Tüm Versiyonu Göster : Yol


ehlocan
08-08-06, 19:07
http://img428.imageshack.us/img428/5430/yolfilm1981uc5.jpg


Yol, Senaryosu Yılmaz Güney (http://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C4%B1lmaz_G%C3%BCney) tarafından yazılan, Şerif Gören (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eerif_G%C3%B6ren) tarafından yönetilen 1981 (http://tr.wikipedia.org/wiki/1981) yılı yapımı Türk filmi.Senaryosu Yılmaz Güney tarafından yazılan Yol filmi, Şerif Gören'den önce "Bayram" adıyla Erden Kıral tarafından çekilmeye başlanmıştır. Yılmaz Güney bilinmeyen bir nedenden dolayı, filmi daha sonra Erden Kıral'dan alıp Şerif Gören'e teklif etmiştir. Filmi Gören, önceki ekipten bir tek Tarık Akan'ı bırakarak ve Yılmaz Güney'in senaryosundaki 12 karakteri 5'e indirerek filmi yeni bir ekiple çekmiştir. Filmin çekilen ham görüntüleri yurtdışına kaçırılarak Yılmaz Güney'in de başında bulunduğu bir ekip tarafından kurgulanmıştır.
1982 Cannes Film Festivalinde (http://tr.wikipedia.org/wiki/Cannes_Film_Festivali) Altın Palmiye ödülü almıştır


Yönetmen:Şerif Gören
Oyuncular:Tarık Akan,Şerif Sezer,Halil Ergün,Meral Orhonsoy,Tuncay Akça,
Hale Akınlı,Necmettin Çobanoğlu

ehlocan
08-08-06, 19:16
http://img316.imageshack.us/img316/4516/yol1ch3.jpg


Filmin en can alıcı sahnelerinden bir bölüm Seyit Ali'nin Zine'yi götürmesi..

ehlocan
08-08-06, 19:18
http://img316.imageshack.us/img316/6562/yol2ya5.jpg http://img408.imageshack.us/img408/9080/yol3mi4.jpg

ehlocan
08-08-06, 19:19
http://img408.imageshack.us/img408/3649/yol4qm4.jpg

krnca_
08-08-06, 19:21
Şerif Sezer'i ağzım açık izlediğim filmlerinden birisidir Tarık Akan'ı ise ayakta alkışlamak isterim ağzını bile açmadan duyduğu hayal kırıklığını gözleriyle anlatmıştır

Sunrise
17-08-06, 22:58
Evet guzel bir film. Eskiden izlemistim. Ama simdi tv de hic gostermedikleri icin birdaha izleyemiyorum.

İbrahim
17-08-06, 23:27
Tarik Akan'ın Seyit Ali karakterinde Şerefini kurtarmak için geneleve düşmüş karısını öldürüp öldürmemeyi düşündüğü sırada arkadaşına sarf ettiği cümle....

"-Aklım bana düşman. Hiç insanın aklı kendisine düsman olur mu?"

ehlocan
07-10-06, 18:32
Geç gelen "Yol"cu

Yıllar önce PTT, "2000 yılına mektup" diye bir servis açmıştı.
Harika bir fikirdi. Düşünsenize, bir sevdiğinize mektup yazıyorsunuz. PTT'ye teslim ediyorsunuz. Mektuplar özel bir kasada saklanıyor. 2000 yılında da zarfın üzerindeki isme teslim ediliyor. Seneye teslimat başladığında, mektubu yazanlar kadar, alanlar da çok değişmiş olacaklar; belki ilan-ı aşk ettiğiniz sevdalınız, çocuğuyla birlikte okuyacak mektubunuzu, belki de zarf, sessiz bir mezarlıkta ulaşacak muhatabına...

Yılmaz Güney'in Yol filmini izlerken, bunun elimize geç ulaşmış bir dost mektubu olduğunu düşündüm. Film, Cannes'da ödül aldıktan 18 yıl sonra, bu hafta sonu kucaklaştı seyircisiyle... Yol'a emek verenleri yıllar sonra filmle ve izleyiciyle buluşturan galada, aradan geçen 18 yılın izlerini oyuncuların ağaran saç tellerinde gözlemek mümkündü. 3 dakika arayla önce perdede, sonra sahnede gördük onları; O 3 dakikaya koca bir ömür sığdırmış gibiydiler. Filmin çocuk kahramanı orta yaşlı bir delikanlı olmuştu; filmin delikanlıları ise, ak saçlı birer oyuncuydular artık... Değişmeyen tek şey, Yol'da anlatılan Türkiye gerçeğiydi, ki belki de filmin bir kramp gibi yüreklere saplanışındaki sır da buradaydı.

