bahadireren
22-07-06, 14:47
“Ağbi polisler sardı her yanımı ya. Anamı kainat çarpsın ki ağbi. Ben yakalanmaktan korkmadım ağbi,mal gitmesin diye yaptım!”
“Ulan, yoksa seni aramıza polis mi soktu ha?”
Çağdaş masalların anlatıcısı Yavuz Turgul Türk sinemasının en güzel örneklerine imza atmış bir yönetmen. Senarist olarak “Züğürt ağa” filminden önce yönetmenliğe başladığı ilk filmi “Fahriye abla” ve sonrasında çektiği “Muhsin bey” onun Türk sinemasında sağlam bir yer edinmesini sağladı. Peşinden gelen “Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni” “Gölge oyunu” ve”Eşkıya”ile üreticiliğini sürdürdü.”Gönül yarası “son filmidir.
Yavuz Turgul çok iyi bir hikaye anlatıcısıdır ve senaryoların da insanı yakalayan bir yanı vardır. Filmlerinin başarısının temeli budur. Özellikle eşkıya ve muhsin bey de öne çıkan tema değişimdir. Mistik ve masalsı bir anlatım tutturan yavuz turgul Züğürt ağa ile başlayan ve karakterlerinin değişim karşısında aldığı tutumlardan çıkan olaylardan inanılmaz filmler yapar. Değişime bilinçli bir şekilde direnen Muhsin bey, değişime ayak uydurmaya çalışan aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeninde Haşmet Asilkan ve gölge oyununda değişimin farkında bile olmayarak kaybolup giden Abidin ve Mahmut.
Eşkıya filmin de yine Muhsin bey ve Ali Nazik’in başka bir versiyonu yine aynı oyuncularla değişim teması içinde hikaye edilirler. Baran inşa edilen baraj nedeniyle sular altında kalan köyü gibi, değişen hayat tarafından dışlanıyor ve ne İstanbul’a ne de onun temsil ettiği değerlere uyum sağlayabiliyor. Bunun nedeninin 35 yıl hapis yatmış olması diye düşünürseniz haksızlık edersiniz çünkü onu uyumsuz kılan değer yargıları ve inançları. Cumali ise yaşadığı İstanbul’un bir yerinde yer edinmek için güç ve para sahibi olmaya çalışan delikanlı.
“Bilmiyorum. Bana durmadan soru sorma. Ben sadece buranın sesini duymaya çalışıyorum. Benim dikkatimi dağıtma, sadece yürü!”
“Ya biz manyak mıyız abicim böyle durmadan yürüyoruz ya? Keje diye biri, adres istanbul.”
Doğudan gelen Baran ve Cumali karşılaşması “Muhsin bey”deki doğudan gelen Ali nazik ve İstanbullu Muhsin bey karşılaşması ile bire bir. Cumali ve baran arasında inanılmaz bir benzerlik var ve hatta Cumali’nin Baran’ı taklit ettiği bile söylenebilir. Her ikisi de kanun dışı yaşayan kahramanların bütün yaptıklarının altında bir kadına duydukları büyük aşk var. İkisi de en yakın arkadaşlarının ihanetine uğruyorlar. Baran dağa çıkarken Cumali apartmanın terasına çıkıyor ve her şeyini orada saklıyor, orada plan yapıyor ve orada ölüyor.
“Korkma,sadece toprağa gideceksin,sonra toprak olacaksın. Sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin, oradan özüne ulaşacaksın. Çiçeğin özüne bir arı konacak. Belki o arı ben olacağım.”
Baran dağa çıkarken inançlarını ve ahlaki değerlerini de beraber dağa çıkarıyor,değişmiyor. “eşkıya ne” diye soran çocuğa “Yol kesen, haraç alan, dağlarda yaşayan; yani senin benim gibi bir insanoğlu” diye cevap veriyor. Bu onun için doğal ve sıradan görülüyor. Ne geçmişi ile övünüyor nede utanarak bahsediyor. Bu gün için de bıçak kemiğe dayanmadığı sürece o yöntemlere baş vurmuyor. Cumali ise hem sahip olduğu değerleri rafa kaldırıyor hem de kendisi olmaktan vazgeçiyor.
