Tüm Versiyonu Göster : Uğur Yücel


mavirüya
05-08-06, 09:31
İstanbul Belediye Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nde öğrenim gördü, öğrenimi sırasında 1977'de stand-up göste başladı. 1975 ve 1984 yılları arasında Kenter Tiyatrosu’nda ve Şan Müzikholü’nde çeşitli oyunlarda oynadı.

1983 yılında sinema oyunculuğuna geçti. Tv skeçlerinde ve dizilerinde rol aldı. 1992 yılında ilk video kısa metrajını çekti ve sahnede perküsyon çalıp filmini seslendirerek kendine özgü bir performans sergiledi. ‘Aziz Ahmet’ adlı televizyon dizisinde yapımcılık, oyunculuk ve senaristlik yaptı.

Oyunculuktaki duru ve gerçekçi çizgisini, senarist, yönetmen ya da aktör olarak içerisinde bulunduğu TV yapımlarında da sürdürdü. Bugüne kadar dokuz sinema filminde oynadı. Bunlardan ‘Arabesk’le, ‘Sinema Yazarları En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’, ‘Muhsin Bey’le Antalya Film Festivali’nde ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ödüllerini aldı. İlk sekiz bölümünü çektiği ‘İkinci Bahar’ Tv dizisiyle İletişim Fakültesi En İyi Tv Yönetmeni Ödülünü aldı. ‘Gemide’, ‘Laleli’de Bir Azize’ filmlerinin müziklerini yaptı. Uğur Yücel, son olarak ‘Eşkiya’ ve ‘Balalayka’ filmlerinde rol aldı.

1998'de kendi filmlerini çekmeye karar verdi. Filmlerini gerçekleştirebilmek amacıyla televizyon için prodüktörlük ve oyunculuk yapmaktadır. Tiyatro, müzik performansları ve filmler hazırlamaktadır. Türkiye’de her kesimden geniş bir izleyici kitlesinin saygısını kazanmıştır. Her yıl bir uzun metraj çekmek hayalindedir. Senaryosunu da kendi yazdığı Yazı Tura ilk uzun metrajıdır.

mavirüya
05-08-06, 09:32
Uğur Yücel: Hem Yazı Hem Tura…

--------------------------------------------------------------------------------


Uğur Yücel’i daha çok oyuncu yönüyle biliriz. Gerçekten de kendisi Türk sinemasının gelmiş geçmiş en yi oyuncularından biridir. Muhsin Bey filminde canlandırdığı Ali Nazik tiplemesi oyunculuk portföyünün unutulmazları arasındadır. Eşkıya’daki Cumali rolü de unutulacak gibi değildir. Zaten Yavuz Turgul, Şener Şen ve Uğur Yücel yakaladıkları müthiş uyumla, Türk sinemasının yüz akı olan projelerine imza atmışlardır geçmişte. Yücel’in kendisine teklif edilen bir çok projeyi elinin tersiyle itecek kadar seçici olduğu bilinir. Durum böyle olunca, Uğur Yücel kamera arkasına geçtiğinde, kendisinden çok farklı ve heyecan verici çalışmalar beklemek yerinde bir beklenti sayılmalı.



Uğur Yücel’in oyunculuk, senaristlik ve yönetmenlik dışında bir özelliği daha var. O da müzisyen tarafı. Gemide ve Laleli’de Bir Azize filmlerine müzikleriyle katkıda bulunan Yücel, çok yönlü sanatçı kişiliğini bu alanda da sergileme fırsatı buldu. Yine zamanında Açık Radyo’da cazdan, elektronik müziğe, avangarda dek bir çok türden oluşan bir repertuarla program yapıyordu. Eşkıya filminde, Massive Attack’in Karmacoma parçasını anımsatan trip-hop tarzındaki Karanlığın İçinden adlı parçası da hala belleklerimizde yerini koruyor.

Geçen yıl TRT’de yayınlanan, Ahmet Ümit'in Şeytan Ayrıntıda Gizlidir adlı kitabından uyarlanan Karanlıkta Koşanlar adlı diziyi dikkatli televizyon izleyicileri hatırlayacaktır mutlaka. Şimdiye kadar çekilmiş en iyi Türk polisiye dizisi olarak tanımlamakta pek çok kişinin tereddüt etmeyeceği bu dizinin yönetmenliğini Uğur Yücel üstlenmişti. Uğur Yücel'in bir oyuncunun alkoliği nasıl canlandırabileceği konusunda adeta bir ders verdiği, senaryo ve oyunculukta uzun dönem hiçbir polisiyenin kendisiyle yarışamayacağını düşündüğümüz bu diziyi düşününce, Uğur Yücel'in yönetmen olarak altına imzasını atacağı ilk uzun metrajlı filmi Yazı Tura'yı heyecanla bekler olduk. Her ne kadar vizyona girecek olan Yazı Tura ile Karanlıkta Koşanlar'ın arasında tarz olarak farklar olsa da, İkinci Bahar ile birlikte televizyon için gerçekleştirdiği ilgi çekici yönetmenlik denemelerinin ardından sinemaseverlerin Yücel’in sinemadaki bu yönetmenlik gösterisini merakla beklediğini söyleyebiliriz.

Yazı Tura 1999 yılında Türkiye'nin Güneydoğusu'nda yaşanan teröre ve Marmara Depremi'ne değiniyor. Senaryo, söz konusu yılda yaşanan trajedilerin yönetmenin üzerinde bıraktığı etkisi sonucu ortaya çıkmış. "Türkiye'nin gerçeklerini dürüst ve samimi bir şekilde yansıtmayı hedefledim" diyen Yücel için bu filmin başka bir önemi de, bir uzun metrajlı filmi ilk kez yönetecek oluşu. Güneydoğu Anadolu, Nevşehir ve İstanbul'da geçen, üç ayrı görsel ve kültürel atmosferi yansıtan filmde Uğur Yücel, olayların geçtiği toprakların folklorik ve toplumsal değer ve duruşlarını hissettiren ayrı dünyalar kurmayı amaçlamış. Kendisi, bu dünyalara yönelik tanıklığını, klasik bir sinema dilinden mümkün olduğunca kaçınarak yapmak istediğini dile getiriyor.

Yücel’in naif ve gerçekçi oyunculuk stili, yönetmenlik deneyiminde de aynı çizgide ilerliyor. Zira hazırlık ve çekim aşamaları dört buçuk sene süren Yazı Tura’nın konusuna baktığımız zaman bunu anlayabiliyoruz. Her ne kadar öykü son derece gerçekçi gibi gözükse de, Yücel’in kendi deyimiyle “klasik, geleneksel ve popüler olandan uzak bir iş” yapmayı hedeflediği bir gerçek. Zaten oyuncu olarak pek çok projeyi yetersizliği nedeniyle reddeden yönetmenin, böyle bir iddiası olması gerekiyor. Yeni ve farklı olmadan, kişisel bakış açısıyla çektiği film, sonuç aşamasında yeni bir şeyler çıkarmayı amaçlıyor. Yönetmenin derdi seyirciyi rahatsız etmek. Filmden çıkınca seyircilerin kendi hayatlarına hemen dönmemelerini istiyor. Kendi deyimiyle yaratmak istediği “sessiz bir etki”.



Yücel’in yönetmenlik anlayışı, yaklaşımımız biraz tahmini ve öngörüye dayalı olsa da, seyircisine sadık olmak, onu heyecanlandırmak, harekete geçirmek demek değil. İzleyicinin zihinsel düzeydeki birliğini kırmak için gerekli olan yöntemlere egemen olmaya dayalı. Aynı şekilde, oyunculara sadık olmakta onlar için başarı aramak, eleştirmenlerden ilgi, sinema camiasından görüş birliği beklemek demek de değil. Yücel; farklı ve kalıpların dışında, hiç kimseye sempatik gözükmeye çalışmadan, kendi bağımsız iç dünyasını üretime dönüştürmeyi amaç ediniyor.

Yönetmenin bu ilk uzun metrajlı filmi ve genel sanatçı tavrından yola çıkarak, ilgilendiği temaların üstüne kurulmuş bu eserin bugünün yüzeysel karakteristikleri ile, Yücel’in seçtiği temaların derin toplumsal kökleri ve gizli kalmış insani güdüleri arasında keskin ve örtülü bir karşılaştırmalarla dolu olduğunu tahmin edebiliriz. Yücel’in kaygısı toplumsaldır, çünkü eserin hikayesi yakın dönemdeki tarihsel yaralarımızın (deprem ve terör) içten, mutlak ve cesur bir araştırmasıdır. Bu haliyle son derece gerçekçidir. Çünkü bir hakikat ışığında ilerlemektedir.

Toplumsaldır, çünkü toplumsal varlığa ve seyirciye gizliden gizliye bir meydan okumadır. Yücel’in amaçladığı sessiz etki ve seyirciyi rahatsız etme prensibi de buradan doğmaktadır. Dünün perspektifi ile bugünümüzü, bugünün perspektifiyle dünümüzü bizi göstermeye dayalıdır. 1999 tarihi bu anlamda dramatik bir seçimdir. Olumlu bir önyargıyla diyebiliriz ki; bizi etkileyecek, konu itibariyle iç burkucu ve etkisinden kolay kolay çıkamayacağımız bir film bizi bekliyor. Soğuğun, gerilimin, korkunun ve hüznün iç içe geçtiği; yönetmenin kendi iç gözlemi ve özel bir toplumsal iklimde yoğurduğu merak uyandıran bu filme tam olarak hazır mısınız?

Zafer İlbars

mavirüya
05-08-06, 09:34
Portakal Uğur Yücel'e Soyundu!


Altın Portakal 11 dalda Yazı Tura'nın oldu
(11 Ekim 2004)

Sona eren 41. Altın Portakal Film Festivali'nin şampiyonu Uğur Yücel'in ilk yönetmenlik denemesi Yazı Tura oldu. En İyi Yönetmen, En İyi Film, En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu dahil olmak 20 daldan 11'inde ödüle uzanan film, festivale damgasını vurdu.

En iyi ikinci film Semih Kaplanoğlu'nun Meleğin Düşüşü adlı eseri olurken, Çağan Irmak'ın Mustafa Hakkında Herşey'i de üçüncü seçildi.

En İyi Erkek Oyuncu Yazı Tura'nın başrolündeki Olgun Şimşek'e verildi. En İyi Kadın Oyuncu ise Meleğin Düşüşü'nden Tülin Özen'in oldu.

Ödüllerin tam listesi şöyle:

En İyi Film
Yazı Tura

En iyi Yönetmen
Uğur Yücel (Yazı Tura)

En İyi Erkek oyuncu Ödülü
Olgun Şimşek (Yazı Tura)

En İyi Senaryo Ödülü:
Uğur Yücel (Yazı Tura)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Bahri Beyat (Yazı Tura)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Eli Mango (Yazı Tura)

En İyi Müzik
Erkan Oğur (Yazı Tura)

En İyi Kurgu
Uğur Yücel- Vardis Oskardottir (Yazı Tura)

En İyi Makyaj ve Saç
Sevinç Uçar (Yazı Tura)

En İyi Kostüm Tasarımı
Özlem Atlı, Gülay Doğan (Yazı Tura)

En İyi Miksaj
Burak Topalakçı (Yazı Tura)

mavirüya
05-08-06, 09:35
Filmleri - Oyuncu

Fahriye Abla 1984
Aşık Oldum 1985
Teyzem 1986
Milyarder 1986
Selamsız Bandosu
Muhsin Bey 1987
Arabesk 1988
Aziz Ahmet 1994
Eşkıya 1996
Balalayka 2000
Karanlıkta Koşanlar 2001
Alacakaranlık 2003
Hırsız Polis 2005
Filmleri - Yönetmen

İkinci Bahar 1999
Karanlıkta Koşanlar 2001
Yazı Tura 2003
Ramon 2005
Filmleri - Yapımcı

Alacakaranlık 2003
Yazı Tura 2003
Filmleri - Senaryo (4)
Aziz Ahmet 1994
Karanlıkta Koşanlar 2001
Yazı Tura 2003
Ramon 2005
Filmleri - Müzik

Gemide 1998
Laleli'de Bir Azize 1998
Filmleri - Kurgu

Yazı Tura 2003
Ödülleri

24. Antalya Film Şenliği, 1987, Muhsin Bey, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
41. Antalya Film Şenliği, 2004, Yazı Tura, En İyi Film
41. Antalya Film Şenliği, 2004, Yazı Tura, En İyi Senaryo
41. Antalya Film Şenliği, 2004, Yazı Tura, En İyi Yönetmen
16. Ankara Film Festivali, 2005, Yazı Tura, Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü
Nürnberg Türkiye/Almanya Film Festivali, 2005, Yazı Tura, En İyi Film
24. İstanbul Film Festivali, 2005, Yazı Tura, En İyi Yönetmen
24. İstanbul Film Festivali, 2005, Yazı Tura, Halk Jürisi Ödülü
12. Adana Altın Koza Film Şenliği, 2005, Yazı Tura, En İyi Yönetmen

mavirüya
05-08-06, 09:36
Uğur Yücel Viyana’da nasıl çileden çıktı?


Öneri Sanat- ‘Yazı Tura’ filminin, 27 Aralık tarihi itibariyle Avusturya sinemalarında gösterime girmesi dolayısıyla, yönetmen Uğur Yücel ve başrol oyunculardan Olgun Şimşek Viyana’daydı. Açılış proğramında diğer başrol oyuncu Kenan İmirzalıoğlu’nun da bulunacağı duyurulmuştu ama İmirzalıoğlu gelememişti. ‘Yazı Tura’nın galası, 20. Viyana’daki UCI Kino’da, saat 20:30’da, Yücel ve Şimşek açılışa yetişemeyince bir tanıtım konuşmasıyla onlarsız başladı. Benzer görsel birçok etkinliği imza atan, Atilla Akkaya’nın yönetimindeki IKKZ tarafından organize edilen ‘Yazı Tura’nın gösteriminden sonra, yönetmen Uğur Yücel ve başrol oyunculardan Olgun Şimşek sahneye davet edildi ve bir tür ‘iletişim cinayetleri’ gösterisi başladı. Nasıl mı?

Uğur Yücel, filmin izlendiğini, kendisinin uzun uzun açıklamalarda bulunmasına gerek olmadığını belirterek, ‘‘sorularınız varsa, onlar üzerinden bir sohbet, söyleşi yapalım istiyorum’’ dedi. Bu arada ayakta duranlara veya merdivenlerde birikenlere de bir çağrıda bulundu: ‘‘Gidecekler gitsin biz kalanlarla devam edelim. Beniyanlış anlamayın; acele işiniz vardır, gitmek zorundasınızdır.’’ Ancak gitmek üzere kalkan ya da gitmeye yeltenmiş ama nerdivenlerde birikenlerin kimi gitmekle kalmak arasında tereddüt yaşayıp, kimi de hal hatır muhabetine dalınca, küçük bir kargaşa yaşandı.

Ve bu kargaşa içinde, ön masalardan ilk soru soruldu. Acaba film çekiminde ne tür bir kamera kullanılmıştı? Uğur Yücel, ‘‘evdeki kameralardan’’ diye yanıtladı. Kendisiyle dalga geçildiğini düşünen izleyici, ciddi yanıt talep etti. Yücel ilk yanıtını tekrarladı: ‘‘Dalga geçmiyorum. Evde kullandığınız kamerayla yaptık çekimi.’’ İzleyicinin itirazı sürünce, Yücel çileden çıkıverdı: ‘‘O kameradan dedik lan oğlum!’’ Geri çelilip, başka sorular alması için mikrofonu sunucuya bıraktı. İkinci soru geldi, yanıtlaması üzere mikrofon uzatılan Yücel, bu soruyu tümüyle sorulmamış sayıp, ‘‘evet başka’’, diyerek soruları kendisi almaya başladı.

Her açıdan tuhaf bir manzara

Her açıdan tuhaf bir manzaraydı ve belki de bunun da filmi yapılmalıydı. İyi de neler oluyordu böyle?


Uğur Yücel filmin yönetmeni olarak izleyicinin karşısına çıkmış, ama o anda sonuç olarak, filmdeki bıçkın, katı, vuran kıran Cevher’in havasına girmiş ya da sokulmuştu. Özellikte bizim toplumda ve neredeyse her etkinlikte, ilgisiz veya saçma sorular adettendir. Ama böyle durumlarda bile ortak bir dil yakalama çabası ağır basar. Olgun Şimşek, bunun için çırpındı adeta ama pek bir işe yaramadı çabası. Yücel’in, oradaki gerçekten de ilgisiz ve saçma sorular karşısında gösterdiği bu abartılı tepkinin, belki de bir anlamda tahammülsüzlüğün arka planında ne vardı? Her yerde ya da başka birçok yerde de bunu mu yapmışlardı? Viyana’ya gelirken yaşanan sorunlar vardı da bunlar mı Yücel’in sabrını taşırmıştı? Yoksa bu bir Uğur Yücel tarzı mıydı?

Bu hemgamede, bir ara Olgun Şimşek mikrofonu alıp bir açıklama yaptı. Fakat öyle saçma bir atmosfere girilmişti ki Olgun’un olgunluğu işin içinden çıkmaya yetmedi. İzleyicilere soru sorma klavuzu olarak tanımlanabilecek bir konuşma yaptı. Nasıl sorular sormak gerekir, hangi sorular sorulamazdı vs. Tüm bunların arasında, bir de iki dil üzerinden süldürülmek zorunda kalınan bir söyleşinin (daha doğrusu kavganın) kaosu da olaya tuz biber oluyordu. Türkçe bildiğini ‘unutup’ Almanca konuşmaya başlayan bir kadın izleyicinin konuşmasını kesti Uğur Yücel ve sordu: ‘‘Siz Türk müsünüz?’’ İzleyicini yanıtı doğal olarak, ‘evet’ oldu. Bunun üzerine, ‘‘iyi de ben sizi anlamıyorum, neden Türkçe konuşmuyorsunuz?’’ diyerek tepki gösterdi.

Sanki bütün sorular ilgisiz, saçma, çocukça olmak zorundaydı o akşam. İşte bir demeti:

-Filmdekiler uyuşturucu kullanıyor. Bir sürü genç izleyecek bu filmi, neden böyle kötü örnekler gösteriyorsunuz?

-Kenan İmirzalıoğlu’na neden öyle bir rol verdiniz. Hiç yakıştıramadım ve İmirzalıoğlu karizmayı çizdi.

-Bu filmi neden Avusturya’da göstermek istediniz?..

Bu ve benzeri sorular sürdükçe Uğur, Yücel de ‘‘lan oğlum’’, ‘‘lan kızım’’, ‘‘bakın çocuklar’’lı hitaplarını dizmeye devam etti. Ortada, izlenen filmin kendisiyle ilgili bir sobet yoktu ve olacağa da benzemiyordu. En iyisi, bu ömre zarar manzaranın dışına fırlayalamaktı.

Yücel de sonunda bir Viyana şoku yaşamıştı!

Sinema çıkışı insanlar, ikili üçlü ve daha kalabalık gruplar halinde konuşuyor, farklı yorumlar yapılıyordu. Uğur Yücel de sonunda bir Viyana şoku yaşamıştı, bu kesindi! Türkiye ve Türkiyeliler’e yönelik bir uğursuzluk mu vardı bu şehirde? Ki bir dizi ‘iletişim cinayeti’nin yaşandığı ‘söyleşi’ sırasında Yücel de Şimşek de dile getirmişti bu konuyu. Viyana bu kez Uğur’a uğursuz gelmiş gibiydi. Uğur Yücel, ‘‘daha önce böyle bir şey görmedik. Ne var bu Viyana’da? Viyana’da bir şey var’’ dedi. Olgun Şimşek ise, Avusturya Başbakanı’ının, AB-Türkiye arasındaki müzakerelere başlanması sürecinde takındığı tavrı hatırlattı. Tüm bunlar bir arada düşünülünce varılacak bir sonuç şu: Avusturyalılar’da da Avusturya’daki Türkiyeliler’de de bir şey var!

Sinema çıkışı yorumlarda neler vardı? Çok belliydi ki bir grup, Kenan İmirzalıoğlu için gelmişti. Onun gelmeyeceği açıklandığında, kalkıp gitmeyi düşünenler olmuştu. Bu hayran grup, gösterimden sonra, bir de İmirzalıoğlu’nun ‘karizmayı çizdirdi’ğine tanık olunca, filmden kesin olarak kopmuştu.

Bir başka grup, ‘‘Türkiye’den bir film’’, ‘‘bir Türk filmi’’ yargısıyla gelenlerdi. Bunlar kelimenin tam anlamıyla çarpıldı. Şimdi böyle bir filmi Avusturya’da göstermenin sırası mıydı? Avusturya, hem Türkiye karşıtlığının başını çeken bir ülkeydi, hem de ırkçılığın yükseldiği bir döneme girmişti.

Bir kısım izleyci de artık Türkiye’nin ‘iyi tarafları’nı öne çıkarmak gerektiği inancından yola çıkarak, bu filmi negatif bir çalışma olarak tanımlıyordu. Eski yaraları kaşımak artık yersizdi.

Yabancılaştıran bir zemin

Avusturya’da ‘Yazı Tura’ filmine hak verenler, orada anlatılanları yaşayanlar, yakından tanık olanlar oldu ve olacak gibi. Onlar için söylenen ya da gösterilen yeni bir şey yoktu belki ama zaten bildiklerinin bir de filmi yapılmıştı. Bu da az bir şey değildi. Bu film üzerinden bir hesaplaşma, sorgulama içine girmesi gerekenlerin çoğu, bir sanat eserini çevreleyen dış etkenlerin yarattığı yabancılaştırıcı bir yönelim içine girdi. Sanatsal bir ürünün yaratması beklenen tartışma, çok ilgisiz olmasa da yabancılaştıran bir zeminde başladı. İzleyicilerin belli bir kısmı buna hazırdı denilebilir. Fakat Yücel de sergilediği tavırla bu eğilimin güçlenmesine ‘yardımcı’ oldu galiba. Belki de Uğur Yücel, “böyle izleyiciye böyle sanatçı olmak gerekir’’ demek istedi. Kimbilir!

Bu durumda, filmin galasında bulunamayanlar pek üzülmesin. İşin bu tarafından dolayı bir şey kaybetmiş sayılmazlar çünkü. Bugünden sonraki seanslara gidip, sakin ve hengamesiz bir şekilde filmi izleyebilir, elleri vicdanlarında bir değerlendirme yapabilirler. Türkiye’nin gerçekleri, Türkiye’yi karalamak için değil ama aydınlatmak için bilinmeli, iletilmelidir. ‘Yazı Tura’ filmi, sanatsal değeri ve dolayımı temelinde eleştirilebilir, eksikleri bulunabilir; ama Uğur Yücel ve ekibinin çalışması, kesinlikle namuslu, iyi niyetli bir çalışma.

mavirüya
05-08-06, 09:54
Uğur Yücel’in yönetmenliğini yaptığı ‘Yazı-Tura’ filmi, 54. Uluslararası Mannheim-Heidelberg Film Festivali’nde, Uluslararası Film Eleştiri Ödülü’nü (FIPRESCI) kazandı...

Festivalde büyük ödül ‘Tuning’ adlı filmi için Slovenyalı yönetmen Igor Sterk’e verildi.

Almanya’nın en önemli film festivalleri arasında sayılan Mannheim ve Heidelberg kentlerinde düzenlenen festivale, 29 ülkeden 59 film gösterildi. Yücel’in yönetmenliğini yaptığı ‘Yazı-Tura’ filmi, uluslararası film eleştirmenleri tarafından FIPRESCI ödülüne layık görüldü. Böylece Uğur Yücel’in filmi Almanya’dan ikinci ödülünü almış oldu.

mavirüya
05-08-06, 09:56
Tiyatrocu, aktör, yönetmen, müzisyen ve gurme Uğur Yücel Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde tam 11 ödül alarak Türk sinema tarihine yeni bir sayfa açtı. İki asker arkadaşının gazi olarak döndükleri askerlik hizmetinden sonra yeni hayatlarına alışma çabalarını anlattığı, beş yıl öncesinin Türkiye’sini mercek altına aldığı filmi “Yazı Tura” ile ilk yönetmenlik denemesini gerçekleştiren Uğur Yücel ödülleri, övgüleri topladı ve yeni projeler için gereken desteği kaptı.

Bugüne kadar dokuz sinema filminde oynayan Uğur Yücel Şener Şen’le baş rolleri paylaştığı ‘Arabesk’le, ‘Sinema Yazarları En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’, ‘Muhsin Bey’le Antalya Film Festivali’nde ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ödüllerini almıştı. Bir dönem televizyon dizilerine el atan Yücel ilk sekiz bölümünü çektiği ‘İkinci Bahar’ dizisiyle “İletişim Fakültesi En İyi Tv Yönetmeni Ödülünü” de kapmıştı. Müzisyen kimliğiyle de sinemaya nüfuz eden Yücel, ‘Gemide’, ‘Laleli’de Bir Azize’ filmlerinin müziklerini de besteledi. Son olarak ‘Eşkiya’ ve ‘Balalayka’ filmlerinde rol alan Yücel’im ilk yönetmenlik denemesi “Yazı Tura” kariyerinin belki de en önemli dönüm noktası oldu. Lakin cevaplarını her yerde okuyabileceğiniz sorular yöneltmedik, Altın Portakalı, hislerini sormadık... “Yazı Tura”ya fazla bulaşmadan hayatına, zevklerine ve aklından geçenlere dair sorular sorduk.

Yeni film projesi var mı?
Uğur Yücel: Yeni film olacak, halihazırda bir senaryom var. Doğu Karadeniz’de geçen derin bir aşk hikayesi ama romantik bir film değil.

Çekimlere ne zaman başlamayı düşünüyorsunuz?

U.Y: Bir film çektik, bu film vizyona girdi. Bu filmden para kazanmamız lazım ki, yeni filme başlayalım. Ne kadar seyirci yapacağını hiç bilmiyoruz. Büyük bir zararı göze alarak, gişeye çıkmak büyük kabadayılık. Yakışıksız bir durum yani... Bu filmi oluşturmak için büyük eziyet çektim, acı çektim, küçük düştüm... Çok ciddi söylüyorum para aradım ve bu benim için küçük düşürücü birşey. Dünyada bir sinemacının para araması güleryüzle karşılanır. Türkiye’de ise garip bir şekilde ‘para arayan adam’ pozisyonunda olduğunu sana hissettiriyorlar.

Filmin çekimleri 2003 yılında bitti ama vizyona girmesi biraz zaman aldı. Geçen yıl “Beni sevenler, şans dilesin” demişsiniz. Çok fazla terslik oldu galiba...

U.Y: Aslında bir dönem hiç çıkmayacak zannediyordum, öyle ters gidiyordu ki herşey...

Çok matraktı. Onun için o lafı ettim, birileri mum yaksın, şans dilesin diye... Doğa üstü güçlere ihtiyaç duyuyordum. Bir tuhaflık vardı, sinemacıya hayat hep yardım eder. Yağmur yağmasın istersin ve sabah kalkarsın, hava günlük güneşliktir. Bir kar yağsın dersin, kar yağar. Tabii ki bu yazın ortasında olmaz, kimsenin elinde Musa’nın asası yok. Ama böyle bir talihi vardır sinemacının. Genel olarak bana da yardım etti ama çok ters giden günler oldu.

mavirüya
05-08-06, 09:57
Yönetmenliğini Uğur Yücel`in yaptığı, başrollerinde ise Olgun Şimşek ve Kenan İmirzalıoğlu`nun oynadığı Yazı-Tura adlı filmin galası, Viyana`daki Millenium City UCI Kinowelt`te yapıldı


Muhammet Maral
VİYANA- Avrupa`nın birçok kentinde gösterime girerek toplam 28 ödül alan Yazı-Tura filminin yönetmeni Uğur Yücel, filmi Viyanalılara beğendiremedi. Filmin galası için Olgun Şimşek`le Viyana`ya gelen Yücel, bazı seyircilerin sorularından rahatsız olunca, ortam gerildi.

Tartışmanın artması ve seyircilerin kendi aralarında söz düellosuna girişmesi üzerine sert bir üslup kullanan Yücel, bu düzeyde daha fazla tartışamayacağını belirterek, sinema salonundan hızla ayrıldı. Türkiye`nin kanayan bir çok yarasının deşildiği filmde, Güneydoğu Anadolu`da süren terörden Marmara depremine, Kıbrıs sorunundan toplumsal değerlere kadar bir çok konu irdelenmiş.

Filmin konusu
Filmde, savaşta mayına basarak bir bacağını kaybeden Şeytan Rıdvan (Olgun Şimşek) yaşadığı ilçe Göreme`ye geri döner. Savaşın getirdiği travmaların yanında toplum tarafından dışlanması ve nişanlısının onu artık istememesi Rıdvan`ın sonu olur.
Rıdvan`la aynı birlikte savaşan Cevher`in (Kenan İmirzalıoğlu) ise mayın patlamasıyla bir kulağı sağır olmuştur. Büyük umut bağladığı büfe, açılışından 1 gün önce depremde Cevher`in umutlarıyla birlikte yıkılır. Bu yıkıma bir de Atina`dan çıkıp gelen ve varlığından daha önce haberdar olunmayan eşcinsel ağabey de eklenince, hayat Cevher için biraz daha zorlaşır.

Filmde, aynı travmayı farklı şekilde yaşayan iki kişinin hikayesi ortak noktalar vurgulanarak anlatılıyor.
Viyana`da yapılan gösterimin ardından Uğur Yücel ve Olgun Şimşek film hakkında söyleşmek üzere salona geldiler.

Yöneltilen soruların üslubundan rahatsız olan Yücel rahatsızlığını; Bugüne kadar bu film hakkında çok farklı kültür ve eğilimden bir çok insanla tartıştık, fakat ilk defa bunu burada başaramadık sözleriyle belirtti. Salonda yaşanan gergin ortama rağmen, akşam alkışlarla sona erdi. Yazı-Tura, son olarak Mannheim-Heidelberg Film Festivali`nde Uluslararası Film Eleştirmenleri Ödülüyle birlikte 28. ödülünü almış oldu.

mavirüya
05-08-06, 09:58
Bu Filmde Kazanan Yok

--------------------------------------------------------------------------------


Cumhuriyet Dergi, 10.Ekim.2004 (Söyleşi)

Özlem Altunok

BU FİLMDE KAZANAN YOK

Unutuşun beslendiği, yolun unutarak alındığı topraklarda yaşıyoruz. Çünkü önemli olan yaşamaya devam etmek. Ama nasıl? Hatırlamadan, hafızayı yoklamadan devam edilebilir mi? Uğur Yücel ilk uzun metrajlı filmi Yazı Tura'yla bu soruya "hayır" diyor. Savaş da, deprem de üzerinde konuşulmadan, tartışılmadan geçilemez. Yazı Tura işte bunu anlatıyor. Çünkü Şeytan Rıdvan ve Hayalet Cevher'in ruhlarına güneydoğudaki savaşta sinenler, gündelik hayatlarına da taşınıyor, huzur vermiyor. Kenan İmirzalıoğlu ve Olgun Şimşek'in başrollerini paylaştığı Yazı Tura'yı yönetmeni ve bu iki oyuncusuyla konuştuk.


-Yazı Tura, aslında unutmanın mümkün olmadığını, hasarın ortadan kolay kolay kalkmayacağını gösteren bir film. Karakterleri yaratmaya çalışırken güneydoğuda neler gözlemlediniz?

Olgun Şimşek: Orada, o süreci birebir yaşayanların unutması mümkün değil zaten. Unutma kısmı daha toplumsal bir mesele. İnsanların 20 sene savaştıkları ve 35-40 bin kişinin öldüğü bir gerçek nasıl unutuluyor bilmiyorum, ama unutuluyor.

Kenan İmirzalıoğlu: Bence de hafızalarımız terbiye edilmeye çalışılıyor. İçinde bulunduğumuz dünya, düzen unutulması gerekenleri bir şekilde öğretti. Ve insanlar kolay yaşamak, bu sistemin içinde hayata adapte olmak için unutmak zorunda kaldılar.


BİR İŞARET...


- Oyunculuk yapmış, sonra oynamaktan sıkılmış ve sonunda kendi filmini çeken bir yönetmenle çalıştınız Yazı Tura'da. Bu durum, deneyim kazandırdığı kadar, zorladı mı sizi?

Kenan İmirzalıoğlu: O kafanızın nerede olduğuna bağlı. Konservatuvarlı değilim ama sette dura dura oyunculuğun kolay kurnazlıklarını öğreniyor, bunu yapanları görüyorsunuz. Böyle bir kafadaysanız Uğur Yücel'le çalışmak çok zor. Çünkü hiç sinemaya gitmemiş bir insanla aynı filmin içerisinde oyunculuğunuzu birbirinize yaklaştırmanız zor iş. Bu ciddi bir oyuncu yönetimi gerektiriyor.

- Siz hem oyunculuktan gelmiyorsunuz, hem de kısa bir sürede bu piyasanın içinde ilgi çeken, popülerleşen bir oyuncu oldunuz. Uğur Yücel'le çalışmak istemenizin gerisinde nasıl bir oyunculuk merakı var?

K. İmirzalıoğlu: İçgüdüsel. "Deli Yürek" bitti, bir sürü teklif, senaryo geldi. Hiçbirini hissedemedim... Aradan 1,5 yıl geçti, bir yandan da çalışmak zorundayım. Tam bu noktada ısrarla teklifte bulunan ama benim içime sinmeyen bir projeyi kabul etmek üzereydim. O toplantıdan çıktığım gün Uğur Yücel'den görüşme talebi geldi. Bir işaret gibiydi.

- Tiyatro kökenlisiniz, Uğur Yücel gibi komik adam olma durumunu siz de uzun süre yaşadınız. İbo Show'un Güçlü'sünden bugüne nasıl bir Olgun Şimşek taşındı?

O. Şimşek: Konservatuvarlı olmak bir oyuncuya başka özellikler yüklemiyor. Kalıpların içine girmemeye çalıştım. Orada net olarak anladığım tek şey Yıldız Hoca'nın, "Oyunculuk, olmayan bir şeyi varmış gibi göstermek" sözü oldu. Bu kadar saf hareket etmeyi becerebildiğiniz noktada oyunculukla ilgili arayışlar da başlıyor. "Başka bir insan olmayı nasıl becerebilirim?" derken, İbo Show gibi bir şey de çarpabiliyor size. Oyunculuk biraz da ortalığa çıkarılması gereken ve hayat geçindiren bir iş. Açıkçası bu çelişkileri çok yaşadım. İbo Show, kim ne derse desin benim için önemli bir işti. Oradan da bir şeyler biriktirdim ve zamanı gelince rafa kaldırdım.


ARIZANIN NEDENİ


- Üçünüzü bir araya getiren biraz da asık suratlı olmanız, kendinizle derdinizin olması olabilir mi?

Uğur Yücel: Tabii, buradaki kimse huzurlu değil, herkes arızalı. Kimi insanlar da hisler anlamında hayvansal güdülere sahip. Algılamaları, hayatla ilişkileri, duruşları, duydukları sesler... Bütün bunları algılayıp sağlıklı kalabilmek güç.

K. İmirzalıoğlu: Arızanın nedeni kendimizi konforun içine bırakmamak olabilir.

O. Şimşek: Filmi çekerken de zamanımız güzel geçti, hazırlık süreci güzeldi, ama hep aportta bekleyen arızalı, konforu olmayan bir duygu da peşimizden geliyordu.

-Bu Rıdvan'a nasıl yansıdı?

Olgun Şimşek: Rıdvan kafamın içinde bir uğultu gibiydi. Onun ruh halini yakalamakta ilk tutunduğum yer, bir şekilde yüzümü kaybetseydim hayata nasıl devam eder, ne hissederdim düşüncesiydi. Ben de yaşamayı zorlar, ama arızalı bir adam olurdum duygusunu taşıdım.

-Peki Cevher?

K. İmirzalıoğlu: Cevher beni çok yaraladı, rüyama girdi, huzursuz etti, öyle insanları düşündükçe ne kadar rahat yaşadığımızı anladım, ona yakınlaştım.


BENZER SENARYO, BENZER TİP


- Oynadığınız bütün rollerde, iyi oyunculuğa rağmen hep bir bıçkın, külhan, sert adam portresi var. Bu durum Cevher karakterinde de görülüyor...

K.İmirzalıoğlu: Ben sizin gibi düşünmüyorum. Bugüne kadar oynadığım üç karakteri yan yana koyduğunuz zaman Miroğlu, Ferit ve Cevher; bence hepsi birbirinden çok farklı.

-Ben de oyunculukları yakın bulmuyorum. Hepsinin farklı karakterler olduğunun farkındayım. Üçünde ortak olandan bahsediyorum. Bu size yapışan bir şey değil mi?

O.Şimşek: Biraz da el yordamıyla bu işin içindeyiz. Zaman zaman bir başımıza kaldığımızı da hissediyoruz. Bana hep komik rollerin teklif edilmesi gibi, Kenan'ı da sadece sert karakterlere uygun görüyorlar. Bu piyasanın yaratım eksikliği.

- Zıt bir karakteri değil de mesela Olgun Şimşek'in rolünü oynamak istemez miydiniz?

K. İmirzalıoğlu: Uğur Abi o rolü teklif etseydi, onu oynardım. Oynadım mı bıçkın, sağlam delikanlıyı oynarım demiyorum asla. Cevher öyleydi. 20 senaryo okuyorsunuz, hepsinde de benzer tipler geliyor. Ama ben kulvar değiştirmek istiyorum, 4 yıl oynadığım karakteri biraz süsleyip aynısını oynamak tabii ki cazip değil. Ben de peşindeyim söylediklerinizin.



BUNLAR AÇ, AÇ!


-Uğur Bey, yüzünüz asıldı biraz?

U. Yücel: Talihsiz bu çocuklar, bu ülkede oyuncu olmak da talihsizlik. Cevher rolünün içerisindeki grafikler, doku üzerinde kaç kişi konuşacak acaba? Kenan'ın talihsizliği önceki rollerinde de benzer gibi görünen şeyleri yapmış olması. Oysa ne kadar farklı bir oyunculuğun peşinde, bunun görülmesini çok isterim.

-Sonuçta ortada bir sürü çelişki var: Bir yandan benzer roller sorunu, bir yandan seçeneksizlik, bir yandan sektör. Her şey karşıtıyla beraber var...

K. İmirzalıoğlu: Aslında acelesi de yok bu taleplerin, lüzumsuz bir paniğe girmeye de gerek yok. Kendi içimde bir derdim var, iyi kötü gidiyorum. Biraz doluyum da bu sorulara ondan dolayı...

-Bence iyi oluyor konuşmamız...

K. İmirzalıoğlu: Deli Yürek'in 50. bölümündeyken siz hep böyle rollerde mi oynayacaksınız diyorlardı. Valla 51'de de, 52'de de aynı adamı oynayacağım diyordum, çünkü adam aynı, diziye devam ediyoruz ya.

O. Şimşek: Ya Kenan'cığım bu insanlar, bunlar aç, aç (gülüşmeler).

-Uğur Yücel, Muhsin Bey'den sonra "Sadece Yavuz Turgul filmlerinde oynarım demişti", öyle de yaptı. Bugünün şartlarında yapacaklarınız neler olabilir bu filmden sonra?

O. Şimşek: Muhsin Bey zamanıyla bugün çok farklı. Uğur Yücel benim için özel biri. Herhangi bir işinde olmamı istediği zaman hiçbir şeyini sorgulamadan içinde olabilirim. Fakat başkasıyla çalışmayacağım demek bugün için zor. Bize yakın, bizden ilerde, filizlenmiş insanlar var artık. Onlarla da bir anlaşma yolu bulmayı isterim.

K. İmirzalıoğlu: Uğur Abi'yle çalışmak benim için hep onurdur. Diğer işlerde de iyi olacağına hep beraber inanıyorsak bulunurum. Hele bir de kontrast karakter varsa hepten mutlu oluruz. İnşallah komik bir karakter olur (gülüşmeler).

-Bu taşlar bana mı?

K. İmirzalıoğlu: Yok canım. Havaya atıyorum şöyle, kime gelirse...

mavirüya
05-08-06, 09:58
Yap yaz yönet oyna

--------------------------------------------------------------------------------


Yap yaz yönet oyna


Ben onu küskün bir karakter olarak bildim hep. Yaptığı işe, hayata, kendine... Tanıyanlar onu huzursuz ruh diye tanımlıyorlardı. Yaptığı işten bir türlü memnun olmuyordu. Oyunculuğuyla hep kavga etti. Etmeye de devam ediyor. ‘Sıradan bir oyuncuyum. Benim bu kadar methedilmemin nedeni, yüzümdeki kara bulutların ya da gülümsemenin insana, hepimize dair, alelade ve sahici olması’ diyor. Geçen sene Alacakaranlık dizisinin Urfalı Komiser Tahir’i ile çok konuşulmuştu.

Şimdi Kanal D’nin yeni dizisi Hırsız-Polis’te Karadenizli hırsız Aksak oldu. Diziyle beraber Uğur Yücel’in görüntüsü de değişti. Sakallarını kesti, saçlarını kömür karasına boyattı. Dizi bahaneydi, Uğur Yücel’le konuşacak çok şey vardı.

Oyunculuğu beceremediğiniz için sadece yönetmenlik yapacağınızı söylediniz defalarca. Karar mı değiştirdiniz?

- Şu oyunculuk meselesini fazla kastığımı düşünüyorum artık. Karanlıkta Koşanlar dizisinde oyunculuğu çok özlediğimi gördüm. Sonra Alacakaranlık dizisinde Kenan’ın (İmirzalıoğlu) ısrarlarıyla oynadım. Kenan neredeyse şart koştu, ‘Alacakaranlık’ta oynarım ama bir şartla, sen de oynayacaksın abi!’ dedi. Bir ay, mırın kırın ettim. ‘Oynamayacağım’ dedim. Ama üçüncü ya da dördüncü bölümde övgüler gelmeye başlayınca sırıtık sırıtık dolaşmaya başladım. Ben ve bütün ekibimiz hem Yazı Tura’da hem Alacakaranlık’ta hayatımızda tekrarı zor övgüler aldık. Hayatımızın en büyük alkışları geldi. Ne iyi ettiler de ısrar ettiler. Çünkü o oyunculuk alanının oluşturduğu iç enerji beynimde patlayacaktı.

Senaryosunu yazdığınız ya da yönettiğiniz projelerden sonra bir dizide yalnızca oyuncu olarak yer almak nasıl bir his?

- Yalnızca oyunculuk mu? Bağımsızlık hissi. Kaymaklı ekmek kadayıfı. Ben genellikle dizinin repo gününde yeni bölümün senaryosuna otururdum. Bu, hafta boyunca sürerdi. Bir de aynı zamanda yönettiğim oldu dizileri. Yap, yaz, yönet, oyna... Basri Sandviçi! Kafayı bozuyorsun. Kendi kafana karşı dart oyna daha iyi. Kendimle buluşabilmek için bütün iletişim araçlarını kullanıyordum ama mümkün değil. Hálá kendime gelemedim.

Bu projeyi nasıl kabul ettiniz?

- Yapımcı Erol Avcı, yazarlar Gaye Boralıoğlu ve Neşe Şen. Üçü de eski arkadaşlarım. Onlar televizyon işini de akıllıca kıvırdılar. Hikayeyi dinledim, Erol’la anlaştım kabul ettim.

ROLE KAÇKAR ETEKLERİNDE SEFERİYKEN YAKALANDIM

İstediğiniz kadar sadece oynuyorum deyin. Herkes diziye Uğur Yücel’in dizisi diyor. Dizinin başarısı ya da başarısızlığı toptan size mal edilecek. Bu durum sizi rahatsız ediyor mu? Yoksa bir projeyi sırtlayan adam olmaya alıştınız mı?

- Eyvah! Ben bir şey sırtlayacak durumda değilim artık. Benim sırtlanılmam lazım. N’apalım. Ne yapsak bütün envanter bana çıkıyor zaten. Ben de vakur bir sükunetle bağdaş kurup oturmaya çalışıyorum. Bir kere benim rolüm Timuçin’den ve Özlem’den az. Esas hırsız-polis onlar. Çok ortalarda yokum. Değerli oyuncular var. Koca bir ekip var. Deneyimli yapımcısı, yazarları, yönetmeni... Başarı onlarındır. Biz aktörler dizi işinde faktörüz. Bu işin iyi aktörlerle seyirlik bir hale dönüştüğü kesin ama dizilerde proje daha öndedir. Adı sanı duyulmamış oyuncularla doğru proje yaparsanız da reytingde üst sıralarda dolaşırsınız. Seyircinin yapışacağı iyi ya da kötü bir senaryonuz olmalı. Kötü de olabilir önemli değil. Seyirci bir şeye yapıştı mı, zulmetseniz bırakmaz. Bir de oyuncular arasında çok yerleşmiş şu görüş vardır: Çok iyi olursa tutmaz. Bu inanış elbet kırılacak. Belki bu defa çok iyi bir iş çıkar ve tutar.

Alacakaranlık’ta Doğulu bir komiserdiniz şimdi masanın diğer tarafına geçip Karadenizli bir hırsızlık çetesi lideri oldunuz. Rolünüzü nasıl giyindiniz?

- Bu defa seferi yakalandım. Tam Kaçkar eteklerine göçmüşken rol teklifi geldi. Biz de hazır bu diyarlarda dolaşırken giyiniverdik Aksak Nadir’i. Ben kenarlarda diplerde yaşayanları pek aramam iç cebimde durur. Alacakaranlık’tan önce cinayet masasına gittim. Suçlu peşinde koşan insanları tanıdım. Böylelikle suçluyu yazmak kolaylaştı. Ben Boğaziçi’nin bir mahallesinden çıktım. Esnaf ve zanaatkarları, ince iş erbaplarını iyi tanırım.

Aksak pek de sevilesi bir karakter değil galiba... Bu sizde bir kaygı yaratıyor mu? Oynadığınız rolden ötürü sokaktaki adamın size nefretle bakması umurunuz mu, değil mi?

-Doğrusu Aksak sevilesi bir karakter değil ancak bütün zaafları ve acımasızlığı bir nedenden ötürü. Sevgisizlik... Yaşamın her tornasından geçmiş ve kendi iç mekanizmasını kurmuş. Kuralları var. Saplantılı. Ama galiba içinde gözü kara bir cesaret ve aşk var. Belki aşkı için her şeyi yok edebilir. Tutkulu insanlar sevilir. Yaptıkları kötü de olsa bir gün büyük bir iyilik çıkabilir onlardan. Ya da korkunç bir kötülük. Ve bunu seyirci hisseder. Kendinden bir şey bulur. Onu izlemek ister.

SOLO OYUNCU DEĞİLİM TAKIM OYUNCUSUYUM

Kenan İmirzalıoğlu bir röportajında ‘Uğur Yücel ile oynuyorsan ön plana çıkman çok zor. Ben bunu göze alarak başladım’ demiş. Sizce de bu böyle mi? Aşılamaz bir oyuncu musunuz?

- Benimle çalışmanın kolaylığı; açıklamalı oyunculuk... Bir tür kullanma kılavuzu. Uzun konu... Kısaca, ben solo yapan bir oyuncu değilim. Takım oyuncusuyum. Tek kişilik gösteri yaparak solo yaptım bir dönem. Oysa ben kaynarım oyunun arasına. Aynı frekanstan bir-iki kişi bulursam yakınımda mavra büyür ve başkalarına sirayet eder. Ben aşılmaz biri değilim. Ama benimle çalışan insanlar günün birinde aşılmazlığın yoluna gireceklerini bilirler. Çünkü oranın nerede olduğunu bilirim. Yine de oyuncu olarak kendim uygulayamam. Benim bu kadar methedilmemin nedeni, yüzümdeki kara bulutların ya da gülümsemenin insana, hepimize dair, alelade ve sahici olması. Yoksa ben sıradan bir oyuncuyum... O yüzden yönetmenlikte yapacağım çok şey var. O yüzden sonsuza kadar doğanın mutlak güzelliği karşısındaki aczimizden kurtulmaya çalışacağız. O kurtuluş, sanatla ulaşılabilecek bir tavaftır.

Yakında yine yönetmenlik yapacak, yine senaryo yazacaksınız değil mi?

- Senaryosunu yazdığım Ramon adlı bir film mayıs sonunda çekilecek. Filmin yapımına da Mahayana olarak ortağız. Benim de oynamam söz konusu. Yine önümüzdeki kış Kars’ta Sessizlik adlı ikinci uzun metraj filmimi çekeceğim. Bir oyun ya da bir müzikalle sahneye çıkacağım. 2007 sonbaharında bir film daha çekeceğim. İki yılda bir motor diyeceğiz. Yaşamımı iyice küçültüp sessiz sedasız filmler çekmek istiyorum. Gelecekle ilgili hayalim bu. Ama bunun için en az beş yıl piyasada çalışmam lazım.

mavirüya
05-08-06, 10:02
KARAMEKE GİBİ OLDUM, BERBERDE LAVABONUN ALTINA KAÇMAK İSTİYORUM

Aksak karakteri için saçınızı boyamışsınız. Aynaya bakınca ne görüyorsunuz? İçinizden ‘Yahu ben hálá gençmişim’ diye fısıldadınız mı?

- Karameke gibi oldum. Aynada karşılaşınca kendime selam veriyorum. Hep eve yeni gelmiş aynı yumurta ikizimle karşılaşma hissi. Kafam kaşınıyor ve berberde dibi tuttu mu meselesi var. Kafamdakiler saç değil, bitki. Saçım ses çıkararak uzuyor. Üstüme naylonlar sarıyorlar. Mazota düşmüş kuzey denizi karabatakları gibi oluyorum. Greenpeace beni görse boğazda eylem yapacak. Bu adamı kurtaralım diye... Ve en önemlisi berbere gelenler gazetenin arkasından beni seyrediyorlar... Lavabonun altına kaçmak istiyorum. Yeminle bin pişmanım.

KENAN’LA BİR MESELEMİZ VARSA YÜZ YÜZE KONUŞURUZ KONUŞTUK DA

Mahalle bakkalının ve tüm bizi sevenlerin merak ettiği soruyu cevaplayayım. Kenan’la küs filan değilim. Ben birlikte çalıştığım hiç kimseyle küskün değilim. Hepsiyle görüşürüz ve yeniden çalışacağımız günü bekleriz. Onlar benim kardeşim, oğlum, hayatımın en güzel çekim günlerini paylaştığım oyuncularım. Benim arkamdan konuşmazlar. Ben de onların. Bir meselemiz varsa yüz yüze konuşuruz. Konuştuk da. Haftaya Olgun, Kenan, ben, Yazı Tura için Kiev’e gidiyoruz. Filmimiz Kiev Molodist Festivali’nde yarışıyor.

REYTİNGLER GELİNCE SAKSAĞAN GİBİ KALIRSIN

Söyleşileri oldum olasıya sevmedim. Zannediyorlar ki söyleşi yaparsan dizi reyting alır ya da film gişe patlatır. Büyük yanılgı. Seyirci diziye tutunmadıysa hayatın palavra. Dizinin yayınlandığı günün ertesi, sabah 11’de ilk on beş dakikalık reytingler gelir. Saksağan gibi kalırsın kanal kapısında. Dizi tutarsa istersen git sokakta masum tokatla, haber olsun, herkes öbür yanağını gösterir, abi bi de bize aşket tokadını, Osmanlı olsun, derler. Filmde de benzeri bir durum vardır, mesihler taksan arkana, yedi bilgenin duasını alsan ya da basın karşısında anadan üryan çiftetelli oynasan da, ilk hafta sonu filmden ne geleceği belli olur. Tuttuysa promosyon manyağı olursun.

HALBUKİ ERKEN KALKMAMAK İÇİN OYUNCU OLMUŞTUM

Benimle çalışacaklara ilk uyarı, ‘Gece yatmadan saatinizi kurun ümüğünüzü sıkarım... Sette vaktinde olunacak!’ Halbuki ben sabahları erken kalkmamak için oyunculuğu seçmiştim. Meğer o tiyatro oyunculuğunda oluyormuş. Bu sinemacıların ışık derdi var. Para da yok. Günün ışığını kullanacağız diye sabah namazıyla kalkıyorlar. İyi de benim beynim ikindi ezanı uyanıyor. Önce çekilenler, çaresiz ruh çöküntüsü.

DEMEK Kİ BU İŞİN DE BİR DERİN DEVLETİ VAR

Otuz küsur yıldır ortalardayım. Hakkımda ilk yazı 16 yaşımda bir tiyatro oyunundan sonra çıktı. Hep yaptığım işler konuşuldu. Hiç skandalım yok. Hep mesafeli ve saygın bir ilişkim oldu medyayla. Ne olduysa Yazı Tura ve Alacakaranlık döneminde oldu. Birden insanlar şirazeden çıktı. Sahiden bazıları kafayı yedi. Benim kendi gerçekliğimle, filmle, diziyle yakından uzaktan ilgisi olmayan haberler üretmeye başladılar. Bunun böyle olmasını kim tezgahladı? Faili meçhul? Demek ki bu işin de bir derin devleti var, dedim.

TİMUÇİN GELECEK ZAMANLARIN BİRKAÇ İYİ ADAMINDAN BİRİ

Timuçin Esen’i diziye siz mi seçtiniz?

- Diziye Timuçin’i ben seçmedim. Erol Avcı seçmiş. Bana teklif geldiğinde hangi dizi için olduğunu bile bilmiyordum. Adana dizisi mi? İstanbul dizisi mi? Devam eden bir dizi mi! Diziye en son ben dahil oldum...

Nasıl buluyorsunuz onu? Farklı bir yanı var mı?

- Timuçin’i tanıyalı birkaç yıl oldu. Yazı Tura’nın oyuncu seçmelerine çağırdık. O zamanlar çekmeyi düşündüğümüz üçüncü bir Yazı Tura hikayesi vardı. Seçmelerde en iyi oydu. Başrolü aldı... Ama o hikaye sonra uzun metraj olarak başka bir forma girdi, önümüzdeki yıl çekilecek. Timuçin gelecek zamanların birkaç iyi adamından biri. Çok yetenekli.

Alacakaranlık’taki Kenan İmirzalıoğlu’ndan sonra yanınızda yine çok başarılı bir jön var yani.

- Kimi oyuncular, birbirleriyle bir noktada kesişirler. Zeka ve sinema biraraya getirir onları. Buradaki zeka, yaratıcılıkla ilgili. Artistler hayatın içinde nerede duracaklarını becerebilen insanlar değildirler aslında. O yüzden benim gibi hatalar yaparlar. Hepsi kıyıda köşede, oynayacağı insanı, yazacağı hikayeyi arar. Bu arayışlarda da kafa kafaya çarpışılır. Kimse kimsenin kaşifi değildir. Ve kimse bizleri, kendimizi ararken yıldızlaştıramaz. Bizim gibiler, başkaları için şanstır. Biz ararken, onlar kendilerini zenginleştirirler.

mavirüya
05-08-06, 10:08
Balalayka (geçmişten bir Uğur Yücel Filmi)

--------------------------------------------------------------------------------


Balalayka
Balalayka son zamanlarda izlediğim en güzel Türk filmlerinden biri...
Hepimizin bildiği bir film aslında... Film, çekimleri için Batum’a giden
Kemal Sunal’ın uçakta geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını kaybetmesi
ile gündeme gelmişti. Kemal Sunal’ın anısına “Necati bey” rolünü Uğur Yücel oynamayı kabul etmişti.

Filmin konusu kısaca şöyle: Üç Türk kardeş Necati (Uğur Yücel), Hasan
(Cem Davran) ve Mehmet (Ozan Güven) babalarının en yakın arkadaşının tabutunu Batum’ dan İstanbul’a götürmek için orada eski bir otobüse binerler. Bu ölen babalarının vasiyetidir. Otobüsteki yolcular Batum’ dan Türkiye’ye Nataşa olmak için giden Rus kızları, beyaz kadın
ticareti yapan mafya ile işbirliği olan bir Türk şoför, muavin ve yaşlı bir Kore gazisinden oluşur.

Balalayka hüzün dolu bir yol filmi... Çöken sistemin insanları düşürdüğü
çaresiz durum karşısında hüznü hissetmemeniz imkansız... Rus kızlarının hepsi son derece kültürlü ve eğitimli... kimi doktor, kimi tiyatro oyuncusu, kimi balerin, kimi ise operacı... ama paraları yok. Bu yüzden de Nataşa olmak zorundalar.

İnsanların sevdiklerinden ayrılması çok zor... Rus kızları ülkelerini
terk ederken arkalarında eşlerini, sevgililerini ve çocuklarını bırakıyor.
En hüzünlü sahnelerden bir tanesi de karısı otobüse binen bir Rus
erkeğinin otobüsü durdurarak karısını sevdiğini ve bırakmak istemediğini söylemesi ama avcuna bırakılan 50 dolar ile onu engellemekten vazgeçtiği an...

Filmde bütün oyuncular çok iyi oynuyor. Uğur Yücel her zamanki gibi
mükemmel oynuyor. Cem Davran , Ozan Güven ve Ercan Yazgan’da
harika oynuyorlar. Rus kızları hem çok iyi oynuyorlar hem de olağanüstü güzeller... Yolculuk sırasında söyledikleri Rus şarkıları da ayrı bir güzellik katıyor filme...

Ali Özgentürk’ ün daha önce Mektup filmini sinemada izlerken çok sıkılmış ve başarısız bulmuştum. O filmi kendimi zorlayarak sonuna kadar izleyebildiğimi hatırlıyorum, ama Balalayka’ yı izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Balalayka’yı görmediyseniz izlemenizi tavsiye ederim, çünkü görülmeye değer bir film...

mavirüya
05-08-06, 10:10
Paramparça hayatlar üzerine ihtimal hesapları

--------------------------------------------------------------------------------


Paramparça hayatlar üzerine ihtimal hesapları


18.10.2004 | Ercüment Dursun

Yazı-Tura, ihtimal hesapları üzerine verilen ilk örnek. Parayı havaya atınca, ya yazı gelir, ya tura. Ama Yazı-Tura bir film olunca, hesap bu kadar basit olmuyor. Uğur Yücel’in Yazı-Tura adlı filmi bize hayatın da olmak ya da olmamak noktasında iki seçeneğe indirgenebileceğini, en azından Türkiye’de çoğu kez insanın ancak ve ancak bu iki seçeneğe sahip olabileceğini vurguluyor.

41. Antalya Film Festivali’nin ardından, adından en çok söz edilen film oldu Yazı-Tura. İçlerinde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu ödülleri de dahil, 11 ödülle döndü Antalya’dan. Festivale ilişkin tartışmalara, eleştirilere yeniden kapı açmaya gerek yok burada. Tek başına festivale damgasını vuran Yazı-Tura, bütün bu tartışmaların üzerini külle örttü.

Yönetmenliğini Uğur Yücel’in yaptığı, başrollerinde Kenan İmirzalıoğlu ve Olgun Şimşek’in yer aldığı Yazı-Tura, rahatsız edici bir üslûba ve öyküye sahip. Türk sinemasında zaman zaman denenen, idealistçe parmak basılmak istenen sosyal konulardan henüz zihinlerimizde taze olan bir olguya değişik açılardan bakıyor Yazı Tura. Daha insanî, daha objektif ve elbette daha estetik.

Uğur Yücel, kendisinden İkinci Bahar’la söz ettirdi ilk önce. Renkli ve farklı alanlardaki başarısıyla tanınan sanatçı, müzisyen, oyuncu ve yazar kimlikleriyle izleyici karşısında yer aldı çoğu kez. Koltuğuna sığdırdığı bütün karpuzları da kırmadan, dökmeden taşımayı bildi. İkinci Bahar dizisinin reyting adına sulandırılmasına tepki göstererek, dizinin yönetmenliğini bıraktı. Başarılı bir müzisyen olduğunu da takip eden hayranları biliyor. Son zamanlarda farklı anlatım tarzı ve öyküsüyle Alacakaranlık ile televizyon ekranlarında izleyici ile buluşmuştu. Yine Olgun Şimşek ve Kenan İmirzalıoğlu ile.

İmirzalıoğlu, Deli Yürek’teki adının altında kalıp, klişe rollerle kariyerini tüketmek yerine, akıllıca bir tercih yaparak, karakterinin ve yeteneklerinin elverdiği ölçüde önce Alacakaranlık’ta yer aldı ve ardından da Yazı-Tura’da. Aslında bütün bu rollerinin altında hep bir Miroğlu etkisi de yok değil. Buna rağmen, oyuncunun gelişim çizgisi açısından bakıldığında kendini yinelemediğini, yenilediğini ve geliştirdiğini söylemek mümkün. Yazı-Tura bu gelişimin bir göstergesi.

Uğur Yücel, “Türkiyeli bir insan olarak, duygularımın, sorumluluğumun bir yansıması” diyor Yazı-Tura için. Sorumlu bir sanatçının kayıtsız kalamayacağı yoğun bir döneme, öykünün duygusallık ve didaktik tuzaklarına rağmen ustalıkla yaklaşabilmiş. Teknik ve estetik anlamda yaptığı deneysel yaklaşımlar ise filmin içeriğiyle de uyumlu olmuş. Bu anlamda filmin sürekli devinen kamerası, flu veya sepya görüntüleri öyküdeki karmaşayı ve parçalanmışlığı görsel düzeyde verme açısından bilinçli ve yerinde tercihler. Uğur Yücel filmi dijital olarak çekmiş ve daha sonra 35mm’ye aktarmış. Görüntülerin dijital olarak çekilmesi elbette ki estetik açıdan çekim sonrası yönetmene büyük imkânlar sağlayan bir teknik. Ama filmin başarısını sadece tekniğe indirgemek haksızlık olur. Fotoğraflar, çekim açıları ve kurgudaki tercihler Yücel’in tercihlerindeki bilinçli yaklaşımı belli ediyor. Bir ilk film olmasına rağmen, öykü ve anlatım tutarlılığı yakaladığını söylemek mümkün Yücel için.

Yazı-Tura, iki temel sosyal olguya parmak basıyor: terör ve deprem. İkisini de bu ülke insanı yakından ve derinden tanıyor. Filmin her iki kahramanı da Güneydoğu’da askerliğini yapmış iki gazi. Film daha çok bu ikilinin Türkiye’nin birbirinden hayli uzak iki ayrı ucunda hayata tutunma çabalarını konu ediniyor. Bir çeşit Doğum Günü 4 Temmuz’un Türkiye versiyonu denebilir. Uğur Yücel incelikli ve zekice tespitlerle eleştirel olmaktan da geri kalmıyor. Ama en çok da onun kamerasına yansıyan toplumsal duyarlılık ve tespitleri izleyiciyi yüreğinden vuruyor.

Başta da söylediğimiz gibi, Uğur Yücel, duygusallık ve didaktizm tuzağına düşmeden; sinema yaptığının bilinciyle ele aldığı konuyu, estetik ölçütler içerisinde başarıyla işliyor ve aldığı ödülleri hak ettiğini ortaya koyuyor.

mavirüya
05-08-06, 10:18
Uğur Yücel: Politik sinemadan iğreniyorum
'Yazı Tura' filminin yönetmeni Uğur Yücel, ''Politik sinemadan ve bundan rant elde eden kişilerden iğreniyorum. Ben 'unutmaya' karşı bir film çektim'' dedi.

41'inci Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde 11 ödül kazanan dönen 'Yazı Tura'nın yönetmeni Uğur Yücel, Kars'ta devam eden 10'uncu Avrupa Filmleri Gezici Festivali kapsamında yapılan özel gösterimde konuştu.

Türkiye'de bazı şeylerin çabuk unutulduğunu, filmi bunun için yaptığını belirten Yücel, "Güneydoğu'da her şey işitilmiyor ve işlenmiyor" dedi.

'Belleksiz Anadolu insanı'

Türkiye'de insanların bazı şeyleri çok çabuk unuttuğunu savunan Uğur Yücel, ilk yönetmenlik deneyimi olan 'Yazı Tura'yı yapma nedeninin bundan kaynaklandığını ifade etti.

"Güneydoğu'da, her şey işitilmiyor ve işlenmiyor" diyen Yücel, "Anadolu insanının belleksiz bir insan olmasını, yani (bütün eller havaya) dünyasının içinde yaşamasını, benim midem çok fazla kaldırmıyor...

'Her şeyi tüketiyoruz'

"Depremi de ülke içinde yaşanmış iç savaşı da her şeyi çok çabuk tüketiyoruz. Ve o bize değmeden dokunmadan geçip gidiyor...

"Ama bazı insanlar var ki İstanbul'da otururken, Güneydoğu'da patlayan bombanın, Yalova'da yıkılan binanın sesini, o pisliği ruhunda hissediyor. Kimileri bunları yazıyor çiziyor, kimileri de benim gibi o acıların filmini yapıyor" diye konuştu.

'Mesaj verme çabam yok'

Filmde insanlara herhangi bir mesaj verme çabasında olmadığını, kendisinin politik bir film yapmadığını vurgulayan Uğur Yücel, "Politik sinemadan ve bunun arkasına geçip rant elde eden kişilerden iğreniyorum" ifadesini kullandı.

Bu topraklardan gelen sesler

'Yazı Tura' ile ilgili şimdiye kadar çok olumlu tepkiler aldıklarını ifade eden Yücel, "Yalnızca sinema dünyasının içinde olmak benim için çok şey ifade etmiyor. Benim için, iyi bir şey yapmak çok şey ifade ediyor. Ben, bu topraklardan gelen seslerin hikayesini yapmak istiyorum" dedi.

Uğur Yücel, Karslılara, bundan sonraki filminin çekimlerinde, mekan olarak Kars'tan yararlanacağı sözünü verdi.

velvet
05-08-06, 12:03
uğurum yücelim hakkında bazı yorumlar, çok hoşuma gitti umarım buraya koymamda bir sakınca yoktur...

-oynadığı her rolü en kralindan shakespeare şiiri gibi oynayan kişi. necati şaşmaz'a oyuncu denen bir ülkede, bu adama da oyuncu dersek allah çarpar adamı. başka bir şey demek lazım.


-uğur yücel şener şen ve haluk bilginer üçlüsünün (bkz: türkiye nin en iyi üç aktörü) en genci sanırım*. adam çıkar bir gazino patronunu olur*, sonra gider bir istanbul bıçkını olur*, sonra efendim bir güneydoğu kökenli komiser olur*, bir de mesela karadenizli hırsız olur*... e tabi roller çeşitlidir, ne kadar insan tipi o kadar roldür. fakat bu adamın sayılan diğer iki şahsiyetle birlikte, diğer oyunculardan ayrılan özelliği hakikaten bu insanlar olmasıdır. adam oyunculuğun tanımı olan olur "gibi" yapmanın öyle bir hakkını vermektedir ki cumali, aksak, tahir kemal vardır. yaşamaktadırlar, aramızda gezinmektedirler sanki. oynadığı karakterlere bu denli can veren aktörlerden biridir işte uğur yücel; bir diğeri mesela (bkz: al pacino). ordan anlayın işte artık siz.

-su damlası gibi berrak varlığıyla hayattan umut kesilmeyebileceğini düşündüren insan.

-yillanmis sarap misali oyuncu. yillar gectikce, yuzu daha da anlamli olan, bakislari daha da insanin icinin derinliklerine isleyen bir guzel adam ugur yucel..
bir adam bu kadar mi guzel asik olur, dahasi asik rolu keser efendiler? rol kesmek mi dedim? yok hakaret gibi oldu, hakiki asik sanirsiniz izlerken. bir sener sen bir de sadri alisik boyle guzel bakar da her filmi vazgecilmez kilar..
eskiya filminde gozlerimden suzulen yaslarin musebbibi, hayatin guzelliklerinden biri ugur yucel..
nasil diyordu hani?
*gebericem ulan bu sevgiden!
ya soylerkenki bakislari, gercekten yana yana askindan kavrulan bir adamin bakislari, ooff of..
ya annesini anlatirkenki sozleri, hani yanaklarindan suzulurken gozyaslari;
* kus gibi ucacak sandim tas gibi yere cakildi..
yine kifayetsiz kaldi sozler, kifayetsiz kalinca sukuta birakmak lazim..susuyorum evet..

-şimdi.... evet. uğur yücel. hakkınızda yazmaya çekinirim, çekindim yine. eksik kalmaktan, hayranlık belirtirken şapşallaşmaktan korktum. ama dayanamadım. yine televizyonun karşısındayım. bakıyorum çoğalmış yüzünüzün tekliğine. şimdi sizi izleyip, içinizden bir yerlerden nereden çıkardığınızı bilemediğim adamlardan aksak'ın yüzüne bakıyorum. siz elini tutmaya çekindiğiniz kızın yüzünü kuvvetle sıkarken, gözünüzden çıkan ateşe bakıyorum. ona ilk kuvvetli dokunuşunda, sarsılırken, onu öpme isteğiyle yanarken, tüm kırılma ihtimallerinin ötesinde şimdilik kurabildiği tek köprü otorite, babacanlık, abilik olan adamın nedensizmiş gibi gözüken öfkesinin ardında tutuşan bir insan ruhu görüyorum. onu oraya siz koydunuz. iyi yazılmış karakterlerin hepsi sizin oynadıklarınız kadar şanslı değildi, değiller. sizin bir içiniz var. hepimizin var değil mi.. bu nasıl bir cümle. yok, tüm yanlışlığına rağmen, öyle. herkesin bir içi vardır cümlesini kurmuyorum. sizin bir içiniz var'ın içine anlatmayı beceremediğim herşeyi koyuyorum.. sizin bir içiniz var. ve onu bu sefer aşkının ortasında yalnız ve aksak, severken ayakta kalmak için hayata tırnaklarını geçiren bir adamın ruhuna kattınız. erken büyümek zorunda kalmış bir yaralının. uzun uzun yazmak lazım. komiser tahir kemal'i, nevzat'ın nevzat'lığını, ve diğerlerini. bir dikdörtgene bakarken kalbimi ağrıttınız onlarla, canımı acıttınız, içimi ısıttınız, güldürdünüz, ağlattınız, beni size, beni insanlarınızın insanlığına inandırdınız. beni içinizden geçirdiğiniz öykülere kattınız.
iyi ki varsınız. sağolun.

-ilk defa 4 -5 yaşımdayken elimden tutup beni sinemaya götürdüklerinde çocuk aklımla siyah adamın sahnelerinde heyecanlandığımı hatırlıyorum. (bkz: arabesk) daha "film" izlememişken mizahını izlettirmeleri anlamsız görünse de, olaydan çok insan tavırlarını inceleyen bir yaşta olduğum için, şener şen ve uğur yücel ustaların karşısında hiç mi hiç sıkılmamış, beni görememeleri avantajıyla gözlerimi dikmiştim rahat rahat.. bunca sene sonra yine zaman zaman içimde heyecan ve merak uyandıran ismin aynı olması hoş şey. ve hala onu izlerken "nasıl rol yapılır" diye diil de "insan nasıl tepki verir" diye izlediğimi farketmek.. en saçmalamaya meylettiğimiz zamanda "bi numara var ki şu hayatta, böyle biri yaşıyo" demek, ukalalık etmemek lazım.

-"acı" veren bir oyunculuğa sahiptir. öyle yağmur altında üşür bir filmde gülmek icap eder orda hemen hemen herkes güler zaten lakin safça bir keder vardır orda. "bir sen eksiktin zaten" benzeri bir cümleyi söyler, herkes yine güler ama keder kadrajdadır hissetmeseniz de yok sayılmaz. az önce kaybetmiştir sanki sevdiği bir şeyi, çaktırmıyordur oynadığı can verdiği anda karakterine anlaşılmıyordur yok, hakkı veriliyordur o rolün ama siz sanki biliyorsunuz kamera kayda girmeden görmüşsünüz sanki vardır bir sırrı. bir şey mi oldu diye sorsanız? yok olmaz. sizle paylaşmadığı için rol yapmaktadır zaten acı olanda budur ya siz de kendinizi kaptırmaktasınız oyununa zira olağanüstü bir aktördür uğur yücel. ama bir sahne vardır ki yüzünün ardında yattığını düşündüğüm hüznü, kederi çıkarıp koymuştur masaya. karanlıkta koşanların finalinde bir balıkçıdır uğur yücel ve o balıkçının kederidir her yüzüne bakışım.

-hırsız polis dizisinde oyunculuk adına döktüren ve artık güvensizlik derecesindeki mütevazılığını bırakması gereken, aksak roluyle oyunculuk dersi veren süper başarılı ve yetenekli insan.
ince kederine rağmen yürekli, ama içi yaralı adama aşk acısıyla sarhoşluğu katık etmiştir yine dün akşam... izlerken içimizi titretmiştir. yönetmenliği ise ayrıca takdire şayandır

-kendisinin canlandirdigi karakterlerin sivelerini bu kadar mukemmel konusmasinin tek yolu gidip oralarda yasamasidir ki zannedersem bunu gercekten yapiyor ugur yucel. bu yaz karadenizde gorulup pesinden laz aksaki oynamasi tesaduf degildir herhalde.

-inanılmaz bir performansla hırsız ve polis'i götüren büyük aktör. bi çok dizi gördüm şu zamana kadar, bi sürü usta oyuncu izledim -dizi piyasasına girip kendini rezil edeninden tut, dizilerle meşhur olanlarına kadar- böyle bi sinema performansı görmedim ben; her bölümde aynı ciddiyetle, aynı konsantrasyonla, aynı aksanla, aynı aksaklıkla, aynı duruşla, aynı oyuncu zekasıyla kendi yarattığı -ki bence hakkatten böyle, senarist bile o'nun oynadığı kadar iyi tasvir edemezdi heralde nadir abi'yi- aksak karakterini canlandırabiliyor. kolay iş değil, hatta zor da değil... çok ama çok zor. ben bu işten zerre kadar anlamasam da ayrımına varabiliyorum bu bahsettiğim özelliklerinin. hakkatten büyük oyuncu. tahmin ettiğiniz üzere, diziyi takip ediyorum. sirf o'nun icin, saniyorum ki bu diziyi sonuna kadar izlicem...
--- spoiler ---
son olarak 7. bölümünü izledim bahsi geçen dizinin. o 78 model pontiac'ını izinsiz alan jileti bu kez boynundan jiletler diye düşünüyodum tam. geldi: 'sen aşıksan, biz de yanarız' dedi yanında çalışan bu delikanlıya. hani, başka biri dese, sallamam 'skerim böyle kliseyi' der geçerim. ama uğur yücel dedi, sanki benmişim aşık olan da bana demiş gibi oldum. kendimde legalize ettim resmen aşkın kanun tanımazlığını, kanun koyucuların kendileri bile tarafından...
zaten, bikaç bölüm önce söylediği o bilinen atasözünü -'demirden korkaydık, trene binmezdik'i- öyle bi canlı hissetmiştim ki, tekrarlayip durdum içimden: "ayrılıktan korkaydık, aşık olmazdık..." ya da belki "aşık olmaktan korkaydık, nefes almayı bırakırdık..."
--- spoiler ---

-kaçıncı bölüm bilmem ama hırsız-polis in bu gece oynanan bölümünde büyük oyuncu olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. aksak ile mavi'nin sahnesi uğur yücel oynasın diye yazılmış ve kendisi başarılı bir şekilde oynamıştır.

-oyunculukta ötesi yok denebilecek bir insan. tabii bir de şener şen var o da hocası... ama sanki boynuz kulağı geçmiş gibi...

-senelerdir açık ağızla izlediğim oyuncu... yuh...

-yaptığı işlerle adını saygıyla anmama sebep olan nadir insanlardan.konuşsun sabaha kadar dinlerim bu adamı.

-bu ulkede gercek anlamda iyi seyler yapan, ureten az sayida insandan birisi..hayvan iyi oyunculugu olan insan..kaliteli seyler yapmak ister; kendisine gelen projelerin cogunu begenmez, sonunda kendisi el atar ise..genelde yer aldigi yapimlar kendi yazdigi ve/veya kendi yonettigi yapimlardir..

mavirüya
07-08-06, 08:37
http://img115.imageshack.us/img115/8885/012496200kr5.jpg (http://imageshack.us)

http://img145.imageshack.us/img145/9951/020154500sp2.jpg (http://imageshack.us)

http://img145.imageshack.us/img145/5572/48070919nqzr4.jpg (http://imageshack.us)

http://img145.imageshack.us/img145/8367/adszuw7.png (http://imageshack.us)

mavirüya
07-08-06, 08:41
http://img145.imageshack.us/img145/8268/yazi20tura2020ugur20yucel2017ruq4.jpg (http://imageshack.us)

http://img145.imageshack.us/img145/5223/yazi20tura2020ugur20yucel2021ddc6.jpg (http://imageshack.us)

mavirüya
07-08-06, 08:43
http://img145.imageshack.us/img145/3296/yazi20tura2020ugur20yucel2036zai4.jpg (http://imageshack.us)

http://img71.imageshack.us/img71/5025/yazi20tura2020ugur20yucel2046wah2.jpg (http://imageshack.us)

erten07
23-08-06, 19:02
Senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini Uğur Yücel 'in üstlendiği başrollerini Türkan Şoray ve Uğur Yücel' in paylaştığı "Hayatımın Kadınısın" filminin çekimleri tamamlandı. Film 24 kasımda vizyona girecek.Filmi sabırsızlıkla bekliyoruz.

mavirüya
02-09-06, 13:09
Uğur Yücel'den acıların 'Sultan'ı

Uğur Yücel 'en hızlı' filmini tamamladı. Senaryosu dahil 3 ayda kotarılan filmde 80'li yıllarda gezinen Yücel, Türkân Şoray'a da 'Bergen ile Muazzez Abacı arasında' ilginç bir rol biçti

ALİN TAŞÇIYAN İstanbul

Uğur Yücel'in yazdığı, yönettiği ve başrolünü Türkân Şoray'la paylaştığı TMC yapımı "Hayatımın Kadınısın" adlı filmin çekimleri tamamlandı. Önceki gün düzenlenen basın toplantısının ardından film ekibi çekimlerin bitişini Ahırkapı Büyük Roman Orkestrası'nın da eşlik ettiği yemekte kutladı.
Yemek öncesi konuşma fırsatı bulduğumuz Uğur Yücel, iki dizi sezonu arasında tamamladığı bu çalışmanın '80'li yıllara damgasını vuran arabesk müziğinden, yazlık sinemalarda izlenen Yeşilçam filmlerinden esinli bir duyarlılığa sahip olduğunu anlattı.
Yücel filmde Haliç kıyısında çaycılık yapan kabadayı Tophaneli Tayfur'u, Türkân Şoray ise seksenlerde ünlü olmuş, güzelliğiyle hayran toplamış ama çaptan düşmüş şarkıcı Asuman Ceylan'ı canlandırıyor. Rastlantı sonucu Asuman Ceylan'ın hayırsız kocasıyla oturduğu evin üst katına taşınan Tophaneli Tayfur yıllardır âşık olduğu kadının ve kızının hayatına giriyor.

Bergen'in göz bandına pul döktüm
Uğur Yücel, 'Hayatımın Kadınısın'ın 11 Altın Portakallı "Yazı Tura"dan farklı olduğunu, bir tarz oluşturma uğruna kendini zorlamadığını, sinemasını bir 'tasarım ürünü' olarak görmediğini, belirli bir strateji izlemek istemediği için serbest bıraktığını söylüyor: "Kendimi bırakmak istiyorum her şekilde. Sinemanın içinden çıkıyorsun, kendi yaptığının büyüsünden çıkıyorsun, bunu zorlamanın anlamı yok. Aklımda sadece uzun plan sekanslardan oluşan ve neredeyse ruhsal olarak durağan, yürümeyen birkaç tane proje var."
'Hayatımın Kadınısın' Uğur Yücel'in aniden gelen bir esinle gerçekleştirdiği bir film. "Hırsız Polis bitti, kimse uyandıramaz beni yarın sabah dedim. 5'te uyandım: Bir adam merdivenden iniyor çıkıyor, bir kadın arkasından ağlıyor. Ayak sesleri, kadının yüzü... Filmde var bu. Benim uyanıp da bunu not edeyim gibi heyecanlarım yoktur.
Tesadüfen kalktım, not ettim. Gün içerisinde hikâyeyi düşündüm. Akşama da arkadaşlara 'Bir film çekeceğim galiba' dedim. 20 Ağustos'a kadar bitirmek zorundaydık çünkü beni 'Hırsız Polis' setine bekliyorlar.
Zor beğenen arkadaşlarıma anlattım, herkes çok beğendi. Bir gün sonra Türkân Şoray'ı aradım. Hemen kabul etti. Bu hızla gelişmenin içerisinden bana ait bir film çıktı. Ben pavyonlarda, gece kulüplerinde, "Acıların Kadını"nda rol aldım.
Oraları biliyorum. Bergen'in gözünün üstündeki banda pul döktüm bir gece! Kuzguncuk'ta gördüğüm, ağladığım, halkın ağladığı, güldüğü, o sinemaya benzer bir film oldu."

'Türk toplumu arabeske yakın'

Uğur Yücel, seksenlerde tepki duyulan arabeski bugün aşkı ucuzlaştıran şarkı sözleriyle dolu pop müzikten çok daha insani buluyor. Bu yüzden de o dönemde şekillenmiş karakterlerin günümüzde geçen öykülerini anlatırken fonda bu şarkıları kullanmış:
"Bu topraklarda yaşayan insanların ruhu poptan daha çok arabeske yakın. Bu yakınlığın altında çok daha derinde söylenecek sözleri olan, acılı bir hali var bu toprakların."
Tam da bu duyguya uygun düşecek şekilde filme mekân olarak Balat ve çevresini seçti Uğur Yücel.
"Orada köhneleşmiş, bitmiş bir kültür var. Bu kadın da aslında köhneleşmiş, eski bir şarkıcı. Esengül, Mine Koşan gibi tasarladım ama Bergen kadar arabesk değil. Alaturka söylemiş, bir yanı da Gönül Akkor, Muazzez Abacı... Onların toplamında bir şey barındırıyor. Kendisinden genç organizatör bir adamla evli. Alkol, uyuşturucu, kumar her şey var adamda. O yüzden Balat'ın içerisinde. Bir de çok yalnız buluyorum oraları. Binlerce çocuk dolu ama büyük yalnızlık var o sokaklarda."

Korkudan titreyerek çalıştık

MAGAZİN SERVİSİ
Haziran ayında senaryosu, ağustos ayında da çekimleri biten "Hayatımın Kadınısın"da Türkân Şoray ve Uğur Yücel'in yanı sıra Settar Tanrıöğen, Selim Erdoğan, Kadir Yaşar, Binnur Kaya, Savaş Akova, Ezgi Mola ve Yıldırım Memişoğlu rol alıyor. Filmde ününü kaybetmiş şarkıcı Asuman Ceylan'ı canlandıran Türkân Şoray, "Uğur Yücel ile çalışmak heyecan verici ama bir o kadar da zor. Çok disiplinli bir yönetmen, sete hâkim. Hepimiz titreyerek birer asker gibi çalıştık. Güldüğüne bakmayın sette hiç gülmüyor" dedi. Uğur Yücel ise "Türk sinemasının temel rengi" dediği Şoray'ı şu sözlerle anlatıyor: "Keşke bu filmi küçükken bana 'Bu kadın ağlarken çenesinin ucu titriyor' diyen babam da görseydi. Ben Türkân Şoray'ı düşlemeyen bir Türk erkeğinin olduğuna ihtimal vermiyorum."

rafana81
10-10-06, 17:45
Bana göre 'MUhsin Bey'filmindeki performansı Uğur Yücel'in oyunculuk hayatındaki zirvesidir.Eşkiya'daki performansı (biraz da oynadığı role göre çok yaşlıydı,yeniyetme delikanlıyı 40 yaşında adam oynar mı ya?)pek tatmin edici bulmadım.Dizilerde de bana hep zorla oynuyormuş gibi geliyor.'Yazı Tura 'da bir milyon dolara yakın para kaybetti zannedersem düştüğü bu zorumda daha az seçici davranması normal.

mavirüya
25-10-06, 18:44
http://img520.imageshack.us/img520/4539/2mr6.jpg (http://imageshack.us)

mavirüya
25-10-06, 18:46
http://img108.imageshack.us/img108/8101/9lt8.jpg (http://imageshack.us)

mavirüya
25-10-06, 18:49
http://img108.imageshack.us/img108/615/11hv5.jpg (http://imageshack.us)

mavirüya
25-10-06, 18:50
http://img92.imageshack.us/img92/566/13qc7.jpg (http://imageshack.us)

mavirüya
25-10-06, 18:55
http://img59.imageshack.us/img59/3392/254646387e7b57e714ebli2.jpg (http://imageshack.us)

http://img65.imageshack.us/img65/8638/2547514648ec9bf3979bpt2.jpg (http://imageshack.us)

mavirüya
25-10-06, 18:58
http://img65.imageshack.us/img65/1558/27300561591364d4262bow7.jpg (http://imageshack.us)

mavirüya
26-10-06, 10:12
Uğur Yücel’in "bir halet - i ruhiye filmi" olarak tanımladığı "Yazı Tura", üç gazinin askerden dönüşünü anlatan öykülerden oluşuyor.



Soru: Filminiz ne anlatıyor?

Yücel: Askere giden üç genç, Doğu’da savaşıyor. Askerden önce hepsinin birer hayali var. Ama askerde hayatlarını yazı tura atmakla geçiriyorlar. Bir ölüm kalım meselesi. Gerçeğin dehşeti bazen kurgulanan gerçekten daha ağır gelebilir yaşamınızda. Döndükleri zaman onları çok trajik bir gerçek bekliyor. Savaşın kapısından geçmek de kurtarmıyor insanı. Böyle dillendiriyorum ama, yola böyle çıkmadım. Sözcüklerle çıktım. Sözcükler paragraflara dönüştü. Farklı bir senaryo çalışması yaptım. Benim yapacağım filmler hiçbir zaman bir başlıktan yola çıkarak olmayacak. "Ben şöyle bir film yapayım"ı hayal etmeyeceğim. Tamamen iç dünyama başvuruyorum. Oradan Anadolu hikâyeleri çıkıyor, ama trajik hikâyeler çıkıyor. Anadolu bana çok acı verdi, çok yüzümü güldürdü. Filmi seyrettiğimde bu topraklarla ilişkili bir etki ve ruhsal bir gezinti içinde olan bir adamın filmini görürsem, benim için iyi bir film olur.



Soru: Filmi hangi formatta çekeceksiniz?

Yücel: DV çekilecek. İki kamera kullanacağız. Görüntü yönetmenimiz Roy Kurtluyan, UCLA mezunu, Los Angeles’tan geldi. Diğer kamerada Barış Özgüder var. Tamamen doğal ışıkta. Hayatın, mekânların kendi sunduğu ışıkta, bu ışıkların sürekliliğini sağlayacak kadar dolgu yapacağız.



Soru: Üç yıldan beri gündemde olan projeniz bu muydu, yoksa yeni bir senaryo mu?

Yücel: Buydu. Samimi, içeriden çıkmış bir şarkı gibi. Biraz uzun, karmaşık bir şarkı ama. Bu savrukluk halini daha disipline etmek mümkün ama istemiyorum. Bin türlü forma sokmak mümkün. Ama saflığını bozmak istemiyorum. Ruh hali de akışkan.



Soru: Filmde siz de oynayacak mısınız?

Yücel: Üçüncü hikâyede oynayacağım. Oyuncu bulamadım, o yüzden. Canım bunu oynayacak oyuncu zaten yok diye değil, kiminin tarihi uymadı, kimi gelmek istemedi o yüzden.



Soru: Bir söyleşide "Türkiye’deki on yönetmenden sekizi kötü yönetmen olduğunu öğrenemeden ölecek" demişsiniz.

Yücel: Bazen böyle iri laflar ediyorum ama bir yandan da bunu kendimi sahiden yönetmen sayarak söylemiyorum. Bir seyirci gözüyle, oyunculuk yapan biri olarak, kızgınlıkla değil gülerek söylüyorum. Ama gerçek! Oyuncular da öyle. Körler sağırlar birbirini ağırlar dünyası var. Bu dünyanın her yerine özgü. Bir şekilde birilerinin de "Nedir şu halimiz?" diyecek hali yok. Dünyada olup bitenler de pek izlenmiyor galiba. Bir yönetmen dünyası kuruluyor, kurulduğu gün bitiyor. Üretim anlamında bitiyor. Sonra bir role geçiliyor: Ve bir yönetmen! Ne yapacağız bu adamı şimdi? Başımıza dert yani! Bir artist barına gidersin musallat olur, oradan çıkarsın karşına çıkar, bir demeç vereceksin sokağın başında seni bekliyor. Hayatın hayaleti adamlar... Bunları esasında görmek ve orada durmamak gerek... İyi bir görünüm değil, kimseye de faydası yok. Ben kendimi zorluyorum. Zorladığım her çatışmada biraz daha iyiye gidiyorum. Bu arada insanın olmayan bir şeyleri de göresi geliyor, ondan sonra bir yerde de söyleyiveriyorsun. Bu çatışmadan bir şey çıkarsa çıkar zaten.



Soru: Hangi alanda bir olgu yozlaşma derecesinde popüler olduysa geri çektiniz kendinizi. Tiyatroda da, müzikte de öyle. Sinemada bir kıvılcım mı görüyorsunuz?

Yücel: Geçmişte kalan her şey birini tarifliyor aslında bana. O da işe yarar bir adam. Ben kendimi nasıl işe yarar hale getirebilirim? Üretimin çok güçlü bir parçası olabildiğimi görüyorum. O rolü de bir tek sinemada buluyorum. Yazıyorum, müzikle ilişkim çok sıcak sürüyor. Son zamanlarda elimden kamera düşmüyor. Hayata baktığım, filizlendiğim, dolu dolu bir şeyler var içimde. Bunları harekete ancak sinemada geçireceğime inanıyorum.



Soru: İlk öyküdeki Rıdvan’a danışmanınızı mı model aldınız?

Yücel: Kendi hayalgücümden çıkan bir karakter Rıdvan. Hayatla ne kadar örtüştüğünü anlamak istedim. Çok yakın bir yerden hissetmişim. Ulvi’yi hissetmişim. Anlattığı çok güzel şeyler var. Birini koymak istiyorum filme. İlk kez protez takılmış. Aynanın karşısında kendisine bakmış. Doktora bir sigara ver demiş, doktor, burada yasak demiş. Sen bir sigara ver bana demiş. Yakmış ve kendini seyretmiş. Bu insana acı veriyor. Bu acıyı duymuşum Rıdvan’ı yazarken.



Soru: Üç ayrı mekân seçtiğinize göre mekân - insan ilişkisine ağırlık mı vereceksiniz?

Yücel: Coğrafyayla çok ilgisi var. Türkiye’nin üç dört bölgesinin karakteristiğini görecek seyirci. Göreme’de kar, Karadeniz’de yağmur ve gri bulutlar ve çok sert akan akarsu ve dağ seslerini duyuracak. İstanbul’da da bir eski semtte geçecek. Bir tür azınlık kültürünün sesi duyulabilir orada. Benim doğrudan içinde büyüdüğüm bir ses bu. İstanbullularla İstanbul Rumlarının hikâyesi.



Soru: Medyada gaziler hep azim öyküleriyle, düğünleriyle gündeme getirilir. Ne hissediyorsunuz bu tür haberleri görünce?

Yücel: Bu konuyla ilgili hiçbir şey okumadım, hiçbir şey izlemedim. Gerçek insanların dışında. Onların sesi başka çıkıyor. Benimki de kahraman değil. Bu insanların durduğu yerde durabiliyor muyuz bir an için bile olsa? Onun beyninin içine geçebilmek çok mu zor acaba? Birileri bunu zorlukla yapıyorsa ben kolaylıkla yapıyorum. Onların beyinlerinden bakıyorum. Bu gözükürse başka türlü bir insan haliyle karşılaşacaklarını sanıyorum seyircilerin.



Röportaj: Alin Taşçıyan - Milliyet

mavirüya
26-10-06, 10:12
http://img182.imageshack.us/img182/5781/1pdvd050wv3tc6.png (http://imageshack.us)

mavirüya
26-10-06, 10:14
http://img95.imageshack.us/img95/20/pdvd002ph7kc7.png (http://imageshack.us)

mavirüya
26-10-06, 10:16
http://img132.imageshack.us/img132/8682/pdvd037qq3qu9.png (http://imageshack.us)

mavirüya
26-10-06, 10:17
http://img132.imageshack.us/img132/9361/pdvd046ng4ax0.png (http://imageshack.us)

mavirüya
26-10-06, 10:19
http://img132.imageshack.us/img132/3636/pdvd053xi7xc4.png (http://imageshack.us)

mavirüya
26-10-06, 10:21
http://img138.imageshack.us/img138/3420/pdvd080pd2dc0.png (http://imageshack.us)

mavirüya
26-10-06, 10:22
http://img132.imageshack.us/img132/5149/alacawalltahir2zn8xc6.jpg (http://imageshack.us)

erten07
23-11-06, 14:15
Uğur Yücel bir sabah uyanmış; aklına bir merdiven, evi terk eden bir adam ve bir kadın fikri gelmiş: Notumu aldım, yanına Türkan Şoray yazdım. Bence onun herkesin hayatında bir izi, gölgesi var!.

Uğur Yücel'in yazıp yönettiği ve Türk Sineması'nın 'Sultan'ı Türkan Şoray'la başrol oynadığı 'Hayatımın Kadınısın' filmi yarın gösterime giriyor. Yücel ve Şoray, film izleyiciyle buluşmadan önce Yeni Aktüel'den Özsel Tortop'a konuştular. Uğur Yücel, "Türkan Şoray olmasa bu film olmazdı" dedi, Sultan' ise Yücel'in yönetmenliğinin kendisini çok zorladığını itiraf etti!

* Uğur Bey, sizi Hayatımın Kadınısın'ı yazmaya iten şey neydi? 'Hırsız-Polis'in son günüydü... "Beni bu sabah kimse uyandıramaz ulan" diye bağırıp; sabah ezanıyla uyandım ve bir merdiven, evi terk eden bir adam ve bir kadın fikri aklıma gelmeye başladı. Sonra bunları not ettim, yanına da 'Türkan Şoray' yazdım.

İç dünyası zangır zangır

* Altına da kendi isminizi mi yazdınız?
Hayır ama galiba rolü kendime vermiştim. İki gün içinde hayata geçmeye başladı. Önce kafamda hikayeyi kurdum, yazdım ve arkadaşlarıma anlattım. Baktım herkes çok seviyor, bir gün sonra Türkan Hanım'ı aradım. O da tarih olarak müsaitti. Doğrusu bahtı açık bir film. Kimi aradıysam herkes uygundu. Fırsattan istifade çektik.

* Daha ilk notta Türkan Hanım'ın ismi belliydi. Türkan Hanım'ın hangi özellikleri Asuman karakterini ortaya çıkardı?
Türkan Hanım'ın durgun, suskun ve dokunmak isteyeceğiniz bir kederi vardır. Hem kendisinde vardır hem resminde. Bu bir erkeğin çok yakınlaşmak istediği bir duygudur. Bir kere olağanüstü güzel bir insan. Sıradışı bir iç dünyası var; fırtınalarla dolu, zangır zangır bir iç dünya. Bütün bunların dışında suskun, kederli, muazzam romantik bir resim esasında. Türkan Şoray'ı düşünmek bile yazma nedeni. Ben birileri için hiçbir şey yazmadım bugüne kadar. Sadece Türkan Şoray için yazdım. Bir de Sezen için bir şeyler hissediyorum. Onun için de bir şeyler yazmak istiyorum. Zaten ikisini düşünmek insanın ömrü için yeter. Onlar muhteşem, eşsiz kadınlar!

* Türkan Hanım olmasaydı ne olurdu?
Olmazdı veya bambaşka bir film olurdu.

* Filmde iki yalnız insanın hikayesini anlatıyorsunuz. Tophaneli Tayfur'un yalnızlığında Uğur Yücel'in hangi yalnızlık halleri var?
Bir kere ben mahalle çocuğuyum. Yani eğer ki ben o mahalleden çıkıp konservatuvarlı olmasaydım; birebir Tophaneli Tayfur olurdum. Kuzguncuk'ta öyle bir adamdım. Benim babama da benziyor Tophaneli Tayfur. Babamı tanıyan arkadaşlarım, "Aynı babansın burada" diyor. Ruhen çok yakınım ona.

* Babanız da Türkan Hanım'ın çok büyük hayranıymış...
"Ağlarken çenesinin ucu titriyor" der, onu çok gerçekçi bulurdu. Zaten Türkan Hanım'a hayranlık duymayan az insan biliyorum. Herkesin hayatında bir izi, gölgesi oluyor. Başka türlü de büyük yıldız olunmuyor.

* Peki, sizin için 'okumuş, görmüş geçirmiş Tophaneli Tayfur' diyebilir miyiz?
Onun oğlu diyebilirim kendime. Başka bir yerlere gitmiş adam ama. Mesela Orhan Gencebay filmden parçaları izlediği zaman, Tophaneli Tayfur'u gördü ve "Bu tam bizim duygumuzda bir adam, felsefesi var" dedi. Bu adamlar gerçek adamlar.

Bol seyirci istiyorum

* Asuman Ceylan da Kuzguncuk'tan mı?
Ben gazinolarda komedyen olarak da çalıştım. Bergen'in, Muazzez Abacı'nın, başka bir sürü assolistin kadrosunda çalıştım. Bütün tanıdığım şarkıcılardan parça var Asuman Ceylan'da.

* 'Hayatımın Kadınısın' izleyicide nasıl bir tat bırakacak?
İzleyicinin bu filmi özlediğini sanıyorum; bu insanları özlediğimizi düşünüyorum.

* İlk filmiyle 11 Altın Portakal almış bir yönetmensiniz. Bu filmden beklentileriniz neler?
Hiç öyle bir beklentim yok ama bol seyirci gelsin, bu film izlensin istiyorum. Bu film ruhu olan bir film; kalbinizi masaya koyduğunuz filmlerden biri.

gizem_89
23-11-06, 15:31
çok iyi bir oyuncuuu çok seviyorum onu aksak rolüylede çok sevmiştim hp 1.sezon sonuna kadar ama uğur yücel bir numaradır

nur33
25-11-06, 16:56
Türk Filmlerinde Taciz!


Uğur Yücel'in "Hayatımın Kadınısın" filmi dün gösterime girdi. Çok zor uyanan biri olmasına rağmen, sabahın erken saatinde 'vahiy' inmiş gibi gözlerini açmış ve hemen senaryoyu yazmaya koyulmuş Uğur Yücel. Gözünün önündeki yüz Türkan Şoray, beynindeki kelimeler 'merdivenler' ve 'aşk'. Filmi izleyince neden ısrarla "Türkan Şoray" dediği anlaşılıyor Uğur Yücel'in. Gerçekten de, başka biri olmazmış bu role. Hayat boyu süren bir aşka, hayattan gizli firarlarımıza, Orhan Gencebay'a, eski bir radyodan yükselen yalnız seslere yakınsanız, biraz da melodram seviyorsanız, tam sizlik! Ancak, 'asıl kadın'sanız daha pür dikkat izleyebilirsiniz filmi. Hemcinslerinin kadınları hor görmesine dayanamamış olacak ki; kadınların dertlerine de değinmiş Uğur Yücel. Türk sinemasında pek görmüyoruz bu dertleri. İçki ve kumara düşkün kocasından dayak yiyen, manevi şiddete de kurban olan eski bir assolist Asuman Karaca, yani Türkan Şoray. Bir de, hikayenin yan karakteri olsa da önemli bir vurguya sahip kızı Ahu, yani Ezgi Mola; 14 yaşındayken evden kaçan, şarkıcı olmak isterken kendini bir belanın koynunda bulan bir kız. İşte bu kızın dramı beni çarptı filmde. Filmin asıl öyküsü bu olmamasına rağmen. Belki bunda Ezgi Mola'nın başarılı performansının etkisi de vardır. Evde kalsa, üvey babası tarafından cinsel tacize kurban olan; evden çıksa evlenmek istediği adamın dayaklarına ve pezevenkliğine teslim olan, "Ben öleyim artık" diyerek intihara teşebbüs eden ama onu da beceremeyen Ahu... Aslında ne kadar çok Ahu var her yerde. Ne kadar çok birbirine sığınmak isteyen ama sığınamayan anne kızlar var. Yine de filme çok 'kadın kadın' bakarsak, insanın gönlünden finalı değiştirmek, dönüm noktalarına el atmak geliyor. Türkan Şoray, kızını da alıp evi terk etmek istiyor; kısa bir süre bir çiçekçide çalışıyorlar. Ancak olmuyor. Sonunda erkekten medet umuyor yine Asuman. Ahu ise zorunlu orospuluğunu kabul ediyor. Kadınlar yine kurban olma döngüsünden kurtulamıyor! "Eee, hayat da böyle değil mi zaten?" dediğini duyar gibiyim, sizin ya da filmi çekenlerin, sevenlerin. Bazen değildir işte. Bazen kadın kendi gücüyle yapabilir, ayakta durabilir, karşı koyabilir. En azından deneyebilir. Yenilebilir ama daha çok deneyebilir.


http://www.gazeteoku.com/go.php?link=http://www.takvim.com.tr

ehlocan
28-11-06, 06:35
http://img241.imageshack.us/img241/8725/6ur0.jpg

nur-gulll
07-12-06, 00:41
çok mutluyum bir kaç saat önce ugur Yücel'i gördüm, çok yakindan, onunla resim çektim , onunla konustum, çok kisaydi ama :)

Strasbourg'da "hayatimin kadinisin" filmi türk sinemasi gûnlerinin açilisini yapti ve ayni anda filmin avrupa'daki ilk gösterimiydi

çok sansliyim, çünkü erken gittik ve ilk basta çok az insan vardi, sinemaya girir girmez, Ugur Yücel'i gördüm, hatta çok sasirdim, yani ben yolda insallah bu kalabaligin içinde gôrebilirim diye dûsünürken, onu birden karsimda gôrünce sok oldum resmen
ben biletleri almaya gittim, gözlerim orda kaldi, annemler gitti tokalasmaya, ben biletlerle ugrasiyorum, derken tam bilet isini halletim, röportaj yapilmaya baslandi
galiba adam ugur Yücel'in öylesine konusmaya baslamasini istiyordu ve Ugur Yücel adama sey dedi "bari soru sor, zaten konusmayi sevmiyorum " :) :) tabi o an hepimiz güldük
Kendisi çok rahatti, inanilmaz derecede rahatti, çok sasirdim , herkesin içinde bekledi film saatine kadar, hiç kimseyi kirmadi, herkesle resim çektirdi

Film'den önce , biraz konustu , film basladi, ve filmin sonunda sorularimiza cevap vermek için kaldi
ve çok komik seyler anlatti, yine çok sansliyim, çünkü yine çok yakindim, bizi baya güldürdü :) :)
hala heycanliyim, ellerim titriyor, çok mutluyum, onun gibi bir dev'le bir efsane ve gerçek anlamda bir sanatçi ile ayni ortamda bulunmak inanilmaz bir duygu

erten07
07-12-06, 14:58
http://img222.imageshack.us/img222/6418/h1kadc4b1n4iy5.jpg (http://imageshack.us)

http://img165.imageshack.us/img165/4517/h1kadc4b1n5qv0.jpg (http://imageshack.us)

Yagmur_ask
08-12-06, 15:23
Cok seviyorum ben Ugur Yucel'i, gerek oyunculugu gereksede yazarligi muhtesem...'Eskiya' daki karakterinden cok etkilenmistim..;)

movie_monster
17-01-07, 18:30
türk sineması için çok değerli bi isim.her rolün altından kalkabilecek kapasiteye ve yeteneğe sahip.bildiğim kadarıyla ilk yönetmenliğinide yazı tura da yaptı.ve bence çok başarılıydı.umarım yönetmenliğe devam eder ve daha fazla filmde ve dizide rol alır.

maviözlem
24-03-07, 14:18
UĞUR’A, UĞUR GETİRMEDİ

http://xs113.xs.to/xs113/07126/aksak.jpg (http://xs.to)





SANATÇI UĞUR YÜCEL, TÜM PARASINI 'HAYATIMIN KADINISIN' FİLMİNE YATIRDI. ANCAK FİLM TUTMADI


Usta oyuncu ve yönetmen Uğur Yücel'i platonik aşkı Türkan Şoray ile çektiği 'Hayatımın Kadınısın' adlı filmin iyi gişe yapmaması maddi yönden çökertti. Varını yoğunu bu filme harcayan Uğur Yücel'in Levent'teki villasına icra gelirken, haciz memurları eşyaların hepsine el koydu. Borçlarından dolayı muhtarlıktan ikametgahını alan Yücel'in bu zor günleri nasıl atlatacağı merak konusu oldu. Bugüne kadar sanat hayatında birçok başarıya imza atan Yücel, en son finali gerçekleşen Hırsız Polis dizisinde başrollerden birini üstlenmişti.


Kaynak:http://www.gecce.com/pages/haber_detay.asp?haber=76584

TİMUÇİN_ÖZLEM
01-04-07, 13:40
Uğur Yücel'i Aksak karakteri ile tanıdım ve inanılmaz sevdim.Şuan büyük bir hayranlık duyuyorum kendisine gerek yaptığı işlerle gerekse özel yasantısındaki tutumu ile göz dolduruyor.
Şimdi izlemediğim filmlerini izliyorum ,yaptığı yer aldığı projeleri büyük bir heyecanla takip ediyorum.
En kısa zamanda Sezen Aksu ile birlikte rol alacağı bir film bekliyorum kendisinden.Zaten sık sık Sezen 'e bir film yapacağını söylüyordu.
Düşünsenize senaryo-yönetmen:Ugur yücel oyuncular basrolde-sezen aksu ugur yücel.İkili sahnelerde ne güzel replikler yazar Ugur Yücel.
Kesinlikle bu tür bir film gelmeli kendisinden.:)

sevgiler.

erten07
06-04-07, 12:26
http://img263.imageshack.us/img263/7083/uc49fur1eq0.jpg (http://imageshack.us)

http://img208.imageshack.us/img208/2356/uc49fur2md4.jpg (http://imageshack.us)

erten07
03-05-07, 18:00
http://img46.imageshack.us/img46/4449/uur12ni7.jpg (http://imageshack.us)

avrupa.yakasi
04-05-07, 00:17
Oncelikle boyle bir konu açtigin için tesekurler Ugur yucel hayraniyim ustaligini

birkez daha son filmi hayatimin kadisinin filminde gosterdi o nasil oyuncluktur

yaa buyulendim resmen...:good:

erten07
16-05-07, 08:15
MGD'nin 14. Altın Objektif ödülleri sahiplerini buldu


Uğur Yücel "yılın en iyi yönetmeni"

hewal
16-05-07, 09:20
Harika bir haber kendisini tebrik ediyorum.
Çok daha iyi şeyler hakediyorsun Uğur Yücel :good:
Bu listenin devamı nerde arkadaşlar...



FLAŞ... 14. ALTIN OBJEKTİF ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNE VERİLDİ

Magazin Gazetecileri Derneğinin (MGD), 14. Altın Objektif Ödülleri, törenle sahiplerine dağıtıldı. Zeytinburnu'ndaki Olivium Outlet Center'da düzenlenen, iş, sanat ve basın dünyasından çok sayıda tanınmış ismin katıldığı törende,

''yılın en iyi magazin haberi'' dalında ''Çetin Emeç Altın Objektif Ödülü'' Hürriyet Gazetesinden Sema Denker ile Vatan Gazetesinden Başak Çokan'a,

''yılın en iyi magazin haber fotoğrafı'' dalında ''Cengiz Polatkan Altın Objektif Ödülü'' Şamdan Dergisinden Orhan Merdivan'a verildi.

''En iyi magazin röportajı'' dalında ''Sami Başaran Altın Objektif Ödülü'' Sabah Gazetesinden Bülent İpek'e,

''yılın en iyi internet magazin haberi'' dalında ''Haluk Aktar Altın Objektif Ödülü'' ''www.kamerazzi.tv''den Cenk İsmet Şefik'e,

''yılın en iyi serbest yazısı'' dalında ''Sadık Mantık Altın Objektif Ödülü'' Takvim Gazetesi yazarı Hakkı Yalçın'a,

''yılın en iyi TV magazin haberi'' dalında ''Ali Öztürk Altın Objektif Ödülü'' Show TV'den Gökhan Kesmekaya ve Kanal 1'den Boğaçhan Kaplan'a,

''yılın en iyi TV magazin röportajı'' dalında ''Anuş Bakış Altın Objektif Ödülü'' ATV'den İlke Uğurlu Gürman'a sunuldu.

''Yılın en iyi magazin haber görüntüsü'' dalında ''Sabit Arı Altın Objektif Ödülü'' Star TV'den Selçuk İnci'ye,

''yılın en iyi TV magazin kurgusu'' dalında ''Meftun Olgaç Altın Objektif Ödülü'' Elmax TV'den Erdinç Özyurt'a,

jüri özel ödülü olan ''Ergil Tezeldi Altın Objektif Ödülü'' Demo Prodüksiyon'dan Erhan Cerrahoğlu'na,

basın meslek teşvik ödülü olan ''Fazıl Durukan Altın Objektif Ödülü'' TRT'den Berrin Kara'ya,

basın meslek ödülü olan ''Orhan Olcay Altın Objektif Ödülü'' Vatan Gazetesinden Selahattin Duman'a ve Radikal Gazetesinden Hakkı Devrim'e verildi.


Kenan Doğulu'ya ''müzik başarı ödülü''

Kenan Doğulu'nun ''Müzik Başarı Ödülü''nü aldığı törende, ''

yaşam boyu meslek onur ödülleri'' de İzzet Altınmeşe, Belkıs Akkale, MFÖ grubu, Ünal Uzun ve Atilla Kaplakaslan'a sunuldu.

Törende ayrıca,
Nazan Öncel ''Aşkım Baksana Bana'' adlı parçasıyla ''yılın şarkısı'',

Bendeniz ''yılın yorumcusu'',

Emre Aydın ''yılın çıkış yapan yorumcusu'',

İsmail YK ''Bomba bomba.com'' adlı parçasıyla ''yılın albümü'',

Bülent Özdemir ''yılın en iyi bestesi'',

Ali Çoban ''Ağrı dağı eteğinde'' adlı eseriyle ''yılın en iyi şarkı sözü'', '

'Kurtlar Vadisi Irak'' yapıtı ''yılın en iyi filmi'',

Erkan Can ''yılın en iyi oyuncusu'',

Uğur Yücel ''yılın en iyi yönetmeni'',

''www.medyatava.net'' ''yılın en iyi portalı'',

''Mikadonun Çöpleri'' adlı tiyatro oyunu ''yılın en iyi oyunu'',

Nilgün Belgün ''yılın en iyi tiyatro oyuncusu'',

Muzaffer Çaha ''yılın en iyi modacısı'',

Doğa Bekleriz ''yılın en iyi mankeni'',

''Binbir Gece'' ''yılın en iyi dizisi'',

Engin Günaydın ''yılın en iyi dizi yıldızı'',

Kanal D'nin ''Arena'' ile NTV'nin ''Biri bana anlatsın'' programları ''yılın haber-tartışma programı'',

Star TV'nin ''Popstar Alaturka'' programı ''yılın en iyi eğlence şov programı'',

ATV'nin ''Özel Hat'' programı ''yılın en iyi eğlence magazin programı'',

Kanal D'nin ''Dobra Dobra'' programı ''yılın en iyi magazin tartışma programı'' ödüllerini aldı.

(AA)

saso
16-05-07, 10:17
çok sevindim ..ugur abimiz herşeyi hakediyor..

ama benim bir dilegim var...inşallah yönetmenlik yapmak isiyorum diye oyunculuga ara vermez..yada bırakmaz...

onu izlemekten asla bıkmam...

meline
16-05-07, 11:37
Bence de,, kameranın arkasına saklanmayacak kadar zengin bir yüzü var Uğur YÜCEL'in..
Onu mutlaka ekranlarda,,peyaz perdede görmeliyiz...onun tercihi tam bu olmasa da (ki tercihlerini de tam bilemiyoruz tabii,, insan zaman içinde kendini farklı yerlerde görmek isteyebilir..) ama Uğur YÜCEL seyircisinin onu görmemeye tahammülü yok...yarattıklarıyla yetinemeyebiliriz....:img-yes:

TİMUÇİN_ÖZLEM
19-05-07, 10:27
Büyük büyük kocaman alkışlar Ugur Yücel'e ...Türk sinemasının ona daha çoook ihtiyacı var...;)

scale
02-02-08, 20:55
Bu gün kanal1 de UĞUR YÜCEL ve Şahan ın birlikte yapacakları programın fragmanını gördüm biraz garipsedim ama yine de merakla beklemekteyim.Kendisini çok özledik!

Fettan
27-06-08, 14:47
http://i244.photobucket.com/albums/gg33/denemelerim/Pict0031.jpg

http://i244.photobucket.com/albums/gg33/denemelerim/Pict0032.jpg

http://i244.photobucket.com/albums/gg33/denemelerim/Pict0033.jpg

http://i244.photobucket.com/albums/gg33/denemelerim/Pict0034.jpg