Tüm Versiyonu Göster : Yağmur Zamanı-Basında Çıkan Haberler
http://www.ucankus.com/img/azra_tamer0.jpg
DÜNYA GÜZELİ AZRA AKIN, TAŞ FIRIN ERKEĞİ TAMER KARADAĞLI'NIN EVİNDE DADILIK YAPMAYA BAŞLIYOR!
İki ünlü ismi bir araya getiren neden Show TV'nin, iddialı bir diziyi daha izleyicisiyle tanıştırmaya hazırlanıyor olmasından başka bir şey değil.
Başrolünü ünlü oyuncu Tamer Karadağlı ile Dünya Güzeli Azra Akın'ın paylaştığı yapımın adı 'Yağmur Zamanı.' Aralık'ta izleyiciyle buluşacak dizi, farklı dünyalara ait iki insanın kavgalarla başlayan ilişkisinin aşka dönüşmesini konu alıyor. Karadağlı, dizide eşini kaybettikten sonra sıkıntılı günler geçiren bir gece işletmecisi. Akın ise yetiştirme yurdunda büyümüş bir kadın ve Tamer Karadağlı'nın evinde dadılık yapıyor.
Yeni dizi "Yağmur Zamanı" iki hafta sonra Show TV'de yayına giriyor...
ONUN ŞİMDİ YENİ BİR AİLESİ VAR
Taşfırın erkek Haluk olarak izlediğimiz Tamer Karadağlı, 'Yağmur Zamanı' adlı dizide yeni bir rol ve yeni bir aileyle karşımıza gelecek
Çocuklar Duymasın dizisinde 'taşfırın erkek Haluk' olarak izlediğimiz Tamer Karadağlı'nın, o görünüşüne alışmıştık. Karısı Meltem'e, çocukları Duygu ve Emre'yle olan diyaloglarına da... Ne var ki Karadağlı artık o dizide yok. Ve şimdi o ' Yağmur Zamanı' adlı yeni bir dizide ve onun yeni bir ailesi var. Karadağlı'nın yeni rolünün adı Fırat. Deliler gibi sevdiği kadını kaybeden ve dört çocuğuyla dimdik ayakta durmaya çalışan, öfkeler ve acılar içindeki hayatının bir bölümünü dış dünyaya kapatan Fırat (Tamer Karadağlı), bir gün henüz birkaç günlükken yetiştirme yurduna bırakılan ve orada büyüyen, makus talihini yenmek için hayata dört elle sarılan Eylül (Azra Akın)'le tanışıyor. Yönetmenliğini Dilek Gökçin'in yaptığı, senaryosunu Muharrem Buhara ile Tuna Kiremitçi'nin birlikte yazdıkları 'Yağmur Zamanı'nda çok başka bir Tamer Karadağlı gelecek ekrana...
Hayat asla silinmeyecek bir dosya bıraktı bana
Eşinin vefatıyla büyük acılar yaşayan Deniz Uğur Sunat bu akşam başlayacak 'Yağmur Zamanı' adlı dizi ile ekranlara geri dönüyor Eşinin vefatıyla büyük acılar yaşayan Deniz Uğur Sunat bu akşam başlayacak 'Yağmur Zamanı' adlı dizi ile ekranlara geri dönüyor.
Geçtiğimiz Temmuz ayında eşi İsmail Hakkı Sunat'ı acı bir olayla kaybeden Deniz Uğur Sunat eşinin vefatından sonra ilk kez kamera karşısına geçti. "Benimle Evlenir Misin?" dizisi ile tanınan Deniz Uğur Sunat, bugün başlayacak "Yağmur Zamanı" dizisi ile ekrana geri dönüyor. Oyuncu ile yaşadıklarını ve dizisini konuştuk.
* Dizide nasıl bir karakter canlandırıyorsunuz?
Aslı adında becerikli ve hırslı bir iş kadınını oynuyorum. Tamer Karadağlı'nın canlandırdığı Fırat'ın da iş ortağı. Aynı zamanda yakın arkadaşlar ve birbirlerini çok seviyorlar. Aslı'nın renkli bir kişiliğe sahip olan annesi, ona sürekli Fırat'la evlenmesi için baskı yapıyor. Aslı, 'Fırat benim arkadaşım' diyor ama ona yine de içten içe bir ilgi duyuyor.
HEDEFİM SİNEMA*Tiyatro kökenli bir oyuncusunuz, dizilerde rol almaya nasıl bakıyorsunuz?
Ben oyunculuğu nerede olsa yaparım. Çünkü bu mesleği çok seviyorum ve sevdiğim işi yaparak para kazanıyorum.
* Sinema için yeni projeleriniz var mı?
Sinema, oyuncu olarak hepimizin hedefi tabii ki. İki filmde oynadım. İlki "Bir Erkeğin Anatomisi" idi. O filmle Ankara Film Festivali'nde Ümit Vaad Eden Kadın Oyuncu Ödülü'nü almıştım. İkincisi de Çağan Irmak'ın filmi "Bana Şans Dile". İşin içine ticari kaygılar girince her şey istediğiniz gibi gitmeyebiliyor. Dizilerdeki gibi rahat ve içimize sinene kadar
çalışabileceğimiz bir proje olsa çok isterim.
* Eşiniz adına bir orman kurduğunuzu biliyorum, biraz anlatır mısınız?
Çekül Vakfı aracılığı ile dün 5 bin ağaca ulaşan İsmail Hakkı Sunat Ormanı'nın ağaç dikim töreni vardı. Devlet tiyatrolarından ve çeşitli çevrelerden İsmail'i seven insanlar bir araydı. Çok güzel ve anlamlı bir gündü. Çok kısa zamanda ağaç sayısının 20 bine ulaşmasını bekliyoruz.
* Onun ölümünün ardından 6 ay geçti. Yokluğunda neler hissediyorsunuz?
Bu duyguyu asla tarif edemiyorum. O sadece eşim değil çocuğumun babası. Biz üçümüz hep bir aradaydık. Doğa sporları yapıyorduk, kamp kuruyorduk. Ben 31 yaşındayım ve biliyorum çok mutlu olacağım günler gelecek ama kafamdan asla silinmeyecek bir dosya bıraktılar bana. İsmail eminim benimle gurur duyuyordur çünkü hiçbir zaman kötü düşünmemeye çalışıyorum.
* Çocuğunuz çok küçük, onun bu olaylara tepkisi nasıl?
Ölümü algılayamıyor. Ben ona 'baba cennete gitti' desem de aylarca geri dönmesini bekledi. Şimdi resimlerine ağlamadan bakabiliyor ve geri dönmeyeceğini kabullenmeye başladı.
* Eşinizin adını yaşatmak için yeni organizasyonlar düzenleyecek misiniz?
Emre Altuğ, İsmail adına bir konser verdi. Bu aktiviteler devam edecek, çocuğum babasını hep hatırlayacak. Onun ne kadar sevilen biri olduğunu bilmesi için bu aktiviteleri düzenlemek benim görevim.
Türk filmlerinin senaryoları şimdi dizilerde canlanıyor
Yıllar önce çekilen Türk filmlerinin modası hiç geçmiyor. Defalarca yayınlanmalarına rağmen izleyiciyi derinden etkileyen bu filmler, şimdilerde dizi yapımcılarını da harekete geçirdi. Ve dizilerin senaryoları eski Türk filmlerinin senaryolarına benzemeye başladı.
Her ne kadar senaristleri, oyuncuları ve mekanları farklı olsa da eski Türk filmleriyle konuları aynı olan dizilerde; aldatan erkek ve aldatılan kadın, zengin erkek ve fakir kadın konuları işleniyor. Örneğin Tamer Karadağlı ve Azra Akın'ın 'Yağmur Zamanı' yıllar önceki 'Sen Bir Meleksin'e benziyor. Hülya Avşar ve Cihan Ünal'ın birlikte rol aldığı 'Kadın İsterse' dizisi ise Kezban Paris'teyi andırıyor.
SEN BİR MELEKSİN VE YAĞMUR ZAMANI
Hülya Koçiğit ve Edis Hun'un başrollerinde oynadığı filmin konusu şöyle: Yetiştirme yurdunda kalan Hülya, karısı ölmüş ve aksi bir adamın 6 çocuğuna öğretmenlik yapacaktır. Hülya, kendini çocuklara sevdirmeyi kısa sürede başaracak fakat Orhan Bey'le sorun yaşayacaktır. Yeni yayınlanmaya başlayan 'Yağmur Zamanı'nda; Tamer Karadağlı yani Fırat karısı öldükten sonra dört çocuğuna hem annelik hem de babalık yapmaya çalışır. Öfkeli ama bir o kadar da yakışıklıdır. Bakıcılara yapmadıklarını bırakmayan çocuklarla yetiştirme yurdundan ayrılan 'Eylül' (Azra Akın) ilgilenmeye başlar.
Dizilerin dizileri
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/05/03/images/9.jpg
Aşk sınıf tanımaz
Zengin bir işadamı ile yetimhanede büyüyen kimsesiz Eylül'ün yolları bir gün kesişti. İşte böyle başlayan hikaye kısa sürede izleyinin kalbinde taht kurdu. Çarşamba akşamlarının galibi Yağmur Zamanı fanatiklerinin arasına her hafta yenileri katılıyor
Çocuklar Duymasın' dizisiyle yollarını ayıran Tamer Karadağlı'nın ekrana nasıl bir projeyle döneceği merak konusu olurken, o bambaşka bir rolle ekranlara dönüverdi. Gerçi yeni dizisinde de babaydı, üstelik yine asabi bir tipti. Ama bu kez dizinin konsepti komedi değil, daha ciddiydi. Üstelik iki aşk arasında kalan bir adamı canlandırıyordu Karadağlı.
Bayan Karadağlı ne diyor
Tamer Karadağlı'nın 'Yağmur Zamanı'ndaki rol arkadaşı bir dünya güzeliydi. Dolayısıyla da hemen akıllara ünlü oyuncunun eşi Arzu Karadağlı'nın bu durum karşısında sergileyeceği tutumdu. Ancak Arzu Karadağlı, 'İkisi birbirine o kadar yakışıyor ki, dizinin kısa sürede beğenileceğini umuyorum' diyordu. Gerçekten de dediği çıktı ve Türk halkı Tamer-Arzu ikilisini birbirine çok yakıştırdı.
Azra'yı zorlayan an
İlk oyunculuk denemesini bir sinema filmi olan 'Anlat İstanbul'da Pamuk Prenses olarak gerçekleştiren Azra Akın, ikinci kez kamera karşısına 'Yağmur Zamanı' için geçiyordu. Ancak genç oyuncu o kadar kısa sürede diziye adapte oldu ki... Saflığın ve masumiyetin temsilcisi durumundaki Azra kısa sürede hayran kitlesini ikiye, hatta üçe katladı. Bu arada kendisine yöneltilen 'En çok nerede zorlanıyorsunuz' sorusuna ise, 'Ben hep güler yüzlü olduğum için en çok ağlama sahnelerinde zorlanıyorum' diye cevap veriyordu.
http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/05/03/yazidizi/yazidizi1.html
http://www.elele.com.tr/roportaj/00297/imperiaflex_0_0_0.jpg
''Türk romanı yazmaya çalışıyorum''
Tuna Kiremitçi, şu sıralar yeni kitabını bitirme aşamasında. Eserlerinde ''yerli'' olmaya çalıştığını söyleyen Kiremitçi'nin senaryosunu yazdığı dizi ''Yağmur Zamanı"nı ise çok yakında izleyebileceğiz.
Yazı yazma amacının kendini keşfetmek olduğunu söylüyor Tuna Kiremitçi. Kitaplarının başarısını da satış rakamlarıyla değil, yaşadığı doğum sancıları nedeniyle kendini ne denli terbiye edebildiğiyle ölçüyor. Geçtiğimiz ay Tüyap'ta düzenlenen kitap fuarına, güzel havanın çekiciliğine rağmen rekor bir katılım olduğunu düşünüyor ve Türkiye'de kitap okunmuyor diyenlere inanmıyor. Şu sıralar, 2005 yılında raflarda göreceğimiz ''Yolda Üç Kişi'' adlı romanı üzerinde çalışıyor. Ayrıca önümüzdeki günlerde yayınlanacak ''Yağmur Zamanı'' adlı dizinin senaryosunu da o kaleme almış. Edebiyatla 13 yıldır iç içe olduğunu belirten yazar, ilk tutkusu olan şiiri de ihmal etmiyor. Romanlarında yalın olmaya özen gösteren Tuna Kiremitçi şimdilerde ise bambaşka bir heyecan yaşıyor... Yasemin Kiremitçi'yle 2.5 yıldır mutlu bir evlilik sürdüren yazar, şimdiden ''Can'' adını verdikleri oğullarını kucaklamaya hazırlanıyor...
Yazın hayatınıza ilk olarak şiirle başladınız. Romana geçişiniz nasıl oldu?
Benim romancı olmak gibi bir ihtirasım şiir yazdığım yıllarda da vardı zaten, fakat kendimi hazır hissetmiyordum. Hatta 1994?te ilk şiir ödülünü aldığım zaman Cumhuriyet gazetesi benimle bir röportaj yapmıştı. "30 yaşıma geldiğimde roman yazmaya başlamak istiyorum" demişim. Genelde bu kadar uzun vadeli planları gerçekleştirebilen birisi değilimdir ama biraz da hayatın zorlamasıyla romana yöneldim, çünkü 1998-99 yılları hayatımda pek çok şeyin ters gittiği yıllardı. Ve ben de o güne kadar yapmadığım yeni bir şey yapmak istedim. Belki biraz da nefes alma ihtiyacıyla, roman yazma ihtirasım tekrar aklıma geldi ve oturup, sonradan "Git Kendini Çok Sevdirmeden"e dönüşecek olan romanın ilk sayfalarını yazmaya başladım. Şiirle uzun yıllar uğraşmış olmaktan gelen bir dil disiplinimin olduğunu düşünüyordum. Bir de sinema okumuştum üniversitede. Dolayısıyla dramatik yapı nasıl kurulur, karakter nasıl yaratılır gibi konularda da bir düşüncem vardı. Bu ikisini birleştirip romana soyundum diyebilirim. Yani sinemacılar ve şairler beni iki elimden tutup romanın eşiğine getirdiler aslında. Ama benim yazdığım son şiirlerde de zaten düz yazıya doğru bir gidişin izleri görülür. Yani şiirlerin biçimi ve üslubu, imge ağırlıklı bir şiirden, öykü ağırlıklı bir şiire doğru evriliyordu son zamanlarda. Şimdi dönüp baktığım zaman hakikatten düz yazıya doğru bir gidiş olduğunu görebiliyorum.
Bir röportajınızda, ''Şiir yazmak ve sonucunu beklemek, uçurumdan aşağı bir çiçek atmak ve yankısını beklemek gibi'' demişsiniz. Peki, roman yazmak nasıl bir şey, yazdığınız romanlardan sonra hayatınızda neler değişti?
Romandan sonra hayat tarzımda pek bir şey değişmedi. Yine aynı evde oturuyorum, yine aynı insanlarla görüşmeye devam ediyorum ve üç aşağı beş yukarı yine aynı hayatı sürüyorum. Sadece edebiyata ayırabildiğim zaman arttı. Daha çok serbest zamanım oldu, çünkü düzenli olarak bir yerde çalışma zorunluluğum ortadan kalktı. Kitaplar bana bunu kazandırdı ve serbest yazar olarak çalışabilme fırsatı verdi. Şiirin, gönderildiği adresle ne zaman buluşacağını kestiremezsiniz. Şiirin içe kapanıklığına karşın, roman daha dışa dönüktür. Sonuçta roman okuyucuyla daha çabuk buluşuyor.
Yazma sürecinizden bahsedebilir misiniz? Her an yazabiliyor musunuz?
Ya gece çok geç saatlerde ya da sabah çok erken saatlerde yazabiliyorum. Bu iki zaman diliminde daha verimli oluyorum. Aradaki zamanları daha çok okumakla, bir yerlere görüşmeye gitmekle ya da fatura ödemekle geçiriyorum.
http://www.elele.com.tr/roportaj/00297/
Güner Özkul; oyunculuğu, sunuculuğu, dublajı ve hayatını anlatıyor
http://www.istanbul.edu.tr/iuha/images/news/2005/03/25/guner-ozkul2.jpg
Beyoğlu’ndaki evinde söyleşi yaptığımız Güner Özkul, Hafta içi her gün hazırladığı kültür ve sanat programı olan Afiş’i sunuyor ve sanatı merkezinde yaşıyor… Güner Özkul; "Bir takım insanlar basamakları teker teker çıkarken bazıları asansörle çıkmaya kalkışıyor. Bence sanatın her dalında emek harcanması gerekiyor. Emek harcanmadan hiçbir şey olmaz " diyor.
Türk sinema ve tiyatrosunun unutulmaz iki ismi Münir Özkul ve Suna Selen’in tek çocuğu olan Güner Özkul... ‘Afiş’ programında sanatı mercek altına alan Özkul, Türkiye ve dünya gündemindeki sergilerin, vizyona giren filmlerin ve sanat tartışmalarının ekrana getirildiği ‘Afiş’ programının sunuculuğunu yapıyor. Babasının istememesine rağmen oyunculuğu tercih eden Özkul, “Babam her zaman kendisiyle kıyaslanacağımdan korkuyordu. Çünkü ünlü oyuncuların çocukları, bu işlere kalkıştığı zaman anneleri ve babalarıyla kıyaslanır...” diyor. Mankenlikten oyunculuğa, dublajdan sunuculuğa kadar sanatın birçok dalıyla ilgilenen Özkul, sanatta emek harcanmadan hiçbir şey yapılamayacağını düşünüyor. Sinemada da oyunculuğunu sergileyen Güner Özkul ile Türkiye’deki sanatın durumunu ve mesleğiyle ilgili planlarını konuştuk. *Güner Özkul kimdir ve hikayesi nedir? Şu anda CNN Türk’te ‘Afiş’ adlı kültür sanat programını sunuyorum. En son Vajina Monologları’nda rol almıştım. Şimdi ‘Yağmur Zamanı’ adlı bir dizide oynuyorum. Aslında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Grafik Bölümü’nden mezunum. Grafikerlik çok fazla yaptığım söylenemez. Bilgisayar grafiğinden hiç anlamıyorum. Hem de bilgisayar çağına ayak uyduramadım. Daha sonra ek iş olarak mankenlik yaptım. Şu anda tamamen oyunculuk ve sunuculuk yaparak hayatımı kazanıyorum. *Oyunculuğu seçmenizde hangi nedenler etkili oldu? Her koşulda görsel yanı olan bir alanda yer almak istiyordum. Bu kamera arkası ya da önü benim için fark etmiyor. Annem ve babam zaten sanatçı olduğu için show dünyasının içinde işler yapabileceğime inanıyorum. Babam ‘sürekli seni benimle kıyaslayacaklar, eğer istediğin yere gelemezsen mutsuz olursun’ diye düşündüğü için oyuncu olmamı istemiyordu. Babam her zaman oyunculukta manevi olarak yıpranacağımı düşünüyordu. İnsan nasıl bir ortamda yetişiyorsa ister istemez öyle işlere yöneliyor. Aslında babam her zaman haklıydı. Ünlü oyuncuların çocukları, bu işlere kalkıştığı zaman anneleri ve babalarıyla kıyaslanırlar. Ama zamanda değişiyor. Sektör, onların zamanındaki gibi değil. Bence oyunculuğa yönelmemim yanlış bir karar olduğunu düşünmüyorum. *Afiş programını hazırlarken programın içeriğinde özellikle nelere yer vermeye çalışıyorsunuz? ‘Afiş’ programında kalitesi iyi seçkin işleri tanıtmaya çalışıyoruz. ‘Afiş’ dolayısıyla sanat etkinliklerini daha çok görüyorum. Eskiden programın içeriğini hazırlarken daha çok seçici davranırdım. Ama şimdi daha yüzeysel ve her şeyi hızlı hızlı geçiyoruz. Küçümsemek adına değil ama İstanbul’da özellikle Beyoğlu, Boğaz ve Nişantaşı taraflarında parası olan ve yapacak iş bulamayan sosyetik insanların kurslarda ‘işte ben oldum’ diyerek sergiler açıyorlar. Bir takım insanlar basamakları teker teker çıkarken bazıları asansörle çıkmaya kalkışıyor. Bence sanatın her dalında emek harcanması gerektiğini düşünüyorum. Emek harcanmadan hiçbir şey olmaz.
*Sanatçı bir aileden geliyorsunuz. Özellikle babanızla iletişiminiz nasıl? Çocukken kendimi babama daha yakın hissediyordum. Annem babamdan daha çok disiplinliydi bunun için annemden hep kaçtım. Babam beni hiç sıkmazdı. Ama ben de büyüyünce annemin neden bana öyle davrandığını anladım. Babamla ilişkim her zaman iyiydi ve babama hayranlık duymamam elimde değil. Babamın 1975’ten önceki oyunlarını görenler onun oyunculuğunun bir mucize olduğunu söylüyorlar. Babam, tiyatroda gelmiş geçmiş en iyi oyunculardan biri. Babam hayatımda hiçbir şeyime karışmadı sadece oyuncu olmamam konusunda düşüncelerini bana açıkça söyledi.
‘Duvara Karşı’da oynamayı çok isterdim’
*Sinemayla ilgili planlarınız nelerdir? Son çekilen filmler içerisinde ‘keşke bu filmde rol alsaydım’ dediğiniz filmler var mı?
‘Afiş’ dolayısıyla herhangi bir sinema filmine ayıracak zamanım yok. Şu an dizi devam ediyor. Ama sinema, dizi gibi değil; başlayınca bitmek zorunda. Kimse sizin keyfinize göre program yapmıyor bunun için sinema ‘Afiş’te olduğum sürece bana biraz uzak kalıyor. ‘Sarı Tebessüm’, ‘Şellale’, ‘Neredesin Firuze’ ve kısa filmlerde rol aldım. Ancak Duvara Karşı’da oynamayı çok isterdim. Filmde barda oturan bir kadın rolünde bile oynayabilirdim.
*Bir dublaj sanatçısı olarak Türkiye’nin dublaj konusundaki durumunu değerlendirir misiniz?
Artık Türkiye’de iyi dublaj yapıldığına inanmıyorum. Filmlerin çevirilerinde çok büyük sorunlar yaşanıyor. Hadi diyelim çevirmenler çok genç, işin tekniğini bilmiyor ama çevirmenin yaptığı hatayı dublaj sanatçısının, o olmazsa yönetmenin düzeltmesi gerekiyor. Bir dili doğru kullanmakla ilgili çok büyük sorunlar var. Herkes Sungur Babacan olamaz. Başarılı bir dublaj sanatçısı olabilmek için çok fırın ekmek değil, fırın yemek lazım.
‘Tiyatrocular, antika yerine oyunculuklarını pazarlasın’
*Tiyatro oyuncularının televizyon dizilerinde oynamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Antikalarını pazarlamalarından, oyunculuklarını pazarlamalarını çok daha doğru bir iş olduğunu düşünüyorum. Ticaretin ve para hesapları bence sanatın doğasına aykırı. Tiyatro sanatçılarının para kazanmak için en iyi bildikleri işi yapmaları bana doğal geliyor. Ayrıca bütün diziler kötü değil arada iyilerde çıkıyor. Devlet tiyatroları sürekli kapalı gişe oynuyor. Özel tiyatroların bilet fiyatları bir çok insana pahalı geldiği için buralardaki tiyatro sanatçıları geçinmekte zorlanıyor. Ama gerçekten tiyatroda çok güzel işler yapıldığı zaman insanların gideceğine inanıyorum.
*Gençlerin sanata bakış açısını nasıl buluyorsunuz?
Konservatuar ya da akademiye giden arkadaşlara baktığımız zaman onları çok tek taraflı buluyorum. Sanatçılık komple bir insan olmayı gerektiriyor. Yani resimle ilgileniyorsan sadece resimle ilgili alanlarda bilgi sahibi olmalıyım diye bir şey yok. Oyuncuların kulağı da kalemi de kuvveli olmalıdır. Çok fazla içine kapanık ve sübjektif sanat anlayışına inanmıyorum. ‘Beğenmezlerse beğenmesinler, ben kendim için yaşıyorum’ diyenleri de küstahlıkla suçluyorum. Sanatçının mutlaka ulaşmak istediğin birileri olması gerekiyor.
*Güner Özkul’un gelecek planlarında neler var?
İyi bir tiyatroda oynamak isterdim. Beni geliştirecek bir oyun ve oyuncularla birlikte rol almak isterdim. Büyük bir ihtimalle ‘Afiş’te çalıştığım sürece içinde tiyatroda da oynayamayacağım.
Söyleşi:Mine Özdemir
25/03/2005
http://www.istanbul.edu.tr/iuha/index.php?tm=5&sahypa=habaroka&habarno=166
Taş fırın katil olacak!
Rol aldığı dizilerde aile babalarını canlandırmaktan sıkılan Tamer Karadağlı, yönetmen Mustafa Altıoklar'ın yazdığı 'Beyza'nın Kadınları' isimli sinema filminde bir seri katili canlandıracak.
Çocuklar Duymasın'dan sonra 'Yağmur Zamanı' isimli dizi için kamera karşısına geçen Karadağlı, aile babası rolüyle ekranlarda yer almaya devam ediyor. Yaptığı röportajlarda ilginç karakterleri canlandırmak istediğini belirten Karadağlı'ya şans sonunda güldü. Mustafa Altıoklar'ın yönetmenliğini yapacağı "Beyza'nın Kadınları" isimli sinema filminde rol almaya hazırlanan Karadağlı, bu filmde bir katili canlandıracak. Psikolojik, polisiye aynı zamanda bir gerilim filmi olan 'Beyza'nın Kadınları'nda Karadağlı'ya Mine Çayıroğlu, Levent Üzümcü, Demet Evgar, Salih Güney, Arda Kural, Engin Hepileri gibi ünlü oyuncular eşlik edecek. "Beyza'nın Kadınları" için çalışmalara başlayan Altıoklar, oyuncu kadrosuna yeni bir isim daha ekledi. Ünlü yönetmenin yeni gözdesi, birçok yapımcının peşinden koştuğu güzel manken Berrak Tüzünataç.
Gülşen YÜKSEL / MAGAZİN
www.bizbizeyiz.ch.vu dan alıntıdır.
Karadağlı'ya Abd'den Ödül...
DARTH VADER'I SESLENDİREN TAMER KARADAĞLI, GÖSTERDİĞİ PERFORMANSTAN DOLAYI LUCAS FİLM ŞİRKETİ TARAFINDAN ABD'DE ÖZEL OLARAK AĞIRLANDI...
San Francisco'daki Lucas Film Skywalker Ranch Stüdyoları'na konuk olarak özel davet edilen Karadağlı'ya Türkiye'deki başarılı katkılarından dolayı bronz Darth Vader büstü hediye edildi. Ünlü oyuncu bu ziyaret sırasında bütün kampusü gezdi. Bu daveti almaktan dolayı Türkiye adına büyük onur duyduğunu belirten Karadağlı, şirket yetkililerini de Türkiye'ye davet etti.
www.bizbizeyiz.ch.vu'dan alıntıdır.
Taşfırın babası
Tamer Karadağlı'nın bir dönem kaçamakları yüzünden ayrılığın eşiğine kadar geldiği eşi Arzu Balkan Karadağlı, 1.5 aylık hamile.
ZOR GÜNLER GEÇİRMİŞTİ
Televizyonun "Taşfırın erkeği" lakaplı oyuncusu Tamer Karadağlı sonunda baba oluyor. Kendisi gibi oyuncu olan eşi Arzu Balkan Karadağlı'nın bir buçuk aylık hamile olduğu açıklandı. Sekiz yıllık birlikteliğin ardından üç yıl önce evlenen Tamer Karadağlı ve Arzu Balkan çifti, ünlü oyuncunun tele kızlarla ve mankenlerle yaptığı kaçamağın ortaya çıkmasıyla zor günler geçirmişti.
EŞİNİN ÜZERİNE TİTRİYOR
Yakında baba olmaya hazırlanan Tamer Karadağlı'nın aldığı bu habere müthiş sevindiği ve eşinin üzerine titrediği yakın çevresi tarafından ifade ediliyor. Ünlü oyuncu şu sıralar "Yağmur Zamanı" adlı dizide oynamaya devam ediyor. Eşi ise doğum gerçekleşene kadar oyunculuğu bırakacak ve doktor kontrolünde olacak. Arzu Balkan son olarak "En Son Babalar Duyar" dizisinde rol almıştı.
Takvim Gazetesi Magazin Eki
http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=haberdetay&tarih=05.01.2006&Newsid=68039&Categoryid=8
Dünya Güzeli kurallarını yıktı
Azra Akın, Tamer Karadağlı ile birlikte Yağmur Zamanı dizisinde oynuyor. Sevgilisi Kıvanç Tatlıtuğ ise Songül Özdenle, Gümüş'ün başrollerini paylaşıyor. Tatlıtuğ'un Özdenle samimi sahneleri sık sık iki sevgilinin tartışmasına yol açıyordu...
05.01.2006
Azra Akın, Tamer Karadağlı ile birlikte Yağmur Zamanı dizisinde oynuyor. Sevgilisi Kıvanç Tatlıtuğ ise Songül Özdenle, Gümüş'ün başrollerini paylaşıyor. Tatlıtuğ'un Özdenle samimi sahneleri sık sık iki sevgilinin tartışmasına yol açıyordu. Ancak bu kez Dünya Güzeli, sevgilisine fark attı ve kurallarını çiğneyip rol gereği Karadağlı'yla öpüştü. Bakalım Tatlıtuğ bu işe ne diyecek?
Haber: Özer AHISKA
http://www.vatanim.com.tr/pics/news/68039000.jpg
Kayınvalidem yeniden evlen diye ısrar ediyor
Bir cinayete kurban giden İsmail Hakkı Sunat'ın eşi oyuncu Deniz Uğur ile uçurumun kenarından nasıl uzaklaştığını konuştuk...
Oğlu, yazı uğraşı, kayınvalidesiyle dertleşmeleri ve rol arkadaşı
Tamer Karadağlı'nın verdiği destek...
Show TV'de yayınlanan Yağmur Zamanı adlı dizide, Azra Akın'la Tamer Karadağlı'nın aşkı için savaşan Aslı karakterini tanımayan yok. Aslı'yı canlandıran oyuncu Deniz Uğur geçen ay hakkında açılan bir tazminat davasıyla tekrar gündeme geldi. Temmuz 2004'te yazlıklarında tartıştığı bir komşusu tarafından vurularak öldürülen oyuncu eşi İsmail Hakkı Sunat'ın katilinin sekiz ay yatıp çıkmasını 'Orman kanunlarına göre davranan kişiye kurşun başına bir ay ceza verildi' sözleriyle yorumlaması başını derde sokmuştu. Tabii burası Türkiye, zaten hayat da bir Aziz Nesin hikayesiydi. Hal böyle olunca Deniz Uğur'la konuşmak şart oldu.
Yağmur Zamanı'nda Tamer Karadağlı için dünya güzeliyle kapışmak nasıldı?
(gülüyor) Bana uzak bir duygu ama oynaması keyifli. Kendime ne kadar zıt bir karakter canlandırırsam o kadar keyifli oluyor, çünkü kendi hayatının içinde vermeyeceğin tepkiler veriyorsun. Zaten bunun için oyuncu olmadık mı?
GİDEN GELMEYECEK MUTLULUK GEÇMİŞTİ
Dizinin sanırım sizin için özel bir yeri var...
Geçenlerde sette genel koordinatörle birlikteydik. İki tane fotoğrafım çıktı cüzdanımdan. Biri dizi çekimleri başlamadan hemen önce çektirdiğim bir vesikalık, diğeri birinci sezonun sonunda çekilmiş. Aradaki fark gerçekten inanılmaz. O kadar çökmüş olduğumu o sıra fark edemiyordum, o fotoğrafa bakınca anladım. Bu dizi terapi gibi oldu. İyi ki insanları dinlemişim, zor bir karardı. İlk gün beni sırtımdan iterek sete gönderdiler. Yapamayacağım demiştim, hiçbir şey olmamış gibi nasıl oyunculuk yaparım! Toplum içinde güçlü görünmek gibi bir takıntım var. Terapistim bunu yüzüme vurdu. 'Ben ağlamam, dik dururum, kimse beni yıkamaz. Böyle bir saplantınız var, bunu aşın. Hepimiz insanız ve herkes zaman zaman dağılabilir.' Ama güçlü görünmeye çalışırken gerçekten güçlü oluyorsun bir süre sonra.
Hayata devam etmenizde size en çok ne yardımcı oldu?
En çok etkileyen şu düşünceyi kazanabilmek: Giden geri gelmeyecek. İlk birkaç ay her gece eşime mektup yazıyordum. Yazmadan kesinlikle uyuyamıyordum. Yüzlerce sayfa mektup vardı bilgisayarımda. Önce bu dosyayı silmekle büyük bir adım attım. Terapistim dedi ki, 'Bu mektupları yazarak öldüğünü inkar ediyorsunuz,
bu sağlıklı bir düşünce değil. Hemen aşmazsanız bunu, fena yıkılırsınız.'
O mektupları silmek de kolay değil...
Çok zor. Antidepresanları bırakmak da zordu. O da önemli bir adımdı. Çalışmaya başlamak. Tek başına düşünmeye başlamak her şeyi; senelerdir unuttuğum bir şeydi.
Ufaklığın da pozitif etkisi olmuştur...
Çok. Çocuğun yanında asla aciz görünmemen gerektiğine inanıyorum. Tabii ki üzüntünü paylaşıyorsun, birlikte ağladığımız da oldu ama seni asla hiçbir şey yapamaz hale gelmiş biçimde görmemesi gerekiyor. Zaten babayı kaybetmiş, beni de o durumda görürse neye tutunacak! O yüzden onun yanında hep iyi durmaya çalıştım. Bir de, dışarıda dünya yıkılsa, onun bir gülüşü her şeyi silip atıyor.
Tek ebeveyn olmak nasıl bir şey?
Çok zor. Benim başıma gelen benim kontrolümde olan bir şey değildi ama genel olarak kimseye tavsiye etmem bekar anne olmayı.
En çok nesi zor?
Çocuk uyuduktan sonrası. Bir aileyseniz bir evin içinde sürekli bir ses, bir hareket vardır. İki kişi olunca öyle olmuyor. Seyretmesem bile televizyonu açardım ki ses olsun evin içinde. Onlar bizim konuştuğumuz, plan yaptığımız gelecek için, baş başa olduğumuz, çok değerli saatlerdi. Şimdi o saatler çok kötü.
Çekül'le birlikte eşinizin adını yaşatacak bir korunun temellerini atmıştınız...
O koru orman vasfı kazandı. Oraya İsmail Hakkı Sunat ismini de asacağız. Şimdi bir şeye benzemese de 15 yıl sonra falan yemyeşil ve güzel bir yer olacak. O orman benim için çok özel. Gittiği zaman görmesini istiyorum oğlumun, babamın ormanı var desin. Erkek çocuğu için önemli bir şey.
Benimle Evlenir Misin'in senaryosunu yazmıştınız eşinizle. Eliniz hala kalem tutuyordur herhalde.
Fena halde.
Neler yazıyorsunuz peki?
Birçok şey var yazdığım ama herhalde hazır değilim ki profesyonel boyuta taşımadım hiçbirini. Senaryolar var, öyküler, kitap olmasını istediğim geniş bir dosyam var. Onu nasıl adlandıracağımı bilmiyorum. Deli saçması da diyebilirsin ona; çünkü bir tür günlük gibi. Öyle bir kaybın ardından her şeyi sorgulama, biz neyiz kimiz, neden yaşıyoruz, ölüm nedir... Roman da diyebilirsin. Onu bastırmaya niyetlendim bir ara, ama hala yazıyorum bitmedi.
Peki mutlu musunuz?
Sahip olduğum şeyler için şükretmem gerektiğine inanıyorum ama eskisi gibi değil, çünkü... Dedim ya bir şey yazıyorum, orada söylediğim bir şey var: 'Mutluluk benim geçmişimdi. Geçmişim benim mutluluk tarifimdi. Şimdi belki de yeni tarifler bulmam lazım. Çünkü tavan arasında saklı tarifler şimdiki hayatıma uymuyor.'
Yeni tarifler bulmaya niyetiz var mı?
İki yıldır şöyle düşünüyorum, teslimiyetçi bir ruhum olduğundan değil ama, her şey kader. Hayatımın bundan sonraki döneminde biriyle mutlu olacaksam, gelip beni bulur. İnşallah olur. Beni seven herkes bunu istiyor. Rahmetli eşimin annesi beni kızı gibi sever. Zaten onlar çok ayrıcalıklı insanlar. Başka türlü bir aile. 'Yeniden evleneceksin' dedi. Düşünebiliyor musun, konuşuyoruz, eskiyi hatırlıyoruz, fotoğraflara bakıyoruz, birlikte ağlıyoruz ve bana 'Kızım yeniden evleneceksin. Çünkü seni eskisi gibi görmüyorum. Gözünün ışığı söndü, böyle ne çocuğuna faydan olur ne kendine. Yeniden mutlu olacaksın' diyor. Bu düşünülerek ve karar verilerek yapılacak bir şey değil. Ben istemez miyim? Biz niye tedavi gördük? Hep aynı örneği veriyorum, o uçurumun kenarında bir nokta. Ya aşağı düşeceksin ya devam edeceksin. Devam ediyorsan, aşık da olacaksın mutlu da. Benim dünyaya küsmüş bir durumum yok, bunu reddederim ama kader.
TAMER'İN OMZUNDA ÇOK AĞLADIM
Kabullenişinizden belli ki Yağmur Zamanı size iyi gelmiş...
Dedim ya, Yağmur Zamanı şanslı bir iş oldu. Tamer Karadağlı'nın aktörlüğünden bahsedilir, karizmasından bahsedilir, ne kadar altın kalpli olduğundan bahsedilmez. Bundan bahsedilmesi gerekir. Aksi takdirde ben bunu haksızlık olarak görürüm. Kimsenin yanında ağlamam, nefret ederim öyle kadınlardan da. Ama çekimlerde dolup taşıp Tamer'in omzunda ağladığım oldu. Ne zaman moralim düşse elimden tutup kaldırdı. Onun o çabasını hayatım boyunca unutmayacağım. İnşallah yolu açık olur.
Kıyamet kopsa umurumda değil!