Baran akla gelebilecek tüm iyi yönleri ile kaybettiğimiz,değişen dünya ile birlikte geride bıraktığımız, kurtulmaya çalıştığımız geçmişimiz. Cumali ise derininde geçmişini barındıran bu günümüz, hırsımız ve aç gözlülüğümüz. Yavuz Turgul filmlerinin finalleri içerdiği tüm hayal kırıklıkları ve başarısızlıklara rağmen yeni bir başlangıç anlamını taşır. Muhsin bey hapse girer,Ali Nazik’in arabeskçi olmasını engelleyemez ama sevdiği kadını kurtarır. Haşmet entelektüel film çekme uğruna intihara gidecekken yeni bir aşk filmi çekme teklifi alır. Abidin ve Mahmut esrarengiz kızın şekillendirdiği yeni bir hayata başlarlar. Eşkıya ise tüm karakterler için mutlak bir sonla noktalanır. Her karaktere yaşamına yön veren olayın aşk olması ilginçtir.
“Yaptım. Çünkü aşıktım. Şimdi sen bana ne diyebilirsin. Hayatın sevda karşısın da ne değeri var ki?”
Eşkıyanın masalsı bir anlatımı var. Sevdiği adam yerine bir başkası ile evlendiği için 35 yıldır konuşmayan kadınların, sular altında ki köyünü terk etmeyen ve deliliğe soyunanların, eşkıyanın omuz başında ağlayan kart fahişelerin,rus kökenli otel müdavimlerinin,sinemada bir yere gelememiş sinema sevdalısı bir figüranın,sokakta kurşun yağmuru altında delik deşik olduktan sonra apartman çatısında ölen gangasterlerin ve öldükten sonra yıldızlara dönüşen eşkıyaların anlatıldığı çok güzel bir masal.
“Ulan, yoksa seni aramıza polis mi soktu ha?”
Çağdaş masalların anlatıcısı Yavuz Turgul Türk sinemasının en güzel örneklerine imza atmış bir yönetmen. Senarist olarak “Züğürt ağa” filminden önce yönetmenliğe başladığı ilk filmi “Fahriye abla” ve sonrasında çektiği “Muhsin bey” onun Türk sinemasında sağlam bir yer edinmesini sağladı. Peşinden gelen “Aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni” “Gölge oyunu” ve”Eşkıya”ile üreticiliğini sürdürdü.”Gönül yarası “son filmidir.
Yavuz Turgul çok iyi bir hikaye anlatıcısıdır ve senaryoların da insanı yakalayan bir yanı vardır. Filmlerinin başarısının temeli budur. Özellikle eşkıya ve muhsin bey de öne çıkan tema değişimdir. Mistik ve masalsı bir anlatım tutturan yavuz turgul Züğürt ağa ile başlayan ve karakterlerinin değişim karşısında aldığı tutumlardan çıkan olaylardan inanılmaz filmler yapar. Değişime bilinçli bir şekilde direnen Muhsin bey, değişime ayak uydurmaya çalışan aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeninde Haşmet Asilkan ve gölge oyununda değişimin farkında bile olmayarak kaybolup giden Abidin ve Mahmut.
Eşkıya filmin de yine Muhsin bey ve Ali Nazik’in başka bir versiyonu yine aynı oyuncularla değişim teması içinde hikaye edilirler. Baran inşa edilen baraj nedeniyle sular altında kalan köyü gibi, değişen hayat tarafından dışlanıyor ve ne İstanbul’a ne de onun temsil ettiği değerlere uyum sağlayabiliyor. Bunun nedeninin 35 yıl hapis yatmış olması diye düşünürseniz haksızlık edersiniz çünkü onu uyumsuz kılan değer yargıları ve inançları. Cumali ise yaşadığı İstanbul’un bir yerinde yer edinmek için güç ve para sahibi olmaya çalışan delikanlı.
“Bilmiyorum. Bana durmadan soru sorma. Ben sadece buranın sesini duymaya çalışıyorum. Benim dikkatimi dağıtma, sadece yürü!”
“Ya biz manyak mıyız abicim böyle durmadan yürüyoruz ya? Keje diye biri, adres istanbul.”
Doğudan gelen Baran ve Cumali karşılaşması “Muhsin bey”deki doğudan gelen Ali nazik ve İstanbullu Muhsin bey karşılaşması ile bire bir. Cumali ve baran arasında inanılmaz bir benzerlik var ve hatta Cumali’nin Baran’ı taklit ettiği bile söylenebilir. Her ikisi de kanun dışı yaşayan kahramanların bütün yaptıklarının altında bir kadına duydukları büyük aşk var. İkisi de en yakın arkadaşlarının ihanetine uğruyorlar. Baran dağa çıkarken Cumali apartmanın terasına çıkıyor ve her şeyini orada saklıyor, orada plan yapıyor ve orada ölüyor.
“Korkma,sadece toprağa gideceksin,sonra toprak olacaksın. Sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin, oradan özüne ulaşacaksın. Çiçeğin özüne bir arı konacak. Belki o arı ben olacağım.”
Baran dağa çıkarken inançlarını ve ahlaki değerlerini de beraber dağa çıkarıyor,değişmiyor. “eşkıya ne” diye soran çocuğa “Yol kesen, haraç alan, dağlarda yaşayan; yani senin benim gibi bir insanoğlu” diye cevap veriyor. Bu onun için doğal ve sıradan görülüyor. Ne geçmişi ile övünüyor nede utanarak bahsediyor. Bu gün için de bıçak kemiğe dayanmadığı sürece o yöntemlere baş vurmuyor. Cumali ise hem sahip olduğu değerleri rafa kaldırıyor hem de kendisi olmaktan vazgeçiyor.
Baran akla gelebilecek tüm iyi yönleri ile kaybettiğimiz,değişen dünya ile birlikte geride bıraktığımız, kurtulmaya çalıştığımız geçmişimiz. Cumali ise derininde geçmişini barındıran bu günümüz, hırsımız ve aç gözlülüğümüz. Yavuz Turgul filmlerinin finalleri içerdiği tüm hayal kırıklıkları ve başarısızlıklara rağmen yeni bir başlangıç anlamını taşır. Muhsin bey hapse girer,Ali Nazik’in arabeskçi olmasını engelleyemez ama sevdiği kadını kurtarır. Haşmet entelektüel film çekme uğruna intihara gidecekken yeni bir aşk filmi çekme teklifi alır. Abidin ve Mahmut esrarengiz kızın şekillendirdiği yeni bir hayata başlarlar. Eşkıya ise tüm karakterler için mutlak bir sonla noktalanır. Her karaktere yaşamına yön veren olayın aşk olması ilginçtir.
“Yaptım. Çünkü aşıktım. Şimdi sen bana ne diyebilirsin. Hayatın sevda karşısın da ne değeri var ki?”
Eşkıyanın masalsı bir anlatımı var. Sevdiği adam yerine bir başkası ile evlendiği için 35 yıldır konuşmayan kadınların, sular altında ki köyünü terk etmeyen ve deliliğe soyunanların, eşkıyanın omuz başında ağlayan kart fahişelerin,rus kökenli otel müdavimlerinin,sinemada bir yere gelememiş sinema sevdalısı bir figüranın,sokakta kurşun yağmuru altında delik deşik olduktan sonra apartman çatısında ölen gangasterlerin ve öldükten sonra yıldızlara dönüşen eşkıyaların anlatıldığı çok güzel bir masal.