: En İyi Film, Yönetmen, Kurgu, Yapımcı, Senaryo, Yardımcı Erkek ve Kadın Oyuncu Ödülleri
1986 İtalyan Sinema Yazarları Sendikası En İyi Yönetmen, Kurgu ve Senaryo Ödülleri

Neredeyse tamamıyla kadınların yaşadığı, Toskana’da büyük bir çiflik: Elena, Franca, Malvina, Martina. Üç farklı devrin kadınları, erkekler yüzünden acı çekiyorlar, kavga ediyorlar, erkekler ortadan kaybolduğunda da eskisinden daha kuvvetli olarak meydan yine onlara kalıyor...

İtalyan Komedisi’nin en can alıcı filmlerine imza atan yönetmen Mario Monicelli, bu filmiyle, yaşadığı çağın sorumlu ve alaycı bir gözlemcisi olduğunu bize bir kez daha gösteriyor. Başrollerini ise Catherine Deneuve ve Liv Ullmann gibi iki usta oyuncu paylaşıyor.


26 Haziran Pazar 19:00 / 30 Haziran Perşembe 19:00

Aile / La Famiglia

Yönetmen : Ettore Scola
Oyuncular: Vittorio Gassman, Stefania Sandrelli, Fanny Ardant

1987 David di Donatello Ödülleri: En İyi Film, Yönetmen, Kurgu, Senaryo ve Erkek Oyuncu Ödülleri
1987 İtalyan Sinema Yazarları Sendikası En İyi Film, Yönetmen, Yapımcı, Müzik, Kadın Oyuncu, Yardımcı Kadın Oyuncu ve Senaryo Ödülleri

Emekli ve yaşlı bir öğretmen olan Carlo, ailesinin geçmişini hatırlar. Anıları 1906’da çekilen bir fotoğraf vasıtasıyla canlanmaya başlar. Eski bir burjuva ailenin maceraları geri dönüşlerle günümüze kadar uzanır…

Eski ve köklü bir burjuva ailenin reisi olan Carlo’nun öyküsünü, geri dönüşlerle anlatan film, geçmişi ve toplumsal çevresiyle hesaplaşan İtalyanların öyküsünü çarpıcı ve etkileyici bir dille anlatıyor.

Film, İtalya’da büyük yankı uyandırmış, İtalyan Sinema Yazarları Sendikası ve David di Donatello ödüllerinde En İyi Film, Yönetmen, Kurgu, Senaryo, Müzik dalları gibi büyük ödüllerin hepsini toplamıştı.


27 Haziran Pazartesi 19:00

Son İmparator / L'ultimo Imperatore

Yönetmen : Bernardo Bertolucci
Oyuncular: John Lone, Joan Chen, Peter O'Toole

1988 Akademi Ödülleri, En İyi Yönetmen, Sanat Yönetimi ve Set Tasarımı, En İyi Görüntü, Kostüm Tasarımı, Kurgu, Müzik, Ses ve Senaryo Ödülleri de dahil toplam 10 dalda Oscar ödülü
1989 Japon Akademisi En İyi Yabancı Film Ödülü
1989 BAFTA Ödüleri, En İyi Film ve Kostüm Tasarımı
1988 César Ödüleri, En İyi Yabancı Film
1988 David di Donatello Ödülleri: En İyi Film, Yönetmen, Yapımcı, Senaryo, Görüntü Yönetmeni, Kurgu, Kostüm Tasarımı, Yapım Tasarımı, Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülleri
1988 Avrupa Film Ödülleri Jüri Özel Ödülü
1988 Altın Küre Ödülleri, En İyi Film, Yönetmen, En İyi Müzik ve Senaryo Ödülleri
1988 İtalyan Sinema Yazarları Sendikası En İyi Yönetmen, Kurgu ve Yapım Tasarımı Ödülleri

Bernardo Bertolucci’nin, aralarında Akademi ve Altın Küre Ödülleri de dahil yüzlerce ödül alan filmi Son İmparator bütün dünyada ses getirmiştir. Film, 1912 yılında Cumhuriyet rejimi ile yönetilmeye başlayacak Çin’de, henüz 3 yaşındayken son imparator olarak tahta çıkıp, altın bir kafeste yaşayan Pu Yi’nin öyküsünü anlatıyor.


Ayrıntılı bilgi için:

Ankara Sinema Kültürü Derneği

Tel : (0312) 467 2002
Faks : (0312) 466 4824
Web Sitesi : http://www.askfest.org
e-mail : info@askfest.org

sbuffy
24-06-05, 16:01
'Malulen emekli' oldu

http://www.skyturk.tv/images/20050624/muzeyyensenar1.jpg

Kaz dağlarına ve GAP'a yaptığı gezi sırasında zatürreeye yakalanan Müzeyyen Senar'a doktoru, sahne yasağı koydu.

Ünlü sanatçının doktoru Asım Ülhan, Müzeyyen Senar'ın bundan sonra sadece hayır işleri amacıyla birkaç dakika sahnede kalabileceğini söyledi. Bu akşam Harbiye Açıkhava'da, Bülent Ersoy ve Mustafa Sağyaşar ile vereceği konsere katılamayacağı için hayranlarından özür dileyen Senar'ın, Bodrum'daki evinde doktor kontrolünde tedavi gördüğü bildirildi.

DEZAVANTAJI YAŞI

Ayrıca Müzeyyen Senar'ın daha önce sahnede şarkı söylerken başından aşağı dökülen gül yapraklarına basıp kaydığı için bel fıtığı tedavisi gördüğü de öğrenildi. Doktoru, ünlü sanatçının en büyük dezavantajının yaşı olduğunu söylüyor. Ama Dr. Asım Ülhan, 87 yaşındaki Müzeyyen Senar'ın yaşama sevinci hiç kaybetmediğini de sözlerine ekliyor.

Sabah
http://www.skyturk.tv/h_40419_9.html

sbuffy
24-06-05, 16:07
Luc Jacquet'den 'March Of The Penguens'

http://www.cnnturk.com/images/ks/lamarchehbr2206.jpg

Bilim adamlığından film yapımcılığına geçmiş Fransız yönetmen Luc Jacquet'nin 'March Of The Penguens' adlı filmi, Kuzey Amerika'da bu hafta vizyona girdi.

Morgan Freeman'nın seslendirmeye katkıda bulunduğu ve Jacquet'nin penguenlerin hayatına yaptığı büyüsel yolculuğu anlatan belgesel film oldukça zor koşullarda çekildi.

Luc Jacquet, filmi anlattı:

"Elbette bir yıldan fazla bir süre evden uzakta olmamız gerekti. Yapım süreci içinde büyük tartışmalar oldu. Çünkü görüntüleri göremiyorsunuz, sahneleri göremiyorsunuz, Antartika'da plan yapamıyorsunuz, beklemek çok stresli. Bir görüntü stoğu oluşturmaya çalıştık. "

"Morgan Freeman'ın filmin bir parçası olması fikri Warner Bros'a aitti. Morgan Freeman Fransa'da çok ünlüdür. Özellikle 'Million Dollar Baby'nin Fransa'da gördüğü ilgiden sonra bu daha da arttı. "

"Ve o beni çok etkiliyor. Ve onun bizim filmimizde seslnedirme yapmayı kabul etmesi beni sevindirdi. Onun hem uluslararası sinemada hem de ABD sinemasındaki yerine saygı duyuyorum. "

Filmdeki görüntülerse oldukça renkli. Her yazın sonunda tek sıra halinde Antartika'ya doğru yol alan penguenlerin uyum içindeki yürüyüşleri, karınlarının altında taşıdıkları yumurtalarını düşürmemek için gösterdikleri çaba gibi birçok sahne yer alıyor.

Luc Jacquet, amacının bir mesaj iletmek olmadığını anlattı:

"Ben yalnızca bir hikaye anlatmak istedim. Antartika'yı sevenlerden biriyim ve oradan istediğimi alabildiğim için, bir hikaye alabilme fırsatını yakaladığım için şanslıyım. "

"Bu gerçekten büyük bir sorumluluk. Hepsini kendi bakış açıma göre anlattım. İnsanlar bu filmden ne istiyorlarsa alabilirler. Onlara inişleri ve çıkışları olan bir film sundum. "

Gösterildiği yerlerde övgü toplayan belgesel filmin Türkiye'deki vizyon tarihi ise henüz belirlenmedi.

Yönetmenin çektiği penguenlerle ilgili diğer belgesel film 'La Marche de l'empereur' ise geçtiğimiz nisan ayında vizyona girmişti.
http://www.cnnturk.com/KULTUR_SANAT/SINEMA/haber_detay.asp?PID=120&HID=1&haberID=106426

sbuffy
24-06-05, 16:15
Çağan Irmak bu kez aile filmi çekecek

http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/06/24/images/a5.jpg

Yönetmenliğinin yanı sıra senaryosunu da yazdığı 'Çemberimde Gül Oya' adlı diziyle büyük bir başarı yakalayan Çağan Irmak, önümüzdeki günlerde 'Babam ve Oğlum' adlı bir sinema filminin çekimlerine başlayacağını açıkladı. Daha önce de 'Mustafa Hakkında Her şey' adlı sinema filmini yöneten Irmak temmuz sonunda çekimlerine başlanacak olan yapımda 'Çemberimde Gül Oya' ekibinden Özge Özberk, Şerif Sezer ve Mahmut Gökgöz'ün yanı sıra Fikret Kuşkan ve Hümeyra'ya rol vereceğini söyledi. Çağan Irmak dizi kadrosunda yer alan tüm oyuncularla birlikte yola devam edeceğini belirterek 'Onlardan ayrılmayı düşünmüyorum, bu ekiple başka projelerde çalışmaya devam edeceğim. Sinema filmimiz Baba, oğul ve annelerle ilgili bir aile filmi olacak. Komedi ve dram filmi çok bizden kareler içerecek. Türk ailesini anlatan bir film. Son filmim Mustafa Hakkında Her Şey'den farklı bir anlatım yolu seçtik. Kolay okunan, anlaşılan bir film olacak' dedi.

İsmail DEĞİRMENCİ / İSTANBUL

http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/06/24/magazin/magazin5.html

sbuffy
24-06-05, 16:17
Beykoz, ‘Yeşilçam’ seti gibi oldu

İstanbul Boğazı’nın kenarında bulunan ve ormanlık alanlara sahip Beykoz, adeta film setine döndü.
AA

http://www.ntvmsnbc.com/news/198170.jpg

İSTANBUL - Değişik televizyon kanallarında yayınlanan birçok dizinin çekildiği Beykoz, ‘Aliye’, ‘Kurtlar Vadisi’, ‘Melekler Adası’, ‘Savcının Karısı’, ‘Yağmur Zamanı’ ve ‘Yabancı Damat’ gibi sevilen dizilerde tarihi ve turistik mekanlarıyla izleyicilerin karşısına çıkıyor.

Yazın da gelmesiyle dizi yapımcılarının en çok ilgisini çeken ve tercih ettikleri yerlerden biri olan Beykoz’un Göksu Deresi, Anadoluhisarı, Kanlıca, Elmalı Köyü gibi tanınmış mekanlarında çekilen diziler sayesinde bölgenin turistik değeri de tanıtılıyor. Bu arada yerli dizi çekimlerine Anadoluhisarı’ndaki tarihi Nişangâh da eklendi.

Beykoz Belediyesi tarafından bir süre önce restore edilerek açığa çıkarılan ve çevre düzenlemesinin yapılmasından sonra ziyaretçilere açılan tarihi Nişangâh da, film seti olarak kullanılmaya başlandı.

‘BEYKOZ DOĞAL BİR PLATO’
Konuya ilişkin açıklama yapan Beykoz Belediye Başkanı Muharrem Ergül, dizi film çekimleri için tercih edilmesinin Beykoz açısından önemli olduğunu ifade ederek, bu sayede ilçenin kültürel ve tarihi birikiminin görsel imkanlarla kamuoyuna yansıtıldığını söyledi.

Ergül, ‘Beykoz, doğal güzelliği, tarihi ve kültürel yapıları ile adeta doğal bir plato’ diye kaydetti.

http://www.ntvmsnbc.com/news/330366.asp

sbuffy
24-06-05, 16:24
Karınca gibi ezileceğiz!

Uzay yaratıklarıyla ilk filmini 17 yaşındayken yapan usta yönetmen Steven Spielberg ve "Dünyalar Savaşı" serüveni...

(Frank Rose-Wired Dergisi)

http://www.e-kolay.net/sinema/images/war_worldsp2.jpg

Mekan taramasından son kurguya tüm prodüksüyon çalışmaları 10 ayda tamamlanan 130 milyon dolarlık bütçeli "War of the Worlds" (Dünyalar Savaşı) tam anlamıyla dev bir yapım. Hedefi de şimdiden belli: Geçtiğimiz yıl 4 Temmuz haftasında "Spider Man 2" (Örümcek Adam 2)nin ulaştığı altı günde 180 milyon dolarlık rekor hasılatı geçmek.

"Dünyalar Savaşı" edebiyat dünyasında "bilim-kurguyu icat eden" yazar olarak bilinen H.G. Wells'in 1898 tarihli kitabından yapılan üçüncü uyarlama olsa da içerisinde günümüz dünyasının derin kaygısını taşıyor: Günün birinde birinde teknolojik açıdan çok gelişmiş varlıklar tarafından yok edilebiliriz ve aynen bizlerin yerdeki karınca yuvalarını önemsemediğimiz gibi onlar da bizi hiç umursamadan böcek gibi ezebilirler.

Steven Spielberg’in yönettiği “War of the Worlds”, H.G. Wells’in kitabından yapılan üçüncü uyarlama… Ünlü bilimkurgu yazarı 1898 yılında kaleme aldığı kitabında “Mars’ta yaşam olsaydı ve oradaki yaşam dünyamızdakinden çok daha gelişmiş düzeyde olsaydı ne olurdu?” ve “Mars’taki canlılar günün birinde gezegenimizi ele geçirmeye karar verseydiler ne olurdu?” gibi popüler bilimkurgunun bugüne dek sorulmuş en iyi soruları gündeme getirmişti.

Kitaptan yapılan önceki iki uyarlamayı hatırlayalım:

# Orson Welles’in 1938 yılında yaptığı radyo oyununda ilgi çekmek için çok değişik bir taktik uygulandı. Radyo kanalının normal program akışı içerisine sahte haber bültenleri yerleştirilerek uzaylı saldırısının başladığı bildirildi. Bunun üzerine ABD’de ülke çapında bir panik meydana geldi ve gerçek dışı haber bültenlerini gerçek sanan milyonlarca insan sokaklara döküldü.


# Yapımcılığını bilimkurgu maestrosu kabul edilen George Pal'in üstlendiği 1953 yapımı filmde ise, dünyamıza saldıran Marslılar o kadar güçlüydü ki, onları atom bombası bile durduramadı.


Mars'ta kimse yok ki...

"Close Encounters" ve "E.T." gibi dünya dışı yaratıkları konu alan filmlerin yönetmeni Steven Spielberg, kendi anlattığı öykünün diğerlerinden hangi açıdan farklı olduğunu şöyle açıklıyor: "1996’da çekilen ‘Independence Day’ bol özel efektli bir filmdi. İzleyici özel efektler içinde sıkışıp kaldı. Uzaylıların yaptığı yıkımı özel efektlerle gösteren sahneler vardı. Elbette hepsi görkemliydi ama ben bunun yerine gerçek hayatta bildiğimiz insanlar üzerine bir öykü olsun istedim. Özellikle bilimkurgu filmlerinde izleyiciye ulaşmanın farklı yollarını arıyorum. Bu yüzden bu filmi generallerle, başkanlarla ve savunma bakanlarıyla doldurmadım. Gerçek insanları anlatan bir film olsun istedim. Başroldeki Ray Ferrier karakterine bakınız. New Jersey’in Newark kesiminde vinç operatörlüğü yapan bir liman işçisidir. Hayatını gemilere kargo konteynerlarını indirip boşaltarak kazanır. Ailesini korumak için bir babanın ne kadar ileri gidebileceğini irdelemek istedim."

Spielberg’in uzaylı işgaline yönelik tutkusu aslında Arizona’nın Scottsdale kasabasında geçen gençlik yıllarına kadar dayanıyor. Televizyonlarda yayınlanan “Earth vs. the Flying Saucers”, “The Day the Earth Stood Still” gibi geceyarısı dizilerinden ve “The War of the Worlds”ün 1953 versiyonundan fazlasıyla etkilenen Spielberg, uzaylı yaratıklarla ilgili ilk filmini henüz 17 yaşındayken yaptı. “Fireflight” adını verdiği filminin başrolünde liseden arkadaşları oynamıştı. Oyuncak jeep'ler ve tanklar kullandığı filmde, uzaylı saldırısının yansıtılmasında “stop-motion” görüntüleme tekniği vardı. Aynı öyküye bir gün yeniden dönmenin hayaliyle yaşadı ve şimdi bunu başardı.

*** *** ***


"Jurassic Park" ve "The Lost World" (Kayıp Dünya)gibi filmlerde Spielberg'le çalışan senaryo yazarı David Koepp "Dünyalar Savaşı"nın da senaryosuna imza attı. Spielberg ve Koepp'in aldıkları bazı temel kararlar filmi farklılılaştırıyor. Buna göre öncelikle filmin konusu 1890'larda geçmiyor. Diğer bir nokta ise uzaydan gelen yaratıkların Marslı olarak tanımlanmaması. Çünkü Mars'a gitmiştik ve orada hiç kimse olmadığını biliyorduk.

En büyük sürpriz savaş makineleri

Film gösterime girmeden önce hiç kimsenin göremeyeceği çok önemli bir unsur var. Wells’in kitabında uzaylıların kullandığı ve “tripod” olarak adlandırılan savaş makinelerini Spielberg’in nasıl yorumladığını hiç kimse görmeyecek. Çünkü tripodlar bu prodüksiyonun en büyük sırrı olarak tüm gözlerden gizleniyor ve en küçük bir bilgi dahi verilmiyor.

Tripodlar, pre-viz tekniği adı verilen yöntemle hazırlanıyor. Bilgisayar animasyonu şeklinde hazırlanan görüntülerde filmin her sahnesinin ayrı ayrı taslakları var. Daha sonradan oyuncu performansları ve diğer efektlerle birleştiriliyor. Dolayısıyla filmde rol alan oyuncular, karşılarında ne olduğunu görmeden rol yapmak durumunda kalıyorlar.

WW4: Uzaylı İşgalinin Gelişimi

H.G. Wells'in yazdığı "War of the Worlds" adlı kitap, bugüne kadar "The Angry Red Planet" (Öfkeli Kırmızı Gezegen)ten "Independence Day" (Kurtuluş Günü)e; Tim Burton'un yönettiği "Mars Attacks!" (Çılgın Marslılar)ten rock müzikalini seslendiren Richard Burton’a kadar çok çeşitli yapıtlar için esin kaynağı oldu.

Orijinal kitap temel alınarak yapılan en önemli yeniden yapımlar:

1898:

Yaratıcı: H. G. Wells (kitap)
Uzaylılarla İlk Karşılaşma: Woking, İngiltere
Etkisiz Kalan İlk Savunma: Atlı topçu birlikleri
Etkisiz Kalan İkinci Savunma: Thunder Child adlı savaş gemisi
İmha Edilen Büyük Kent: Londra
Sonuç: Milyonlarca kitap satışı

1938:

Yaratıcı : Orson Welles (radyo oyunu)
Uzaylılarla İlk Karşılaşma: Grovers Mill, New Jersey
Etkisiz Kalan İlk Savunma: 22. Sahra Topçu Birliği
Etkisiz Kalan İkinci Savunma: 8 Uçaktan oluşan Ordu Bombardıman Filosu
İmha Edilen Büyük Kent: New York
Sonuç: Kitlesel Panik ve Histeri

1953:

Yaratıcı: George Pal (film)
Uzaylılarla İlk Karşılaşma: Linda Rosa, Kaliforniya
Etkisiz Kalan İlk Savunma: Bombardıman ve Kara Kuvvetleri
Etkisiz Kalan İkinci Savunma: Hava Kuvvetlerine Bağlı YB-49 uçaklarıyla atılan atom bombası
İmha Edilen Büyük Kent: Los Angeles
Sonuç: Özel efekt kategorisinde Oscar ödülü

2005:

Yaratıcı: Steven Spielberg (film)
Uzaylılarla İlk Karşılaşma: Newark, New Jersey
Etkisiz Kalan İlk Savunma: Amerikan askeri teçhizatının tamamı
Etkisiz Kalan İkinci Savunma: Ara sıra ortaya çıkan gerilla hareketleri
İmha Edilen Büyük Kent: Newark
Sonuç: 4 Temmuz hafta sonu için rakibi yok.

http://www.e-kolay.net/sinema/Haber.asp?PID=1785&HID=1&HaberID=296019

sbuffy
24-06-05, 16:26
Scott gölgelere dalacak!

http://www.e-kolay.net/sinema/images/ridleyscott_sh2.jpg

"Cennet'in Krallığı" ve "Gladyatör" gibi filmlerin yönetmeni Ridley Scott, best-seller uyarlayacak...

"Gladyatör"ün ünlü yönetmeni Ridley Scott iki dalgıcın öyküsünü anlatan yeni bir projede kamera arkasına geçmeye hazırlanıyor.

'Variety' dergisinin haberine göre Scott Robert Kurson'un en iyi satanlar listesine giren kitabı "Shadow Divers"ın beyazperdeye uyarlanacak versiyonunda yönetmen koltuğuna oturacak.

1991 yılında New Jersey açıklarında bir Alman teknesinin kalıntılarını keşfeden iki dalgıcın hikayesini anlatan filmin senaryosu "Kutup Ekspresi" ve "Sadakatsiz" gibi filmleri kaleme alan William Broyles'e ait.

http://www.e-kolay.net/sinema/Haber.asp?PID=38&HID=1&HaberID=295968

sbuffy
24-06-05, 16:28
Buffy "Harikalar Diyarı"nda

http://www.e-kolay.net/sinema/images/sarah_michelle_gellar_a2.jpg

"Buffy the Vampire Slayer" dizisinin vampir avcısı Sarah Michelle Gellar, masal kahramanı 'Alice' olacak..

"Buffy the Vampire Slayer" dizisinin yıldızı Sarah Michelle Gellar "Alice Harikalar Diyarında" adlı masalın beyazperde uyarlamasında kamera karşısına geçecek.

Orijinal hikayeyi farklı bir şekilde izleyiciye sunan yeni projede bir süre akıl hastanesinde kalan Alice'in 'Harikalar Diyarı'na dönüşü ve tamamen değişmiş olan bu dünyada yaşadıkları anlatılıyor.

"Teksas Katliamı"nın yeni versiyonunda kamera arkasına geçen Marcus Nispel'in yönetmen koltuğuna oturacağı filmin çekimlerinin başlama tarihi henüz açıklanmadı.

http://www.e-kolay.net/sinema/Haber.asp?PID=38&HID=1&HaberID=295966

esma_ela
24-06-05, 16:45
a sbuffy mesaj kutuna bir bakarmisin.......


Karanlıktan Önce (Before Night Falls)
Kübalı şair ve yazar Reinaldo Arenas’ın kendi hayatını anlattığı romanından uyarlanan ‘Before Night Falls’, Küba’daki devrim sırasında yaşanan değişimleri ve halkın buna uyum sağlama çabalarını gözler önüne seriyor

http://www.ntv.com.tr/news/198065.jpg

FİLMİN ÖYKÜSÜ
Arenas, babasının annesini doğumdan önce terk etmesinden dolayı Küba’da çiftçilik yapan büyükannesi ve büyükbabası tarafından baskı altında yetiştirilir.

Küba’da devrim sırasında hem yazar olması hem de eşcinselliği nedeniyle isyancı olarak mimlenir, basit bir sebepten dolayı hapse atılır ve işkence görür. Bütün bu olumsuz koşullara rağmen yazmaya devam eder.

Hapishanede diğer mahkumların mektuplarını yazarken gizlice kendi romanını da yazar ve el altından ülke dışına kaçırtarak bastırır. 1980’de ise sınır dışı edilerek ABD’ye gider.

KARAKTERLER HAKKINDA ...
Javier Bardem: Kübalı yazar Reinaldo Arenas’ı canlandıran Bardem bu rolle oyunculuğunu tüm dünyaya kabul ettirdi.

Olivier Martinez: Reinaldo’nun ölümüne kadar yanından ayrılmayan yakın dostu Lazaro Gomez Carriles rolüyle karşımıza çıkıyor.

Johnny Depp: Filmde iki farklı rolde karşımıza çıkan ünlü oyuncu, hapishanede erkekleri baştan çıkaran Bonbon ve sert Teğmen Victor’u canlandırıyor. İki rolde de sergilediği muhteşem performansıyla seyirciyi şaşırtıyor.

Sean Penn: Ünlü oyuncu bu filmin kadrosunda bulunmak istediği için misafir oyuncu olarak biraz deli, biraz asi Cuco Sanchez olarak karşımıza çıkıyor.

Andrea Di Stefano: Reinaldo’nun gerçek kimliğini bulmasına yardımcı olan, yazarın hem en yakın dostu, hem de en büyük düşmanı olan Pepe Malas rolüyle karşımıza çıkıyor.

Hector Babenco: ‘Örümcek Kadının Öpücüğü’ ve ‘Carandiru’ filmlerinin ünlü yönetmeni, bu filmde karşımıza oyuncu olarak Virgilio Pinera olarak çıkıyor.

JULIAN SCHNABEL
(Ressam, Heykeltraş ve Yönetmen)
1951 New York doğumlu Schnabel Houston Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Neo-ekspresyonist bir ressam olarak ilk solo sergisini 79 yılında New York’da ki Mary Boone Galerisi’nde açtı. 87 yılında ressamlıkla yetinemeyen sanatçı heykeltraşlığa başladı.

Daha sonraki yıllarda oldukça başarılı olan Schnabel’in resim ve heykelleri tüm dünyada sergilendi, özel koleksiyoncular tarafından oldukça rağbet gören eserler New York Modern Sanat Müzesi, Whitney Amerikan Sanatları Müzesi, Metropolitan Sanat Müzesi, Los Angeles Çağdaş Sanat Müzesi, Paris Georges Pompidou Merkezi, Londra Tate Galerisi, Tokyo Metropolitan Müzesi ,Washington Ulusal Galeri gibi dünyanın bir çok yerindeki müzelerde sergilenmekte.

96 yılında çektiği başrollerinde Benicio Del Toro, Dennis Hooper, David Bowie, Gary Oldman gibi sanatçıların oynadığı ilk filmi ‘Basquiat’ ile, 97 İstanbul Film Festivali Jüri Özel Ödülü dahil olmak üzere bir çok ödül kazandı.

Sanatın her dalıyla uğraşan Schnabel, 2002 yılında Red Hot Chilli Peppers grubunun ‘By The Way’ adlı albümünün kapağını tasarladı, resimlerini çekti ve sanat yönetmenliğini yaptı.

Kübalı yazar Reinaldo Arenas’ın hayatını anlatan kitaptan uyarlanan ‘Before Night Falls’ ise Schnabel’in ikinci filmi ve yine ilk filmi gibi birçok ödül kazandı.

Sanatçı şu sıralar yine Johhny Depp ile beraber çalışacağı ‘The Diving Bell and The Butterfly’adlı filmin çekimlerine başlamak üzere.

Ben Reinaldo Arenas’ı ölümünden üç yıl sonra keşfettim. O devrim tarafından eğitilen büyük bir yazardı. Küba’da devrim sırasında bir yazar ve eşcinsel olmak lanetli bir bileşimdi ve Reinaldo’nun deyimiyle bu iki leziz ahlaksızlık yüzünden sistemli olarak eziyete uğradı.

93 yılında Florida’da bir belgesel izliyordum birden ekranda Reinaldo belirdi ve hayatını anlatmaya başladı, ben de eğer tekrar bir film yapacaksam bu kesinlikle onun hakkında olmalı diye düşündüm.

‘Before Night Falls’ sadece Reinaldo’nun hayatını anlatan bir film değil, onun yazdığı ‘The Hallucanitions’, ‘The Parade Ends’ ve ‘The Color of Summer’dan da izler taşıyor. Yirminin üzerinde kitabı var, romanlar, kısa hikayeler ve şiirler.

Reinaldo’nun sesini bu filmle duyurabilmek benim için şereftir çünkü bence o çoğunluğun sesi , duyamadığımız Küba’lıların sesi. Düşünün ki o kırgın, yalnız ve hayal kurmaya başladığı yerden çok uzaklarda öldü. O sabrın ve umudun simgesi.

JAVIER BARDEM:
1969 İspanya doğumlu Bardem İspanyol sinemasının ilk günlerinden beri oyunculuk yapan bir ailenin en genç üyesi.

İlk gerçek sinema oyunculuğu, Penelope Cruz’la beraber oynadığı bir kara komedi filmi olan ‘Jamon Jamon’da yapar. Bu filmle birçok ödül kazanan Bardem bu ilk filmiyle kazandığı başarıyı ünlü yönetmenler ve oyuncularla beraber çalıştığı 25’in üstünde film ve yeni ödüllerle devam ettirir.

‘Before Night Falls’da canlandırdığı Reinaldo Arenas rolü ise Bardem’e dünya çapında başarı ile Oscar adaylığı alan ilk İspanyol aktörü ünvanını da getirir.

Utanarak söylüyorum ki Julian bu rol için beni görüşmeye çağırana kadar Arenas’ın kim olduğunu bilmiyordum. New York’daki görüşmeye gittiğimde bana rolüme uyum saylayabilmem için Arenas’ın kitaplarını, şiirlerini ses ve video kayıtlarını verdi. İncelemeye başladım, derken fark ettim ki bunları okumak benim için iş olmaktan çıkıp keyif olmuş.

HECTOR BABENCO
(Yönetmen, Örümcek Kadının Öpücüğü, Carandiru)
50 yaşındayım ve bu süre içinde kendimi hep bir dünya vatandaşı olarak gördüm; kalbim ve eğitimim ekvatorun aşağı kısımlarına ait. Hem bu perspektiften hem de profesyonel bir film yapımcısı olarak, Güney Amerika Sineması’nın kendi sosyal ve politik geçmişinin kültürünü şiirsel bir şekilde filmlere aktarmaya çalıştığını gördüm.

35 yıldır komünizm fenomeniyle yaşadık, bazen büyük bir hevesle bazen hayal kırıklığıyla, yakın zamanlarda, Küba’daki hayatın parçalandığını gördük. Tüm bunlara rağmen, hiçbir zaman Julian Schnabel’in ‘Before Night Falls’da yapmayı başardığı gibi kendi gerçeğimizi tam olarak anlatacak bir film yapamadık.

‘Before Night Falls’un Ekvator’un aşağısındaki dünyanın simgesel bir portresi olduğuna inanıyorum. Muhteşem bir anlatımla had safhada yoksulluğun olduğu bir yerde başlayıp, yine had safhada zenginliğin olduğu yerde biten çok güçlü, şiirsel, ve yaratıcı bir çalışma. Bana en ilginç gelen ise New York’ta yaşayan, Yahudi olan, başarılı bir sanatçı olmanın hazinesine sahip ayrıca Kolombiya, Brezilya ya da Küba’da yetişmemiş olan bir adamın bizim asla yapamadığımız şekilde bizim hikayemizi yine bize anlatmayı başarmasıdır. Julian Schnabel özgürlük hakkında şimdiye kadar çekilmiş olan en iyi Latin Amerika filmini çekmiştir.

Filmin Künyesi
Yönetmen: Julian Schnabel
Yazar: Reinaldo Arenas
Senaryo: Julian Schnabel, Cunningham O’Keefe, Lazaro Carilles
Görüntü Yönetimi: Xavier Perez Grobet, Guillermo Rosas
Kurgu: Michael Berenbaum
Müzik: Carter Burwell, Ennio Morricone, Lou Reed, Laurie Anderson, Gustav Mahler
Yapımcı: Jon Kilik
İthalat: İrfan Film (Tel: 0 212 244 1163)
Dağıtımcı: 35 Milim (Tel: 0 212 251 4616)

Oyuncular:
Javier Bardem (Reinaldo Arenas)
Olivier Martinez (Lazaro Gomez Carriles)
Andrea Di Stefano (Pepe Malas)
Johnny Depp (Teğmen Victor/Bon Bon)
Sean Penn (Cuco Sanchez)
Hector Babenco (Virgilio Pinera)

kaynak:http://www.ntv.com.tr/news/330231.asp

esma_ela
24-06-05, 17:00
Hababam Sınıfı dünya klasmanında
Türk Sineması’nın unutulmaz yönetmeni Ertem Eğilmez’in imzasını taşıyan komedi klasiği ‘Hababam Sınıfı’ serisinin 1975 yapımı ilk halkası, dünyanın en iyi üçüncü komedi filmi seçildi.

http://www.ntv.com.tr/news/197747.jpg

ABD - İnternetteki “imdb” sitesinde onbinlerce sinema izleyicisinin katıldığı oylamada ‘Hababam Sınıfı’, yüzlerce komedi filmi arasında üçüncülüğü elde etti. İzleyicilerden “10” üzerinden “8.5” not alan film, dünya sinemasının pek çok ünlü komedi yapımını da geride bıraktı.

Rıfat Ilgaz’ın eserinden beyazperdeye uyarlanan ‘Hababam Sınıfı’ serisinin ilk filminde Ertem Eğilmez kamera arkasına geçmişti. Filmde,Türk Sineması’nın ünlü isimleri Kemal Sunal, Münir Özkul, Tarık Akan, Adile Naşit, Şener Şen ve Halit Akçatepe rol almıştı.

‘Hababam Sınıfı’ serisi, 1976’da ‘Hababam Sınıfı Uyanıyor’, 1977’de ‘Hababam Sınıfı Tatilde’, 1978’de ‘Hababam Sınıfı Dokuz Doğuruyor’ ile sürmüştü.

‘HABABAM SINIFI’NA YENİDEN ‘MERHABA’
Seri, 26 yıl aradan sonra yeniden yapımcıların ilgisini çekti. Bu kapsamda geçen yıl ‘Hababam Sınıfı Merhaba’, bu sene de ‘Hababam Sınıfı Askerde’ adlı filmler vizyona girdi.

KEMAL SUNAL’DA ŞEYTAN TÜYÜ VAR
Kemal Sunal’ın başrolünü üstlendiği ‘Tosun Paşa’ da listede 18. sırada yer aldı. Uşağı olduğu Tellioğlu ailesine ‘Yeşil Vadi’nin verilmesi için Mısırlı Tosun Paşa’nın yerine geçen Şaban’ın (Kemal Sunal) komik macerasını anlatan filmin yönetmenliğini Yavuz Turgul üstlenmişti. Filmde başlıca rolleri Kemal Sunal, Şener Şen, Adile Naşit, Müjde Ar ve Ayşen Gruda paylaşmıştı.

STANLEY KUBRICK’İN FİLMİ BİRİNCİ
Listede birinciliği, efsanevi yönetmen Stanley Kubrick’in imzasını taşıyan ‘Dr. Strangelove or How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb’ adlı 1964 yapımı film kazandı. Film, “8.7” oranında oy aldı.

Ünlü Fransız oyuncu Audrey Tautou’yu şöhrete kavuşturan ve Türkiye’de de ilgiyle izlenen gişe rekortmeni ‘Amelie’ listede ise ikinci oldu.

Dünyanın en iyi 30 komedi filmi:
1- Dr. Strangelove or How I Learned to Stop ... (1964)
2- Fabuleux destin d’Amelie Poulain (2001)
3- Hababam Sınıfı (1975)
4- Modern Times (1936)
5- Singin’ in the Rain (1952)
6- City Lights (1931)
7- Some Like It Hot
8- The General (1927)
9- Mr. Smith Goes to Washington (1939)
10- The Apartment (1960)
11- Monty Python and the Holy Grail (1975)
12- The Great Dictator (1940)
13- The Sting (1973)
14- Simon (2004)
15- Kin-Dza-Dza (1986)
16- Vita e Bella (1997)
17- It Happened One Night (1934)
18- Tosun Paşa (1976)
19- Duck Soup (1933)
20- To Be or Not to Be (1942)
21- Annie Hall (1977)
22- The Incredibles (2004)
23- Filantropica (2002)
24- The Gold Rush (1925)
25- Homem Que Copiava
26- Finding Nemo (2003)
27- Sullivan’s Travels (1941)
28- The Philadelphia Story (1940)
29- The Kid (1921)
30- Bringing Up Baby (1938)
kaynak:http://www.ntv.com.tr/news/329896.asp

esma_ela
24-06-05, 17:03
Ünlü yönetmen sedyede film çekiyor

http://www.ntv.com.tr/news/197834.jpg

Yönetmen Memduh Ün, ‘Büyülü Fener’ adlı filmin Gaziantep’teki çekimlerini, belinden rahatsızlandığı için sedye üzerinde yapıyor. Filmin başrollerinde Kadir İnanır ve Fatma Girik var.
GAZİANTEP - Filmin Kilis’te yapılan çekimlerinin ardından Gaziantep’e gelen ve tarihi öğretmenevinde çekimleri sürdüren Ün, iki gün önce rahatsızlandı. Doktorların ilaçlı tedavi önerdikleri Ün, ayağa kalkmakta zorlandığı için çekimleri, sedye üzerinde yapmaya başladı.
Ün’e geçmiş olsun ziyaretinde bulunan Gaziantep Valisi Lütfullah Bilgin, Büyükşehir Belediye Başkanı Asım Güzelbey ve Ticaret Odası (GTO) Başkanı Mehmet Aslan ile eşleri bir süre oyuncularla sohbet ettiler.

‘BÜYÜLÜ FENER İLE JÜBİLEMİ YAPIYORUM’
Memduh Ün, ziyaret sırasında yaptığı konuşmada, 86 yaşında olduğunu ve halen çekimleri devam eden ‘Büyülü Fener’ adlı filmle sanat hayatına son vermeyi düşündüğünü söyledi.


Belindeki rahatsızlık nedeniyle çalışırken zorlanmasına karşın, işini aksatmak istemediğini belirten Ün, “Sanat hayatımda 90 film çektim. Yaşımın ilerlemesine karşın, yaptığım işi çok seviyor ve sanat hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum. Son filmim diyerek çekimlerine başladığım ‘Büyülü Fener’de elimden gelenin en iyisini yapmak için çalışıyorum. Çok iddialı olduğumu söylemek istemiyorum ama daha önceki filmlerimde olduğu gibi bu filmde de güzel şeyler üretmek istiyorum” diye konuştu.

Bel fıtığına benzer bir rahatsızlığı bulunduğunu ifade eden Ün, rahatsızlığının zaman zaman şiddetli ağrılarla kendisini gösterdiğini bu zamanlarda ayakta durmakta güçlük çektiğini söyledi. Ün, “Sanırım, 2-3 gün kadar sedye üzerinde çalışmak zorunda kalacağım. Tedavi için doktorumun verdiği ilaçları kullanıyorum” dedi
http://www.ntv.com.tr/news/197870.jpg

kaynak:http://www.ntv.com.tr/news/329989.asp

esma_ela
24-06-05, 17:14
Fatih Akın’ın filmine Paris’te gala
‘Duvara Karşı’ filmiyle çıkış yapan, ‘Altın Ayı’lı yönetmen Fatih Akın’ın ‘İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek’ (Crossing the Bridge: The Sound of İstanbul) adlı filminin galası Paris’te yapıldı.



AA
Güncelleme: 21:33 TSI 23 Haziran 2005 PerşembePARİS - MK2 Sinema Salonu’nda gösterilen film, Fransız sinemaseverlerin büyük beğenisini kazandı. Akın, gösteri öncesinde kısa bir konuşma yaparak, İstanbul’da filmi nasıl çektiğine ilişkin bilgi verdi ve davetlilerin sorularını yanıtladı.

http://www.ntv.com.tr/news/197872.jpg

Film sonrası, klarnet ustası Selim Sesler kısa bir konser verirken, Paris’teki Turizm ve Kültür Müşavirliği tarafından, davetlilere Türk yemeklerini tanıtan bir kokteyl verildi.

Akın’ın filmi, 13 Temmuz’dan itibaren Fransa’daki sinemalarda vizyona girecek. Film, Mayıs’ta, Cannes Uluslararası Film Festivali’nde gösterilmiş ve büyük beğeni toplamıştı.
http://www.ntv.com.tr/news/197873.jpg
kaynak:http://www.ntv.com.tr/news/329976.asp

sbuffy
25-06-05, 09:16
Güney Koreli öncü

Son yıllarda ödül üstüne ödül alan Kim Ki-duk, 'Güney Kore Yeni Dalgası'nın tetikleyici ismi...

(Engin Ertan / Radikal C.tesi)

http://www.e-kolay.net/sinema/images/kimkiduk_189.jpg
Fazla geriye gitmeden, yakın geçmişte şöyle bir hafıza tazeleme alıştırması yaparsak eğer, son 15 yıl içerisinde Çin, İran veya Latin Amerika sinemalarının nasıl popüler olduklarını, hatta neredeyse biri diğerinin yerini alarak festival çevrelerinin ve sanat sinemalarının (o da ne demekse artık) gündemini oluşturduklarını hatırlayabiliriz. Belki de artık duymaktan sıkıldınız ama son bir yılın benzer şekilde yükselen değeri Güney Kore sineması; başka bir deyişle Güney Kore 'in'. Normal şartlarda bir yıl içerisinde çaptan düşmeye ve yerini yavaş yavaş başka bir ülke sinemasına devretmeye başlaması beklenirdi ama ı-ıh... Güney Koreli sinemacılar tam performans çalışıyor ve birbirinden cazip filmler üretmeye devam ediyorlar. Biz Türk sinemaseverler için bu gidişatı ilginç kılan bir diğer durum ise şu; önceki 'trend'leri daha ziyade festivaller aracılığıyla takip etmiş olan bizler, ilginç şekilde Güney Kore dalgasına vizyon filmleriyle de kapılabiliyoruz (elbette geride bıraktığımız Uluslararası İstanbul Film Festivali'nin programındaki Güney Kore sinemasına ayrılmış özel bölümü de atlamamak gerek). Bu ülkenin sinemasından gelen örneklere ticari gösterimde de denk gelmeye iyiden iyiye alışmışken, Türkiye vizyonundaki Güney Kore filmi bolluğuna ciddi bir katkı da Kim Ki-duk'tan geliyor. Çok şaşırtıcı değil, zira 1960 doğumlu yönetmen kendi ülkesinin de sinema sektöründeki en önemli, en gözde isimlerinden birisi.

Resim geleneği

Özellikle geçtiğimiz yıl Avrupa'nın iki büyük festivalinden, önce Berlin daha sonraysa Venedik'ten En İyi Yönetmen ödülüyle dönmesi sayesinde adından söz ettiren Kim Ki-duk, bir bakıma şu an sinema dünyasını etkisi altına alan 'Güney Kore Yeni Dalgası'nın da öncü yönetmeni. Ortada Güney Kore sinemasına yönelik şu anki ilginin yüzde biri bile yokken, o 2000 yılında Venedik Film Festivali'ne kabul edilen filmi Seom ile ortalığı birbirine katmıştı. Zaten, Kim Ki- duk'a esas olarak ün getiren de sert ve tavizsiz filmleri oldu. Neredeyse gerilla tarzı çekilmiş, düşük bütçeli ve eline çabuk şekilde kotarılan, seks ve şiddet göstermek konusunda da çekingen olmayan filmler bunlar. Mesela Seom, mesela Nabbeun namja veya ülkemizde bu hafta gösterime girmiş olan Fedakâr Kız/Samaria gibi. Bu filmlerde Kim Ki-duk'u etkileyen farklı unsurların izlerini takip etmek de mümkün. Kendisinin de çeşitli röportajlarda dile getirdiği üzere, maddi açıdan durumu pek parlak olmayan bir ailede yetişmesi ve tutumlu olması gerektiği konusunda sürekli aldığı öğütler, düşük bütçeyle çalışmasını kolaylaştıran etkenlerin başında geliyormuş. Diğer yandan resme büyük ilgisi olan ve '90'lı yılların başında Fransa'da bu konuda eğitim gören (ailesinin durumu malum, dolayısıyla çoğunlukla kendi tablolarını satarak geçinmeye çalışarak, hatta kimi zaman sokaklarda yatarak tamamlanmış bir Avrupa macerası) yönetmen, filmlerinde hem kendi ülkesinin, hem de Avrupa'nın resim geleneğini bir araya getiriyor. Özellikle Seom ve ülkemizde seyirciyle buluşan ilk Kim Ki-duk filmi olan (önce İstanbul Film Festivali'nde, daha sonraysa Digiturk ekranlarında gösterilmişti) İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış... ve İlkbahar/Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom bu tarz Kim Ki-duk filmlerinin en iyi örnekleri belki de. Bir de yönetmenin sinemasında görmezden gelinmeyecek 'inanç' meselesi var elbette. Katolik bir ailede büyümüş olan Kim Ki-duk, filmlerini izleyince fark etmemenin imkânsız olacağı üzere, mistisizm ve Doğu Felsefesi ile de ilgili. Bu hafta izleyeceğimiz (evet, aynı yönetmenin birkaç hafta arayla iki filmi birden vizyona girince, böylesi komik ifadelere de kapı açılıyor: "sizlere bu hafta sunacağımız Kim Ki-duk filmi") Fedakâr Kız da, hikâyesi itibarıyla Katolik inancıyla doğrudan bağlantılı. Hayallerini gerçekleştirmek için fuhuş sektörüne dalan iki genç kızın öyküsü, çağrışımları Vasumitra'dan Maria Magdalena'ya uzanan bir 'hiçbirimiz masum değiliz' çeşitlemesi.

Provakatif bir tarz

Açıkçası Fedakâr Kız, ülkemizde geçtiğimiz ay sonunda gösterime giren ve yine Kim Ki-duk imzalı Boş Ev'den farklı tarzda bir film. Boş Ev'in genel planlarından, sakinliğinden ve olgunluğundan burada eser yok. Ekseriyetle yakın planlar üzerine kurulu, daha fazla kesmeye ve daha fazla diyaloğa sahip, daha agresif, özetle hem izlemesi hem de hazmı daha zor bir film. Başka bir deyişle, Kim Ki-duk'un alışılmış, provokatif tarzına daha yakın. Kaldı ki, kendisi bu filmle 2004 yılındaki Berlinale'de En İyi Yönetmen ödülünü kazandığında alkışlayanlar kadar, yuhalayanlar da mevcuttu salonda. Politik doğruculuktan ve yerleşik ahlak anlayışından bu derece uzak duran bir filmin çeşitli tartışmalara yol açması ve tepki çekmesi de en nihayetinde pek garip değil. Bakalım Fedakâr Kız, Kim Ki-duk'un ülkemizde yeni yeni oluşmaya başlayan tak