* * *

Yol'un konusuyla kaderi arasında garip bir benzerlik var. Nasıl filmdeki mahkumlar, yıllar önce ayrıldıkları topraklarına yeniden umutla gidiyor ve her şeyi altüst olmuş buluyorlarsa, Yol da son derece maceralı bir "yol"culuktan sonra memleketine aynı umutlarla geliyor ve bir hayli değişmiş hemşehrilerin karşısına çıkıyor. Her ne kadar film, Güney dostlarının büyük emeğiyle bir hayli yenilenmişse de Yol aynı Yol, memleket aynı memleket... Lakin genç "Yol"daşları, Yılmaz Güney'i tanımıyorlar bile... Çocuk yaşta kaybettikleri ve o gün bugündür adını duydukları uzak bir akrabanın adı adeta Yılmaz Güney; Yol ise O'nun 18 yıl önce postaya verdiği bir mektup... Mektup açılınca Yol'suz yıllarda Yol'umuzu nasıl kaybettiğimiz daha iyi anlaşılıyor.

Yol'da Yılmaz Güney, bayram izniyle 1 hafta için salıverilen 5 mahkumun öykülerini, masum bir genç kızın saçını örer gibi itinayla birbirine düğümleye düğümleye öyle bir örgü çıkarıyor ki ortaya, oradan bütün bir ülkenin hayatı görünüyor. Yakından baktığınızda bunun yarı -açık bir hapishane olduğunu görüyorsunuz. Öyle bir hapishane ki özlemle "dışarı" çıkan mahkumlar, izin haftasının sonunda "içeri"yi yeğliyorlar...

Yol güzel ve acımasız diyor bir Fransız eleştirmen, "... tıpkı hayat gibi"... Bir toplumsal yapı çöküyor ve Güney, enkaz altından 5 adam çıkarıyor. Onları izlerken çöküşün sarsıntısını daha iyi hissediyorsunuz. Ancak bunu anlatırken sloganlara sığınmıyor Güney; bildik klişelere uzak duruyor. "Düşman"ın sadece "yukarı"da iktidar koltuklarını değil, "içeri"de, beyin hücrelerimizi de işgal ettiğini sergiliyor ve iki düşmana karşı aynı anda savaşıyor. O yüzden de filmin her sahnesine hem "dışardaki hasım" olan iktidarın izi düşüyor, hem "içerdeki düşman" olan önyargıların, bağnazlığın, feodalliğin... Bütün kahramanların içine yerleşen şeytanla insan, aşkla kin, sevgiyle nefret, kâh elele yürüyor, kâh boğaz boğaza geliyorlar film boyunca...

* * *

O yüzden güncelliğini koruyor Yol... Anlatılan 1980 Türkiye'si değil çünkü... Anlatılan, günlük yaşamımızın patikalarına sinmiş, bilinçaltımıza sirayet etmiş bir sıradan faşizm... "Şeytan"la "insan" bazen yaralı bir ata çevrilen tetikte, bazen şefkatle okşanan bir yüzükte, bazen öfke dolu bir mimikte buluşuyorlar... Güney tanıyor o mimikleri... Ezik köylü, çektiği acıyı anlatamaz. Telmih, istihare ve mizahı kullanır. Bu cephane yetmediğinde de jestleri ve mimikleri sokar devreye... Benim çocukluğumun kültürel humusu bu diyor bir söyleşisinde... Güney'in içerde yazdığı senaryodan filmi çeken yönetmen Şerif Gören, o humusu, oyuncu yüzlerinden, çocuk jestlerinden, kahramanların küçük jestlerinden aktarmayı başarıyor. Bakalım Güney'in memleketine dönüşü, kahramanlarının dönüşüne benzeyecek mi? O da aynı hayal kırıklığını yaşayacak mı? Yoksa "dönüşü muhteşem mi olacak?" İyisi mi siz toplanıp Yol'a gidin bugünlerde... Yıllar önce sizin için yazılmış, lakin posta kutunuza 2000'e 1 kala bırakılmış bu haşin mektubu açın ve okuyun. O mektup, kaybolmaya yüz tutmuş bir duyarlılığı hatırlatacak size... Acımasızlığından ürkecek, güzelliğiyle büyüleneceksiniz... "Tıpkı hayat gibi..." "

Yayın Tarihi : 15.02.1999

elif_gs
12-12-06, 18:09
ben bu filmin vcd sini arıyorum ama ne yazıkki bulamıyorum. çok merak ettiğim bir film. gerçi izlemedim ama izlemiş kadar biliyorum ama izlemek başka:img-yes: