Tüm Versiyonu Göster : Reha Erdem
Doğum Tarihi:1960,İstanbul
Galatasray Lisesi'ni bitirdikten sonra Boğaziçi Üniversitesinde 3 yıl tarih okudu.Sinema okumak üzere Fransa'ya giderek Paris VIII Üniversitesi'nde Sinema Ve Plastik Sanatlar Bölümü'nü bitirdi.Fransa'da 3 kısa film çekti.1990'dan bu yana reklam filmi yönetmenliği yapıyor.8. ve 10. Kristal Elma Türkiye Reklam Ödülleri yarışmalarında ''En İyi Yönetmen'' ödüllerini aldı.
Reha Erdem sinema eğitimi aldığı Fransa'da üç kısa film çektikten sonra,1989 yılında senaryosunu yazdığı ''A Ay''ı Fransız-Türk ortak yapımı olarak gerçekleştirdi.Gösterime girdiği yıl oldukça olumlu eleştiriler alan film, Locarno,Moskova,Vanceuver festivallerinde gösterildi,Nantes Film festivalinde ödüle layık görüldü.
Filmleri - Yönetmen (4 Film)
Beş Vakit 2006
Korkuyorum Anne 2004
Kaç Para Kaç 1998
A Ay 1988
Filmleri - Senaryo (3 Film)
Korkuyorum Anne 2004
Kaç Para Kaç 1998
A Ay 1988
Kurgu
Korkuyorum Anne 2004
Ödülleri
12.Adana Altın Koza Film Şenliği, 2005
Jüri Özel Ödülü Korkuyorum Anne
En İyi Senaryo Korkuyorum Anne
13.Adana Altın Koza Film Şenliği, 2006
En İyi Film Beş Vakit
16.Ankara Film Festivali, 2005
En İyi Yönetmen Korkuyorum Anne
Onat Kutlar En İyi Senaryo Ödülü Korkuyorum Anne
42.Antalya Film Şenliği, 2005
En İyi Senaryo Korkuyorum Anne
En İyi 3. Film Korkuyorum Anne
23.İstanbul Film Festivali, 2004
FIPRESCI Ödülü Korkuyorum Anne
25.İstanbul Film Festivali, 2006
En İyi Film Beş Vakit
REHA ERDEM: Aldığım ödüller filmin gişesine zarar veriyor
O kadar güzel bir film yapmış ki Reha Erdem. Üstelik bunu tek söyleyen ben değilim. İstanbul Film Festivali'nde '5 Vakit'i izleyen kimle konuştuysam aynı şeyi söyledi. İlk gösteriminde oturucak yer kalmadığı için ertesi gün sabah 09.00'a ek bir seans daha koyuldu ve onun da biletleri hemen tükendi. Ve her gösterimin ardından salonu dolduranlar, ki bunların çoğunluğu yabancılardı. Film Festivali'nin Ulusal Yarışma Bölümü'nde En İyi Film ve Fibresci Büyük Ödülü'nü Reha Erdem aldı. Bunun üstüne Erdem'le buluşup onu tebrik etmek ve de filmini onun ağzından dinlemek şart oldu. Şu anda sinemalarda diğer filmi 'Korkuyorum Anne' gösterilen Reha Erdem'in '5 Vakit'i, Türkiye sinemalarında ekim ayı gibi gösterime girecek...
Ödül almayı bekliyor mudunuz?
Beklememeyi öğrendim artık. Yıllar içinde festivallere katıla katıla, kazanma kaybetme durumuna alışıyorsunuz. Filmin yabancılar tarafından çok sevilmesi çok hoşuma gitti. Bir de bu zamana kadar festivallerde oynadığında, ödül kazandıklarında ben olmuyordum. 'Korkuyorum Anne'de miks bitmemişti. 'Kaç Para Kaç'ta buradan kaçtım zaten.
Neden? Siz anladığım kadarıyla fazla göz önünde bulunmaktan, işin pazarlama bölümüyle ilgilenmekten pek hoşlanmıyorsunuz. 'Filmimimi çekerim gerisi beni bağlamaz' diye mi düşünüyorsunuz?
Benim işim değilmiş gibi geliyor. Kişiliğim böyle.
Bu durumu sıkça yaşıyor olmalısınız. Çünkü hemen hemen yaptığınız bütün filmler ödül aldı.
Evet. Ama aldığım ödüller filmlerimin gişesine zarar veriyor.
Gerçekten mi?
Evet, bunu da dağıtımcılar söylüyor. Sanat filmi ya da o kategoride değerlendirildiği için izleyiciler tatsızdır, sıkıcıdır falan diye düşünüyormuş.
Hiç alakası yok bence. Şu an garip bir durum var ama. 'Korkuyorum Anne'yi 2004'te yaptınız. Vizyona daha yeni girdi. Ve ondan hemen hemen iki hafta sonra da yeni filminiz '5 Vakit' yarışmadaydı ve büyük ödülü aldı. İki filmininizin karşılıklı çıkmasının sebebi nedir?
Malum nedenlerden dolayı 'Korkuyorum Anne'yi istediğim şekilde çıkaramadım. Dağıtımcılarla anlaşmazlığa düştüm. Aslında bu çok güzel bir rastlantı oldu benim için. Güneş tutulması gibi. Aynı anda kaç kişinin başına gelebilir iki filminin aynı anda gösterilmesi.
'5 Vakit'in sizin için önemi nedir? Diğer filmlerinizden bir farkı var mı?
'5 Vakit' bir doğa ve zaman filmi. En önemli farkı İstanbul dışında geçiyor olması. İlk kez bir film için İstanbul dışına çıktım. Esas olarak da her zaman anlattığım meselelerimi; insanları ve büyümeyi anlatıyorum.
Filmde aslında esas olarak din, aile ilişkileri, çocukların masumluklarını yitirmesi gibi başka bir yönden bakılırsa epey sansayonel şekilde aktarılabilecek hikayeler var. Ama siz bunları rahatsız edecek şekilde değil de, çok daha saf bir dille anlatmışsınız. Neden böyle yalın bir dil seçtiniz?
Çünkü öbür türlü ruh hastası, babasını öldüremeye çalışan çocuğun hikayesi olurdu bu. Aşağı yukarı bir sürü insanın aklından geçebilecek bir başkaldırı aslında bu. Ben o çizgiyi aşmamaya çalıştım. Filmin iki hassas meselesi vardı. Biri dediğiniz durum. İkincisi de filmin içindeki dini renkleri iyi ya da kötü aktarmak yerine kültürel boyutta bırakmak.
Evet filmde de dini hayatın bir parçası olarak vermişsiniz. Sıcak bir şekilde sunuluyor. Bizde genelde dinin bağlayıcılığı, hayattaki rengi, o sıcaklık, genelde Ramazan pidesini elden ele dolaştırırken gösterilir.
Ramazan pidesi dediğiniz şey şu anda sadece Coca Cola reklamlarında gösteriliyor. Orada kaldı. Yalan olduğu oradan belli. Din, Kozlu Köyü'nde benim gösterdiğim şekilde yaşanıyor.
Şehirlerde durum farklı mı?
Geçenlerde İstiklal Caddesi'nde yürüyordum bir ezan okunuyor, insan dayak yiyor gibi oluyor. Gerçekten herkes o şiddete sinir oluyor. Ama o köyde ezan hep öyle okunuyor. İnsani bir şey var.
Evet şehirde artık evlerin altlarında mescit var. Günde beş vakit ezan sesi evin içinde. Çok rahatsız edici bir şey bu.
İşte onun duygusu rahatsız etmek, ders vermek, cezalandırmak gibi şeyler olmasa, aslında ezan sesi hiç rahatsız edici değil. İnsanı teselli eder ezan sesi. Ölümü, sonrayı, önceyi hatırlatır. Ben o köyde duyunca bunları hissediyorum. İstiklal Caddesi'nde duyduğum ezan sesinde hiçbir estetik yok. Bağırıyor sadece adam.
Siz dinin bu rahatlatıcı tarafını almayı mı tercih ediyorsunuz?
Din öyle bir yanını alıp almayacağınız bir şey değil. Ben inanan insanlara inanıyorum.
O köy benim için çok özel, orada evim var
'5 Vakit'i nerede çektiniz?
Çanakkale'nin Kozlu Köyü'nde.
Çektiğiniz yer aslında çok sıradan. Öyle nefes kesen bir manzara yok. Ama o kadar güzel görüntülenmiş ki bir an önce oraya gitmek istiyor insan.
Çok özel bir yer orası. Dediğiniz şey çok doğru. Öyle çok fazla bir özelliği yok. Ama tuhaf, açıklayamadığım, oradaki insanlardan da gelen ruhani bir havası var. Çok sessiz bir kere. Orada yaşayan insanlar çok farklı. Bir kere onlar da çok sessiz. Orada müzik duymazsınız, televizyon duymazsınız. Çok aydınlık ve de açık insanlardır. Yaşlılar ölür, eğer yakınları yoksa evleri döküle döküle yok olur. Mezarlarda isim yoktur.
Çok hüzünlü.
Hüzünlü değil aslında yüce bir durum bu. Bence bunu yapmak için çok yüksek değerli olmak lazım. Zamana karşı öyle bir duruş var ki orada. Ve gerçekten orada zamanı döndüren tek şey beş vakit okunan ezan sesi.
Tıpkı filmdeki gibi.
Aynen öyle işliyor zaman orada. Ezanın o yüzden oradaki dini motifi de çok farklı. Zaten insanlık olarak o olgunlaşan insanların dini algılayışları da çok olgun. Çok etkileyici bir yer. Zaten bu filmin bütün o kokusu, nefesi oradan geliyor.
Nereden buldunuz o köyü?
Arkadaşımın orada evi vardı. Birkaç kere gittim. Sonra ben de bir ev satın aldım orada. Şimdi gidip kalıyorum sık sık.
Çocuklara 'Bu filmden sonra ünlü olmayacaksınız' dedim
Film üç çocuğun hikayesini anlatıyor ve onların üstünden dönüyor. Çocuk oyuncularınızı çok iyi yönetmişsiniz inanılmaz iyi oynuyorlardı. Çok doğallardı. Nasıl seçtiniz onları?
Bölgede ne kadar okul varsa, oralardan bine yakın çocuk taradık. Filmin en büyük hazırlık çalışmalarından biri oldu. Çünkü çocukların o yöreden olmasını istiyordum. O çocuklar gerçekten çok iyiler. Sadece Yıldız'ı oynayan Elit'i İstanbul'dan götürdüm. Çünkü işimizi şansa bırakmamak için İstanbul'da da casting yaptık.
Çocuklarla çalışmak daha mı zor oluyor peki?
Çocuklar eğer belli bir algı düzeyindelerse çok rahat onlarla çalışmak. Çünkü oyuncuların bir fikirleri oluyor, çocuklarla çalışma yolunu bulursanız çok rahatlarsınız. Mesela filmde iğde ağacına kafalarını sürerek geçtikleri bir sahne var. Bana 'Neden sürtüyoruz?' diye sordular 'Öğretmenin saçları onlar' dedim. Ve hiç sorgulamadan yapmaya devam ettiler. Çocuklarla çalışmanın kolaylığı bu. Hayal edip oynuyorlar.
Sizin onlarla çalışma yolunuz nasıl? Onlara yönetmen olarak mı 'Reha Abi' olarak mı yaklaşıyorsunuz?
Hepsi karışık. Bazen sesimin tonunun sertleştiği de oldu. Ama kırıcı olmadan yaptım bunu. Benim çocuklarla çalışırken sadece çok büyük bir endişem vardı. Onlara 'Sakın o kadar çocuk arasından seçildiğiniz için kendinizi özel sanmayın' dedim. Çünkü küçük bir yerde yaşıyorlar. Bunun aslında hiçbir şey olmayacağını, bittikten sonra da hayatlarının aynen devam edecğini anlattım. 'Film bittikten sonra artist olmayacaksınız' dedim. Çok yaralayıcı bir şey olurdu bu. Ama ben ne kadar desem de onların aklında vardır. Beni de şimdi alıp filmde oynatsalar aynı şeyi hayal ederim. Ama çok akıllı çocuklardı.
YİĞİT KARAAHMET
Reha Erdem'i pek severim. 'A Ay'ı izlemedim ama 'Kaç Para Kaç'la gözüme girdi. (Malum, bir mali müşavir olarak para pul işleriyle aram iyidir). Sonra sessiz ve derinden aldı yürüdü Reha bey. 'Korkuyorum Anne' ne güzel filmdi öyle. İstanbul ve Adana festivallerinde en iyi film seçilen 'Beş Vakit'i daha izlemedim ama belli ki o da çok iyi film. Şimdi durup duruken Reha Erdem'den bahsetmemin sebebi nedir derseniz, hemen açıklayayım. Efendim o da bir Galatasaraylı olarak (lisesinden bahsediyorum) Hülya Avşar sevgisine sahipmiş. Okul arkadaşı Kutluğ Ataman'ın yaptığı gibi Reha Erdem de Hülya Avşar'la çalışmak istiyormuş. Hatta yeni filminde rol alması için teklif götürmüş. Avşar kızımız da yeşil ışık yakmış.
Hülya ödüllü yönetmenin yeni filminde
YILLARDIR televizyon şovundan diziye kadar pek çok popüler yapımın içinde yer alan Hülya Avşar, son yıllarda rotayı sanat filmlerine çevirdi. 2005 yılında Perihan Mağden'in romanından uyarlanıp, Kutluğ Ataman'ın yönetmenliğinde çekilen 'İki Genç Kız' filminde başrol oynayan ve Altın Portakal'a aday gösterilen Avşar, şimdi de senarist-yönetmen Reha Erdem'in yeni filmi için anlaştı.
ÇEKİMLER KIŞIN OLACAK
AVŞAR; 'Kaç Para Kaç', 'Korkuyorum Anne' ve '5 Vakit' ile pek çok kez 'En İyi Film' ve 'En İyi Senaryo' ödülü alan Erdem'in yeni projesinde; kardeşiyle aynı erkeğe aşık olan bir kadını canlandıracak. Atlantik Film'in 2007 kışında çekimlerine başlayacağı filmin hazırlıkları gizlilik içinde sürerken, Avşar'ın kardeşini canlandıracak kişi için Helin Avşar'ın düşünüldüğü öğrenildi.
SiNeMaCi_CoCuK 26-08-06, 07:26 Hülya ödüllü yönetmenin yeni filminde
YILLARDIR televizyon şovundan diziye kadar pek çok popüler yapımın içinde yer alan Hülya Avşar, son yıllarda rotayı sanat filmlerine çevirdi. 2005 yılında Perihan Mağden'in romanından uyarlanıp, Kutluğ Ataman'ın yönetmenliğinde çekilen 'İki Genç Kız' filminde başrol oynayan ve Altın Portakal'a aday gösterilen Avşar, şimdi de senarist-yönetmen Reha Erdem'in yeni filmi için anlaştı.
ÇEKİMLER KIŞIN OLACAK
AVŞAR; 'Kaç Para Kaç', 'Korkuyorum Anne' ve '5 Vakit' ile pek çok kez 'En İyi Film' ve 'En İyi Senaryo' ödülü alan Erdem'in yeni projesinde; kardeşiyle aynı erkeğe aşık olan bir kadını canlandıracak. Atlantik Film'in 2007 kışında çekimlerine başlayacağı filmin hazırlıkları gizlilik içinde sürerken, Avşar'ın kardeşini canlandıracak kişi için Helin Avşar'ın düşünüldüğü öğrenildi.
Umarım bol ödüllü ve güzel bir film olur.Nisan-mayıs gibi gösterimde olur inşallah.
'Babam ve Oğlum' 'Beş Vakit'e yol verdi
Geçtiğimiz yıl gösterilen ve 4 milyon kişi tarafından izlenen 'Babam ve Oğlum' Türk Sineması'nda bir çığır açtı. Kadrosu popüler kültüre hizmet etmeyen seçkin oyunculardan oluşan filmin yakaladığı başarı, yapımcıları ünlü isimlerle çalışma takıntısından uzaklaştırdı ve birbiri ardına popüler oyuncuların rol almadığı filmler çekilmeye başlandı. Bu filmlerden biri 29 Eylül'de gösterime girecek olan 'BeşVakit'.
BOL ÖDÜLLÜ BİR FİLM
25'inci İstanbul ve Altın Koza Film Festivalleri'nde en iyi film olan ve Toronto Film Festivali'nin Çağdaş Dünya Sineması bölümüne seçilen filmi Reha Erdem yönetiyor. Filmin kadrosunda ise Özkan Özen, Ali Bey Kayalı, Elit İşcan ve Sevinç Erbulak gibi isimler yer alıyor. Sert bir coğrafya üzerine kurulmuş bir köyün sakinlerinin yaşam mücadelesinin ergenlik dönemindeki üç çocuğun üzerinden anlatıldığı filmin, gişe başarısı yönünden 'Babam ve Oğlum'u aratmayacağı düşünülüyor.
Kaynak:sabah
http://www.kenthaber.com/Resimler/2006/06/11/00026762.jpg
Bence Türkiye'nin en iyi yönetmenlerinden birtanesi, bana göre her filmi birer sanat eseri.
O kadar güzel isler yapiyorki, alkislamamak mümkün degil.
Umarim çok daha iyi yerlere gelir, ve hak ettigi seyirci sayisina ulasir.
Reha Erdem filmerinin çok az seyirci tarafindan izlenmesi çok üzücü bir durum.
REHA ERDEM: Aldığım ödüller filmin gişesine zarar veriyor
http://www.aksam.com.tr/foto/2006/04/18/3.jpg O kadar güzel bir film yapmış ki Reha Erdem. Üstelik bunu tek söyleyen ben değilim. İstanbul Film Festivali'nde '5 Vakit'i izleyen kimle konuştuysam aynı şeyi söyledi. İlk gösteriminde oturucak yer kalmadığı için ertesi gün sabah 09.00'a ek bir seans daha koyuldu ve onun da biletleri hemen tükendi. Ve her gösterimin ardından salonu dolduranlar, ki bunların çoğunluğu yabancılardı. Film Festivali'nin Ulusal Yarışma Bölümü'nde En İyi Film ve Fibresci Büyük Ödülü'nü Reha Erdem aldı. Bunun üstüne Erdem'le buluşup onu tebrik etmek ve de filmini onun ağzından dinlemek şart oldu. Şu anda sinemalarda diğer filmi 'Korkuyorum Anne' gösterilen Reha Erdem'in '5 Vakit'i, Türkiye sinemalarında ekim ayı gibi gösterime girecek...
Ödül almayı bekliyor mudunuz?
Beklememeyi öğrendim artık. Yıllar içinde festivallere katıla katıla, kazanma kaybetme durumuna alışıyorsunuz. Filmin yabancılar tarafından çok sevilmesi çok hoşuma gitti. Bir de bu zamana kadar festivallerde oynadığında, ödül kazandıklarında ben olmuyordum. 'Korkuyorum Anne'de miks bitmemişti. 'Kaç Para Kaç'ta buradan kaçtım zaten.
Neden? Siz anladığım kadarıyla fazla göz önünde bulunmaktan, işin pazarlama bölümüyle ilgilenmekten pek hoşlanmıyorsunuz. 'Filmimimi çekerim gerisi beni bağlamaz' diye mi düşünüyorsunuz?
Benim işim değilmiş gibi geliyor. Kişiliğim böyle.
Bu durumu sıkça yaşıyor olmalısınız. Çünkü hemen hemen yaptığınız bütün filmler ödül aldı.
Evet. Ama aldığım ödüller filmlerimin gişesine zarar veriyor.
Gerçekten mi?
Evet, bunu da dağıtımcılar söylüyor. Sanat filmi ya da o kategoride değerlendirildiği için izleyiciler tatsızdır, sıkıcıdır falan diye düşünüyormuş.
Hiç alakası yok bence. Şu an garip bir durum var ama. 'Korkuyorum Anne'yi 2004'te yaptınız. Vizyona daha yeni girdi. Ve ondan hemen hemen iki hafta sonra da yeni filminiz '5 Vakit' yarışmadaydı ve büyük ödülü aldı. İki filmininizin karşılıklı çıkmasının sebebi nedir?
Malum nedenlerden dolayı 'Korkuyorum Anne'yi istediğim şekilde çıkaramadım. Dağıtımcılarla anlaşmazlığa düştüm. Aslında bu çok güzel bir rastlantı oldu benim için. Güneş tutulması gibi. Aynı anda kaç kişinin başına gelebilir iki filminin aynı anda gösterilmesi.
'5 Vakit'in sizin için önemi nedir? Diğer filmlerinizden bir farkı var mı?
'5 Vakit' bir doğa ve zaman filmi. En önemli farkı İstanbul dışında geçiyor olması. İlk kez bir film için İstanbul dışına çıktım. Esas olarak da her zaman anlattığım meselelerimi; insanları ve büyümeyi anlatıyorum.
Filmde aslında esas olarak din, aile ilişkileri, çocukların masumluklarını yitirmesi gibi başka bir yönden bakılırsa epey sansayonel şekilde aktarılabilecek hikayeler var. Ama siz bunları rahatsız edecek şekilde değil de, çok daha saf bir dille anlatmışsınız. Neden böyle yalın bir dil seçtiniz?
Çünkü öbür türlü ruh hastası, babasını öldüremeye çalışan çocuğun hikayesi olurdu bu. Aşağı yukarı bir sürü insanın aklından geçebilecek bir başkaldırı aslında bu. Ben o çizgiyi aşmamaya çalıştım. Filmin iki hassas meselesi vardı. Biri dediğiniz durum. İkincisi de filmin içindeki dini renkleri iyi ya da kötü aktarmak yerine kültürel boyutta bırakmak.
Evet filmde de dini hayatın bir parçası olarak vermişsiniz. Sıcak bir şekilde sunuluyor. Bizde genelde dinin bağlayıcılığı, hayattaki rengi, o sıcaklık, genelde Ramazan pidesini elden ele dolaştırırken gösterilir.
Ramazan pidesi dediğiniz şey şu anda sadece Coca Cola reklamlarında gösteriliyor. Orada kaldı. Yalan olduğu oradan belli. Din, Kozlu Köyü'nde benim gösterdiğim şekilde yaşanıyor.
Şehirlerde durum farklı mı?
Geçenlerde İstiklal Caddesi'nde yürüyordum bir ezan okunuyor, insan dayak yiyor gibi oluyor. Gerçekten herkes o şiddete sinir oluyor. Ama o köyde ezan hep öyle okunuyor. İnsani bir şey var.
Evet şehirde artık evlerin altlarında mescit var. Günde beş vakit ezan sesi evin içinde. Çok rahatsız edici bir şey bu.
İşte onun duygusu rahatsız etmek, ders vermek, cezalandırmak gibi şeyler olmasa, aslında ezan sesi hiç rahatsız edici değil. İnsanı teselli eder ezan sesi. Ölümü, sonrayı, önceyi hatırlatır. Ben o köyde duyunca bunları hissediyorum. İstiklal Caddesi'nde duyduğum ezan sesinde hiçbir estetik yok. Bağırıyor sadece adam.
Siz dinin bu rahatlatıcı tarafını almayı mı tercih ediyorsunuz?
Din öyle bir yanını alıp almayacağınız bir şey değil. Ben inanan insanlara inanıyorum.
O köy benim için çok özel, orada evim var
'5 Vakit'i nerede çektiniz?
Çanakkale'nin Kozlu Köyü'nde.
Çektiğiniz yer aslında çok sıradan. Öyle nefes kesen bir manzara yok. Ama o kadar güzel görüntülenmiş ki bir an önce oraya gitmek istiyor insan.
Çok özel bir yer orası. Dediğiniz şey çok doğru. Öyle çok fazla bir özelliği yok. Ama tuhaf, açıklayamadığım, oradaki insanlardan da gelen ruhani bir havası var. Çok sessiz bir kere. Orada yaşayan insanlar çok farklı. Bir kere onlar da çok sessiz. Orada müzik duymazsınız, televizyon duymazsınız. Çok aydınlık ve de açık insanlardır. Yaşlılar ölür, eğer yakınları yoksa evleri döküle döküle yok olur. Mezarlarda isim yoktur.
Çok hüzünlü.
Hüzünlü değil aslında yüce bir durum bu. Bence bunu yapmak için çok yüksek değerli olmak lazım. Zamana karşı öyle bir duruş var ki orada. Ve gerçekten orada zamanı döndüren tek şey beş vakit okunan ezan sesi.
Tıpkı filmdeki gibi.
Aynen öyle işliyor zaman orada. Ezanın o yüzden oradaki dini motifi de çok farklı. Zaten insanlık olarak o olgunlaşan insanların dini algılayışları da çok olgun. Çok etkileyici bir yer. Zaten bu filmin bütün o kokusu, nefesi oradan geliyor.
Nereden buldunuz o köyü?
Arkadaşımın orada evi vardı. Birkaç kere gittim. Sonra ben de bir ev satın aldım orada. Şimdi gidip kalıyorum sık sık.
Çocuklara 'Bu filmden sonra ünlü olmayacaksınız' dedim
Film üç çocuğun hikayesini anlatıyor ve onların üstünden dönüyor. Çocuk oyuncularınızı çok iyi yönetmişsiniz inanılmaz iyi oynuyorlardı. Çok doğallardı. Nasıl seçtiniz onları?
Bölgede ne kadar okul varsa, oralardan bine yakın çocuk taradık. Filmin en büyük hazırlık çalışmalarından biri oldu. Çünkü çocukların o yöreden olmasını istiyordum. O çocuklar gerçekten çok iyiler. Sadece Yıldız'ı oynayan Elit'i İstanbul'dan götürdüm. Çünkü işimizi şansa bırakmamak için İstanbul'da da casting yaptık.
Çocuklarla çalışmak daha mı zor oluyor peki?
Çocuklar eğer belli bir algı düzeyindelerse çok rahat onlarla çalışmak. Çünkü oyuncuların bir fikirleri oluyor, çocuklarla çalışma yolunu bulursanız çok rahatlarsınız. Mesela filmde iğde ağacına kafalarını sürerek geçtikleri bir sahne var. Bana 'Neden sürtüyoruz?' diye sordular 'Öğretmenin saçları onlar' dedim. Ve hiç sorgulamadan yapmaya devam ettiler. Çocuklarla çalışmanın kolaylığı bu. Hayal edip oynuyorlar.
Sizin onlarla çalışma yolunuz nasıl? Onlara yönetmen olarak mı 'Reha Abi' olarak mı yaklaşıyorsunuz?
Hepsi karışık. Bazen sesimin tonunun sertleştiği de oldu. Ama kırıcı olmadan yaptım bunu. Benim çocuklarla çalışırken sadece çok büyük bir endişem vardı. Onlara 'Sakın o kadar çocuk arasından seçildiğiniz için kendinizi özel sanmayın' dedim. Çünkü küçük bir yerde yaşıyorlar. Bunun aslında hiçbir şey olmayacağını, bittikten sonra da hayatlarının aynen devam edecğini anlattım. 'Film bittikten sonra artist olmayacaksınız' dedim. Çok yaralayıcı bir şey olurdu bu. Ama ben ne kadar desem de onların aklında vardır. Beni de şimdi alıp filmde oynatsalar aynı şeyi hayal ederim. Ama çok akıllı çocuklardı.
YİĞİT KARAAHMET
kaynak : aksam
Reha Erdem sineması
http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/radikal2/2006/10/22/reha.gif 'A Ay', çoğu sinema meraklısının en çok sevdiği Reha Erdem filmi.
Reha Erdem pek çok filminin senaryosunu kendi yazmış olmakla beraber, klasik anlamda bir auteur özgünlüğüne henüz sahip görünmüyor
Reha Erdem'i ilk olarak 1989'da yönettiği 'A Ay' ile tanıdık. Fransa'da sinema okuyan, tarih mezunu Erdem'in Büyükada'nın nostaljik ve büyüleyici atmosferinde cektiği "şiirsel" ilk filmi, belki de yönetmenin en başarılı yapıtıydı. Sonra reklam filmleri çektiğini duyduğumuz Erdem 1999'da yaptığı 'Kaç Para Kaç'a kadar ortalardan tamamen kayboldu. 2004 sonrasında Erdem peş peşe filmler çekmeye başladı. 'Korkuyorum Anne' ve 'Beş Vakit' ile son dönem Türk sinemasının ödül avcıları arasındaki rekabete ortak olan yönetmen, hırsını ve ustalığını, belki de yıllarca suskun kalmanın acısıyla da, bir anda ortaya döküverdi.
Erdem, son dönemlerde pek çok söyleşi yaptı. Bunlardan bir tanesi de Boğaziçi Üniversitesi'nde geçtiğimiz haftalarda gerçekleşti. Bu söyleşide Reha Erdem "auteur" bir yönetmen olduğunun altını çizerken, sinemasında "doğallıktan" haz almadığını, "yapay" ya da "yeniden üretilmiş" (reconstructed) bir dünya kurguladığını vurguladı. Bu yazıda da kısaca Erdem'in "auteur" olup olmadığı ve son dönem filmlerindeki "yapay" tarzının ne derece anlamlı olduğu irdelenmeye çalışılacak.
Yaratıcı
"Auteur" (ya da "yaratıcı") yönetmen 1950'lerde Fransız yeni-dalgası ile ortaya atılmış bir kavramdır. Kısaca, yönetmenin kamerasını adeta bir "kalem" ya da "fırça" özgünlüğü ile kullanabilmesini savunur. Kişisel bir sinemacı olan "auteur", kitle beğenilerine fazla yüz vermez ve klasik anlamda bir "sanat" sineması peşinde koşar. Çoğu kez senaryolarını da kendi yazan "auteur" belirli temaları, biçimsel tercihleri ya da hayatla olan bitip tükenmez mücadelesini pek çok filminde "tekrarlar". Auteur sinemacının filmlerinde -aynı bir yazarın ya da ressamın yapıtlarında olduğu gibi- kişisel ve biraz da marazi öğeler defalarca vurgulanabilir. Bu tarz sinema yapan yönetmenlere örnek olarak Theo Angelopoulos, Ken Loach ya da Nuri Bilge Ceylan gösterilebilir.
Reha Erdem pek çok filminin senaryosunu kendi yazmış olmakla beraber klasik anlamda bir "auteur" özgünlüğüne henüz sahip görünmüyor. 'A Ay'da sembollerin, hafıza dehlizlerinin ve mistik atmosferlerin yönetmeni, 1999 yapımı 'Kaç Para Kaç'da neredeyse bir "toplumsal gerçekçi" bakışla para tutkusunun şeytaniliğine vurgu yapar. Taner Birsel'in canlandırdığı, inandırıcılıktan biraz uzak görünen mütevazı gömlek satıcısı Selim, kazara bulduğu binlerce doları geri veremez ve yavaş yavaş tüketim kültürünün büyüsüyle ruh sağlığını kaybetmeye başlar. Anlamsız bir şekilde psikolojik işkenceye tabii tuttuğu "yan karakter" gariban çırağını dükkanını soymakla suçlar. Gariban çırak, daha sonra patronu yüzünden hapse girse de, Selim çırağı nihayet hapisten çıkarır ve bir miktar para vererek hem kendi hem de potansiyel burjuva seyircinin vicdanını rahatlatır (benzer bir "para vererek vicdan rahatlatma" sahnesi, Murat Şeker'in 'İki Süper Film Birden'inde cayır cayır yakılan gariban dublöre verilen "pardon" payında da karşımıza çıkar). Biraz yüzeysel de olsa toplumsal duyarlılığı ve özellikle vapurdaki "üçlü kovalamaca" sahnelerindeki müthiş kurgusuyla epeyce başarılı bir film olmasına karşın 'Kaç Para Kaç' , 'A Ay'ın mistik ve şiirsel özgünlüğünden çok uzaktır.
2004 yapımı 'Korkuyorum Anne' (ya da bazı yerlerde karşımıza çıkan adıyla 'İnsan Nedir ki') ne 'A Ay'ın sembolik dünyasına ne de 'Kaç Para Kaç'ın sosyal taşlamalarına yakındır. Bana her nedense 'Amelie' filmini çağrıştıran ('A Ay'dan bile fazla) buram buram Fransız kokan 'Korkuyorum Anne', artık yeni bir "tür" (genre) olarak tescillenmesi zorunlu görünen "sıcak, samimi film" ya da "dostluk, apartman dayanışması" tarzında bir absürd komedidir. Başarılı senaryosu ve güçlü kadrosuyla göz dolduran film, son 15 dakikasında peş peşe gelen bitmek tükenmek bilmez olaylar silsilesi ile bir filmden çok "klip" ya da "dizi" atmosferinde ("arkası yarın" yazısı her an çıkabilir izlenimi doğurarak) sona erer. Boğaziçi'ndeki söyleşiye katılan Adalet Ağaoğlu'nun 'Korkuyorum Anne'yi nedense hatırlayamadığını söylemesinin bir nedeni (aynı hatırlama zorluğunu ben de yaşıyorum) bu "bütünlüksüz" son sözler ve filmin biraz "hoş ama boş" atmosferi olabilir.
Freudyen okumalar
Reha Erdem, 'Beş Vakit'e kadar yaptığı üç uzun metraj filminde de birbirinden çok farklı tarzlar denedi ve kendi iç dünyasıyla ilgili fazla ipucu vermedi. 'Beş Vakit', 'Korkuyorum Anne' ile nihayet bazı ortaklıklar gösterir. 'Korkuyorum Anne'de hafızasını yitiren ve babasını bir türlü hatırlamayan Ali'nin babasına gösterdiği soğukluk, 'Beş Vakit'te Ömer'in imam babasına duyduğu büyük öedipal nefretle tamamlanır. Bir türlü büyüyemeyen yetişkinler, anne, baba baskısı altında ezilen sorunlu çocuklar, Erdem'in belki bazı "Freudyen" okumalarına olanak tanır.
'Beş Vakit', özenli sinematografisiyle, Erdem'in titiz çalışmalarından biri olmasına karşın, yukarıda değinilen Freudyen okuma olasılıkları dışında aslında ne temasal tutarlılık ne de "özgünlük" açısından yönetmenimizi "auteur" sıfatına ulaştıramıyor. 'Beş Vakit' 'in en büyük sorunu, Erdem'in, "yapay" ya da (daha kuramsal görünen bir tanımlamayla), yeniden yaratı (reconstruction) felsefesiyle çekmeye çalıştığı filminin, aslında "kendiliğindenlik", "gerçekçilik" ya da "doğallık" olarak adlandırabileceğimiz başka bir sinema felsefesinin "tema" alanına girmesidir. Babasını öldürme arzusu duyan Ömer'in iç çelişkileri dışında aslında 'Beş Vakit'in konusu "hayattır". Filmde fazla bir şey olmaz; küçük anlatılar çerçevesinde gelişen basit hayatların ve onlara her an eşlik eden "doğanın" senfonisidir film. Bu bakımdan Abbas Kiarostami sinemasını, Nuri Bilge Ceylan'ın erken dönem filmlerini hatta biraz da Ahmet Uluçay'ın (elbette gerçeküstü öğeler de taşıyan) 'Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak' filmini şiddetle hatırlatır. Ancak 'Beş Vakit', yukarıda adı geçen yapıtların "sahiciliğine" ulaşamaz. Akbank Prodüksiyon Tiyatrosu'ndan fırlayan Köksal Engür, Tilbe Saran, TRT'deki 'Kuzenler'den ithal Sevinç Erbulak ve diğer "meşhurlar"la, ne hamile köy kadını, ne bilge, sevecen veteriner ne de kanaatkâr ana, hiç ama hiç inandırıcı gelmez. Mizansenin fazlasıyla kontrollü yaratılması (örneğin tarladaki taşların bile belli ki tek tek dizilmiş oluşu), sinemayı hayata yaklaştıran ve bu tür filmlerin "olmazsa olmazı" olan gündelik hayatın spontan aktarımına hiç yüz verilmeyişi, Erdem'in filmini seyirciye "yabancılaştırır". Fransız kültürüyle İstanbul'da büyüyen yönetmenin kendi çevresiyle ilgili -sorunlu ebeveyn ilişkileri dışında- kişisel ve otobiyografik detaylar da sunmadığı izlenimi veren 'Beş Vakit', belki Reha Erdem'e de biraz "yabancı" kalıyor.
"Auteur" bir sinemacı olmak ya da her filmde tutarlı davranmak şart mıdır? Elbette hayır. Pek çok yönetmen hem endüstriyel hem de kişisel tercihlerle, kitlesel beğenileri öne çıkaran ya da dönemsel dalgalanmaları dikkate alan çok çok başarılı filmler yapabiliyor. Örneğin daha yakın zamanlarda yitirdiğimiz Atıf Yılmaz, "auteur" sıfatını hiç umursamayan ama kendince bir "ekol" yaratabilmiş çok önemli bir sinema insanıdır. Ancak hem Erdem'in kendini "auteur" olarak tanımlamayı seçmesi hem de "rekabet ettiği" sinemacıların bu tür özelliklere sahip olması, kanımca, yönetmeni daha titiz bir "kuramsal meditasyona" davet ediyor.
kaynak : radikal
hulyafan_88 24-01-07, 02:19 Erdem'in iki filmi 7 dalda ödül aldı
Sinema Yazarları Derneği'nin geleneksel ödül töreni, önceki akşam AKM'de gerçekleştirildi. Yönetmen Reha Erdem'in 'Beş Vakit' ve 'Korkuyorum Anne' filmleri geceye damgasını vurdu.
Türk Sineması'nın renkli simaları, önceki gece Atatürk Kültür Merkezi'ndeki SİYAD gecesinde buluştu. Sinema Yazarları Derneği'nin bu yıl 39'uncusu düzenlenen geleneksel töreninde; toplam 14 dalda ödül dağıtıldı. 'Beş Vakit' filmiyle uluslararası festivallerde büyük beğeni toplayan Reha Erdem, bu yapımla hem 'En İyi Film' hem de 'En İyi Yönetmen' kategorilerinin galibi oldu. Film, 'En İyi Görüntü Yönetmeni' ödülünü de aldı.
'Olur ödülü' istedi!
Erdem'in 'Korkuyorum Anne' isimli çalışmasının da 4 dalda ödüle layık görüldüğü gecede; Tarık Akan, Ayşen Gruda, Zeki Ökten ve Çetin Tunca'ya 'Onur Ödülü' verildi. 'Emek Ödülü' ise Burçak Evren'in oldu. Geceye 'Umut Veren Sanatçı' seçilen Engin Akyürek'in ödülünü vermek için katılan komedyen Cem Yılmaz, esprileriyle konukları kahkahaya boğdu. Yılmaz'ın "Dokuz yıldır bu törene katılıyorum. Artık ben de Sİ- YAD'dan bir ödül almak istiyorum. 'Onur' olmasa da en azından bir 'Olur' ödülü verin bana" sözleri herkesi güldürdü.
İnşallah atlatacağız
SİYAD gecesine annesi Filiz Akın'la katılan İlker İnanoğlu ise Yeşim Salkım'la evliliği hakkındaki sorulara şu yanıtı verdi: "Şu sıralar biraz zor günler geçiriyoruz ama inşallah atlatacağız. Atlatmak için de büyük gayret sarfediyoruz. İkimizin de ayrı bir kariyeri var, her zaman onun yaptığı bir gecede olmam şart değil. Ben şu an oyunculuğuma konsantreyim; tabii ki benim de yanlız katılacağım davetler olacaktır. Aynı geceye birlikte katılamıyoruz diye ayrıldık ya da ayrılacağız anlamına gelmesin sakın."
GURKAN KURT
SİYAD Ödülleri’ne Reha Erdem damgası
Sinema Yazarları Derneği, her yıl düzenlediği Türk Sineması ödül törenini bu yıl 39. kez, Pazartesi akşamı Taksim Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi.
Binin üzerinde davetlinin izlediği törende, geçen yıl sinemalarımızda vizyona giren, Reha Erdem’in yönettiği “Beş Vakit” ve “Korkuyorum Anne” isimli iki film tam yedi dalda ödül alarak yönetmenine büyük bir gurur yaşattı. “Korkuyorum Anne” kadın oyuncu dalında Işıl Yücesoy’a, yardımcı kadın oyuncu dalında da Şenay Gürler’e SİYAD heykelciği kazandırdı. Erkan Can ise erkek oyuncu dalında “Takva” ile ödüle ulaştı. 2006’nın son günlerinde vizyona giren “Küçük Kıyamet”teki performansıyla İlker Aksum da en iyi yardımcı erkek oyuncu seçildi. Umut veren sanatçı ödülü “Kader” filmindeki başarılı oyunculuğu nedeniyle Engin Akyürek’e gitti.
Ödül töreninde, geçtiğimiz yıl sinemalarımızda vizyona giren tek yerli belgesel yapım olan “Oyun”un yaratıcısı Pelin Esmer’e de özel bir ödül verildi.
SİYAD Başkanı Mehmet Açar’ın açılış konuşmasıyla başlayan gecede SİYAD üyelerinin seçimiyle 2005-2006 sezonunun en iyi yabancı filmi seçilen “Caché – Saklı” da ödülünü aldı. Haftalık Antrakt Sinema Gazetesi okuyucularının belirlediği ve her yıl SİYAD gecesinde açıklanan 2006 yılının en beğenilen sinema filminin ise “Babel – Babil” olduğu belirtildi. Filmin Türkiye haklarının sahibi gecenin başında ödülünü aldı.
Dernek üyesi sinema yazarının bireysel oylarıyla iki aşamalı olarak yapılan seçimlerin ardından 39. SİYAD Ödülleri aşağıdaki isimlere gitti:
- En iyi film: Beş Vakit
- En iyi yönetmen: Reha Erdem (Beş Vakit)
- Mahmut Tali Öngören en iyi senaryo: Nilüfer Güngörmüş – Reha Erdem (Korkuyorum Anne)
- Cahide Sonku en iyi kadın oyuncu: Işıl Yücesoy (Korkuyorum Anne)
- En iyi erkek oyuncu: Erkan Can (Takva)
- En iyi yardımcı kadın oyuncu: Şenay Gürler (Korkuyorum Anne)
- En iyi yardımcı erkek oyuncu: İlker Aksum (Küçük Kıyamet)
- En iyi görüntü yönetmeni: Florent Herry (Beş Vakit)
- En iyi müzik: Rahman Altın (Cenneti Beklerken)
- En iyi sanat yönetmeni: Naz Erayda – Hakan Yarkın (Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?)
- En iyi kurgu: Nathalie Le Guay – Reha Erdem (Korkuyorum Anne)
Törende, Türk sinemasının usta isimleri Tarık Akan, Ayşen Gruda, Zeki Ökten ve Çetin Tunca’ya Onur Ödülü, Burçak Evren’e ise Emek Ödülü verildi.
http://img460.imageshack.us/img460/7397/rehaerdemik3.jpg (http://imageshack.us)
http://img99.imageshack.us/img99/2069/istf9wh8.jpg (http://imageshack.us)
http://img248.imageshack.us/img248/9406/istf10qa4.jpg (http://imageshack.us)
hulyafan_88 27-04-07, 16:32 Reha Erdem’in başrolünde Hülya Avşar’ı oynatacağı yeni projesini merak ediyordum. Bu filmin detaylarını IKSV’nin tekne gezisinde öğrenmiş oldum. Hülya Avşar, Reha Erdem’in filminde Fransa’nın popüler oyuncularından biriyle kamera karşısına geçecek. Bu isim Türk baba ve Yunan annenin çocuğu olarak Türkiye’de doğan Fransız aktör Tcheky Karyo.
"Nikita", "Golden Eye", "Vatansever" (The Patriot), "Ejderin Öpücüğü" (Kiss of the Dragon), "Kayıp Nişanlı" (A Very Long Engagement) gibi popüler filmlerden hatırlayacağınız Karyo filmde Türkçe konuşacak üstelik.
Reha bir aşk hikayesi anlatacakmış ve bu kez oldukça sert bir film yapmayı düşünüyormuş. Hülya Avşar, Tcheky Karyo ve de Asyalı bir oyuncunun rol alacağı bu sert, depresif aşk filminin çekimleri sonbaharda başlıyor. Merakla bekliyoruz.[/B]
KELEBEK
ÖMÜR GEDİK
hulyafan_88 28-04-07, 02:17 De Niro’nun festivalinde 2 Türk filmi
Detaylı Resim için tıklayınız Türkiye’yi, Reha Erdem imzalı ’Beş Vakit’ ve Özer Kızıltan’ın yönettiği ’Takva’ temsil ediyor VİDEO
27.04.2007
Tribeca Uluslararası Film Festivali, ABD’nin New York kentinde başladı. Bu yıl 6’ncısı düzenlenen festivalde Türkiye’yi, Reha Erdem imzalı ’Beş Vakit’ ve Özer Kızıltan’ın yönettiği ’Takva’ temsil ediyor. Festival, 2002’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıların ardından Manhattan’ı ekonomik açıdan canlandırmak amacıyla Robert De Niro’nun önderliğinde başlatılmıştı ve ilk 5 yılında 325 milyon dolarlık ekonomik getirisi olduğu açıklanmıştı.
'Beş Vakit'i en çok New York anladı!
New York'un en önemli film festivallerinden Tribeca'da dün gösterime giren "Beş Vakit", izleyicilerden tam not aldı. Filmin yönetmeni Reha Erdem, filmin festivalde gördüğü ilgiyle ilgili olarak, "Bazı filmler bazı yerlerde başka türlü karşılanıyor. Bu filmin de tam olarak beğenilme yeri New York'muş herhalde. Film festivalde benim istediğim şekilde karşılandığı için bana bayağı gurur, cesaret ve mutluluk verdi" dedi. Filmin festivale katılması dolayısıyla bir resepsiyon veren Başkonsolos Mehmet Samsar da filmi çok başarılı bulduğunu söyledi.
gelincik89 06-05-07, 10:56 Korkuyorum Anne filmi gerçekten çok güzeldi..Oyunculukları falan benim çok hoşuma gitti şahsen..Zaten ödüllerlede kanıtladılar bunu..Şenay Gürler'in oyunculuğunu konuşturduğu bir film..Eğlenerek izlediğim filmlerden biridir..Ellerine Sağlık Reha Erdem..
beş vakit çok kaliteli bir filmdi.ergenlik dönemine hoş bir bakış açısı.o dönemdeki gençlerin iletişimsizliği,hayalkırıklıkları,üzüntüleri,aşkla rı kısacası herşeyi gayet güzel özetleyen bir filmdi.
http://img514.imageshack.us/img514/3268/sinema7aoy7.jpg (http://imageshack.us)
dizici_manyak 23-06-07, 15:07 çok beğendim bi yönetmen acayip değişik bir tarzı var
beş vakit çok iyiydi vcdsinii izlediğim için daha rahat kavradım çekimleriyle çocuk pyuncularıyla harikaydı reha erdem başarısını her daim kanıtlıyor
dün korkuyorum anne'nin vcdsini izledim harika bir filmdi harika bir komedi filmi oyunculuklar harika görüntüler harika senaryo süper görüntüler süper
harika bi adam reha erdem röportajlarını okuyunca daha da anlayabileceğime inanıyorum
hulyafan_88 15-08-07, 02:25 Son filmi Follow My Ruin bütçe yetersziliği nedeniyle iptal oldu diye bir söylenti var.Doğru olup olmadığını bilen var mı?Bir de Kültür Bakanlığı Reha Erdem'in ''HAYAT VAR'' isimli filmine 250bin YTL bağış yapmış.Acaba follow my ruin hayat var olarak mı değiştirildi?
Bes vakiti izlemek istiyodum ama hic bir yerde bulamadim DVD sini yaa tatil boyunca Türkiyede aradim durdum simdi istesemde alamam artik bidahaki seneyi beklicez ne yapalim...:(
amam Korkuyorum anne yi izleme sansim oldu ve cok beyendim ayrica cok sevdigim oyuncularda yer aliyordu o filmde dahada keyif aldim izlerken bu yüzden:) (Senay Gürler.Isil Yücesoy ve turgay)
Mükemmel bir yönetmen...Bütün filmlerini izlemiş olmanın gururunu taşıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam bir ara Bilgi Üniversitesinde hocalık yapıyordu.:img-yes:
*Ayrıca bu adam hiç değişmemiş, hiç yaşlanmamış ya çocukken neyse şimdi de o. (Galatasaray'ım sağolsun:) )
Beş Vakit'ten sonra şimdi de 'Hayat Var'
'Beş Vakit' filminin yönetmeni Reha Erdem yeni filmi 'Hayat Var'ın çekimlerine başladı.
Erdem: Bu filmim diğerlerinden daha sert!..
'Ay', 'Kaç Para Kaç', 'Korkuyorum Anne' ve 'Beş Vakit' filmlerinin ünlü yönetmeni Reha Erdem, yeni filmi 'Hayat Var'ın diğer filmlerinden çok daha sert olduğunu söyledi. Erdem, İstanbul'un denizden daha iyi göründüğüne inandığı için çekimleri çoğunlukla bir kayıktan yapıyor. Filmde 'Köprü' dizisindeki vali rolüyle tanınan Erdal Beşikçioğlu başrolde. Canlandırdığı karakter için 'İnsan artığı' diyen Beşikçioğlu Sinema dergisine şöyle konuştu: "Hiçbir baltaya sap olamamış, sadece kızı nedeniyle babasının kulübesine sığınmış, gemilere kadın götüren, uyuşturucu kuryeliği yapan kıyıda köşede kalmış bir insan bu..."
Erdem'in pozitif bir ruhu var
Reha Erdem'in son filmi 'Hayat Var'ın çekimlerine İstanbul Göksu'da başlandı. En son 'Beş Vakit' filmiyle izleyicinin karşısına çıkan yönetmen, uzun zamandır bu proje üzerinde çalışıyordu. Gençliğe yeni adım atan 'Hayat' adlı bir kızın yaşadıklarının anlatıldığı filmde 'Beş Vakit'te izlediğimiz Elit İşcan, Erdal Beşikçioğlu ve Levend Yılmaz üçlüsü yine başrolde... Filmde 'Hayat'ın babasını oynayan Erdal Beşikçioğlu yönetmen Erdem'in çektiği filmin bir karesinde bile rol almaktan çok mutlu olduğunu söylüyor ve ekliyor: "İnanılmaz pozitif bir ruhu var. Bu da insanı dinginleştiriyor."
Kaynak:Sabah Gazetesi
|
|