Tüm Versiyonu Göster : Senaryolar
buda benim ilgi alanıma giriyor bu başlığı açmayı öyle çok istemiştim ki hayat türküsüne ...
evet şiimdilik sadece başlık açıyorum kısa bir süre sonra senaryom ile karşınızda olacağım ve sizlerden de bekliyorum senaryolarrr
Hayatın elinden telefon kayar …
Olduğu yerde çakılı kalır…
Cemal camdan hayata bakmaktadır… bir soru olduğunu anlamış ama iç tarafa geçemediğinden oda camın önünde kendini paralamaktadır…
E:Hayat… hayat.. ne oldu..
Hayat zorlukla ağzını açar ve dudaklarından
H:Yusuf
…
kelimeleri dökülü verir…. Bu sırada yanlarına hostes gelir…
H:Uçak kalkacak yerlerinizi alırsanız
Hayat birden kendine gelir yerden telf aldığı gibi dışarı koşmaya başlar cemal ise onun geleceği yöne …
Ebruda peşinden…
Diğerleri uçağa bindikleri için tekrar inemezler…
…
hastanede…
hemşire Yusuf un üzerindeki aletleri çıkartmakla meşguldür… bir asker bir şehit daha verilmiştir teröre … ne olacaktır bu askerlerin hali.. şimdi bu şehidin anne babasına ne denecektir… en zoru da bu değimlidir…
…
bizimkiler hastaneye gelmişlerdir… hayat etrafında dolanmaktadır.. delidanalar gibi….
İçeriden özlem çıkar ve beklenmedik bir hareket ile hayatın boynuna sarılarak
Ö:Gitti…. Öldü… Yusuf…
Haykırmaya ve ağlamaya başlar… hayatta karşılıksız kalmaz ve ikisi birbirlerine sarılarak ağlarlar…
Ebru ve cemal hayret içindelerdir… ebrunun da gözünden yaş süzülmektedir…
Hayat bir süre duraksar…
H:onu … son kez görmek istiyorum
Ö:Hıhı… birazdan morga indireceklerdi… gel benim ile…
…BEĞENİRMİSİNİZ BİLMEME AMA ŞİMDİLİK BU KADRA BEĞENİRSENİZ YANİ YORUMLARINIZI ESİRGEME İSENİZ SEVİNİRİM DEVAMI YORUMLARINIZA GÖRE GELECEK …
Özlem ile hayat yukarı çıkarlar .. odadan doktorun çıktığını görünce ikiside bir anda heyecanlanır ve
D:gözümüz aydın .. hasta hayata döndü…
( hemşire o düşünceler içinde iken birden kalp atışlarını kontrol eden cihaz çalışmıştı ve hemen doktora haber vermesi ile hasta tekrar hayta dönmüştü… beklide .. hayat .. hayatın geldiğini hissetmişti belli mi olur)
H:İçeri … yanına girmek istiyorum
D:çok az
Hayat içeri giriyor kuş gibi seke seke .. içi rahatlamış olarak sevdiğinin yanına koşuyor elini tutuyor…
H:seni .. beni tek etmediğin için teşekkür ederim .. sakın bir daha bunu yapma.. beni öyle çok korkuttun ki… ne olur… bir daha bana bunu yapma… bırakma beni… hani demiştin ya.. evet… binlerce evet.. ama sende bana söz ver beni terk etmeyeceğine dair.. bir daha beni bırakmayacağına dair…
Eli sıkmıştır… yada hayat öyle olmasını istediği için öle hissetmişti… evet sıkmıştı… işte .. evet demekti bu ..
Hayat yavaşça eğeliyor ve kulağına fısıldayarak
H:Seni seviyorum cnm çabuk iyileş emi bekliyorum … bak kapıda…
….
Hayat çıkmıştır dışarı özlem de sevinmiştir…
Aradan 15 gün geçmiştir… Yusuf toparlanmıştır… her gece ve gündüz yanın da hayat kalmaktadır .. artık yorgun düşmüştür…
Bu arada İstanbul da her şey yolundadır .. taki sevcanın babasının soruşturması bitip tahliye edilene kadar …
O gün haya yusufun yanındadır..
Y:İstersen bu gece evde kal sen
H:Seni bırakıp gidemem ki hem gitsem de ta köye gidip tekrardan gelmek çok uzun sürer..
Y:Yani köy demedim ben de… benim eve git biraz dinlen yoksa hasta olacaksın …. Bak bana bakarken sen …
H:hişşş bana bir şey olmaz hem seni kime bırakacağım
Y:Ben çocuk değilim ya canım
H:Olmaz ben seni bırakamam ..
…
H:hişşş bana bir şey olmaz hem seni kime bırakacağım
Y:Ben çocuk değilim ya canım
H:Olmaz ben seni bırakamam ..
Y:YA neden
Hayat utangaç bir bakış fırlatır yusufa …
…
İstanbul da
Sevcanın son bir sınavı vardır… ve bu sınavdan sonra lise bitmiş olacaktır… sınava Leyla hanım götürür…
Bu arada otobüsden inene ve sevcanın okumasını kesinlikle istemeyen hatta beline de karısı tarafından sıkıştırılmış bir demir parçası… git de namusunu temizle sözleri ile pohpohlanmış bir adam …
Devam
Sevcan bir sevin okulun kapısına n fırlar ve laylanın kollarına atar kendini…
L:Nasıldı cnm
S:Çok .. çok güzel… siz.. olmasaydınız
L:Hadi gevezelenmede hayatı ara …
S:Tamam …
Sevcan eline telf alır ve hayatın numarısını çevirmeye başlar parmakları ile parmakları adeta tuşların üzerinde dans ediyordur…
Babası kendine harabe bir motel bulmuştur.. parası ancak ona yetmiştir… odasında bir gardolabı vardır kapağını açıp içine eşya koymak ister kapak elinde kalır… milattan öncesinden kalma bir tv vardır.. onunda çektiği kanallar sınırlıdır… bizimki söylenmeye başlar bu arada oraya neden geldiği ve biran önce namusunu temişleyip eve dönmesi gerektiği gerçeği kafasına dank eder…
Bu arada köydede adamın kızını bulmaya gittiği haberi yayılır ve hayata haberin ulaşması gecikmez…
Cemal ile ebru ise hemen her gün köye köyden de hastaneye gidip gelmektedir.. bu arada da çok sıkı iki dost olurlar.. hem de kuzen …
Y:Kaçırdın değil mi
H:Şey…
Y:Bunun suç olduğunu biliyorsun değil mi
H:Evet ama baksana babası bilmiyor olsa gerek polise haber vermemiş…
Y:Onlar kendi işlerini kendileri görmekten hoşlanan iplerdir…
Bu arda hayta Yusuf un koluna girmiş onu yürütüyordur… artık Yusuf iyice ayaklanmıştır…
Birkaç günden de taburcu etmeyi düşünmektedirler… özlem ise hayat ile Yusuf u hep yan yana görmeye dayanamamaktadır…
H:Nasıl yani
Y:Buraya geleli bir sene oldu hala öğrenememişin
H:Neyi
Y:Babası gitti değil mi istanbula… sanıyorsun ki sen polise gidecek .. yada kızını bulunca .. ay canım kızım deyip bağrına basacak…
H:Eee
Y:O eli boş gitmemiştir… layla hanımlara haber ver… kendilerini korusunlar .. yani…
H:Yusuf sen ..
Y:Farkındayım canım .. o adam … bu karda basit değil .. birinin kızını kaçırmak
H:Ee o zamna ben hemen arayım… canım yaa nede seviçliydi sınavım iyi geçti diye..
Y:Hımmm… ne güzel..
H:Ya bir yolu yok mu bu işin …
Yusuf hayatın gözlerine bakar … heyecanlı ve bir şeylere çözüm bulmak isteyen çocuksu bakışlara… hayat ise yusufun kendisine derinden baktığını fark eder ve utanarak başını önüne eğer..
Y:Sana hayranım ya.. illa her şeye bir çare bulunmalı değil mi
H:evet( muzur bir çocuk gibi)
Y:Tamam şimdi haber ver tetbirli davransınlar… sonrada hemen istanbula gideriz…
H:Sen de mi
Y:Seni yalnız göndereceğimi sanmıyorsun ya…
Bu sırada cemal gelir… onarı öylece görmek içine öyle oturur ki bir müddet uzaktan seyreder…kendini toparlayarak yanlarına yaklaşır…
C:ooo ayağa kalkmışın komutan
Y:Hayat ve sizin sayenizde…
C:Hımm iyi iyi
Y:Cemal haberin var değil mi
C:sevcanın babasından mı
Y:Evet
C:hıhı onun içn geldim ben de hem annemler de istanbula gidelim deyip dururlardı… düşündüm de… biz hep beraber gidelim .. hem onlara bir şey çaktırmadsan… hallederiz gibime geliyor..
Y:Aslında güzel fikir de .. sen fikrinden caydıra bilirmisin ki…
C:denemekten ne çıkar..
Y:Olur..
HÇo halde bizde iyileşir iyileşmez geliriz..
Bu sırada ebru gelir…
E:Nereye
H:Ebru sen de git istersen
Cemal Yusuf ile hayatın baş başa kalmasını istemdiği için
C:Olmaz… o sizinle kalsın ..
Yusuf durumu fark eder ve onun içinde zor olduğunu kendisini cemalin yerine koyarak
Y:doğru sen burada kal
Der…
Devam
Cemal ninesi ile annesini alıp İstanbul a gider…
Bu arada Yusuf da taburcu olur…
Bu arada sevcanın babası hala aramakta ama hiçbir ize ulaşamamıştır…
Aradan bir ay geçer, Yusuf iyileşir… sonunda hayat Yusuf ve ebru İstanbul uçağına binerler…
Bu arada bunu haber alan ziynet hemen kocasına haber verir…
Z:alo
K:Alo ne var ne aradın
Z:Hayat örtmen geliyo hava alanına git… onu takip et yoksa senın gızı bulacağın da namusunu temizleyeceginde yog
K:Tamam giderim…
Uçak inmiştir… bizimkiler valizlerini de alıp dışarı doğru yürümektedir bu arada sevcan ın babasıda gelmiş kendi kendine
K:aman be bune böle koca hangar gibi yer ben bu koca yerde gaybolmadan nasıl bulacam bu örtmen illetini aman ben hele seni bir buluyum sevcan gız bir elime geç hele bisen
Bu düşünceler içinde yürürken bu sorada yusufu fak eder
K:aha da gomutan … amaannnnnnnnnn beee şimdi bu da garışır her bi halta neyse ben işime bagıyım …
…
bizimkiler taksiye biner o da peşlerinden…
işte işte adresi öğrenmiştir… aha da sevcan …
K:gızımmm
Sevcanı görünce içi erimiştir.. özlediğini hissetmiştir.. sanki sevcan büyümüş gibi gözükmüştür gözüne…
Gözleri bulanır…
Bu arada bizimkiler de sarılırlar hasret giderirler…
Adam şimdi değil diye içinden geçirir taksiciye dönere
K:bu adresi bana yazıp verebilirmisin
T:Tabi…
Adresi eline alır…
K:Şimdi elimdesiniz…
O akşam yemekten sonra hayat balkona çıkar yanına Yusuf gelir…
Y:Çok geç oldu
H:hı hem yol yorgunluğuda var
Y:Öyle… daha fazla gecikmeden ben gidiyim
H:Nereye
Y:Burada kalamam ya değil mi…
H:Neden olmasın
Y:olmaz zaten aya kalabalık hem sabah gelirim
H:Peki nereye gideceksin
Y:Bir otele buralarda yakın bir yer var mı
Hayat düşünür
H:Var .. bak şimdi
Balkondan parmağı ile işaret ederek tarif eder…
H:anladın mı
Y:Bulurum merak etme
H:Tamam o zaman
Y:görüşürüz
H:görüşürüz
…
Yusuf arkasını döner.. biraz duraksar tekrar döner
Ve eğilerek hayatın yanagına bir buse kondurur….
Göz göze bakışırlar gülümserler birbirlerine ve Yusuf ayrılır…
Bu sırada cemal de çapraz camdan onları seyretmekedir… o öpücük öyle zor gelmiştir ki ama başka şansı yoktur … unutacak unutmak zorundadır… o kuzenidir… hem başkasını seviyordur…
Hayat Yusuf u karanlıkta kaybolana kadar seyreder ve yatar …
…
o gün postacı gelmiştir… her zaman ki gibi erkenci olduğu için sonuç ilk hayatın eline geçer…
sınav snucu sevcan sınavı başarı ile vermiştir…
H:İşte bu ya… işte bu…
Kahvaltıda haberi verir… herkes çok mutlu olmuştur
L:Aa böyle kuru kuruya olmaz …. Akşama eğelence var bahçede…
E:Oley be harika yaa süpper…
Bu arada gülnaz ın karnı şişmiştir… kolay mı beş alık hamiledir..
…
Hayat hemen telefona sarılır bu arada cemalin göz hapsinde olduğundan habersiz… aslında göz hapsinde olan biri daha vardır oda cemal onuda göz hapsine alan ebrudur…
H:alo
Y:efendim canım
H:Uyandırmadım ya
Y:Yoo bende kalkmıştım
H:Tamam görüşelim mi
Y:Olur…
H:Ben yarım saate kadar gelirim ..
Y:Tamam
…
E:Nerelere daldın
C:hıh ben mi
E:Evet
C:Hiç öyle işte
E:derinlere dalma sonra bogulursun
C:Denerim
E:Bu gün ne yapacaksın
C:Hiç
E:Benim ile geleceksin o halde
C:Nereye
Bu arada kumruda onlaı seyrediyordur hemen cemalin annesini dürterek
K:Bak bak sonunda düzelme gösteriyor … bak
Kadında bakar ve gülüşürler…
E:eee hediye almak gerek değil mi..
C:Aslında haklısın
E:Hadi kalk
….
G:Ben de sofrayı toplasam iyi olur
K:gızımmm otu sen biz doplarık sen dinlen bagıyım …
…
hayat yusufun kaldığı otele gelmiştir…
Y:Hoş geldin
H:hoş bulduk canım
Hoş beş faslından sonra
H:Akşama eğlence var sende davetlisin ve bu eğlencede diyorum ki haberi versek mi
Y:Hangi haberi
Hayat yaramaz çocuklar gibi bakarak ve utangaç bir ses tonu ile
H:hani sen bana bir soru sormuştun ya
Y:ee
H:Ben de cevap vermiştim ya
Y:Hııı
H:Ya yususuf
Y:Tamam şaka
Der ve gülüşürler…
Alış verişe çıkarlar onlarda sevcan a da gülnaza da hediye almak için
Bu arada cemal ile ebruda hediyelerini almış dönmüşlerdir
Hayatın telefonu çalar
H:Alo
E:Neredesin canım
H:BİZ alış veriş yapıyorduk ne oldu
E:Akşam için hazırlanacağız değil mi
H:Olur
E:Geç kalma yarım saate
H:Tamam
….
Her şey hazırdır…
Ebru ile hayatve sevcan ortalıkta yoktur… bu sırada bahçe kapısı açılır …
İçeri yan yana üç peri kızı girer… Yusuf ve cemal aynı anda oturdukları yerden fırlarlar…
Biri hayatın biride ebrunun koluna girerek masaya oturturlar…
Bu sırada sevcan ın babası gelmiş bir köşeye oturmuş doğru zamanın gelmesini beklemektedir…
Yemekler yenir hayat ile Yusuf ayağa kalkarlar
H:Size bir haberimiz daha var
El ele turuşurlar..
Cemalin gözleri dolar içi hiddetlenir.. ama ses çıkartmaz…
H:biz evlenmeye karar verdik…
Cemal birden oradan kalkıp kapsını yusufa gömmek ister.. bu sırada beklenmedik bir şey olur ve ebru cemalin sıktığı elini tutar
E:Sakin ol( dili ile dişi arasında söyler)
Bir gitar gelmiş yusu eline verilmiştir… istek şarkıları falan derken gece ilerlemektedir…
Sevcan ayağa kalmıştır…
Verilen hediyeler içinteşekkür edip herkesi öpmektedir…
Bu sırada lambanın loşluğunda babasını fark eder…
Adam yaklaşır ve
S:Baba
K:Baba ya ben den gaçacağını mı sandın …
Belindeki demir parçasını eline alır ve namluyu sevcana doğrultur
….
Sevcan şehirliler gibi giyinmeye başlamıştır.. ve babası onu o halde görünce hayıflanmıştır
B:kaçtın evden gaçarken bunun için mi kaçtın haa cevap ver birde ohuyacam diye baga dikleniydin ne bu halın ha örtmen seni palyaço yapmış sen daha örtmedum dey duruyon …
H:Sen … ne demek istiyorsun ha … doğru konuş.. kızın okumak için geldi buralara .. sen ..
Ne için geldidn .. doğrulttuğun namlu ile onu temizlemeye … namus zannettiğin şeyi almaya değil mi…sizin anlayışınız bu işte
B:Ya .. ne ne olacak dı haaaaaa ne …aha da ortada işte … gızın aklını çeldin geldin burada o…. Yaptın gızımı gendin gibi…
Bu lafa sinirlenen Yusuf araya girer..
Y:Bekir bey abartıyor ve ileri gidiyorsun …
B:vayy gomutanım da buradaymışşş… şimdi baga kimse garışmasın düş sevcan önüme…
Sevcan öğretmene beni kurtar dercesine bakmaktadır
H:yok öyle .. otur konuşalım .. yoksa gideceksen de tek başına…
Namluyu bu kez öğretmene doğrultur
Cemal oturduğu yerden kalkar
C:Bekir abi yapma otur da konuşalım
B:yogg ben sevcanı alıp gidecem …
Bu sırada polis sireni duyulur…
Bekir şaşırır önünde duran hayatın boynundan çekerek rehin alır…
Bu aksiyona daha fazla dayanamayan gülnaz fenalaşır…
…..
P:Bırak silahını konuşalım
B:yogg olmaz.. beni bıragın siz… gızımıda verin baga
K:ahhh gızım aç gözünü gülnazımmm …
C:Kaldırın nine halamı çabuk çekilin hastaneye götürelim …
….
Ortalık bir anda karışır bu sırada arkada olan Yusuf ise Bekir in elinden bir anda silahı almak için uzanır ve hayat ardan sıyrılır .. aralarında biraz uğraşırlar bu sırada silah patlar.. ama sonunda polislerde araya girerek Bekir etkisiz hale gelir…
Bu arada hala merminin nereye gitti belli değildir…
Sevcan sağlamdır.. Yusuf , hayat , sevcan da polis arabasına binerek karakola giderler…
Gülnaz ile cemal ve annesi de hastaneye …
Bu arada Leyla hanım
L:ebru kızım
Masanın üzerine başını koymuş uyur gibi görünüyordur.. o gürültüde.. ne uykusu…
…….
L:Kızımmmmmmmmmmmmmm
……..
karakolda…
Komiser bizimkileri odasına alır
K:Anlatın
Yusuf hayatın gözlerine bakmaktadır bu sırda Bekir hemen lafa dalar
…
B:gızımı gaçırdı aha da bu örtmen ben de onu alıp köye götürmeye geldim
H:Yalancı elinde silahın ne işi vardı vuracaktın onu değil mi
K:Sakin ol …anlat Bekir bey
B:ne anlatıyım ki başga gomiserim
K:Sen anlat öğretmen kızım
H:Kızı sevcan.. okutmak istemedi çok başarılı … paraom yok dedi burs buldum van dan milli eğitimden … sonunda okutacak dedim .. bu kez de evelndireceğim dedi… kızı kaçırmadım.. benimle gelmek isteyen zaten sevcandı … onu orada kendi kaderine terk edemezdim ya.. sabaha nikahı kıyılacaktı .. oda bana geldi.. ben de aldım buraya getirdim…hem asıl suçlu o madem kızının yaşı küçük evlendirmeye ne diyor bu yaş…hem de kuma olarak
K:Eee Bekir bey buna diyeceğiniz ne dir
B:ŞEyy.. ıggg … yani gızın yaşı geldi hem gısmetide çıktı .. hem paralıda…
K:Ya demek öyle… ikinizde suçlusunuz…kızım sevcan dı değil mi adın
Sevcan utangaç başını evet anlamında sallar…
K:Okumak istiyormusun
S:Evet
K:Tamam peki öğretmeninin yanında kalmak istiyormusun …
S:Evet …
K:Baban ile ..
S:Hayır… beni öldürür… ne olur beni vermeyin babama ..
Bekir ateş püsküren gözler ile kızına bakar…
…
hastanede.. gülnaz a ilk müdahale yapılmıştır.. bebeğin düşük ihtimali olduğu saptanmıştır ve .. sürekli dinleneceği.. sadece yarım saat temiz havada yürüyüş yapacağı ve beslenmesine dikkat etmesi gerektiği söylenmiştir…
tam çıkacakları sırada acil kapısına bir ambulans yaklaşır…
içinden önde Leyla arkada kumru … ve sedyede…
ebru …..
dişi einstein
09-08-06, 15:44
NOT:Arkadaşlar Ruzgar88 senaryo yazınca ben de özendim ve bir şeyler yazmaya çalıştım. Benimki biraz hikaye tarzında ve biraz daha ayrıntılı. Önemli olan dizimizin bu boşluğunda sizleri eğlendirmek. Bu arada Van ağzını bilmediğim için diyaloglara pek dikkat etmedim. Zaman buldukça ekleyeceğim. Umarım beğenirsiniz.Ayrıca Ruzgar88 devam et sen de. Bekliyorum...
Aman Doktor Derdime Bir çare…
Hayat gelen telefonla yıkılmıştı. Duyduklarına inanamıyordu.Nasıl yani…? Böyle bir şey olamazdı. O gelecekti. Şimdi ne yapacağını bilmiyordu. Yavaş yavaş telefonu belinin hizasına indirdi. Ama telefondan ses geliyordu:
“Alo, Hayat Hanım alo.”Şu anda herkes ne olduğuna bir türlü anlam verememişti.
Leyla, Gülnaz, Sevcan, Ebru ve tabii ki de Cemal… Hepsi meraklı gözlerle Hayat’ı inceliyorlardı. Ebru telefondaki sesi fark ederek Hayat’ın elinden telefonu aldı:
“Alo”.Telefondaki ses merak içinde:
“Alo Hayat Hanım.”dedi. Ebru da bunun üzerine kendisinin Hayat olmadığını, kardeşi olduğunu söyledi. Hayat ise kendine gelememişti. Sanki demin bir şey duymuştu. Gerçek mi yalan mı bir türlü anlayamamıştı. O sırada Ebru her şeyi öğrenir ve yüzüne bir endişe yayılır. Bir Hayat’a bir annesine bakıyordur şimdi. Ebru telefonu kapatır.
Diğerleri bir şey söyleyemez. Kötü giden bir şeyler vardır. Yolcular birer birer uçağa binmişlerdir. Cemal de onlara bakıyordur. En sonunda bu garip sessizlik Hayat’ın konuşmasıyla son bulur:
“Benim gitmem lazım” der. Leyla da:
“Nereye?”der. O zaman devreye Ebru girer ve Hayat’a fark ettirmeden durumu annesinin kulağına söyleyiverir. Leyla da:
“Ne!!!!!” der, elini ağzına götürerek. İşte o zaman Hayat dayanamaz ve hemen yolcu kapısına doğru ilerlemeye başlar. Cemal de kapıya doğru yaklaşır. Onun da yüzü endişelidir.
Görevliler uçağa binmeleri gerektiğini söylerler. Ama bizimkiler Hayat’ın peşinden giderler.
Leyla dur kızım bizi bekle deyip duruyordur. En sonunda Ebru Hayat’ı kolundan çevirir. Hayat’ın gözü yaşlanmıştır:
“Gitmem lazım Ebru, bırak kolumu”der. Ama Ebru oralı değildir:
“Sakin ol Hayat. Seni bu hâlde bırakamayız. Biz de geliyoruz” der. Görevliler de şaşkınlıkla olanları inceliyorlardır. Uçak birazdan kalkacaktır. Hayat o zaman düşünür ve gözündeki birkaç damla yaşı silerek:
“Hayır, olmaz. Sizin gitmeniz lazım. Sevcan ile Gülnaz’ın burada kalması doğru değil”der.
Gülnaz ve Sevcan bir süre birbirlerine bakarlar. Onlar da ne yapacaklarını bilmiyorlardır. Üstelik durumu da pek iyi kavrayamamışlardır. O sırada Ebru geride duran görevlilere bakaraktan:
“Tamam, onlar annemlerle gider. Ben senle gelirim. Seni bu hâlde yalnız bırakamam.”der.
Öte yandan Cemal de olanları izliyor ve ne olduğuna bir anlam veremiyordur. Kıvırcık saçlarını bir an kaşır ve aklına Yusuf gelir. Ağzından Yusuf sözcüğü dökülüverir. Leyla Ebru’nun fikrini istemeden kabul eder. Ama yapacak bir şey yoktur. Sevcan ile Gülnaz burada kalamazdı. İçi hiçte Hayat’ı böyle bırakmak istemiyordur. Gülcihan’ın ölümünden beri ilk defa onu böyle görüyordur. Farkında olmadan gözünden yaşlar boşalır. Hemen gözündeki yaşları siler ve Ebru’ya:
“Tamam. Hadi biz gidelim o zaman.”der. Hayat’a bir şey söylemek istemiyordur. Biliyor ki canı çok yanıyor. Ebru annesine göz kırpar ve Hayat’a sarılıp, kapıya doğru ilerlerler. Leyla, Sevcan ve Gülnaz da çaresiz uçağın yolunu tutarlar. O sırada Leyla Sevcan ve Gülnaz’a durumu izah eder. İkisi de şaşırırlar ve arkalarını dönüp Hayat’a bakarlar. Hayat’ın ne durumda olduğunu gördüklerinde ikisinin de yüzleri değişir. Sevcan, her zaman ayakta durmayı bilen öğretmeninin bu hâlini gördükçe içi parçalanıyordur. Gülnaz ise bu kızın daha nelerle karşılaşabileceğini düşündükçe yeğenini yalnız bıraktığına pişman oluyordur. Ama ona nasıl yardım edebilirdi, bunu bile bilmiyordu.
Hayat ise durmadan yürüyordu. Kafası o kadar derin düşüncelerle doluydu ki… Ne yapacağını, daha doğrusu ne yaptığını bile bilmiyordu. Ebru ile Cemal’in yanına geldikleri zaman Cemal’in gözleri merak içindeydi. Bir Ebru’ya bir Hayat’a bakıyordu. Hayat hiçbir şey demeden ilerlemeye başladı. Cemal en sonunda dayanamadı ve Ebru’ya ne olduğunu sordu. Ebru O’na durumu izah etti ve o an Cemal’in yüzü allak bullak oldu. Bir şeyler yapmalıydı. Hayat’ın bu hâlini gördükçe içi iyice yanmaya başladı Cemal’in. Ebru’ya baktıktan sonra Hayat’ın peşine takıldı. Hayat arkasına bakmadan ilerliyordu ve az önce duyduklarını kafasında irdeliyordu. Ebru ve Cemal çaresiz Hayat’ın peşinden gidiyorlardı. O’na bir şeyler sormak istemiyorlardı. Ama bu durum onların hoşuna gitmiyordu.
Cemal taksiye doğru ilerledi. Arka kapıyı açtı ve Hayat’a binmesini işaret etti. Hayat hiç dikkat etmeden arabaya bindi. Bir an önce gitmesi gereken yere gitmek istiyordu. Ebru da Hayat’ın arkasından taksiye bindi. Cemal de şöyle bir etrafına bakındıktan sonra şoförün yanına oturdu. Şoför Cemal’a bakarak:
“Nereye abi” dedi. Cemal işte o zaman yüzündeki endişe ve merak dolu ifadeyle Ebru’ya baktı. Ebru da Hayat’a kaçamak bakışlarla baktıktan sonra şoföre:
“Askeri hastane” dedi. Şimdi ikisi de Hayat’a bakıyordu. Hayat’ın da gözlerinden yavaşça yaşlar dökülüyordu. Cemal çaresizce önüne döndü. Önünde görünen upuzun yola baktı. Ebru da camdan dışarı bakmaya başladı. Şoförün peki deyişine aldırmadan herkes farklı düşüncelere dalmıştı. Kim bilir ne ile karşılaşacaklardı…
dişi einstein
09-08-06, 15:45
TAKSİDE…
Sessiz bir yolculuk başlamıştı hepsi için. Sabahleyin ne farklı düşüncelerle yola koyulmuşlardı. Şimdi ise ne hâldeler. Hayat’ın gözyaşları durmak bilmiyordu. Yusuf’un dün dedikleri aklına geldi. O’na Hakkâri’ye gideceğini söylemişti. Görevi vardı ve gitmesi gerekiyordu. Hayat O’na havaalanına gelmeyecek misin diye sormuştu. O ise deli misin sen demişti.(izleyenler bilir.) O’nu o kadar beklemişti havaalanında. Ama o gelmemişti. Hayat farkına varmadan:
“Bana söz vermişti. Gelecekti.” deyiverir. Ebru hemen kafasını çevirir. Hayat’a üzüldüğünü belirten bir bakış fırlatır. O anda Hayat’a sarılır. Hayat hıçkırıklara boğularak
“gelecekti” deyip durur. Cemal arkasını dönmeye cesaret edemez. Hayat’ı o hâlde görmek istemiyordur. Bu dakikaların, saniyelerin geçmesini o kadar istiyordur ki… Şoför aynadan gözyaşlarını döken Hayat’a şaşırarak bakar. Kafasını iç geçirerek sallar ve yoluna devam eder.
HASTANE ÖNÜNDE…
Hayat hastaneye nasıl geldiğini hatırlamıyordur. Bir an önce içeriye girmek, Yusuf’u görmek istiyordu. Araba hastanenin önünde durduğunda hemen kendini arabadan atar ve hastane kapısına doğru ilerler Ebru ve Cemal’i beklemeden. Ebru hemen peşinden gider. Cemal çaresiz bir yüz ifadesiyle onlara bakıyordur. Şoföre ücreti verip, iyi günler diler. O sırada şoför:
“Geçmiş olsun kardeş. İnşallah kötü bir şey yoktur.” der. Cemal gülümser ve umutsuzca
“Umarım” der. Ama canı sıkılmıştır. Bir an hastane önünde olduğunu hatırlar. Hemen Ebru ve Hayat’ın peşinden gider.
dişi einstein
09-08-06, 15:46
HASTANE KORİDORLARI…
Hayat hiçbir şeyi umursamadan içeriye girmiştir. Karşısına çıkan hemşireye sinirli bir şekilde:
“Yoğun Bakım Ünitesi nerede?”diye sorar. Hemşire bu eda karşısında biraz şaşırır ve soruya cevap veremez. Hayat bu sefer bağırarak:
“Size yoğun bakım ünitesinin nerede olduğunu sordum. Cevap versenize.” Hemşire biraz çekinerek:
“İlerde sağ tarafta” deyiverir. Hayat hiçbir şey demeden o tarafa doğru ilerler. Ebru ve Cemal hemşireye zoraki gülümsemeyle Hayat adına özür dilerler ve Hayat’ın gittiği tarafa doğru yol alırlar. Hayat yoğun bakım ünitesine doğru geldiğinde gördüğü manzara hiç de iç açıcı değildir. Hayat içinde bir burukluk hisseder. Sanki oyuncağı alınan bebeklerin hissettiği burukluğu duyar kalbinin derinliklerinde. Canı sıkılır aniden. Muammer başını önüne eğmiş, gözyaşlarını saklıyordur. Yanındaki diğer askerlerde de aynı tutum vardır. Hayat çekinerek Muammer’e yaklaşır ve ağzından:
“Muammer, Yusuf nerede?” sözcükleri dökülüverir. Muammer, eğdiği başını kaldırır ve Hayat’a bakarak:
“Hayat öğretmen” der sadece Hayat’ın geldiğine sevinircesine. Ebru ve Cemal de etrafı inceliyorlar. Ters bir durumun koridorda dolaştığını hissediyorlar, birbirlerinin yüzlerine bakmaya korkuyorlardır. Hayat Muammer’den bir açıklama beklercesine O’na bakıyordur. Artık canı iyice sıkılmıştır ve bu sessizliğin bitmesini istiyordur. Muammer durumu anlayarak Hayat’a:
“Yusuf komutan yoğun bakımda. Durumu çok ağır. Kalbi bir kez durdu. Hayata döndü ama tehlike hâlâ sürüyormuş Hayat Öğretmen.” der yine başını eğerek. Hayat bu cevap karşısında ne yapacağını bilmeyerek hastanenin buz gibi duvarlarına yaslar başını ve sessizce ağlar. Ebru yanına gelir. Ama bu durumda ne yapacağını o da bilmiyordur. Cemal’e bakar o sırada ve gördükleri O’nu şaşırtır. Çünkü Cemal de çaresiz bir şekilde ağlıyordur. Hepsi o sırada derin düşüncelere dalar yeniden...
dişi einstein
09-08-06, 15:46
ÇARESİZ BEKLEYİŞLER…
Hastane çok soğuk geliyordur şimdi Hayat’a. Yanındakilere aldırmıyor. Kendini yalnız hissediyordur. Ebru ve Cemal ne yapmaları gerektiğini bilmiyorlardır. Keşke düşünmelerine zaman olsa. Ama her şey çok hızlı gelişiyordur. Yaşam nasıl da bu kadar gaddar oluyor ki bir anda her şey değişebiliyor. Cemal Muammer’in yanına gelir ve olayın nasıl olduğunu sorar. Belki de şu an sorması gereken en son soruydu ama bu anlamsız bekleyiş onun canını iyice sıkıyordur. Muammer önce bu soru karşısında afallar. Belki de sorunun cevabını o kadar çok anlatmıştır ki, ister istemez afallamasına neden oluyordur. Cemal’e doğru bakarak:
“Biz Hakkâri’den havaalanına doğru ilerliyorduk. Diğer iki araç da karakola gidecekti. Hava daha yeni ağarıyordu. Zaten az önce de komutan Hayat öğretmenle konuşmuştu.(Bunu niye söylediğini bir türlü anlamaz. Ama Hayat’a doğru kaçamak bakış fırlatmıştır. Onun bu olayı duymasını istemediği için fısıltıyla Cemal’e olanları anlatıyordu. Cemal de bir Hayat’a bir O’na bakıyordur. Ama Hayat’ın bunları anlamaya dermanı yoktu. Hiçbir şeyin farkında olmadan olduğu yerde karşıya, yoğun bakım odasının kapısına, bakıyordur. Muammer Hayat’a tekrar bir bakar ve anlatmaya devam eder.) Hatta telefondan sonra gülerek ne inatçı demişti der.(Sevcan olayından dolayı) Sonra önümüze bir araba çıktı. Şaşırdık. Yolun ortasında duruyordu. Yusuf komutan arabadan indi. Bir de Halil indi der. O zaman gözleri dolar. Cemal bu duruma anlam veremez, sorar gibi:
“Halil?” der. Muammer başını önüne eğer. Canı sıkkın bir şekilde gözlerindeki yaşları silerek:
“Direksiyonun başındaydı. Arabadan indi o da komutanın arkasından. Ama bir şeyler vardı. Komutan bunu sezmişti daha arabadayken. Onun için arabayı gördüğü an durmuştuk. Fazla yaklaştırmadı arabaya bizi. Şu sıralar olaylar artmıştı ya…” Bir an durakladı. Anlatmaya içi acıyordu. Daha fazla devam edemeyeceğini anladı. Ama Cemal’in meraklı bakışlarını görünce, anlatmaya devam etti:
“Ama Halil bir delilik yaptı. Komutandan önce yaklaştı arabaya. Yusuf Komutan bağırdı ama arkasından:
‘Asker. Dur. Tehlikeli olabilir.’ Ama artık çok geçti. Biz elimizdeki silahlarla etrafımızı gözlerken bir anda bir büyük ses duyuldu. Patlama sesiydi. Biz yere uzandık. Karşıya baktığımda arabadan alevler yükseliyordu.” Muammer yine durdu. Artık sonuna gelmişti. Bu kadar uzattığına şaşırdı. Belki de sonunu anlatmak istemediğinden. Hayat’a baktı. O’nun derin düşüncelerle boğuştuğunu anlayınca devam etti Cemal’e dönerek:
“Sonra Halil ile komutanı gördüm. İkisi de yerde hareketsizdiler. Yusuf komutanın başı kanıyordu. Halil’in ise karnı kan içindeydi. Biz hemen yanlarına geldik ama araba bir kez daha patladı. Korktuk, geri çekildik. Gerisini de artık siz anlayın. Daha fazlasını anlatamam. Ama komutan daha azimli çıktı. Halil bu acıya dayanamadı.” der. İşte o zaman dakikalar durur sanki. Muammer çaresizce gözyaşlarını döker. Bir şeyler yapamamış olduğu için döker bu gözyaşlarını. Ellerinden hiçbir şey gelmemiştir. Arkadaşlarını kaybetmenin hüznünü yaşıyordur şimdi. Cemal olduğu yerde kafasını yukarı kaldırır ve bir iç çeker. Sonra ağzından “Komutan” sözcüğü dökülüverir. Hayat bunu duyar ve Cemal ile göz göze gelirler.
dişi einstein
09-08-06, 15:47
SİNİRLİ DAKİKALAR…
Hayat Cemal’e baktıktan sonra gözyaşlarının akıp gitmesine izin verir. Sonra aniden aklına bir şey gelir ve Muammer’e döner gözündeki yaşları silerek:
“Muammer, benden başka kimlere haber verildi?”der meraklı gözlerle.
“Yusuf Komutanın babasına ulaşılamadı. . Ama İzmir’deki dayısına haber verilebildi. Bir de Özlem hanıma. Ama Kenan amcaya bir daha haber verilecek. Ben doktorlara söyleyeceğim. ”der. O zaman Hayat hemen atılır:
“Sakın Yusuf’un babasına haber verilmesin. Şimdi olmaz. Sonra tamam mı?”
Muammer anlam veremez ama kabul ettiğini belirten bir şekilde kafa sallar. Cemal ve Ebru da şaşırmıştır bu duruma. Hayat’a şaşkın bir şekilde bakarak:
“Ya Hayat neden babasına haber verilmesin? Belki oğlunu son kez görecek.” Bunu dediği anda başından kaynar sular dökülür. Bu cümleyi nasıl kurduğuna anlam verememiştir. Hayat’a üzüldüğünü belirten pişmanlık dolu bakışlarla:
“Ya Hayat ben öyle demek istemedim. Yani sen… Şey yani ne bileyim. Son kez demekle yani…” diyerek bir şeyleri düzeltmeye çalışır. Ama beceremez o an. Yine çenesi düşmüştür işte. Oysa Ebru’nun dedikleri Hayat’ın umurunda değildir. Sanki bir şey olmamış bir şekilde:
“Babası nasıl olsa öğrenecek. Ama şimdi değil. Yusuf’un(bunu derken gözleri buğulanmıştır.) durumunu bile bilmiyoruz. Adam zaten hasta. Bir de şimdi... Uffffffff” der çaresizce. İçi burkulmuştur bir an ve sinirli bir şekilde:
“Ya bu hastanede doğru düzgün bir doktor yok mu bize durumu anlatacak? Ne bu garip sessizlik?”der Muammer’e dönerek. Bir cevap bekliyordur şimdi. Muammer ve diğer askerler çekinerek bakarlar. Cemal Hayat’ı ilk defa böyle görüyordur. İşte o zaman yüreğinin bir yerinin ağrıdığını hisseder. Ebru da şaşkındır. Hayat’ın gereksiz sinirinin yüzüne yansıdığını görür. En sonunda Muammer:
“Doktorlar Yusuf Komutanın uyanmasını bekliyorlar. Patlama sırasında kafasına kötü bir darbe almış dedi doktorlar. Biz de çaresiziz Hayat Öğretmen. Arkadaşımızı şehit verdik. Şimdi de komutanımız…” der yutkunarak. Artık nefes almakta zorlanıyordur. Cemal destek verircesine Muammer’in omzuna dokunur. Hayat o zaman gerçeğin farkına varır:
“Patlama mı? Ne patlaması? Bana kaza dendi. Bu patlama da ne? Ne diyorsun sen Muammer? Nasıl şehit verdik ya? Ya Ebru ne diyor? Patlama diyor Ebru duyuyor musun?” Hıçkırıklara boğulur Hayat Ebru’ya sarılarak. Askerlerin de gözü dolmuştur. Cemal elini hastanenin duvarına vurur:
“Lanet olsun!!!!!! Ihhhhhhh” Ebru şimdi Hayat’ın saçlarını okşuyordur:
“Tamam, bir tanem. Tamam.” O sırada aklına Yusuf’un saçlarını okşadığı an gelir. Yine böyle hıçkırıklara boğulmuştu Zeynep için. Hayat bunu hatırladıkça daha fazla ağlar.
dişi einstein
09-08-06, 15:48
ANLAMSIZ SAATLER…
Aradan birkaç saat geçmiştir. Bu arada hastaneye Özlem gelmiştir. Doktorların peşinde dolaşıyor. Mantıklı cevaplar bekliyordur onlardan. Ama bir türlü tatmin olmuyordur.
Hayat ise elindeki bir küçük fotoya bakıyordur şimdi. Bu küçük sevimli yüze bakıyordur gözyaşlarını saklı tutarak. Yusuf’un fotosu ıslanmıştır şimdi. Hayat sinirlenir:
“Daha bu küçük fotoyu koruyamıyorum. Yusuf için ne yapabilirim ki…” Ebru merak içinde Hayat’ın yanına oturur. Hayat’ın elindeki fotoyu göstererek:
“Bu tatlı çocuk da kim? Şu kaşlara bak. Çok sert bir ağbi galiba.”der. Aslında kim olduğunu biliyor. Ama Hayat’ın bir an olsun gülmesini istiyordur. Cemal de meraklı gözlerle onları izler. Bu anlamsız saatler onun da canını sıkmıştır. Koridorda dolaşan bu beyaz önlüklüleri daha fazla görmek istemiyor, bir an önce ne olacaksa olsun diyordur içinden. Yeter ki Hayat üzülmesin.
Hayat Ebru’nun dediklerinden sonra, o anı düşünür. Bu fotoyu Kenan amcanın verdiği günü ve dediklerini düşünüyordur şimdi. Hayat mırıldanır:
“Bunun sende kalmasını istiyorum. Onu en az benim kadar seviyorsun.” Sonra Kenan amcanın sarılarak ona dediklerini anımsar bir an:
“Yusuf sana emanet.” Ebru Hayat’a anlamsız bir şekilde bakar. Dediklerinden bir şey anlamamıştır. Hayat dayanamaz:
“O’nu koruyamadım. Bana emanetti. Ben niye kimseyi koruyamıyorum? Ellerimden kayıp gidiyorlar Ebru!!!” Ebru sarılır Hayat’a bu sözler üzerine:
“Ahh canım benim… Olur mu öyle şey.”
“Kenan amcaya söz vermiştim. Merak etmeyin demiştim. Şimdi ne diyeceğim ben adama. Buna dayanamam ben.”
Cemal sessizce dinliyordur onları. Hayat’ı böyle üzgün görmek onu yıkıyordur. Şimdi komutana daha çok kızıyordur.
Hayat’ın aklına Yusuf’un Akdamar adasında söyledikleri gelmiştir:
“Ölümsüz aşkların hepsi acı sonla biter. Aşkın doğası böyle. Şairler, yazarlar, felsefeciler de hep söylerler ya:
‘Sever de kavuşamazsan adı aşk olur.’” Hayat bunları sesli söylemiştir. Ebru tekrar sarılır biricik kardeşine. Cemal de düşünüyordur şimdi. Ne kadar çok âşık sevgisiyle kara toprağa gömülmüştür. Sonra arkasını döner. Askerlere bakar. Halil gelir aklına. Sonra Halil’in ailesi. Sonra da Yusuf. Hayat’ın yanına gelir. Elini omzuna koyarak:
“Hadi gel dışarı çıkalım. Hava al biraz.” der. Hayat isteksiz bir şekilde Cemal’in peşinden gider. Cemal Ebru’ya bakar gel dercesine. Ebru işaret eder siz gidin diye.
O sırada telefon Hayat’ın telefonu çalar. Ebru açar. Arayan Leyla’dır:
“Alo, Hayat kızım.”
“Benim anneciğim Ebru. Hayat dışarıda. Biraz hava alıyor. Tabi dışarıda derken hastanenin bahçesinde. Siz rahat gittiniz mi? Bir sorun yok ya?”
“Kızım biz iyiyiz de asıl sizleri merak ettik. Ne oldu? Durum aynı mı? Nasıl olmuş? Söylesene kızım.”
“Anneciğim. Ne diyeyim sana bilmem ki. Doktorlar bize doğru düzgün açıklama yapmadılar. Ne yalan söyleyeyim. Bizi oyalıyorlar sanki. Yoğun bakım odasına bir giriyorlar bir çıkıyorlar. Daha biz Yusuf’u bile görmedik.”
“Peki, Hayat nasıl kızım?”
“Vallahi anneciğim O’nu hiç sorma istersen. Kız bir tuhaf oldu. Canım ya. O kadar kötü ki… Ne diyeceğimizi bilmiyoruz Cemal ile. Bir görse Yusuf’u. Belki bu kadar fena olmayacak. Ama bildiğim bir şey var. Yusuf’un durumu çok ağır. İnşallah kötü bir şey olmaz anneciğim.”
“Ah canım kızım benim. Daha ne kadar acı görecek bu güzel yüzüyle. Bana haber ver olur mu kızım. Biz burada merak içindeyiz. İyi de olsa kötü de olsa haber ver kızım. Ah elimde olsaydı. Orada olurdum. Neyse kızım. Hadi dikkat edin.”
“Tamam anneciğim. Biz Hayat’ın yanındayız. Sen hiç merak etme. Hadi görüşürüz.” Ebru telefonu kapatır sonra da Muammer’in yanına gelir destek verircesine.
Leyla telefonu kapattıktan sonra biricik arkadaşı, dostu Gülcihan’ın resmine kayar gözleri. Gözünden yaşlar gelir yavaşça:
“Ah arkadaşım. Hayat da sana benziyor. Canım benim.” O sırada Gülnaz gelir. Bakar ablasının resmine. Leyla Ebru ile konuştuğunu söyler. Durumu anlatır. Gülnaz önce karnını okşar. Sonra da yukarıya bakar:
“Allah’ım bu kuluna bir can verdin. Şimdi de başka bir kulun canını alma. Lütfen Allah’ım. Sana yalvarıyorum” der gözünden yaşlar gelerek.
dişi einstein
09-08-06, 15:49
KEVENLİ’DE HACER’İN EVİNDE…
Hacer, Hayat’ın odasında oturmuş, O’nun okuldan gelmesini beklercesine cama bakıyordur şimdi. Tam derin düşüncelere dalmışken, Kocası Galip gelir:
“Ula ne yapıyorsun burada? Karnım aç benim. Bir şeyler yap da yiyelim.”
“Dur be Galip. Hem niye geç kaldın bu kadar?”
“Ya dur bak ne olmuş. Sana diyeceklerim var. Kulağını aç beni dinle ula karı. Bu İsmail var ya”
“Var boyu batacısa Ne olmuş kin İsmail’e. Çatlatma da söyle adama.”
“Dur kız dur. Bu İsmail, Bayram emmi ve bizim Bekir’i jandarma almış götürmüş.”
“Anaaammmmm. Nereye götürmüş kin Galip”
“Ula ne bileyim kız. Götürmüşler işte. Atmışlardır içeriye.”
“Niye kine? Kız yoksa Sevcan ile mi alakalı”
“Yok, be kız. Hani Cemal vurulduydu ya”
“Eeeeeeeeeee”
“Esi işte İsmail vurdurtmuş. Hani toprak meselesi filan vardı Kumru teyzenin. Hahahahıhaha ula karı İsmail’i düşünemiyorum öyle. Jandarmaya yalvarırken.”
“Hıhıhhhahha. Vallah Galip ben de. Anammmmmm Galip bunlar Hayat’a da bir şey yapmasınlar. Anaammmmmm. E peki Bekir’i niye kin götürmüş bu jandarma”
“Vallah onu bilmem. Onların yanında mıymış ne. Sen de Hayat’ı düşünür oldun. Hem bir şey yapmazlar sen merak etme.”
“İyi iyi. Yusuf komutan yakalatmıştır vallah.”
“Ya Yusuf Komutan deyince aklıma geldi. Gız biliyor musun patlama olmuş. Van Hakkâri yolunda. Bizim karakoldakilerde oralardaymış. Bir şehit verilmiş. Ula karı bizim Yusuf komutan da hastanedeymiş. Durumu ağırmış galiba. Mıhtır söyledi.”
“Ula ne diyin sen Galip. Yusuf komutan mı? Anammmmmm. Hayat bilir mi kine? Anam anam ne bahtsız kız.”
“Ula ne diyin garı. Hayat örtmenle ne alakası var? Dellendin mi?”
“Aman bilip bilmeden konuşma. Var işte. Dur ben bi Hayat’ı arayım. Kuzummmm”
Galip bu duruma bir anlam veremez. Hacer telefona gider. Kendi kendine numarayı tekrarlar ve numarayı tuşlamaya başlar tane tane. Galip de şaşkınlıkla karısına bakıyordur şimdi. Telefon çalar. Ebru açar yine:
“Alo”
“Alo kuzum Hayat”
“Yok, Hacer benim Ebru.”
“Hah Ebru. Hayat nerdedir kuzum? Siz nerdesiniz? Olanları bilir misin?” Ebru Hacer’in neyi kastettiğini anlamıştır:
“Biz zaten hastanedeyiz Hacer. Ben, Hayat ve Cemal buradayız. Annemler İstanbul’a gittiler. Ya sana da haber veremedik. Kusura bakma. Telaştan aklımıza gelmedi.”
“Kuzum sen ne diyorsun? Demek hastanedesiniz. Hayat nasıl?”
“Ne olsun Hacer işte. Dünyası başına yıkıldı sanki. Ağlamaktan gözleri şişti. Biz de ne yapacağımızı şaşırdık.”
“Vah kuzum benim. Yusuf komutan nasıl kötü mü?”
“Doktorlar durumunun ağır olduğunu söylüyorlar. Uyanmasını bekliyoruz. Daha görmedik bile.”
“Anammmmmm. Gördün mü şimdi? Ah kuzum benim. Tam giderayak. Neyse Ebru bize haber ver. Merakta bekletme beni. Uyumam ben şimdi.”
“Tamam Hacer. Sen hiç merak etme. Hadi görüşürüz.”
“Görüşürüz kuzum.” Hacer üzgün bir şekilde kapatır telefonu. ‘Vah kuzum benim.’ der Galip’e bakarak.
Ebru, sıkılmıştır artık aynı şeyleri anlatmaktan. Keşke bir gelişme olsa. O sırada buraya doğru yüzleri endişe dolu üç kişi geliyordur. Ebru bakar:
“Kimbilir ne dertleri var.” der.
KEVENLİ KUMRU NİNENİN EVİNDE…
Kumru nine bekliyordur. Nerdeyse öğlen olmuştur. Geçiyordur bile. Cemal’in nerde kaldığını merak eder. Şehirde arkadaşına uğramıştır diye düşünür. Ama sonra da insan telefon etmez mi diye merak eder. Acaba İsmail bunları yakaladı mı diye telaşlanır:
“Cemile Cemile. Gız nerdesin? Cemile!” Cemile koşarak mutfaktan gelir:
“Buyur ana. Yemek hazırlıyordum. Ne oldu kine?”
“Ya Cemal nerdedir? Aramadı sormadı hiç. Kaç saat oldu?”
“Arkadaşına gitmiştir ana. Gelir birazdan.”
“Gız olur mu hiç? İnsan bi haber verir. Merak ettim bizimkiler gitmiş midir?”
“Gitmiştir ana. Birazdan ararlar.”
“Gız ara bi Cemal’i. Bak hayırsıza. Hiç arıyor mu bizleri? Hadi gızım.”
“İyi ana ararım.”
Telefonun tuşlarını çevirir Cemile yavaşça Hacer gibi. Bekler biraz. Sonra bir ses ‘Alo’ der masum bir şekilde.
dişi einstein
09-08-06, 15:49
HASTANE BAHÇESİ…
Cemal elindeki kahveleri banka bıraktıktan sonra, çalan telefonuna bakar:
“Tuh ya annemler. Nasıl unuttum ben ya.”Hayat Cemal’e bakar. Sonra da yere eğer başını.
“Cemal oğlum nerdesin sen? Merak ettik oğlum. Bir şey mi oldu?” Cemal düşünür bir an. Hayat’ın yanında ne söylesin ki annesine. Uzaklaşır biraz Hayat’ın duymasını engellercesine. Anlatır annesine olanları. Cemile şaşırır önce. Elindeki mutfak bezini düşürür. Sonra:
“Oğlum ne diyin sen? Komutan ha… Tamam oğlum. Bizleri haberdar et oğlum. Merakta koma bizi. Hadi kuzum.” der Cemile. Çaresiz bir şekilde bırakır telefonu elinden. Şimdi anasına ne diyecektir.
Cemal sıkıntılı bir şekilde Hayat’ın yanına gelir:
“Al sana kahve getirdim. Rahatla biraz.” Hayat isteksizce kahveden bir yudum alır:
“Sağ ol.” der iç çekerek. Öylece birkaç dakika geçer, hiçbir sözcük ağızdan dökülmeden.
Sonra Cemal bir şeyler demesi gerektiğini düşünür:
“Hayat sakin ol biraz. Tabii demesi kolay diyorsun ama. Merak etme Yusuf komutan gibi askerlere bir şey olmaz. Uyanır. Sakin ol Hayat, lütfen. Bu hâlin beni üzüyor.” Hayat bu sessizliğin böyle bozulacağını biliyordu. Sinirli bir şekilde ayağa kalkar. Cemal’in gözleri O’nu takip eder. Hayat karşısına geçer, ellerini sallayarak:
“Sakin ol mu Cemal? Sakin ol hıh. Nasıl? Kahve içerek mi? Ya da ay şimdi doktorlar ne diyecek acaba diye bekleyerek mi? Saate bakarak mı yoksa sizlerin garip tutumlarınızı izleyerek mi? Hıh nasıl? Cevap versene Cemal nasıl?”
“Hayat ben…”
“Sus Cemal sus. Vereceğin cevabı da biliyorum. Öyle olacak böyle olacak. Hadi ya… Nereden biliyorsun? Doktor musun? Daha içerde ne durumda olduğunu bile bilmiyorum. Kalbi durdu. Durumu ağır falan filan. Başka. Bir de Yusuf’un babasına haber vermeye kalkıyorlar. Ne o askerî doktor ya. Biz durumu gerektiği gibi veririz. Yok canım. Cemal beni iyi dinle. Ben üzerinde bayrak olan tabuta sarılmak istemiyorum. Ben O’nun canlı bedenine sarılmak istiyorum. Ben o vatan sağ olsun cümlesini duymak, askerlerin gözyaşlarını görmek istemiyorum. Bak şehit vermişler. Peki, bu askerin ailesi nasıldır şimdi biliyor musun? Belki annesi oğlunun günlerini sayıyordu. Bak bir gün daha gitti diye. Ama şimdi oğlu gitti. Peki, ben ne olacağım? Onlar gibi mi olacağım? Belki Yusuf şimdi son nefesini verdi ve ben onu daha göremedim bile. Şimdi İstanbul’da olmam gerekirken, baksana nerdeyim? Ben O’ndan iki ay ayrı kalacağımı zannederken, şimdi sonsuza kadar mı olacak bu ayrılık? (bunu söylerken iyice gözü dolmuştur. Yaşlar yavaşça yanağından süzülür.) Cemal ben bir sene içinde nelerle karşılaştım. Artık dayanacak gücüm yok dediğim zamanlar oldu. Şimdi de öyle bir zamandayım. Televizyonlarda izlediğim, gazetelerde okuduğum şeyler başıma geliyor. Ben daha neler göreceğim hıh Cemal? Söylesene bana.”
Cemal şaşkınlık içindedir. Hayat’ın söylediklerini gözü yaşlı bir şekilde dinlemiştir. Ayağa kalkar. Hayat’ın yanına gelir ve O’na sarılır:
“Sen buralarda olduğun sürece daha çok şeyler göreceksin Hayat Öğretmen. Ama unutma. Sen diğerleri gibi şanssız değilsin. Yanında bizler varız. Ben, Ebru, ninem, annem, Gülnaz, Leyla annen, minik öğrencilerin… Merak etme Yusuf’ta olacak. İnan bana. Hiç değilse içinde umudun olsun. Tamam mı kuzen?”
İkisini de gözleri yaşlıdır şimdi. Etraftaki insanlar şaşkınlıkla olanları izlerken, gazeteciler ve televizyoncular hastanenin önünde yeni gelişmeleri izliyorlardır. Türkiye gerçeklerini birilerinin öğrenmesi gerekiyordur.
dişi einstein
10-08-06, 15:56
KEVENLİDE KUMRU NİNENİN EVİ…
Cemile telefondan sonra, düşürdüğü bezi yerden alır yavaşça. Kumru ninenin yanına gelir. Kumru nine onu meraklı gözlerle izliyordur. Bir cevap bekliyordur Cemile’den. Cemile:
“Ana!” der yutkunarak.
“Hıh kızım söylesene. Ettin mi Cemal’e? Nerdeymiş bu oğlan?”
“Ettim ana. Van’da imiş.”
“İnsan bir haber vermez mi. İyice dellendi bu oğlan. Kurşun mu döktürsek gız. Bir şey söylesene.”
“Ana bak sakin ol. Bizim Gülnaz, Sevcan ve Leyla İstanbul’a varmışlar. Ama diğerleri Van’da kalmış ana.”
“Niye kine gızım? Tayyarede yer mi yokmuş yoksa?”
“Yok ana. Cemal ile bizimkiler hastanede. Ama endişelenme. Bizimkilerde bir şey yok da…”
“Gızım deli etme beni. Niye kine hastanede bunlar? Birine bir şey mi olmuş?”
“Ana komutan var ya işte… Yusuf komutan…”
“Eeeeeeeee ne olmuş kine?”
“İşte o ağır yaralıymış.”
“Yaaaaa vah evladım.”
“İşte bizimkilerde hastanedeymiş. Komutanın uyanmasını bekliyorlarmış. Hayat, çok üzgünmüş. O’nun yanındaymışlar işte. Bırakıp gidememiş Hayat.”
“İyi de gızım Hayat ile ne alakası var bu oğlanın yoksa?”
“Vallah ben bilmirem ana. Cemal bana bu kadarını anlattı. Durum yatışsın gelirem dedi ana.”
Kumru o zaman düşüncelere dalar. Bir an Cemal’i düşünür. Bir gariplik olduğunu sezer. Eğer öyleyse Cemal bunu nasıl kabullendi der kendi kendine.
İSTANBUL’DA LEYLA’NIN EVİNDE…
Leyla, Sevcan ve Gülnaz balkonda oturmuşlar, arada sehpanın üzerinde duran telefona bakıyorlardır birilerinden haber beklercesine. Gülnaz’ın gözü bir an güvercinlere kayar:
“Ne çok güvercin var burada. Ne güzel.” der iç geçirerek. Leyla gülümseyerek:
“Gülcihan’ın hepsi. Her gün hiç üşenmez, beslerdi onları. Çok severdi güvercinlerini.”
Bunun üzerine Gülnaz da gülümser. Ama buruk bir gülümsemedir bu. Canı sıkılır hepsinin. Böyle bir şey yapamadan beklemek.
Leyla’nın kafası daha karışıktır. Denize bakar uzun süre. Orhan gelir aklına. Sonra da Yusuf. İkisinin de kaderi ne kadar da aynıydı. İkisi de aynı karakoldaydı. Umarım Yusuf’un sonu Orhan’a benzemez diye düşünür. Hayat’ın kaderinin de kendisi gibi olmasını istemez Leyla. Sevcan ise son iki günde olanları düşünüyor, içi iyice daralıyordu. Şimdi üçü de farklı düşüncelerle aynı noktada buluşuyorlar, bu çıkmaz durumun bir telefon sesiyle biteceğini düşünüyorlardır. Ama ne yazık ki bu telefon bir türlü gelmiyordur.
dişi einstein
10-08-06, 17:20
SOĞUK BİR HAVA…
Ebru hastane koridorlarında yalnız başına dolanıyor. Etraftaki hastalara bakıyor, içi acıyordur. Bir an doktorların işinin çok zor olduğunu düşündü. İç geçirerek demin gördüğü üç kişinin Muammer ile heyecanlı bir şekilde konuştuğunu gördü. Acaba şu şehit olan askerin yakınları mı diye düşündü önce. Sonra da onları incelemeye başladı. Adam otuz beş yaşlarında kır saçlı biriydi. Kadın karısı olsa gerek adam kadar vardı yaşı. Kendine bakmış gibi görünüyordu. Biraz tuhaf gözüktü kadın Ebru’ya. Yanlarında da bir genç kız vardı, yirmili yaşlarda ya var ya yoktu. Kadın yanındaki adama bağırıyordu:
“O’na izin vermeyecektik. O sana kardeşinden emanetti. Bak gördün mü olanları? Şimdi ne yapacağız?”
“Bağırmayı kes Canan. Şimdi sırası değil. Çocuk en kutsal görevini yapıyordu. Yapacak bir şey yok.” dedikten sonra Muammer’e dönerek:
“Doktor yok mu bizimle konuşacak?” dedi ağır bir edayla. Bunun üzerine Muammer:
“Doktorlar hep aynı şeyi söylüyorlar. Biz de çaresiz bekliyoruz.” der çekinerek. Adam bu cevaptan tatmin olmamışçasına:
“Bir de ben konuşayım şu doktorlarla. Bakalım bana ne söyleyecekler?” der garip bir edayla. Sonra da yanındaki kadına dönerek:
“Siz burada oturun bakayım. Ben şimdi geleceğim.” der zoraki bir gülümsemeyle. Sonra da askerlerden birini takip ederek, doktorla konuşmaya gider. Kadın ile genç kız çaresiz bir şekilde otururlar. Ebru bu konuşmalardan bunların şehit olan askerin değil de Yusuf’un tanıdıkları olduğunu düşünür. Gözleri bir an karşıya kayar. Gelen Hayat ile Cemal’dir. İkisi de yorgun gözüküyordur Ebru’ya göre. İç geçirir Ebru ve onların yanına gider.
Hayat önce fark etmez bu kadın ile genç kızı. Sonra onların yanına otururken kadınla göz göze gelir Hayat. Selam vermek zorunda kalır bir an. Kadın da tebessüm ederek karşılık verir. Ebru Hayat’a sarılır:
“Nasılsın canım?”
“Nasıl olayım Ebru, aynı.” Kapıyı göstererek:
“Bir haber var mı?” der yutkunarak. Ebru:
“Yok Hayatçığım. Ben de sen yokken Leyla annem ve Hacer ile konuştum işte.”
“Hımmmm. Varmışlar mı İstanbul’a?”
“Varmışlar canım, evdeymişler.”
“İyi Hacer ne diyor? Ay O’na da telefon edemedik.”
“Sen merak etme canım. Ben konuştum onla.”
“İyi” der sadece.
Kadın Ebru ile Hayat’ı dikkatlice dinlemiştir. Sonra da kızına sarılarak, kocasından haber beklemeye koyulmuştur. Şimdi koridorda soğuk bir hava esiyordur. Ah biricik Yusuf’u… Yengesinin bir tanesi… Biricik yeğeni… Ne hâlde şimdi… Ah çocuğum… Yanındaki genç kız da annesine sarılarak Yusuf Ağabeysini düşünüyordur. Sevgili kuzenini… Atamalarda Van çıkınca nasıl korktuğunu hatırlar şimdi. Kuzeninden ayrı kalacağına ne kadar üzülmüştü o zaman. Ama bu ayrılık hiç bu kadar acı vermiyordur şimdi.
dişi einstein
10-08-06, 18:51
YOLUN SONU…
Cemal sıkıldığını belirtir bir ifadeyle karşıdan gelen adama bakar önce. Sonra da kim olduğunu merak eder. Çünkü onların olduğu tarafa geliyordur. Hayat’ın yanında oturan kadının olduğu tarafa… Kadın meraklı gözlerle kocasına bakar:
“Ne oldu Nejat? Konuştun mu doktorla? Ne diyor Yusuf için?” Hayat Yusuf sözcüğünü duyduğu anda kafasını önce kadına doğru çevirir, sonra da meraklı bakışlarını adama doğrultur. Adam sinirli bir şekilde:
“Ne diyecek? Askerin dediklerini papağan gibi tekrarlayıp durdu. Ne biçim iş anlamadım. Bari bize gösterin. Durumu ne hâlde görelim deyip durdum. Yok, efendim gösteremeyiz, tehlikeli olabilir dedi ikide bir. Sinirlendim ben de. Ne biçim doktor bunlar Canan yahu? Anlamadım gitti. Acaba askerî bir durum mu var? İyi de biz gazeteci değiliz ki. Yakınıyız. Biz görmeyeceğiz de kim görecek?” Bu sözler üzerine hiç konuşmayan genç kız lafa atılır:
“İyi de baba, doktorlar kendilerine göre haklılar. Tehlikeli bir durum olabilir. Baksana kafasına darbe almış dediler. Belki beyni su toplayabilir.” Adam kızının bu soğukkanlı tavırlarına şaşırarak:
“İyi be… İyi ki bir tıp fakültesinde okuyorsun. Biz doktorlara haksız demedik hem. Ama hiç değilse bize aynı şeyleri söyleyip durmasınlar. Sıkılırım ben. Yeğenim orada ölüme karşı mücadele veriyor, ben ise burada bu beyaz önlüklülerin sözlerini dinliyorum. Uffffffff!” der.
Hayat bu konuşmadan sonra anlamıştır. Bunlar Yusuf’un İzmir’deki akrabalarıydı. Bu adam da dayısı olmalıydı. Bir an adamın gözlerine bakar. Nasıl da Yusuf’un gözlerine benziyordur. Hafif bir tebessüm yayılır yüzüne. Cemal bunu fark eder. Acaba neden böyle tepki verdiğini merak eder. Kadın kocasının konuşmasından sonra bir müddet düşünür ve sonra sinirli bir şekilde:
“Bak yok ortalıkta. Nerede, oğlu da mı gelmiyor aklına bu adamın?” Nejat karısının ne dediğini anlamış bir vaziyette:
“Böyle konuşma Canan. Kenan O’nun babası. Bak biz bile zor geldik buralara. O nasıl gelecek böyle tek başına?” Canan kocasının cevabından hoşlanmamış bir şekilde:
“Aman, babasıymış. Oh ne iyi baba. Çocuğunu bırak daha baba duygusunu yeni yeni yaşarken, tabii Pınar’ı hiç söylemeyim. O’nun yaşadıklarını hiç kimse bilemez. Neyse işte şimdi bir de diyorsun babası diye. Siz erkekler hep böylesiniz işte. Ne çocukları ne de kadınları anlarsınız nedense.”
“Sen de Canan. Saçmalamayı keser misin? Nerede olduğumuzu unuttun galiba. Sırası mı şimdi. Hey Allahım… Neyse ben şu askere sorayım kimlere haber varilmiş diye. Genç kız annesine:
“Anneciğim sitem konusunda üstüne yok ama zamanlama konusunda çok kötüsün. Şu anda Yusuf Ağabeyim ne durumda bile bilmiyoruz. Sense hangi âlemlerdesin. Lütfen bu konuyu kapatalım şimdi. Olur mu?”
“İyi aman, babası kılıklı. Gerçekleri söyletmiyorlar zaten bu ülkede. Neyse ben bu durumda ne dediğimi biliyorum sanki de, konuşuyorsunuz. Uffffffff, sıkıldım ben. Ah evladım… Kim bilir ne acı çekiyordur?” Genç kız iç geçirerek yanındaki insanlara şöyle bir bakar. Yeni fark ediyordur onları. Acaba niye buradalar diye düşünür. Sonra da babasının olduğu tarafa bakar.
Askerle konuştuklarını dinlemeye koyulur.
“Ya demek ki babasına haber verilmedi. Bakın doktorların bildiği bir şey mi var?”
“Yok efendim. Doktorlarla alakası yok. Zaten onlar ulaşamamışlar”
“E bir daha denesinler. Ulaşamamak diye bir şey olur mu canım? Dalga mı geçiyorlar?”
“Hayat öğretmen istemedi efendim. Bir daha aranmasın dedi.”
“Hayat öğretmen mi? O da kim bu işe karışıyor yahu?” der şaşırarak. Muammer karşıda oturan hanımı işaret eder adama. Adam sonra farkına varır oradaki insanların varlığına:
“Hayat öğretmen ha? Tamam, sağ olasın asker.”Hayat öğretmenin yanına gider, yavaşça. Bir yandan da merak ediyordur, Kenan’a niye haber verilmesini istemedi diye. Hayat’ın yanına yaklaşır karısının meraklı gözlerine bakarak:
“Merhaba, demek Hayat öğretmen sizsiniz. Ben Nejat. Yusuf’un dayısıyım. Yusuf sizden biraz bahsetmişti. Ama siz ile burada tanışmak çok garibime gitti.” Hayat şimdi şaşkın gözlerle bu adama bakıyordu. Hafif bir tebessüm ederek:
“Evet, tuhaf değil mi? Hiç aklınıza gelir miydi? Kader işte. Ne diyelim tanıştığıma memnum oldum.” der ve ayağa kalkarak adama elini uzatır elini sıkmak için. Adam da önce karısına bakarak karşılık verir bu uzatılan ele. Sonra adam karısını ve kızını tanıştırır. Hayat da Cemal ile Ebru’yu. Evet, çok garip bir durumdur bu. Nejat, kafasını kurcalayan soruyu sorar:
“Neden Kenan ağabeye haber verilmesini istemediniz.”
“Şu an bu durumun uygun olacağını sanmıyorum. Yusuf’un durumu tam belli olsun, ondan sonran belki.”
“İyi de sonuçta babası. Her şeyi bilmesi gerek. Öyle değil mi?”Hayat hafifçe tebessüm ederek:
“Evet, ama onun için daha kötü olabilir. Boş verin biraz geç öğrensin. Nasıl olsa gazeteciler, televizyoncular kapıda. Yakında haberi olur.” der. Canan Hayat’ın bu tepkisine şaşırarak, kocasına döner:
“Aman boş ver. Öğrenmemesi daha iyi olur Nejat. Sonuçta bir işe yaramıyor.” Nejat karısının söylediklerine sinirlenerek, hafif öksürerek:
“Hanım, yeter ama. Bırak şimdi onla uğraşmayı.” der. Hayat garip bir şekilde bu kadından çekindiğini hisseder. Davranışları ne kocasına ne de kızına benziyordu. Bir an Özlem’i görür. O da çaresizce dolanıyordur etrafta. Acır birden bu kıza. Sonra da kendini düşünür. Çünkü kendi de acınacak durumdadır.
Birden içerden bir hemşire koşarak çıkar. Herkes hemşireyi izliyordur korkarak. Hayat birden heyecanlandığını hisseder. İki doktor gelir, arkalarında da o hemşire. Hayat için dakikalar, saniyeler hatta imkânsız görünse de saliseler bile durmuştur şimdi. Gözlerinden yaş gelir Hayat’ın acırcasına. Doktorlar içeriye girince, herkes için zor dakikalar başlamıştır. Cemal yolun sonuna gelindiğini anlamıştır artık. Herkesin gözü şimdi kapıdadır.
dişi einstein
10-08-06, 20:38
ŞİMDİ BÜTÜN TÜRKÜLER YUSUF İÇİN SÖYLENİYOR…
Bütün koridorda şimdi bir sessizlik hâkimdir. İçerde ise durum farklıdır. Sessizliğin aksine bir gürültü mevcuttur içerde. Doktorlar titiz bir çalışma içindedirler. Yusuf’un kalbi bir kez daha durmuştur şimdi bu hayata karşı. Doktorlar hayata tekrar döndürmek için çırpınıyorlardır. Bir kez daha bir gencin daha bu hayattan kaymalarını istemiyorlardır. Bir şehit daha istemiyorlardır. İki doktor da ter içinde kalmıştır.Doktor jelleri sürerek:
“200 joule.” der önce, işe yaramaz.
“250 joule.” der sonra. Yine işe yaramaz.
“300 joule.” der ama işe yaramaz bu seferde. Doktor dayanamaz en sonunda kalp masajına başlar. İman tahtasına bastırır ellerini tam 15 kere. Yusuf’un ikide bir gözü kayıyordur. Doktorlar ise bütün güçlerini bu genç için harcıyorlardır. En sonunda bir doktor:
“Lanet olsun ya!” der.
“Ne oldu devam et, başarabiliriz.”
“Hayır, sanırım kaburga kemiğini kırdım.”
“Nasıl? Olamaz. İç kanama olabilir.”
“Hemen tüp yutturalım.” Hemşirelere dönerek: “Sizler de ameliyathaneyi hazırlayın.” der. Doktor yandan kaburga kemiklerini sayar ve orayı açarak hastaya tüpü yutturur. Şansa bak diye düşünür. Yusuf’u hemen ameliyathaneye götürürler.
Koridordakiler de bir cevap bekliyorlardır doktorlardan. En sonunda doktorlardan biri yanlarına gelir ve durumu anlatır. Hayat:
“Nasıl yani? Siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz?” diyerek doktorlardan birini iter sinirli bir şekilde. Cemal hemen Hayat’ın kollarından tutar:
“Hayat, tamam. Yok, bir şey işte. Ameliyata almışlar.”
“Nasıl yok ya. Bu beceriksizler ne yaptığını zannediyor. Kaburga kemiklerini kırmışlar ya!”Doktor üzüntüsünü belirterek:
“Üzgünüz elimizden geleni yapıyoruz, yaşaması için. Sakin olun lütfen.”
“Sakin olun ha! Nasıl olmama siz karar veremezsiniz tamam mı? Şu anda söyleyeceğiniz en son şey bu. Lütfen gidin başımdan. Burada durmanız bile gereksiz. Siz gidin Yusuf ile uğraşın. Eğer O’na bir şey olursa bu hastaneyi başınıza yıkarım. Hadi gidin şimdi.” Doktor Hayat’ın tepkisini anlıyordur. Kafa sallayıp, oradan uzaklaşır. Oradakiler de şaşırmıştır şimdi bu duruma. Cemal Hayat’ın gözlerindeki ateşi görür ve O’nu yerine oturtturur. Ebru üzüntü dolu gözlerle Hayat’a bakar. Canan şimdi bu kızı iyice süzüyordur. Belki de yeni yeni tanıyordur O’nu. Nejat için de durum farksız değildir. Begüm ise babası ve annesinin aksine bu kıza hayran hayran bakıyordur şimdi.
Öte yandan doktorlar Yusuf’u ameliyata almışlardır. Artık son güçlerine kadar çalışıyorlardır, bu gencin gözlerini açması için. Şimdi bütün türküler Yusuf için söyleniyordur.
dişi einstein
11-08-06, 16:04
ÖLÜME İNAT YENİDEN HAYATA DÖNÜŞ…
Hayat sinirli bir şekilde koridorlarda dolanıyor, Cemal ve Ebru yatışması için ellerinden geleni yapıyorlardır. Aradan birkaç saat zor da olsa geçmiştir. Nejat şimdi ameliyattan çıkan doktor ile konuşuyordur:
“Merak etmeyin, kanamayı durdurduk. Hastamızın sağlık durumu şu an için iyi. Ama dediğimiz gibi kritik durum hâlâ mevcut. Hastayı tekrar yoğun bakıma aldık. Birkaç saat sonra uyandırmaya çalışacağız. Yalnız kaburga kemiklerini zedeledik. Şimdilik başka bir gelişme yok. Biz size haber vereceğiz.”
Nejat doktorun bu sözlerinden hiç de hoşnut değildir. Beklemek, yine beklemek… Kendini sonsuz bir çukurda hisseder. Hayat’ın canı iyice sıkılmıştır. Cemal’e ‘Görüyor musun?’ dercesine bakar. Cemal ağzını buruşturur. Nejat en sonunda dayanamaz ve doktora sorar:
“Peki, bu sefer görmemize müsaade edecek misiniz?”
“Dediğim gibi birkaç saat sonra uyandırmaya çalışacağız. O zaman müsaade edebiliriz.” dedikten sonra, beyaz önlüğünü savura savura oradan uzaklaşır. Herkes doktorun arkasından çaresiz bir şeklide bakar.
Yusuf ise ağzındaki tüple nefes almaya çalışıyordur. Hayata bir kez daha tutunmuştur. Ama daha ne kadar dayanacağını bilinmez. Şimdi bütün odada Yusuf’un nefes alış verişi duyuluyordu.
Aradan yine saatler geçer. Bu zaman içinde Cemal iki kere annesiyle konuşmuş, durumu izah etmeye çalışmıştır. Ebru için de aynı şey geçerliydi. Artık Van’a perde inmiş, her taraf karanlıktı. Hayat ise oturduğu yerde Yusuf’un resmine bakar. Elindeki fotoyu gören yenge çekinerek Hayat’ın yanına yaklaşır:
“Ah yavrum nasıl da bakıyor? Nereden buldunuz bunu?” der merak içinde.
“Kenan amca vermişti.” der üzgün bir vaziyette.
“Demek o ruhsuz adam buralara kadar geldi. Ne yüzü var da bu çocuğu üzmeye devam ediyor.”
“Yusuf ile babasının arasında sorun kalmadı artık. Araları iyi şimdi.”
“Hah… Zamanında Pınar’ın kanını emdiği gibi bu çocuğunda kanını emecek. Kandırmış işte evladını. Ne yaptıysa artık… O gitsin Samsun’daki çocuklarına baksın. Size de bunları anlatıyorum ama ne yapayım, içimde kaldı.” Hayat bu konuşmadan sıkıldığını ifade eder biçimde:
“Siz merak etmeyin. Kimse kimsenin kanını emmiyor. Herkes mutlu.” der ve ayağa kalkıp, uzaklaşır oradan. Canan bu duruma iyice bozulmuştur.Nejat:
“Kabahat sen de. Nereden aklına geliyor ki… Kız zaten perişan, bir de aile meseleleriyle boğma insanı.”
“Aman ya.” Sonra Hayat’a bakaraktan:
“Ne cins kız. Yusuf da böylelerini bulur zaten. O doktor da böyleydi.”
“Aaaaaaaaa Canan sus artık. Zamanı değil. Şuraya bak yorgunluktan öldük zaten, bir de senin şu zamansız dırdırını dinliyoruz. Begüm de babasını desteklercesine bakar annesine. Kadın da mecburen susmak zorunda kalır.
Az sonra doktorlardan biri gelir:
“Evet, hastamızı görmenize izin vereceğiz şimdi.” der karşısındaki insanlara bakarak. Onlardan bir cevap bekliyordur. Herkes şimdi ne yapacağını şaşırır. Saatlerce bekledikleri an gelmiştir. Ama şimdi nasıl hareket edeceklerini bilmiyorlardır. Doktor durumu anlayarak:
“Peki, sanırım hepiniz hastayı göremeyeceksiniz. Ayrıca hemşiremiz içerde. Az duracaksınız. Kim geliyor şimdi benimle?” der merakla. Herkes birbirinin yüzlerine bakar ve kimse yine cevap veremez. Doktor:
“Anlaşıldı ya vazgeçtiniz ya da karar veremiyorsunuz. Lütfen biraz çabuk olun.Hastayı uyandırmaya çalışacağız.” der sabırsız bir şekilde.O sırada Nejat atılır:
“Ben önce görebilir miyim?” diyerek etrafındakilere sorar heyecanla. Herkes kafa sallar. Doktor:
“Peki, o zaman. Diğerleri de birazdan gelir. Hadi şimdi benimle gelin.” der ve Nejat karısının elini tutar önce sonra da doktoru sabırsız bir şekilde takip eder. Hayat’ın şimdi gözlerinin içi gülüyordur. Cemal bunu anlayarak sevinmiştir. Ebru da sevincini belirten bir şekilde kardeşine sarılır. Canan ile kızı da içeriye girmek istiyordur. Bunun için Nejat’ı beklerler.
dişi einstein
11-08-06, 16:05
Nejat içeri girer, doktor ile birlikte. Doktor hemşireye Nejat’ı gösterir:
“İlgilenin. Birazdan birkaç kişi daha gelecek.” der. Hemşire de uygun anlamında kafasını sallar. Doktorlarla birlikte Yusuf’u uyandırmaya çalışıyorlardır.
Nejat şaşırır. Yusuf’un ne hâle geldiğini görünce içi acır. Kardeşi gelir aklına. Yusuf’u büyütmek için neler çekmişti. Tek başına onca sene… İstemeden gözlerinden yaşlar gelir. Daha fazla dayanamaz, hemşirenin şaşkın gözleri içinde kendini odadan dışarı atar. Bir daha içeri girmeye cesaret edemez.
Bir süre geçtikten sonra Nejat ailesinin yanına gelir. Canan merakla kocasına bakıyordur. Nejat:
“Dayanamadım. Dayanamadım O’nu öyle görmeye. Bir görsen Canan. Yine o muhtaç çocuk orada yatıyordu sanki. Bir tek bisikleti yoktu.” Canan da Begüm de gözyaşlarını tutamaz. İkisi de içeri girmek ister. Bunu üzerine Nejat Hayat’a bakarak:
“İstersen Canan bir de Hayat’a soralım. Hayat kızım içeri girmek ister misin şimdi?” der. Canan bu duruma bozulur, ama belli etmemeye çalışır. Hayat bunun üzerine:
“Hayır. Ben en son gireceğim. Şimdi buna hazır değilim.” der.
“Peki, kızım. Hadi o zaman hazırlanın.”der karısına ve kızına.
Canan ve Begüm ardı ardına girerler içeri. İkisi de yıkılmış bir vaziyette çıkarlar içeriden. Canan yeğenini böyle göreceğini ummuyordu. Ağzında tüple yaşam savaşı vermeye çalışan bu genci gördüğünde içinde yangınlar oluştuğunu hissetti birden. Ne olmuştu bu çocuğa? Begüm içinde durum farklı değildi. Canından çok sevdiği kuzeni bu hâldeydi. O’nu böyle görmek içini acıttı. Birçok hasta görmüştü fakültede okurken. Ama hiçbiri bu kadar derin acılar vermedi O’na. Onlar da Nejat’ın yanına geldiklerinde, hiçbir şey demeden koltuklardan birine oturuverdiler. Üzerlerindeki şaşkınlığı atamamışlardı bir türlü.
Şimdi sıra Hayat’taydı. Ebru hadi dercesine Hayat’ın omzuna vurdu yavaşça. Hayat heyecanla içeri girdi. Ebru ve Cemal Hayat’ın arkasından baktılar içeriye girene kadar.
Hayat şimdi makinelerin sesini duyuyordu, kafasında türlü düşüncelerle. Yavaşça Yusuf’un yatağına doğru geldi. Karşısında yatan adama baktı uzunca. Sonra etraftaki garip, adını bile bilmediği onlarca alete ve araca baktı. Midesinin bulandığını hissetti bir an. Hemşire de fark ettirmeden Hayat’ı izliyordu. Aynı zamanda Yusuf’a ilaç vermeye çalışıyordu. Hayat hemşireye aldırmadan, Yusuf’un bir takım aletler bağlanmış elini tuttu ve yere çömelerek Yusuf’un kulağına bir şeyle fısıldamaya başladı:
“Hani bana söz vermiştin? Gelecektin. Seni bekledim o kadar. Hah şimdi gözükecek, hah şimdi bana güle güle diyecek diye bekledim. Ama yoktun işte. Ya Yusuf nereye gittiğini sanıyorsun sen. Daha sana hesap sormadım ben. Daha bana seni ilk gördüğümde bana söylediklerinin hesabını vereceksin. Sonra sen beni nasıl böyle yarı yolda bırakırsın. Daha beni istemeye geleceksin.(Bunu söylerken hem gülüyordu, hem de gözlerinden yaşlar gelmesine izin veriyordu.) Ben öyle kuru tekliflerle dolmam. Böyle köy düğünü yapacağız. Ben böyle ata bineceğim.(Güler yine…)Yok ben ata binmem. Düşerim filan. Vazgeçtim. Hem sonra daha senle ne kavgalar edeceğiz. Hanım yemeği hazırlamamışsın,benim karnım aç diyeceksin. Ben de okuldan yeni geldim, nasıl hazırlayayım Yusuf diyeceğim. Sonra sen televizyona dalacaksın, ben sana yine kızacağım. Ohoooo bak bir de gitmeye kalkıyorsun. Ne çabuk da pes ettin. Yusuf…(yutkunur, nemli gözleriyle) Ne olur aç gözlerini. Bak buradayım. Hayat’ının sesini duyuyorsun.” Bekler öylecesine, Yusuf’un cevap vermesini. Ama hayır. Hiçbir tepki yoktur şimdi. Hayat o zaman:
“İşte ben buna dayanamam.” der ve usulca tuttuğu eli bırakır. Gözü yaşlı bir şekilde odayı terk eder. Hemşirenin de gözleri dolmuştur şimdi. Bu kadarını o da beklemiyordu. İlacı verdikten sonra doktora söylemek üzere odadan ayrılır. Yusuf’u orada yalnız bırakır.
dişi einstein
11-08-06, 16:06
Ebru Hayat’ı merakla beklerken, Cemal ortalıkta gözükmüyordur. Ebru Hayat’ı görür. Hayat yanına oturur yorgun bir biçimde. Hıçkırıklara boğulur şimdi:
“Bana cevap vermedi Ebru. O kadar bekledim. Ama hayır. Hiçbir şey söylemedi. Öylece yatıyor orada. Garip değil mi? İçim acıyor Ebru. Annemin vefatını anlamamıştım. Bana hiç bu kadar acı veren bir şey olmadığını düşünüyordum. Ama bu daha acıymış. Çünkü sevdiğinin gözünün önünde kaybolması, hiçbir şeye benzemiyormuş Ebru.”
“Ah canım benim.” der üzgün bir şekilde. Diğerlerinin de gözü yaşlıdır şimdi. Hayat birden far ederek:
“Cemal nerede?” der yutkunarak. Ebru da bilmediğini gösterir bir şekilde kafa sallar.
Cemal odanın içeri girince, sıkıldığını belirtir bir ifadeyle yüzünü buruşturur. Gözleri hemşireyi arar. Fakat içerde kimse yoktur. Yusuf’un yanına gelir. O’na acıyarak bakar ve sonra başını yukarı kaldırarak iç geçirir:
“Komutan… Sen benim hep canımı sıktın. Yine sıkıyorsun. Sana şu an hiç olmayacak kadar kızgınım. Neden mi? Merak ediyor musun? Hayat için… O’nu üzüyorsun komutan. Ben O’nu üzmene izin veremem. O benim her şeyim. Ama şu anda öyle bir durumda ki… Sana nasıl anlatayım? Hep senin yüzünden. Ne güzel şu anda her şey normal olacaktı. Ama sen her şeyi bozdun. Komutan dinle beni. Ayağa kalkacaksın tamam mı? O’nun o güzel yüzünü güldüreceksin. O’nu mutlu görmek istiyorum. Bunu senin bozmana izin veremem. Üstelik gereksiz yere… Senin gibi biri bu aptal gerçekle başa çıkamaz mı? Sen güçlüsün komutan. Seni kimsenin yenmesine izin verme. Bazı aptalların kurduğu tuzaklara yakalanma. Lütfen komutan. Sana hiç yapmayacağım şeyi yapıyorum. Sana yalvarıyorum. Sen benim kuzenim için önemlisin. Bunu gördüm. Hadi kalk ayağa komutan. Aç artık şu gözlerini.” der gözlerinden yaşlar gelerek. Hemen odayı terk eder. Kendini rahatlamış hisseder.
Yusuf yutkunur önce. Sonra da yüzünü buruşturur. Başı öyle ağrıyordur ki dışarıdaki sesleri bile duyamıyordur. Göğsünün de ağrıdığını hisseder. Ayakları ve kolları uyuşmuştur.Tüpü çıkartmışlardır. Yusuf burnunu kaşındığını hisseder. Ama kollarını kaldıramaz. Burnuna yerleştirilen solunum cihazı kaşıntı yapıyordur şimdi. Gözlerini açamaz bir türlü. Artık gözleri karanlığı değil, aydınlığı görmek istiyordur.
dişi einstein
11-08-06, 19:28
GÖZLER IŞILDIYOR…
Cemal Hayat’ın yanına gelir. Hayat’ın ağladığını görür ve ne oldu der gibi Ebru’ya işaret eder. Ebru:
“Çaresizlikten. Ne olabilir ki Cemal sanki. Sen neredeydin?”
“Biraz kafamı dinlemek istedim.”
“Ay sen de burada böyle… Yorgun gözüküyorsun çok.”
“Evet, en az sizin kadar.”
“Ne olacak şimdi Cemal? Ben çok sıkıldım. Hiç bu kadar uzun olmamıştı zaman benim için.”
“Merak etme. Bunlar da geçecek. Biz neler gördük Ebru Hanım. Ohoooo, sen bilmezsin.”
“Gözyaşlarını saklayan bu adam, şimdi nasıl bu kadar soğukkanlı olabiliyor?”
“Bilmem. Belki umuttandır.”
“Evet, sanırım. Canım ya(Hayat’ı gösterir) ne kadar da ihtiyacı var şimdi bir parça umuda.”
“Evet. Ama zaten O’nun bir umudu var. Yoksa bu zamana kadar direnemezdi. O biliyor.”
“Umarım Cemal. Yeter ki Hayat üzülmesin. Başka bir şey istemiyorum.” Yusuf’un akrabalarını göstererek:
“Bunlar da böyle yorgun yorgun. Ya acaba eve filan göndersek mi?Baksana askerler bile kötü durumda. Uffffffff iyice canım sıkıldı Cemal.Bitsin bu Çin işkencesi.”
“Doktorlar komutanı uyandırmaya çalışıyorlar. Eğer iyi bir haber alınırsa ben gerekeni yaparım. Eve yollarım onları.”
“Baksana perişan görünüyorlar. Ya Yusuf nasıl görünüyor acaba? Hayat ondan ağlıyor zaten. Kızın içi yanıyor.”
“Bilmez miyim…” der iç geçirerek. Doktorlardan biri gelir:
“Gözünüz aydın. Hastamız tepki vermeye başladı. Şu anda canı yandığı için, ağrı kesici verdik. Birkaç tetkik yapacağız. Her şey uygun gözükürse odaya dahi alırız. Ama yine de fazla sevinmeyin. Travma olayı olduğu için gözetim altında tutmamız gerekiyor.” Öyle sakin bir şekilde anlatmıştır ki doktor, herkes onu masal dinler gibi dinlemiştir. Herkes şimdi mutluluk gözyaşları döküyordur. Yusuf hayata olan tepkisini vermiş, ben hâlâ buradayım demiştir.
Hayat da ağlıyordur şimdi. Ebru’ya sarılıyor:
“Bak Ebru. Duydu beni.” Gözleri ışıldıyordur Hayat’ın. Cemal bunu görmüştür. Gözleri O’nun da dolmuştur şimdi:
“Aferin komutan. Aferin. O’nu üzmedin.”der sessizce gözlerindeki yaşları silerek.
Ebru’ya işaret eder Cemal ‘Ben gidiyorum’ diyerek. Ebru şaşırır, ama O’nun sıkıldığını düşünerek başıyla onay verir. Cemal geleceğini belirtir gibi bir takım işaretler yapar yine ve hastane koridorlarında kaybolur gider.
dişi einstein
12-08-06, 19:45
KEVENLİ’DE BİR GECE…
Cemal yorgunluktan ölüyordu. Evinin yolunu tutar. Karanlık köye işlemişti. Ailesini fazla merakta bırakmak istemiyordu. Durumu bir an önce izah etmeliydi. Sabahleyin günün ilk ışıklarıyla birlikte hastaneye gidecekti. Hayat’ı yalnız bırakmamalıydı. Aslında O’nu da çağıracaktı, ama gelmeyeceğini biliyordu. Eve girer, annesi kapı girişinde oturuyordu. Cemal şaşırarak:
“Ana! Yatmadın mı sen daha? Saat çok geç.” der.
“Oğlum doğru düzgün haber vermiyorsun ki… Merakta kodun bizleri. Ninen de içerde namaz kılıyor. O’nu uyku tutmadı.”
“Hayda… Ya anlattım size durumu. Meraklanacak bir şey yok.”
“Nasıl yok oğlum. Bu saate kadar hastanelerde. Durum nasıl?”
“Ya tamam. Komutan iyi şimdi. Uyanmış gibi işte. Doktorlar belki de yoğun bakımdan çıkaracaklar O’nu.”
“E Hayat nerede oğlum. Sen ile gelmedi mi?”
“Ya O Ebru ile hastanede şimdi.”
“E oğlum niye yalnız bırakırsın onları şimdi oralarda.”
“Ya yalnız filan değiller. Hem ben yarın sabah gideceğim. Üstümü değiştirmeye geldim ana. Ayrıca çok yorgunum. Soru sorma artık. Bak yarın erken kalkacağım.”
“İyi de oğlum. Hayat da gelseydi keşkim. Onlar da yorgunluktan bitap düşmüşlerdir oğlum.”
“Ana ben söylesem de gelmez Hayat. Şimdi izin ver de içeri gireyim. Nineme sen anlatırsın durumu. Ben elimi yüzümü yıkayım.” der sinirle. Cemile yorgunluğuna verir, Cemal’in bu tepkisini. İçeri girer, Kumru ninenin yanına.
KEVENLİ’DE BİR SABAH…
Cemal zor uyanmıştır. Canı sıkkın bir şekilde kalkar divandan. Annesi çay demliyordur.
“Saat kaç ana?”
“Sekiz oğlum.”
“Uffffffff geç kaldım.”
“Cemal kahvaltı etmiyecek misin?”
“Yok ana benim çıkmam lazım. Hastaneye gidiyorum. Belki Hayat ile Ebru’yu da getiririm sonra.”
“İyi oğlum. Sen bilirsin.” Cemal üstünü değiştirip, çıkar dışarı. Kumru nine gelir:
“Bu oğlan nereye gitti şimdi?”
“Hastaneye ana.”
“Ne bu acele? Yüzünü bile göremedik.”
“Öyle ana. Ama kızları yalnız bırakamıyor.”
“Niye kine geldi o zaman bu deli. Bu oğlanda yine bir şey var Cemile. Bak görecen.”
“Bilmem kine ana? Belki bu son olaylar, canını çok sıktı.”
“Öyle ama başka şeyler de var. Kesin, yakında dellenir bu oğlan.”
“Vallah bilmirem ana. Bilmirem. Allah sonumuzu hayır etsin.”
“Amin kızım. E çay koy da içelim.”
“Olur ana.”
dişi einstein
12-08-06, 19:45
ŞAŞIRTAN GERÇEKLER…
Cemal arabasına doğru ilerlerken, muhtarın el sallayarak kendisine yaklaştığını görür.
“Günaydın Cemal.”
“Günaydın muhtar.” der sıkılarak Cemal.
“E haberin var mı olanlardan.”
“Evet var. Ben de hastaneye gidiyorum zaten.”
“Anam hastaneyle ne ilgisi var?”
“Sen neden bahsediyorsun muhtar? Komutan hastanede ya.”
“Hah bir de o var sahi.”
“Başka ne var ki?”
“Bilmez misin?”
“Neyi ki muhtar?” der merakla.
“E sizin İsmail ile Bayram emmiyi jandarma götürmüş. Senin şu vurulma olayı ile ilgili. İhbar mı ne etmişler. Hatta bizim Bekir de yanlarındaymış. Sonra O’nu olayla alakasız bulup, salmışlar. O da dün akşam geldi. Çok korkmuş vesselam.”
“Deme muhtar… E kim ihbar etmiş ki?”
“Vallah bilmirem.Bir karı lafı dolanıyor etrafta. Yine de bilmirem.”
“İyi. Bunlar yakında beni de çağırır.”
“Hah orası öyle. E sen hastaneye gidiyorum dedin. Yusuf komutan için mi?”
“Hı hı… Komutan için.”
“Bir şehit varmış. Televizyon söyledi.”
“Öyle. Komutanın durumu da ağırdı, dün gece uyandı. Bugün belki daha iyidir.”
“Anam sen nerden bilyon? Televizyon söylemedi.”
“Ben hastanedeydim zaten muhtar. Neyse gideyim artık. Hadi kal sağlıcakla…” deyip arabasına binip, gider Cemal. Muhtar bu duruma şaşırmıştır.
“İyi de Cemal’in komutanla arası o kadar iyi değil ki…” der kendi kendine.
dişi einstein
12-08-06, 19:46
BAZILARI İÇİN KARA GÜNLER BAŞLAR…
“Ula babo ne halt etcez şimdi? Çakıldık kaldık burada.”
“Sus ulan eşek sıpası. Hep senin yüzünden. Yakında benim de yüzümü göremeyeceksin.”
“Niye kine babo?”
“Niye olacak. Yakında bizi ayırırlar. Duymadın mı komutanı?”
“Ya babo ben şimdi ben ne güzel Sevcanımla olacaktım. Bak şimdi nerdeyim?”
“Ulan bana ne söyleniyon? Senin hatan. Cemal’i vurdurtma gibi zeka fışkıran planın olmasaydı bu yerlere gelmezdik. Ben koskoca Bayram Yılmaz’ın düştüğü duruma bak.”
“Ya ölmedi kine bu Cemal.”
“Sus ulan eşek sıpası bağırma. Duyacaklar şimdi.”
“E biliyorlar kine zaten babo.”
“Ulan salak oğlum benim. Biz bir karı yüzünden buradayız. Biz bu numaralara boyun eğer miyiz?”
“Eğmeyiz de mi baba?”
“Eğmeyiz tabii. Şimdi beni iyi dinle. Biz yalan diyeceğiz. Olay büyüyecek. Böylece yeterli delil bulamayacaklar.”
“De mi baba?”
“Evet benim saf oğlum. Hem Cemal de bir şey demedi zaten komutana. Merak etme çıkarız biz.”
“Çıkarız de mi baba? Ben de Sevcanıma kavuşurum ne güzel.”
“Ulan burada bile uçkurunu düşünüyon.” der oğluna vurarak.
“Ya vurma babo. Hem senin uçkurun yüzünden biz buradayız.”
“Ne biçim konuşuyon ulan babanla.” der yine vurur oğluna.
“Ula vurma baba. Doğruyu söylüyorum ben hem. Zaten buradan bir çıkayım önce Aysel denen o karıyı, sonra da o örtmen bozuntusunu öldüreceğim.”
“Ulen yeter sus artık. Öldürme filan. Sen onu bunu bırak da şu örtmen de artık toprakların sahibi. Ne halt etcez biz?”
“Dedik ya babo. Öldürecez.”
“ Sus ulen eşek sıpası sus artık.” der ve oğluna yine vurur.
dişi einstein
12-08-06, 19:47
GÖLÜN AYDINLIK YÜZÜ…
Cemal şaşkın şaşkın arabayı kullanıyordur.Demek İsmail ile Bayram amcasını jandarma götürmüştü. Güler kendi kendine. Sonra o çok sevdiği çay bahçesinin önünde durur. Göl şimdi daha aydınlık gözüküyordur Cemal’e. Bülent’in yanına gelir.
“Nerede kaldın Cemal? İçim dışım çay oldu.”
“Pardon ya. Geç kalktım. Çok yorgundum.”
“E dediklerin doğru mu?”
“Sence şaka yapar gibi bir hâlim mi var?”
“Şuraya bak.Tam her şey yoluna girdi derken.”
“Ya öyle. Ama her şey için geç değil.” Cemal’in yüzü gülüyordur şimdi. Devam eder:
“E bana bir çay yok mu? Kafam sersem gibi.”
“Olmaz mı?” der ve garsona işaret eder.
“Burayı çok seviyorum be Bülent. Şu göle baktıkça içim açılıyor. Dün o kadar kötüydüm ki…” Güler ve yutkunur:
“Bak Hayat’ı da buraya getirmiştim. O zaman O’na buralara dayanamazsın demiştim. Çeker gidersin demiştim. Benim gibi. Bana çok kızmıştı. İyi ki de kızmış.Bak şimdi…” der içini çekerek.
“Bütün gerçeklerimi değiştirdi bu kız Bülent. Ben çok değiştim. Biliyorsun.”
“Bilmez miyim? Bir zamanlar ben bu kızdan vazgeçmezdim diyordun. Ha tabii bir de öncesinde İstanbul’da klinik açmayı düşünüyordun.” Güler her ikisi de.
“Evet demek ki insanın kendisi değil belki ama düşünceleri değişebiliyormuş. Ben bu komutana daha iki gün önce kızarken hem de hiç olmadığı kadar…(duraksar biraz)Şimdi ise acıyorum Bülent. Biliyor musun? O’nun için gözyaşı döktüm ben Bülent. O’nun için endişelendim. Ama Hayat için… Yine Hayat için değiştim ben ve O’nun sayesinde insan olduğumu anladım. Duygularım olduğunu anladım. Ne biçim şeymiş bu?”
“Evet öyle garip bir şey herhalde ki… En yakın arkadaşımı ben de tanıyamaz oldum. Sana demiştim Cemal. Hazırlan demiştim. Bak nelerle karşılaştın. Bir kuzenin var. Kuzeninin bir de sevdiği var. Üstelik bu kuzenini sen de seviyorsun. Şimdi de vazgeçtim diyorsun.”
“Ne yapsaydım?”
“Ölürüm de vazgeçmem diyen sensin Cemal. Ama her şeyi bir anda atamazsın. Bunu sen de biliyorsun. Çünkü hazırlanmadın. Her gün umudun oldu. Bak şimdi nerdesin?”
“O kadar kötü müyüm?”
“Hayır aksine. Sandığım kadar kötü değilsin. Ama içinde biriktiriyorsun. İşte bu kötü.”
“Öyle mi dersin?”
“Bilmiyorum, ama bu sefer beni dinle. Bu sefer arkadaşını dinle. Artık her şeyi bir kenara bırak. Yoksa daha çok acı çekeceksin. Çünkü dayanamayacağın yükler bindi omzuna.”
“Ne yapayım dersin?”
“Ben karışmak istemem. Ama ben yine geçmişte bıraktığın idealini gerçekleştir derim. Yeni bir hayatın olsun.” Bülent ‘Hayat’ sözcüğünü kullandığında Cemal midesinde bir acı hisseder.
“İyi de ninem, annem. Olmaz. Hem Hayat ne olacak? Ben O’na söz verdim. Hem kendime hem de O’na. Yanında olacağım dedim.”
“Peki Cemal bu seni daha yıkmayacak mı? Nereye kadar böyle?”
“Yok Bülent şimdi değil. Şimdi olmaz. Zamanı değil. Kimseyi yüz üstü bırakamam.”
“Peki Cemal sen ne olacaksın? Hem kimseyi yüz üstü bırakmayacaksın ki…”
“Sus Bülent. Onların bana ihtiyaçları var. Özellikle şimdi. O benim kuzenim. O’nu yalnız bırakamam. Ya Gülnaz ne olacak? Hayır şimdi değil. Kimseyi başka sorunlarla boğamam.”
“Peki, sen bilirsin. Ne olursa olsun, ben de senin yanındayım Cemal.”
“Biliyorum Bülent. Onun için burada seninle çay içiyorum zaten seninle.” Bülent gülümser arkadaşına. Cemal’in telefonu çalar o an. Arayan Ebru’dur. Bülent’e telefonu göstererek:
“Bak birkaç saat ortalıkta yoktuk. Nasıl da arıyorlar? Ben bunun için buradayım Bülent. Her şeyimle onların yanındayım” der ve gülümseyerek telefona cevap verir:
“Alo, Ebru.” Göl şimdi daha aydınlık gözüküyordur gözüne.
dişi einstein
13-08-06, 15:20
HAYAT DEVAM EDİYOR…
“Alo Cemal. Neredesin sen? Merak ettik.”
“Ya kusura bakma. Van’dayım. Birazdan geleceğim hastaneye. Köyde kaldım dün gece. Bizimkilere durumu izah ettim.”
“Anladım. Merak ettik de. Ya şey… Yusuf’un tetkikleri yapıldı. Yoğun bakımdan çıktı. Odaya alındı. Ama doktorlar daha bizi içeri sokmuyorlar.”
“Hımmmm… İyi olmuş, sevindim. Tama ben birazdan oradayım.”
“Tamam Cemal. Bekliyoruz. Dikkat et.” diyerek, endişe dolu bir yüzle kapatır Ebru telefonu.
Cemal bu son cümlenin anlamını bir türlü çözemez. Bir an duraksayıp, düşünür. Bülent bu durum için:
“Hayırdır? Kötü bir şey yok herhalde. Sevindim filan dediğine göre. Niye böylesin şimdi?”
“Yok kötü bir şey yok. Odaya almışlar komutanı. Hadi kalkalım. Benim hastaneye gitmem lazım. Beni bekliyorlar.” Bülent hâlâ bu durgunluğun sebebini anlamamıştır. Cemal’in ardından O da kalkar masadan.
Hastanede ise endişe dolu saatler bitmiştir. Herkes şimdi en olmadığı kadar mutludur. Hayat rahatladığını belirtir bir şekilde duvara yaslanır. Yan gözle de Muammer’e bakar. Nasıl da huzurludur şimdi. Ebru annesiyle konuşuyordur:
“Evet, anne şimdi odaya aldılar. Ama daha odaya sokmuyorlar. Bekliyoruz işte. Durumu bayağı iyiymiş. Ama işte ağrıları varmış.”
“Aman kızım çok şükür. Öldük öldük dirildik burada. Neyse ah Hayat da iyidir şimdi.”
“Sorma anne. Yüzünde güller açıyor kızının.”
“Aman aman iyi. Hadi kapatayım şimdi. Bekliyoruz haberlerinizi kızım.”
“Tamam anneciğim. Hadi herkese selam.” Der ve kapatır telefonu Ebru.
Leyla telefonu kapadıktan sonra balkondaki güvercinlere bakar gözü yaşlı bir şekilde. Sonra Gülnaz’a anlatır durumu. Gülnaz yukarıya kaldırır başını:
“Şükürler olsun Allahım. Bir kulunu daha sevindirdin.” Der gülümseyerek. Hayat devam ediyordur şimdi. Leyla, Gülnaz ve Sevcan gülerek kahvaltı masasına otururlar. Ama artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyacaktır.
dişi einstein
13-08-06, 21:43
UMULMAYAN DURUMLAR…
Cemal hastaneye gelmiştir. Gözleri bizimkileri arar. Ama kimseyi göremez. Sonra yanına Begüm yaklaşır:
“Merhaba. Cemal Bey idi değil mi?”
“Evet. Şey… Bizimkileri göremedim de…”
“Kafeteryadalar hepsi. Birazdan Yusuf ağbimi gösterecekler.”
“İyi güzel. Sen niye buradasın?” Begüm Cemal’in bu ilgisine sevinircesine:
“Doktorlarla konuşacağım bir de ben.”
“İyi o zaman. Ben bir kafeteryaya ineyim. Nerede acaba?”
“Şu kapıdan çıkınca, sol tarafta. Hemen karşıda Cemal Bey.”
“Hıh. Bana Bey deme yahu. Kendimi önemli bir şahıs gibi hissettim şimdi. Çok rahat değilsen ağbi de. Tamam mı?”Begüm gülümser:
“Peki Cemal ağbi.”
“Hıh şöyle. Hadi bakalım Görüşürüz sonra.” Der gülerek. Begüm O’nun arkasından bakar ve içi bir tuhaf olur şimdi.
dişi einstein
13-08-06, 21:44
KAFETERYADA…
“Hıh… Hele şükür. Cemal beyimiz gelebildiler.” Hayat Ebru’nun bu tepkisine bir türlü anlam veremez. Cemal gülerek:
“Geldik ya işte. Eh komutan da iyiymiş. Artık her şey normale döndü.” Hayat gülümseyerek:
“Evet ya Cemal. Her şey normale döndü. Acaba? Hıh…”
“Ne oldu ki şimdi? Ters giden bir şey mi var?” Ebru da şaşırır. Hayat o zaman:
“İyi de baksana Cemal bir etrafına. Gazeteciler dolu. Az önce şu şehit erin yakınları buradaydı. Gözü yaşlı insanlar vardı burada hep. Sonra askerler…Hıh. Sen dün gece burada değildin tabii. Sabaha kadar nasıl biz böyle bir şeye boyun eğdik diyen cümleler dolanıyordu etrafta. Sence normal mi?”
“İyi de Hayat. Bunlar zaten her gün olan şeyler.”
“Ufffffffffff. Cemal ne kadar da rahat söylüyorsun.”
“Ama öyle Hayat. Bunlar olan şeyler. Sen sadece yakınında şahit oldun bu olaylara o kadar.”
“Bilmiyorum Cemal her şey o kadar tuhaf ki şimdi.”
“Ama bak mutlusun işte.”
“Mutlu muyum sence? Benim bir sürü minik öğrencilerim var Cemal. Peki ben onları bunun için mi yetiştiriyorum? Bak şu insanlara. Hepsinin ayrı ayrı dertleri var. Bizim gibi hepsi. E peki benim öğrencilerim de mi böyle şeylere hazırlanacak? Onlar da Yusuf ağbileri gibi olacaklar? Ya da Halil ağbileri gibi mi? Yoksa bu gözü yaşlı insanlardan biri mi olacaklar?Bak şimdi güleceksin bana. Niye böyle gereksiz şeyler söylüyorsun diye. Ama öyle. Baksana içim daha kötü oldu benim. Ben içeri gidiyorum.” Der Cemal’in cevap vermesini beklemeden. Ebru da arkasından bakar ve Cemal’e döner:
“Demin şu şehit olan askerin annesiyle konuştu da. Biraz canı sıkıldı. Bir de şu gazeteciler…İyice sinirlerini bozdu kızın.Neyse ben de onunla gideyim.Sen biraz burada kal istersen.” Cemal çaresizce kafa sallar. Sonra da yanında oturan Yusuf’un dayısına ve eşine tebessüm ederek selam verir. Daha yeni farkına varır burada oturduklarına.
Ebru da Hayat’ı takip eder. Ama yorgunluktan yere düşeceğini sanır bir an. Sonra toparlar kendini. Hayat’ı düşünür o an. Bu kız ne kadar dayanıklı? Kaç saat ayakta kaldı? Yüzünde şefkât dolu bir ifadeyle yoluna devam eder.
dişi einstein
14-08-06, 16:03
BİRKAÇ GÜN SONRA…
Aradan birkaç gün geçmiştir. Yusuf şimdi odasında ziyaretçilerini ağırlıyordur:
“Şu yatağı doğrultur musun Begüm? Sırtım ağrımaya başladı.”
“Peki, sen nasıl istersen.”
“Sen hastalarına da böyle mi davranıyorsun gerçekten? Hepsi çok şanslı.”
“Aman ya sen de.” Der Yusuf ağbisinin sözleri üzerine. Sonra içeri Canan girer:
“Begüm ne yapıyorsun kızım?”
“E yatağı doğrultuyorum anne.”
“Kızım, Yusuf ağbinin bir tarafını kıracaksın. Zaten her tarafı kırık.” Bu cümleyi duyan Yusuf gülmemek için kendini tutar. Begüm de:
“Ya anne alemsin yani. Unuttun galiba. Burada sizden daha tecrübeliyim.”
“Aman kızım. Sen deli bozuksun.” Bunu üzerine Yusuf:
“Ya tamam yenge. Ben söyledim zaten yatağı doğrult diye. Merak etme O ne yaptığını biliyor.”
“Aman tamam. Sustum. Zaten beni hep susturuyorsunuz.”
“Gel hadi yenge. Otur şuraya. E dayım nerede? Evde mi?”
“Yok evladım. Şu senin yakının olan bir şahısla konuşuyor.”
“Kim?” der Yusuf. Begüm de merakla bakar annesine.
“Aman adını söylemek istemediğim bir şahıs.”
Bunu üzerine Yusuf anlar ve manasız bir ifadeyle yengesine bakar. Canan da:
“Beyefendi buraya geliyormuş. Onun için konuşuyor dayın.”
“Ya gelmesine gerek yoktu. Şimdi bu sıcakta.”
“Aman bence de yüzünü görmek istemiyorum zaten.”Begüm annesine dik dik bakarak:
“Ya Yusuf olur mu hiç.(Ağbisi gibi görse de O’na hep Yusuf der.)
Baban seni görmek istemiş işte. Bir de televizyonlar öyle tuhaf cümleler kuruyorlar ki… Şimdi seni görerek içi rahat edecek.”
“Öyle tabii Begüm de. Yani babamın durumu. Bilemiyorum. Buraya gelmek için müsait değil.”
“Niye ki?”
“Ya babam hasta Begüm. Bu kanser denen canavar babamı da yaktı.”
Bunun üzerine Canan şaşırdığını belirten bir ifadeyle:
“Baban mı kanser mi oğlum?”
Yusuf çaresizce kafasını sallar. Canan Yusuf’a acıyarak bakar:
“Ah çocuğum. Bu adam seni hep üzecek mi?”
Begüm annesinin bu sözlerine çok kızar ve lafı değiştirerek:
“Ya tedavisi mümkündür belki. Elimizden bir şeyler gelirse, yapmaya çalışırız Yusuf.”
“Dedim burada kal diye. Üniversitenin hastanesinde tedavi ederler diye düşündüm. Ama O gitmeyi düşündü. Zaten Özlem çok ilgilendi bu konuda. O’na Samsun’da bir hocasının adını verdi.Konuşuyorum arada sırada. Gidiyormuş O doktora işte. Umarım her şey iyi olur.”
Canan Yusuf’un babası için endişelenmesini hiç doğru bulmaz. Ama şimdi bir şey söylemesinin uygun kaçmayacağını anlar. O sırada Nejat gözükür:
“Oooooooo bütün millet burada parti vermiş.Bir Nejat’a haber vermiyorsunuz. Ayıp yahu.”
“Aman baba. Sen partilerden nefret edersin unuttun mu?”
“Doğru.” Der kızına gülümseyerek. Şimdi Yusuf da gülüyordur.
dişi einstein
14-08-06, 16:55
KEVENLİ’DE KUMRU NİNENİN EVİNDE…
Hayat ve Ebru şimdi Kumru Ninenin evinde öğlen yemeği yiyorlardır. Sofrada mutlu dakikalar mevcuttur. Ebru:
“Oh ya!!! Şu sofra için bütün bir ömür kalırım vallahi. Öyle değil mi Hayat?”
“Tabii canım. Zaten artık burada kalman gerekli.” Cemal meraklı gözlerle:
“O niye ki?” der Hayat’a bakarak.
“E niye olacak? O’nun başı bağlı Cemal. Osman’ı var O’nun.”
Bunun üzerine herkes gülmeye başlar. Ebru:
“Görürsün sen. Gerçekten buradan biriyle evleneceğim. O zaman görüşürüz Hayat Hanım.”
“Aman tamam canım. O günleri bir görelim, o zaman görüşürüz.”Hayat sonra saatine bakarak:
“Uffffffff… Ebru geç kalacağız. Daha uçak bileti alacağız. Sonra hastaneye uğramamız gerek. Yarın Yusuf taburcu edilecek. Biraz çabuk olsan diyorum yani.”
“Ya tamam kızım.” Cemal:
“Ya niye erken alıyorsun biletleri?”
“Bu sıralar olaylar arttı. Şimdi uçakta yer bulamayız belki.”
“Hayat ben alırım biletleri. Sen ne zamana istiyorsun söyle.”
“Ay Cemal çok iyi olur vallahi. Cumartesi uygun bizim için. İşte saatlerine bak. Müsait olanı seç sen. Kafana göre takıl işte. Tamam mı?”
“Tamam sen merak etme. Hadi o zaman götüreyim sizleri.” O zaman Kumru nine:
“E oğlum bu ne acele? Daha kızlar doğru düzgün çaylarını bile içmediler.” Hayat da:
“Yok tamam nineciğim. Bizim acele etmemiz lazım. Akşam geliriz. Ya Cemal sen hiç zahmet etme. Biz Hamido ile gideriz.”
“Ya olur mu hiç Hayat. Ben götürürüm. E hadi.” Hayat gülümser ve Ebru’yu dürter hadi dercesine. Aceleyle evden çıkarlar şimdi. Kumru nine Cemile’ye:
“Ah oğlum. Görüyor musun Cemile. İçinde saklıyor acısını.”
“Nerden çıkarıyorsun ana böyle şeyleri. Ne acısı. Yüzünde güller açıyor.”
“Ben bilirem o gülleri. Yakında solacaklar. Bak dedi diyeceksin.”
Cemile annesinin dediklerine bir anlam veremez. ‘Eh’ dercesine kafa sallar.
dişi einstein
14-08-06, 16:56
KEVENLİ MEYDANINDA…
Hayat, Ebru ve Cemal arabaya doğru ilerler. O sırada muhtarın eşlerinden biri bunları görür. Hemen yanlarına gelir:
“E hayırdır örtmen hanım? Siz daha gitmediniz mi?” Hayat canı sıkkın bir şekilde:
“Yok daha gitmedim.”
“E niye kine? Sevcan’ı da kaçırdı diye söyleniyor millet. Zaten İsmail de içerde. Aman derim vallah Bekir seni arar. Dikkat et.”
“Olur. Sağ ol haber verdiğin için. Hayatımı kurtardın.” Diyerek Ebru’ya gülümser.
“Aman ben kaçtım.” Der Cemal’e bakarak. Cemal de:
“Hey Allahım bu kadınlar.” Ebru bunun üzerine:
“Aaaaaaaaa Cemal ayıp oluyor ama.” Hayat da kafa sallayarak güler. Cemal:
“E baksana ama. Şimdi bütün köye yayacak Hayat öğretmen gitmemiş diye. Sonra e niye gitmemiş diyecekler? E tabii hemen yeni bir şey uyduracaklar. O zaman ayıkla pirincin taşını.” Der endişeli bir yüz ifadesiyle. Hayat Cemal’in bu ifadesine gülerek:
“Eh ilahi Cemal. Ne yaparlarsa yapsınlar artık. Umurumda bile değil.Zaten çıkabilecek en kötü dedikodular yaydılar etrafa. Daha ne olsun. Boş ver sen.”
“Öyle deme ama. Sonra bana kızıyorsun.”
“Ay Cemal kızmam tamam. Hıh? Hadi gidelim artık.” Ebru gülümseyerek arabaya biner. Cemal de Hayat’a ‘E peki öyle olsun’ diyerek arabaya binmesini işaret eder.Şimdi hepsi Van’a doğru ilerliyorlardır.
dişi einstein
14-08-06, 17:52
HASTANEDE…
Begüm Yusuf ağbisine gazete okuyordur. Yusuf haberleri duydukça canı sıkılıyordur:
“Tamam Begüm, yeter. İyice kötü oldum.”
“Tamam peki. Ya senle hiç doğru düzgün konuşamadık. Hazır annemler yokken…”
“Ne oldu? Ne konuşacağız ki?Yoksa okulda kötü bir şey mi yaptın yine?”
“Yok be Yusuf. Okul iyi durumda da. Ben senle ilgili diyorum hani.”
“Ne olmuş ki bana?”
“Ya şu öğretmen var ya. Hayat öğretmen hani.”
“Ha sen Hayat’tan söz ediyorsun.”
“Ha şunu bileydin.”
“E tabii ilk defa gördünüz. Ama ben size biraz bahsetmiştim.”
“Evet, ama yani bu kadarını tahmin etmiyorduk yani.”
“Nasıl ki?”
“Ya canım işte ciddi gözüküyor durumunuz. Hep buradaydı yani.”
“Evet öyle.Bayağı bir ciddi. Yalnız sen bana bir söz ver bakayım?”
“Ne sözü? Yoksa bana bir sır mı vereceksin?”
“Hayır canım. Senden yalı konuşmamanı isteyeceğim. İlerde doktor olacaksın. Bu İzmir güzelinin böyle yalı konuşmasını istemem yani hastalarına karşı.”
“Tamam peki. Sen bahset biraz şu Hayat öğretmenden.”
“İyi. Evlenme teklifi ettim. Nasıl bu yeter mi?”
“Ne diyorsun sen Yusuf? Bu kadar hızlı olacağını tahmin etmemiştim. Biz seni doktorla evlenirsin sanıyorduk.”
“Özlem’i karıştırma şimdi. O benim arkadaşımdı.”
“Van’da bir bayanla arkadaşlık zor olsa gerek. İzmir’de babam erkek arkadaşım var diye küplere binmişti.”
“Ne bu yaşta erkek arkadaşı olmaz. Dayım haklı.”
“Sağ ol be Yusuf. E Özlem ne olacak?”
“Ya Özlem’e bir şey olmayacak. Sen de çok fazla pembe dizi izliyorsun galiba.”
“İyi de annem bu duruma hiç sevinmeyecek?”
“Niye ki?”
“Ya senin İzmir’den biriyle evlenmeni istiyordu biliyorsun.”
“Bak yine ya dedin.”
“Ufffffff…Sen de bana taktın. Lafı değiştirme şimdi. Annemi ne yapacaksın?”
“Canım yengemin bu konuda bir şey demesini beklemiyorum. Zamanla o da Hayat’ı tanıyacaktır.”
“Peki teklifini kabul etti mi?”
“Aman sen ne meraklı oldun?”
“Ya çatlatma da insanı söyle.”
“Kabul etti tabii.”
“Yok bir de etmeseydi değil mi? Böyle yakışıklı adayımız varken…” diyerek Yusuf ağbisine sarılır. Yusuf:
“Dur Begüm. Senin doktor olacağını düşünemiyorum.”
“Ya Yusuf. Aşk olsun.”
“Tamam tamam.” Der.O sırada içeri Muammer girer:
“Nasılsınız komutanım? Bugün iyi gördüm sizi.”
“İyiyim Muammer. Sağ ol.Otur bakayım şuraya.”
“Yok komutanım”
“Otur sen otur.”
“Emredersiniz komutanım.”
“E anlat bakalım. Neler var neler yok…”
“Ne olsun komutanım. Aynı işte.”
“Olur mu canım. Bir şeyler olmuştur bu birkaç günde.”
“Şeyy aslında komutanım…”
“E söyle Muammer.”
“Bizim baktığımız bir olay vardı. Hani Cemal Yılmaz ile ilgili.”
“Evet ne oldu ki?”
“Komutanım. Bayram Yılmaz ve İsmail Yılmaz’ı jandarma içeri attı komutanım. Mahkemeye çıkacaklar.”
“Bak sen. E nasıl oldu ki bu durum?”
“Kadının biri ihbar etti. Bu Bayram Yılmaz kadına her şeyi anlatmış.”
“Eh şimdi görmek lazım şu Yılmazları.” Diyerek gülümser Yusuf. O sırada içeri Hayat ile Ebru girer. Begüm muzipçe Yusuf’a gülümser. Hayat:
“Ohoooo…Yusuf bugün iyi gördüm seni. Yüzün gülüyor hiç değilse.” der ve sonra gülerek Muammer ve Begüm’e ‘merhaba’ der.Yusuf:
“Ya ne demezsin.” Der. Begüm o zaman:
“Bak sen de ya dedin. Gördün mü?”
“Bulaşıcıdır belki ha Begüm. Sen daha iyi bilirsin.” Sonra Hayat ve Ebru’ya dönerek:
“Siz de bayağı yoruldunuz. İyi dinleseydiniz bari.” Ebru:
“Yok biz iyiyiz Yusuf. Sen kendine bak.”der. Yusuf da gülümseyerek Hayat’a döner:
“Sen anlatmadın şu Sevcan olayını.”
“Yusuf yüzün aydınlanmış senin. Vallahi çok iyi gözüküyorsun. Değil mi Ebru?” der Hayat. Ebru bir anlam veremez. Yusuf bunu üzerine:
“Değiştir sen bakalım lafları değiştir. Ben nasılsa buradan kalkacağım. O zaman görürsün. Bak zaten İsmail’i içeri atmışlar. Ne gerek vardı şimdi bu işe?”
“Öyle deme Yusuf. İsmail olmazsa bir başkasıyla evlendirecekti bu Bekir. Ben ne yaptığımı biliyorum. Sen hiç düşünme.”
“Ya tabii düşünmeyeyim. Sonra bu sefer Bekir senin peşine düşsün. Seni tehdit etsin. Ben de Bekir’i döverim artık. Tamam olur. Ne dersin?”
“Yusuf. Ne dedim sana? Sen bunları düşünme şimdi. Hem beni kimse tehdit edemez. Ne sanıyor Bekir kendini? Önce kızına sahip çıksaymış. Sevcan İstanbul’da okuyacak. O kadar.” Der sinirli bir vaziyette. Bu sefer Yusuf:
“İyi de bu yaptığın suç Hayat. Biliyorsun. Sana o gün de anlatmaya çalıştım.” Yusuf’un bir an aklına o karanlık gün gelir. Yüzü değişir hemen. Hayat bunu fark etmez:
“Ben katil miyim?Hırsız mıyım?Yoksa ırz düşmanı filan mı?Hıh… Bunun suçu mu varmış canım. Ben bir kızın elinden tutuyorum. O’na yardım ediyorum. Bunu suç gören zihniyetin vay hâline…” der. Sonra Yusuf’un tepki vermeyişini görür:
“Yusuf ne oldu?” der. Yusuf cevap vermeden Muammer’e döner:
“Halil” çıkar iki dudağının arasından. Sonra devem eder:
“En son o arabaya ilerledi. Sonrasını hatırlamıyorum. Ne oldu?” Muammer bu sorunun komutanından ne zaman geleceğini merak ediyordu. Şimdi hazırlıksızdı. Hayat’a bakar ve sonra artık söylemekten başka bir seçeneği olmayacağını düşünerek:
“Halil ile birlikte sizi buraya getirdik komutanım. Patlamada ikiniz de ağır yaralanmıştınız. Ama Halil dayanamadı bu acıya komutanım.” Bunu söylerken gözleri yanıyordu. Artık devam edemedi. Komutanının anlamasını bekliyordu. Yusuf büyük bir soğukkanlılıkla:
“Tören oldu mu?” der. Muammer büyük bir şaşkınlıkla ‘evet’ dercesine kafasını sallar. Yusuf bunun üzerine:
“Bak görüyor musun? Törene katılamadım.Sen benim adıma bir çiçek yolla ailesine.” İşte şimdi Yusuf’un gözleri dolmuştur. Dayanamaz:
“Lanet olsun. Benim yüzünden işte. İnmeyecektik arabadan.” Der sinirle. Sonra kafasını pencereye doğru çevirir. Odada bir sessizlik hâkimdir. Hayat şimdi geleceği düşünüyordur.
Aradan üç ay geçmiştir…
Hayat tayinini istemiştir….
….
Artık İstanbul da yaşayacaklardır… herkes den çok Leyla mutludur… neden mutlu olmasın ki iki kızı da kanatlarının altındadır hangi anne mutlu olmaz ki hem sadece iki kızdan da ibaret değildir ev hakli bir can yoldaşı da vardır artık hem de karnında dünyanın en tatlı Allah ın en muhteşem hediyesi ile…. Bir tane daha kızı vardır o da sevcan ….
Hayatın sonunda tayin mektubu eline ulaşmıştır… işte sonunda olmuştur istediği olmuştur…İstanbul da küçük bir mahallede öğretmenlik çıkmıştır…
Hemen okulu görmek için can atmaktadır .. o köy okulundan sonra harika bir okul ile karşılaşacağını ummaktadır…
Ebru ile birlikte hemen okulun bulunduğu semte gitmek için taksiye binerler..
(semt adı yazmıyorum ist çok iyi bilmediğimden artık aklınızda canlansın en ucra bir semt ve en berbat semtlerden birisi)
Hayat semtin adını taksiciye söyler
T:tamam abla….
H:Ayy çok heyecanlıyım
E:Sakin ol … sen daha önce neler gördün buradan ne bekliyorsun ki .. bence burası oraya ilk gittiğine göre cennet ,cennet gibi gelecek sana
H:Ay inşallah
Yolculuk devam eder
Bu arda ilerledikçe daralan sokaklar … sokakların aralarında ne yüdüğü belirsi çocuklar .. garip garip satıcılar ve üstlerine başlarına bakılamayacak tip de insanlar …
E:Hayat … burası sence de biraz…
H:Hişşş
Ş:Pardon abla ama bu semtte sizin gibi insan ne arar
H:Nasıl yani
Ş:Yani buranın durumu belli
E:Sen boş ver devam et
Ş:Hangi tarafa abla
Ebru hayatın elinden kağıdı alır ve
E:Al şu adres
Ş:Haa demek öğretmensiniz haa… valla çok iyi oldu geldiğiniz… buraya gelen öğretmen ders yılının ortasında kaçıyor
H:Yaa
Ş:Sen de fazla kalmazsın gibime geliyor ama hem zaten burası bir bayana göre de değil
Hayat düşüncelidir… etrafa insanlara bakar adam hani haksızda sayılmaz
H:Siz yolunuza bakın lütfen …
…
sonunda okulun önüne gelmişlerdir…
köy okulu karda ufak değildir bahçesi falanda vardır ama her ne olursa olsun …. Okul denecek bir yüzü yoktur …
bahçesi çöp kaynıyodur… çeri girerler
E:yuh be senin köy oklu bile bundan temizdi…
H:hişş yürü
E:şurada tuvalet mi acaba…
Okul bahçesinde iki bina vardır .. birisi üç katlı tam olarak ta okul gibi bir yerdir yani en azından okula benziyordur dıştan balkınca … ama camları öyle pis gözüküyordur ki hayatın midesi bulanır bu görüntüye …
Diğeri ise aslında daha çok müştemilat gibi gözükmektedir…dikdörtgen şeklinde demirden bir kapısı vardır … camları da vardır ama … pislikten içerisi gözükmeyecek derecede dir…işte bu kısma ebru tuvalet mi ne demiştir…
Hayat ebruyu kolundan çekerek üç basamak olan merdiveni çıkartır ebru dalgasına
E:Hayır hayır .. olamaz.. beni buraya tıkamazsın .. olamaz…
H:ebru çocukluğu bırak gel benim ile .. bakalım müdür falan var mı
Kapı yaım durmaktadır … içeriden ise iğrenç bir koku yayılmaktadır dışarı
E:Böğğ buna be …
Hayat elini dudaklarına götürerek
H:hişşşşşşş
Kapıyı yavaşça iterler ve içeri girerler … kapı gajjjjjjjjjjjjj diyerekten aheste aheste açılır
….
E:YA ben bu kokuya dayanamayacağım ne olur çıkıyım mı
İçeri karanlıktır .. hayat ürkmüştür ebrunun koluna yapışır
H:Sakın ….
Kol kola koridorda ilerlemeye başlarlar.. köşelere de içki şişeleri sigara izmaritleri pislik kağıt artık aklınıza ne gelirse birikmiş bir vaziyette durmaktadır …
İlerledikçe iki taraflı olmak üzere kaplar vardır ve bu kapıların üzerlerinde yazılardan anlaşılan sınıf olduklarıdır… şimdiye karda iki sınıf geçmiş ve ilerlemektedirler
E:Bak giderek ilerliyoruz içeriden korkunç bir koku yayan canavar çıkıp da .. bizi yemsin
H:Ebruuu
E:Tama canım bir şey demedim …
Merdivenleri çıkarlar… sonunda idare yazısı gözükmüştür… çerçeve her ne kadar camı kırık ve pislik için de olsa da….işte üç kapı vardır .. birinde müdür … diğerin de müdür yardımcısı bir diğerinde ise öğrt… yazısı hayal meyal okunmaktadır …
E:İşte sanırım bu oda
Kapısı aralıklı olan odaya yavaşça dokunmaktan tiksinen bir yüz ifadesi ile hayat tıklatır
İçeriden kalın ve otoriter bir ses
M:NEeeeeeeee
Hayat ürkmüştür yavaşça başını aralık olan kısımda uzatarak
H:Girebilirmiyim
M:NE var bebenimi kaydettirecen okula .. yok daha … ilk okul birinci sınıf öğretmeni yok .. git yarın gel …
H:Ama …
M:ama yok .. dedim daha kayıt da yok .. git yarı gel …işlerim başımdan aşkın zaten …
Hayat sinirlernir ve kapıyı iyice yiterek
H:NE işiymiş bu
M:Sana ne be kadın çık dedim çık odadan …
H:Çıkmıyorum ..
Adam koltuğuna yayılmış azgında da sigarası bu ucundaki şey her neyse oda içtiği kadar içmediği de ucunda birikmiş
Hayat elinde atama belgesi ile yaklaşır ve
H:Buyurun yeni öğretmeniniz geldi artık öğrenci kaydı alırsınız …
Adam bozulur .. ağzındaki sigarayı çıkartır…
M:Demek öğretmensin ha…
Hayatı baştan aşağı süzerek
M:hımmm pek de gençmişin …
Hayat ses vermez… müdür karşısındaki sandalyeyi göstererek
M:otur …
Sonrada ebruya dönerek ..
M:bu da velin mi
H:Hayır kardeşim …
….
ŞU YENİ SEZON HABERİNDEN SONRA BÖLE BİR ŞEYE BAŞLADIM UMARIM BEĞENİRSİNİZ
Adam elindeki kağıda bakınır uğraşır … sonra hayata dönerek ..
M:Tamam bize daha yazı gelmedi gelince hallederiz… bu arada adım aydın müdür yardımcısıyım .. bu sene müdürümüz de gitti…
H:ne zaman yazı elinize gelir
A:Bilmem ama sen okullar açılmadan on beş gün önce burada ol
H:Tamam
Der ve çıkarlar…
Eve gidene kadar ağızlarını açmaz ikisi de….
Evden okul baya uzaktır .. hayatı kafasında bir sürü fikir oluşmuştur …
Yemekten sonra Leyla ile yemekten sonra balkonda konuşmak tadırlar
L:Nasıl okul güzel mi
H:İdare eder…
L:Uzak mı
H:Aslında ben de o konuda görüşmek istedim … evet okul buraya uzak ve sabahçı olursam işim zor ..o yüzden oralardan bir ev tutsam olmaz mı
L:olmaz…
Dik bir çıkış yapar…
Sonrada balkonu terk eder…
O çıkarken de içeri ebru ile sevcan girer
E:NE oldu ya yine fişekledi annem
H:Ya yok bir şey
E:Söyle çekinme söyle
H:Ya okuldan bahsettim okul uzak olunca buraya
E:Evden ayrılmayı taleb ettin ve ettiğin ile kaldın ha .. der ve güler
H:YA ebru gülme
E:HAhayyyy
H:Ebru
E:Tama tamam zaten ben olsam ben de izin vermezdim öle bir semtte oturmana
H:Ama ….
E:Hadi ben yatacağım şimdi senin ile tartışmaya giremem girersem de…
H:Kaçıyorsun
E:Sabah görüşürüz enerji toplayım da
H:Oldu canım hadi iyi geceler
Sevcan yaklaşır hayata ve balkonu demirlerine yaslanır .. hayat da sevcan a yaklaşır ve kolunu omzuna atarak
H:Ne düşünüyorsun
S:hiç öğretmenum hiç …
H:Hadi ama
S:Saga nasıl teşekkür edecegum örtmenum ben
H:Oda nereden çıktı canım benim
S:işte baksaaa beni buradalara gadar getirdin ogutacam dedin şimdi de beni gursa gönderiyorsun bunu saaa nasıl ödeycem örtmenim
H:Sen çalışacaksın ileride öğretmen olacaksın işte o zaman ödemiş olacaksın tamam mı canım sen takma bunları kafana
S:YA bıbam o gelirse buraaa
H:unut bunları hem cemal haber veriri merak etme
S:Gerçekten mi
H:Evet canım hadi git de yat …
S:İyi geceler örtmenim
H:Sana da canım
…
hayat başını kaldırır ve yıldızlara bakara… kendi duyacağı bir ses tonu ile
H:Neden … neden ha …
Gözleri dolmuştur parmakları ile örtbas ederek…
İçeri girer ve yatağına yatar kafasında binlerce soru ile…
…
dişi einstein
15-08-06, 13:22
VAHŞET DEVAM EDİYOR…
‘Tunceli’de vahşet…Gönüllü olarak geldiği Tunceli’de teröristlerin döşediği mayın sonucu şehit olan astsubay……………….. bugün askeri törenle toprağa verildi. Daha 4 aylık yeni baba olan askerin bu durumu içler acısıydı. Üsteğmen………………….. bu durumun geçeceğini, şimdi herkesin elinden geldiğince vatanına sahip olması gerektiğini törende vurguladı. Ama komutanların bile gözlerinden yaşlar eksilmedi tören boyunca…’
Leyla haberi sıkıntılı bir vaziyette izliyordu. Hemen televizyonu kapadı ve kendini balkona attı. Yaşadığı o günler geldi aklına. Daha 4 aylık babaymış dedi kendi kendine… Sonra yanına Sevcan geldi:
“Leyla teyze sen iyi misin?”
“İyiyim kızım, iyiyim.”
“Demin Ebru abla aradı. Yusuf ağabey yarın taburcu oluyormuş. Bu cumartesi için uçak bileti almışlar. Geleceklermiş.”
“Oh çok iyi bir haber. Gel senle şimdi bir kek yapalım. Sen bizim buranın keklerini bilir misin?”
“Yok, bilmem ben. Nasıl olur ki?”
“Gel öğreteyim işte sana. Hadi Gülnaz ablana da haber ver bakayım.”
“Tamam.” Der gülümseyerek.
Leyla şimdi düşünür: ‘Evet, Yusuf hayata tutunmayı başarmıştı. Ama bu başkaları için geçerli değildi. Ama hayat bu vahşetiyle de sevgisiyle de devam ediyordu.’
dişi einstein
15-08-06, 13:58
YUSUF HASTANEDEN KURTULUR…
Yusuf’un taburcu edildiği gün herkes oradaydı. Cemal bile… Ama Yusuf ile bir kez bile konuşmamıştı. Sadece gülümseyip, birbirlerine selam veriyorlardı. Ama Yusuf biliyordu. Cemal hastanede çok kalmıştı, Hayat’a destek olmuştu. Bunun için Cemal’e ayrı bir gözle bakıyordu Yusuf. Artık ararlındaki sorunun bitmesini istiyordu. Çünkü Hayat O’nun eşi olacaktı. Dolayısıyla Cemal bu duruma alışmalıydı. Öte yandan Cemal de Hayat’ın kuzeniydi. Yusuf da buna alışmalıydı. Hayat ikisinden de vazgeçemezdi. Yusuf bunları düşünürken yengesi:
“Oğlum aman yavaş. Bir tarafın acıyacak.”
“Ya korkma yenge. Biz asker adamız.” Der ve göz kırpar Begüm’e.Sonra kapıdan içeri Nejat ile Yusuf’un babası girer. Canan’ın yüzü bozulur hemen. Dün gece Yusuf’un babasıyla aynı evde kalmışlardı ve bu durum hiç hoşuna gitmemişti. Kenan’dan nefret ediyordu. Görümcesine yaptıklarını düşündükçe içi acıyordu. Gerçi görümcesiyle de iyi geçinemezdi. Ama Yusuf’u çok severdi. Çünkü O’nun bir erkek çocuğu yoktu. O’nun için Yusuf’u ayrı tutardı. O kadar ilgilenirdi ki Yusuf ile kendini annesi zannederdi.Yusuf da bu durumu hiç sevmezdi ama yapmış olduğu iyilikleri de unutmak istemezdi. Kenan oğluna:
“Bir sıkıntın yok ya oğlum.”
“Yok baba. İyiyim. Sağ ol.” Der gülerek. Yavaş yavaş yürüyen sandalyeye oturtulur Yusuf. Yusuf’un kaburgaları çok ağrıyordu. Bunu için de az hareket etmesi gerekiyordu. Nejat Yusuf’un sandalyesini itmeye başlar. Yusuf’un hiç hoşuna gitmemiştir bu durum. Hayat Yusuf’un sinirli tavırlarını fark eder. Yusuf da bazı değişiklikler olduğunu anlar o an. Garip tavırlar sergiler Yusuf. Hayat’ın birden canı sıkılır. Ama başına gelen büyük olaydan dolayı böyle olacağını düşünür. Şimdi Yusuf’un O’na karşı gülüşüne karşılık veriyordu. Canan Hayat’ın Yusuf’a olan tavrına iyiden iyiye bozuluyordu. ‘Bu işte bir işi var ama neyse.’ Dedi kendi kendine. Özlem de kapıda doktorlarla konuşuyordu. Bir an Hayat ile karşı karşıya gelir. Hayat o zaman:
“Sana da geçmiş olsun diyemedim. Çok zor günler atlattık. Yusuf’un yanında olduğun için teşekkürler.” Der samimi bir şekilde. Özlem bu samimiyeti anlar ve:
“Sağ ol. Sana da geçmiş olsun.” Der O da. Begüm bu sırada Cemal’in tavırlarını süzüyordur. Çok garip gelmiştir O’na bu tavırlar. Sanki bir şeyler saklıyordur. Cemal Begüm’ün bakışlarını hisseder. Çevirir başını gülümser. Begüm de O’na.
Şimdi herkes birbirine ‘geçmiş olsun’ diyordur. Yusuf’u arabaya bindirirler. Yusuf yüzünü buruşturur. Canı fena hâlde acıyordur. Hayat Yusuf’un yanına yaklaşır:
“Biz şimdi köye gidiyoruz Yusuf. Sen eve git. İyice dinlen. Biz yarın eve geliriz.” Der gülümseyerek. Yusuf da:
“Tamam canım.”der ve sonra da Cemal’e dönerek:
“Her şey için teşekkürler.” Der ve o an Cemal gülümseyerek ‘bir şey değil’ anlamında kafa sallar. Hayat bir an bu duruma sevinir. Sonra gözleri Cana