<LI>Benim önem verdiğim, oğlumun inançlarının ne olacağı büyüdüğü zaman. Sonuçta ben bir yetişkinim, çok şeyin bilincindeyim. Her şeye rağmen seviyorum ülkemi. Dünyanın başka hiçbir yerinde yaşamam. Yüksek yargıya inanıyorum. Bir basın toplantısı yapmıştık, gerçi o yüzden de dava edilmiştik ama... Orada adalet bakanımıza bu tahliye kararını bana izah edin demiştim. Çok hoşuma gitti cevap vermesi yazılı basında. 'Yargının yaptığı hatayı yargı düzeltir.' Bu kafamda bir ışıktır. Yüksek yargının beni biraz daha rahatlatacak bir karar vermesini umuyorum.
<LI>İlk zamanlar öfke duyuyordum evet ama sonra öfke duymuyorsun, başka bir şey oluyor. Hele aradan iki yıl geçtikten sonra, acıyorsun. Şu hissi bilir misin, küçük bir çocuğun babasını öldürdüm ben diye uyanmak her sabah, nasıl bir histir. Bu herhalde en büyük cezadır. Yüksek yargıya inanıyorum, bunu böyle bırakmazlar. Tanrı'ya inanırım. Kimse ona vereceği hesaptan kaçamaz. Bilmiyorum. Gece başımı yastığa koyduğumda ağlayabilirim, kendimi iki yıldır eksik hissediyor olabilirim, eskisi gibi mutlulukla dolup taşamayabilirim, ama onların yerinde olmak istemezdim.
<LI>İsmail Hakkı'yla çocuk yapmadan önce bunu uzun uzun konuşmuştuk. Birçok arkadaşım bu yüzden çocuk yapmıyor. 'Zaman çok kötü, böyle bir dünyaya çocuk getirilir mi' diye. Ben o kadar karamsar değilim, belki daha gerçekçiyim. Her nesil kendi gerçeğini yaşar. Bizden sonrakilerin nasıl bir dünyada yaşayacağını bilmiyoruz. Şiddet artmış olabilir. Belki yeni nesil bunları kanıksayacak. Bu iyi bir şey olduğundan değil ama bunların üstesinden de geleceklerdir. Böyle negatif bir gidiş varsa buna pozitif bir direniş de olacaktır.
<LI>Hayat devam edecek. Nasıl edecek bilmiyorum ama dünya üzerinde insan varolduğundan beri bence hiçbir şey toz pembe olmadı. Ama dünya cehenneme de dönmedi. Bunun dengesi bir şekilde bulunacaktır. Bulunamazsa da hayat sona erecektir, kıyamet kopacaktır. Ama biliyor musun, hiç umrumda değil (gülüyor).
Aslı TohumcuKaynak : AKSAM gazetesi
http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=34753,104
Tamer Karadağlı ile Azra Akın’ın başrolünü paylaştıkları “Yağmur Zamanı'' için de veda zamanı geldi. Dizi birkaç bölüm sonra ekrana veda edecek.
(haberin tamami medyakafe'de)
Eylül kaçırıldı, Fırat şokta !!!
Halit'in Eylül'ü kaçırması Fırat'ı harekete geçirir Öte yandan Fırat'ın araştırmaları sayesinde Eylül annesine her gün biraz daha yaklaşır
--------------------------------------------------------------------------------
Ayrılıkları, sevinçleri ve aşklarıyla seyircileri ekrana bağlayan dizi Yağmur Zamanı, sürprizlerle dolu yeni bölümüyle bu akşam ekranlara geliyor.
Halit'in Eylül'ü alıkoyması herkesi tedirgin etmiştir. Çünkü kimse Eylül'ün nerede olduğunu bilmemektedir. Halit'in ise Eylül'ü bırakmasının tek şartı vardır. Fırat'tan ayrılmayı kabul etmesi. Eylül bunu kabul etmezken Halit, Fırat'ı çağırarak farklı bir seçenek sunar. Fırat'tan ayrılması karşılığında kocasının hayatını bağışlayacaktır. Ama Fırat'ın gelişi her şeyi değiştirir.
Levent ve Şule tarafındaysa Asya'nın babasına gitmesi iki sevgili için aşılması gereken yeni bir sorundur. Mithat kızını kolay kolay bırakacak gibi değildir.
Fırat'sa Eylül'ün annesini bulma çabasına kaldığı yerden devam eder. Tam her şey bitmiş derken Fırat'ın elindeki fotoğrafta, gözden kaçan bir ayrıntı umutların yeniden yeşermesine sebep olur. Acaba annesi Eylül'e hangi ismi vermiştir?
tercüman - 11.04.2006
TV’DE DÜN... 6 MAYIS CUMARTESİ'NİN NET SONUÇLARI BELLİ OLDU...
“TOTAL”
1- Cennet Mahallesi Show Tv... 6.90 rating, 20.70 Share...
2- Dans Eder Misin (Finame Doğru) Kanal D... 6.60 Rating, 19.10 Share
3- Yağmur Zamanı Show TV... 6.50 Rating, 20.00 Share
“AB”
1 – Dans Eder Misin (Finale Doğru) Kanal D... 8.80 Rating, 27.50 Share
2 – Dans Eder Misin (Performans)–2 Kanal D... 8.00 Rating, 26.10 Share
3 - Dans Eder Misin (Final) Kanal D... 7.90 Rating, 23.80 Share
4- Dans Eder Misin (Veda) Kanal D... 7.50 Rating, 24.50 Share
5- İddiaya Var Mısın –3 Atv... 7.50 Rating, 23.90 Share
6- Dans Eder Misin (Performans) Kanal D... 6.30 Rating, 21.30 Share
7 - Yağmur Zamanı Show TV... 6.00 Rating, 19.10 Share
vBulletin® v3.8.0 Beta 2, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd.