Tüm Versiyonu Göster : Tansu Biçer
http://img98.imageshack.us/img98/7216/tansubicer05fd8.jpg
Eskişehir Anadolu Üniversitesi mezunu olan ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde Haluk Bilginer’in ileri oyunculuk sınıfında yüksek lisans yapan Biçer’in oyunculuk serüveninin “enterasan” bir başlangıcı var. Lisede sıra arkadaşının ısrarıyla ilk defa sahneye çıkan Biçer, “Çıkış o çıkış” diyor. Oyuncu, Son dönemde“Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü?” isimli sinema filmi ve “Hırsız-Polis” isimli diziyle hem beyazperde de hemde de ekranlarda karşımıza çıkıyor. Semaver Kumpanya’nın kısa bir süre önce sahnelemeye başladığı “Trainspotting” isimli oyunda Mark’ı Murtaza oyununda ise Bekçi Murtaza'yı oynuyor..
Yer aldığı sinema ve tv projeleri:
Hırsız Polis :Koray
Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü:Misak
Dişi Kuş
Herşey Yolunda:Eser
Gönül Yarası:Kuaför
Tanışıklıklar tesadüf değildir, biliyorum. Ama Tansu Biçer’le tanışmam ‘’Murtaza’’yı izledikten on dakika sonra, kulaklarımda Murtaza’nın replikleri çınlarken, sahnede izlediklerim aklımla yüreğim arasındaki sarkaca oturmuş bir halde pek çoklarının tam ‘tesadüf’ diyebileceği bir biçimde, Kocamustafapaşa-Taksim dolmuşunun arka koltuğunda gerçekleşti. Daha birkaç dakika önce ben yaşlarda üç kızın babası bekçi Murtaza’yı oynayan Tansu Biçer yanımdaydı, benim yaşlarımda genç bir insan olarak kahverengi bekçi kostümünü çıkarmış ve az önce yarattığı büyüyle seyirciyi çoktan baş başa bırakmıştı. Bakışı, sahnede duruşu, jestleri ve mimikleriyle on dakika önce sahnede ne kadar doğal, samimi, -mış gibi’den uzak ‘varolmayı’ başarmışsa; şimdi de o kadar içten ve samimiydi.
İnsanların şimdilerinden dünlerine bakıp ya küçümseyerek, ya acıyarak, ya beğenerek, ya gururlanarak ama mutlaka araya bir mesafe koyarak geçmişlerini aktardıklarını bilsem de sormadan edemedim. Eh, ne de olsa herkesin bir hikayesi vardır. Tansu Biçer’in kendi hikayesini nasıl bir süreçten geçerek bir başarı hikayesine dönüştürdüğünü öğrenmek ve sizlerle de paylaşmak istedim.
--Öncelikle Semaver Kumpanya’dan başlayalım: Eskişehir Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan mezun olduğunuzu ve mezun olduktan sonra da aynı fakültede öğretim görevlisi olarak kaldığınızı biliyoruz. Mezun olduktan sonra Eskişehir’de kurduğunuz düzeni bozarak İstanbul’a gelip Kumpanya’ya katılmanıza sebep olan temel duygu neydi?
Eskişehir’de üniversitenin bir tiyatrosu vardı Tiyatro Anadolu diye...Hocalarımızın yer aldığı, oyunculuk yaptığı bir tiyatro. Eskişehir’de 4 yıl okudum ve mutluydum. Tiyatro Anadolu’da hocalarımla beraber tiyatro yapmak güzeldi. O koşullarda orada kalmayı tercih ettim çünkü Türkiye’nin sanatsal ortamı ortadaydı. İstanbul’a ha deyince gelmek, ha deyince bir şeyler bulmak kolay değildi. Ben ve birkaç arkadaşım İstanbul’a gelip dizi peşinde koşturmaktansa Eskişehir’de en azından tiyatro yaparız diye düşündük ve Eskişehir’de kaldık. Onlar hala oradalar. Ben bir senenin sonunda memuriyete dayanamadım. Okurken güzelmiş her şey. 24 saat okuldaydım öğrenciyken ama çalışmaya başladığımda 9-5 çalışmak bana çok düzenli geldi. Bir yıl Uğur Polat’ın asistanlığını yaptım. Bir yandan memur olmak, bir yandan da oyuncu olmak yapmak istediğim bir şey değildi. Oyunculuk bir disiplin evet ama memur olarak 9-5’in bana göre olmadığını ve Eskişehir’de bu düzenin içinde sıkıştığımı hissettim. Kalktım, İstanbul’a geldim.
--Eskişehir’deki hocalarınız kimlerdi?
Bülent Emin Yarar, Erol Keskin, Ergin Orbey, Dinçer Sümer, Erhan Tuna, Hasan Erkek, Erdal Küçükkömürcü. Bülent Emin Yarar, Dinçer Sümer, Ergin Orbey, Erdal Küçükkömürcü oyunculuk hocalarımdı.
--Semaver Kumpanya’dan nasıl haberdar oldunuz?
İstanbul’a gelince haberdar oldum. Bir sene boyunca düşündüm, taşındım ne yapacağım ne edeceğim diye...Kendi tiyatromu kurmayı düşündüm ama bunun için çok erken olduğunun da farkındaydım. Tiyatro kurmak demek parasından tutun da oyun seçimi, oyuncu seçimi, işletmesine kadar her şeyden haberdar olmayı gerekli kılıyor. O olgunlukta, o beceride olduğumu da düşünmüyordum. Hala da öyle hissediyorum. Öte yandan Eskişehir’de sıkıştırıyordu ve İstanbul’a gelmek kaçınılmazdı. İstanbul’a geldiğimde Semaver Kumpanya’da oyunculuk seçimlerinin yapıldığını duydum. Seçmelere katıldım.
--Eskişehir’den hocanız Bülent Emin Yarar’ın Semaver Kumpanya’ya katılmanıza bir katkısı oldu mu?
Hayır, burada karşılaştık. Geldiğimden haberdar değildi. Ben İstanbul’a geldiğimde Işıl Kasapoğlu’nun tiyatro açacağını, bir aydır çalıştıklarını, bir takım hazırlıklar yapıldığını duydum. Bir ay boyunca Gürhan Elmalıoğlu’nun koçluğunda oyunculuk çalışmaları da devam ediyormuş. Bunların sonucunda da Işıl Kasapoğlu On İkinci Gece’nin kastını oluşturmak için elemeler yapıyormuş. Hatta 3 günlük elemelerin 2. gününde tesadüfen haberim oldu. Duyar duymaz, tiyatroya geldim. ‘‘Merhaba, ben Tansu, Eskişehir’den. Tiyatroya girmek istiyorum’’dedim. Işıl Kasapoğlu durdu, ‘’bu zaman kadar neredeydin? Yarın gel seçmelere’’dedi ben de ertesi günü seçmelere katıldım, sonra Onikinci Gece ve Murtaza derken devam etti.
--Mesleklerimiz yaşamımızı idame ettirmek için seçtiğimiz tercihlerdir. Şu an Semaver Kumpanya’da oyunculuk yapıyorsunuz. Yaşamınızı idame ettirecek kadar para kazanabiliyor musunuz?
Hayır, ekonomik anlamda doyurmuyor, başka anlamlarda doyuruyor.
--Gişe geliri Kumpanya Oyuncuları’nın diye biliyoruz. Tabi ki herkese yetecek kadar bir gelir söz konusu değildir. Ekip adına bu durum nedeniyle demoralize olmuyor musunuz diye sormak istiyorum.
Demoralize olma durumu var tabi ki...Ama bütün olarak, uzun vadeli baktığınızda öyle bir şeyin derdini çekmiyorsunuz. Ben burada özellikle Işıl Kasapoğlu’ndan şunu öğrendim:’’Uzun vadeli düşün, yaptığın ya da yapacağın bir işe daha sonrasını düşünerek yaklaş’’der Işıl Kasapoğlu. Sonuçta özel bir tiyatronun oturma süreci zaten doğalında uzun bir süreç. En az 5 yıl olarak söylenegelir. Biz daha 2. yılımızdayız Daha minimum 3 yıl var önümüzde. Uzun bir süre tabii. Zaman ne gösterecek bilinmez ama dayanacağız ve göreceğiz. Katlanmak durumundayız. İyi bir şeye ulaşmak emek istiyor. Biz de o emeği sarf ediyoruz şu an, o yüzden demoralize olmuyoruz.
-Herkes aynı mı düşünüyor?
Evet, herkes aynı düşünüyor.
--Sizi Atv’de yayınlanan Serdar Akar’ın yönetmenliğini üstlendiği‘Dişi Kuş’adlı dizide gördük. Dizinin diğer oyuncularına da baktığımızda Bülent Emin Yarar, Ahmet Gülhan ve Mübeccel Vardar gibi tiyatro kökenli isimler görüyoruz. Bu dizide oynamayı tercih etmenize ne sebep oldu? Maddi kaygılar mı yoksa bahsettiğimiz bu oyuncu kadrosuyla kamera önünde bir tecrübe yaşama isteği mi?
İki taraflı da düşündüğüm bir projeydi. Aslında televizyona çalışmak bir oyuncu için para kazanmaktır. Başka bir şey değildir. Televizyon özel bir şey değil çünkü. Televizyon size tiyatronun verdiğini veremez, amacı o değildir. O yüzden de orada yapılan işlerin hiçbirisinin müthiş işler olması beklenemez. Bence televizyon öyle bir şey yani. Benim çok yapmak istediğim bir iş değil açıkçası ve bence çok yapılacak bir iş de değil. Zorda kalmadıkça da teklif de gelse kabul etmiyorum. Bu konuda çok netim. Bu diziye baktığımda, benim için önemli isimler vardı, Tolga Çevik vardı, Ahmet Gülhan vardı...Özellikle Ahmet Gülhan’ın bende çok özel bir yeri vardır. Çocukluğumda izlediğim ve güldüğüm biridir. Onunla oynamak vardı mesela. Uğur Polat’ın da çok özel bir yeri vardır bende. Ben lisedeyken Uğur Polat’ın dizisi vardı, onu izlerdim. Sadece Uğur Polat için izlerdim, çok severdim. Sonra asistanı oldum kendisinin. Böyle şeyler var hayatta. Bu tercih, bu noktadan baktığınızda başka bir şey oluyor, kamera değil, para kazanmak değil, çok başka bir şey. Çocukluğunuzdan beri çok sevdiğiniz, belki örnek aldığınız bir sanatçıyla aynı ortamda oyunculuk yapmak. Bunlara ek olarak Serdar Akar da beğendiğim bir yönetmendi. Kısacası her şart uygundu. Ben de bu açıdan bakarak kabul ettim. Zaten kısa sürdü.
--Dizi çekimleri sırasında keyif alıyor muydunuz? Sahne mi, kameranın kadrajı mı desek?
Açıkçası dizi ve kameranın önü çok yabancı olduğum bir şey, çok zorlandım. İlkti ve zaten bir bölüm oynadım. Sonrasında dizi kaldırıldı. Çekimler sırasında da rahatsızdım, olmayacak ya diye yaklaşıyordum. Nasıl rahatlayacağımı da bilemiyordum. Herkes olacak olacak çok güzel olacak diyordu ama ben tedirgindim.Sahne mi kamera mı diye düşündüğümde tereddütsüz sahne tabi ki diyorum.
--Semaver Kumpanya, kendi varlıklarıyla tiyatro yapan yetenekli gençler topluluğu olarak da biliniyor. Bu sezon Selim Naşit Özcan adına halk jürisi tarafından verilen 4.Lions Ödülleri dağıtımında Semaver Kumpanya’ya “Özveri, Dayanışma ve Paylaşım Örneği” ödülü verildi ve kumpanya bir amatör topluluk olarak anıldı. Bundan rahatsızlık duydunuz mu?
Evet, rahatsız olduk, N’apsak diye düşündük. Faks çekmeyi düşündük ama yapmadık. Adımızın ne olarak anıldığı çok da önemli değil. Sonuçta siz biliyorsunuz, seyirci biliyor Semaver Kumpanya’nın neler yaptığını, profesyonel yaklaştığını...Ne dendiği o yüzden çok önemli değil. Gerçi üzüldük tabii, bir kere söylendi, geri döndürülemez. Ama son toplamda anılan isimlerle uğraşmıyoruz.
Kumpanya’nın tüm oyunlarından sonra gerek tiyatro eleştirmenlerinden gerekse seyirciden gelen eleştiriler olumlu yönde. Bu iki tarafın fikir paralelliği çok önemlidir. Seyirci ile kurmayı başardığınız bu samimi ilişkiyi neye bağlıyorsunuz?
Bu Türkiye’nin diğer tiyatrolarında sanatsal olarak, teatral anlamda uzun süredir seyircinin pek karşılaşmadığı bir şeyle ilk kez karşılaşmasıyla yakından alakalı. Geçmişte muhakkak bizim gibi tiyatrolar olmuştur ama uzun süredir olmadığı için Semaver bir ilk denilebilir. Uzun zaman sonrasında bir ilk. Şu an kaç tane tiyatro sayabiliriz ki Semaver gibi. Biz başka bir şey yapıyor gibi görünüyoruz. Aslında biz olması gerekeni yapıyoruz, özel bir şey yapmıyoruz. Bizim yaptığımızı kimse yapmadığı için başka bir şey yapıyormuşuz gibi görünüyor. Öncelikle kalabalık bir ekibiz. Bu Türkiye’de yapılan tiyatronun ihtiyaç duyduğu bir şey. Düşünün bir tiyatroya gidiyorsunuz, hep aynı insanlar oynuyor. Seyirci yenilik ister, ben onu istiyorum en azından bir seyirci olarak. Bir öncekinin aynısını görmeye gitmez seyirci. Her seyirci düşündüğünde buna varır. Bu kadar basittir aslında. Biz bir öncekinin aynısını yapmıyoruz, kalabalığız, hep aynı iki-üç kişi oynamıyor oyunlarımızda ve genciz. Devlet veya Şehir Tiyatroları’ndan bizi izlemeye gelen bir oyuncu ağabeyimiz‘’sizi izleyince kendimden utandım, sahnede bu kadar çaba gösterdiğinizi görünce ne kadar memur olduğumuzu hissettim’’dedi. Bu doğru bir noktada olduğumuzu gösteriyor. Seyircinin de hoşuna giden bu. Seyirci canlı bir şeyler görmeye başladı. Kimse durmuyor sahnede. Hareket var, enerji var, espri var, gülmece var...Bunlar önemli öğeler aslında. Seyirci artık bunu istiyor.
--Kalabalık bir ekipsiniz. Sahne üstünde iyi anlaştığınız görülüyor. Ama biliyoruz ki tiyatro dünyası biraz karmaşık ilişkilerle yüklüdür. Birbirinizi seviyor musunuz? Sizce aranızdaki sinerji gücünü nereden alıyor? Sahne gerisinde de uyumlu musunuz? Sahne gerisinde çok da uyumlu değiliz. Ama doğal olan bu. 25 farklı insanın özellikle de tiyatro yaparken çok iyi anlaşması çok zor bir şey. Bunu kabul etmek gerekiyor ve bunu bilerek hareket ettiğinizde anlaşmak daha kolay oluyor. Sonuçta amacımız ortak, ortak inanca sahibiz, bu bizi birleştiriyor.
--Işıl Kasapoğlu, tiyatronun önce yerelden başlaması, sonra ulusala, oradan uluslararasına geçmesi gerektiğini şiar edinen bir yönetmen. Size göre Kocamustafapaşa’da tiyatro yapıyor olmak hangi kelimelerle anlatılabilir? Neden Semaver Kupmanya’dasınız?
Kocamustafapaşa’da tiyatro yapanların haddi hesabı yok. Yasemin Yalçın, Yılmaz Erdoğan, Nejat Uygur...hepsi buradan geçmişler. Herkes bir yerlerde tiyatro yapmaya devam ediyor da... Ama genel olarak baktığımızda Türkiye’de tiyatroya ilgi az. Seyirci sıkıntısı ülkenin her yanında var. O yüzden Kocamustafapaşa’da tiyatro yapıyor olmak ’zor’ kelimesiyle anlatılabilir ama zevkli de...Yalnızca zor değil, zevkli olmasa herhalde hiçbirimiz burada olmazdık. Bunu aşmak için, seyirciye Semaver Kumpanya olarak
çağdaş ve klasik oyunların yanı sıra yeni yazarların oyunlarına da yer veren geniş bir yelpaze sunmaya çalışıyoruz yani bizim kültürel politikamızda bir taraftan dünya klasiklerini sahnelerken bir taraftan da Türk yazarlarıyla birlikte çalışabilmek ve tiyatro içinde yer almak var. Kendimizi tekrar etmemeye çalışıyoruz ve her sezon seyirci karşısına farklı oyunlarla çıkmaya çalışıyoruz. Bir de şöyle bir şey var. Biz burada yaşayarak öğreniyoruz, yeni farkına varıyoruz bazı şeylerin. Mesela çok daha sık oyun üretebilirsek daha çok seyirci kazanabileceğiz. Bir-iki seyirciden bu tepkiyi de aldık. Kuşlar Meclisi’ni izlemiş, On İkinci Gece’yi izlemiş, Murtaza’yı da izlemiş. Arka arkaya oyun çıkarmak bizim koşullarımızda daha zor, çünkü biz burada sadece oyunculuk yapmıyoruz, başka bir sürü işimiz var. Şehir Tiyatroları’ndaki gibi kastı as, ertesi günü oyun başlasın şeklinde olmuyor. Hemen girişemiyoruz ama şimdi hızlandıracağız onu. Bu iki sene biraz ısınma gibi oldu. Şimdi artık ‘bazı şeyleri nasıl kolay yaparız’ ın farkına vardık. Bugün bile dekoru yaparken öyle yapma-şöyle yaparsan daha iyi olur diye öneri getirebiliyoruz. İlk zamanlar sadece ‘nasıl’ yapacağımızı düşünüyorduk. Burada hepimiz bu tiyatroyu sahiplenmiş durumdayız. Çünkü Işıl Kasapoğlu daha yolun en başında ‘’burası ben dışarıda tiyatro yapamıyorum diyen herkesindir’’ diyerek yola çıktı. Çünkü her konservatuar mezunundan aynı şeyi duyarsınız. ‘Nerede tiyatro yapacağım? Beni kimse almaz!’ Özel tiyatrolara baktığınızda isme ait tiyatrolar görürsünüz. Şahıs tiyatrolarıdır bunlar, genelde dar kadrolu oyunlar oynarlar ve yine genelde sadece kendileri oynarlar. Doğal aslında buna tepki göstermiyorum ama öte yandan da oyuncusunuz ve iki saatlik bir oyunda sadece on dakika sahneye girip çıkmak sizi doyurmuyor. Oyuncu olarak tabi ki daha fazlasını istiyorsunuz. Işıl Kasapoğlu bu eksikliği gördü ve bu durumdaki gençlere oyunculuk yapma imkanı sağladı. Ben de onun için buradayım..
-Semaver Kumpanya bünyesindeki Çocuk Tiyatrosu’ndan biraz bahseder misiniz? Niçin Çocuk Tiyatrosu da yapıyorsunuz? Çocuk Tiyatrosu çok önemli. Geleceğin seyircisini yaratmak için var çocuk tiyatrosu. Bir çocuğun çevresiyle sağlıklı ilişki kurabilmesi, sosyal olabilmesi için tiyatroya gitmesi çok önemli. Ben ilkokulda drama dersleri olmasının gerekliliğine de sonuna kadar inanıyorum. Özel okullarda çocuklara bu şans veriliyor ama devlet okullarında hala yok. Drama veya tiyatro, insanın önce kendini, sonra çevresini tanıyabilmesi için çok gerekli. Dünyayı kavrayışını kolaylaştırıyor, algılama biçimini geliştiriyor, vizyonunu genişletiyor. O yüzden Avrupa daha önde. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da ilk yapılan binalar opera ve tiyatro binaları. Avrupa bunu biliyor. İlerlemenin buradan başladığını, bir ülkeyi ileriye taşıyacak insanların oradan yetişen gençler olduğunu, sanatla beslenen insanlar olduğunu biliyorlar. Sanatın (hepsini kapsayarak söylüyorum), bu kadar uzun bir süre varolabilmesi , hala yaşıyor olması, ilerlemenin temel taşıyıcısı olduğunun en büyük göstergesidir. Baktığımız zaman 2000 küsur yıllık geçmişi olan bir sanat tiyatro. 2000 küsur yıldır yapıla gelen başka hangi iş var? Bugün siz tiyatroya gidiyorsunuz, ben gidiyorum, 25 kişi burada tiyatro yapıyoruz. O yüzden çok önemli, çocuk tiyatrosu da o yüzden önemli. Gelişim açısından dramanın, tiyatronun, sanatın yeri tartışılamaz. Bugün tiyatro seyircisi olan bir çocuk ileride hiç tiyatroya gitmese bile yaptığı işe bakışı değişecek, hayatla kurduğu ilişki sanatla beslendiği için başka türlü olacak.
--Semaver Kumpanya Türk Tiyatrosu’ nun neresinde duruyor ve Türk Tiyatrosu’nu getirdiği noktadan hangi noktaya taşımayı hedefliyor?
İyi bir noktada olduğumuzu düşünüyorum. Oyuncuya dayanan tiyatro yapıyoruz. Bizde aktör çok ön plandadır. Oyunlarımızdan sahneleri düşündüğünüzde dekor yoktur genelde, ağırlık aktördedir. İki oyuncu dururlar ve konuşurlar, atmosfer oyunculukla yaratılır. Bir yandan aktöre dayalı tiyatro yapıyoruz ve diğer yandan da Türk Tiyatrosu öğelerine en fazla eğilen tiyatroyuz diye düşünüyorum. Türk Tiyatrosu’na baktığımızda meddahımız var, Karagöz’ümüz var, gölge oyunumuz var...Oyunlarımızda bunlardan ufak tefek öğeleri kullanıyoruz. En azından iki kişinin durup konuşması bile Kavuklu İle Pişekar’ı anıştırır. Biz kendi tiyatromuzdan yola çıkmaya çalışıyoruz. Dışarıdan bir takım şeyler yapmıyoruz. Yeni oyunumuz Mem ile Zin’de de gölge oyunu
--Semaver --Kumpanya’da oyun seçimi nasıl olur? Günay Ertekin, Yavuz Pekman, Bülent Emin Yarar ve Işıl Kasapoğlu birlikte mi karar verirler? Yoksa sadece Işıl Kasapoğlu’nu heyecanlandıran projeler mi çalışılır? Oyuncu ekibinin önerisi dikkate alınır mı? Metin seçme kriterleriniz neler?
Metinleri seçerken tabi ki anlatmak istediklerimize göre karar veriyoruz. Zaten her metinin de tek bir savı yoktur, metin üzerinden tercihimizi derdimiz olanlarla paralellik kurarak yapıyoruz. Oyuncuların katkısı oluyor tabii ki. Beraber okuyoruz, üzerine konuşuyoruz, herkes fikrini ortaya koyuyor. Bizde her şey olabildiğince açık ama son kararı Işıl Kasapoğlu veriyor. Çünkü o bizim genel sanat yönetmenimiz. Herhangi bir proje Işıl Kasapoğlu’nu heyecanlandırmıyor diye onun tek bir cümlesiyle asla rafa konmaz. Işıl Kasapoğlu da fikrini söyler, düşüncelerini bizimle paylaşır. Biz sormasak da paylaşır.
--Size dönelim biraz...Tiyatroyla tanışmanızın başlangıç noktasından bahseder misiniz? Lisede Süleyman isminde bir arkadaşım vardı. Tiyatroya aşırı bir merakı vardı, çok hevesliydi. Lise tiyatrosuna devam ediyordu. Her yıl edebiyat öğretmenimizin yönetmenliğinde oyun çıkarırlardı. Ben de yoktu böyle bir his o zamanlar. Beni çağırdığında da gitmezdim onla, ne işim var tiyatroda, ben gelmem derdim. Bir yıl sene sonu gösterisi olarak ‘Lüküs Hayat’ı çalışıyorlar. Oyunun çıkmasına 3 gün kala da ‘Ruhi’ isminde bir rolü oynayacak olan çocuk çekip gidiyor. Oynama zorunluluğu yok tabii. Sıkılmış, çekmiş-gitmiş. Süleyman da bana sormadan ‘benim bir arkadaşım var, Tansu, o oynar, onu çağıralım’ diyor. Bana da gelip, ‘gelmen lazım, ben söyledim bir kere, gelecek dedim’ diye tutturuyor. Onun zoruyla gidiyorum ve o tek gösteride bir şeyler konuşuyorum, ezberliyorum, kostüm veriyorlar bana...Çok yabancı olduğum bir şey ama o gün sahnede çok keyif alıyorum ve ben ‘oyuncu’ olmalıyım diye ilk kez o gün içimde bir şeyler filizlenmeye başlıyor
--‘’Ben oyuncu olmak istiyorum’’dediğinizde ailenizin tepkisi ne oldu?
Ben lisede okurken annemle babam Suudi Arabistan’daydı. Ben İzmir’ de teyzemle beraber yaşıyordum. Teyzem kararlarım konusunda ve hayatım konusunda belirleyici değildi. Liseyi yalnız geçirdim diyebilirim ve o yaşta kendi kararlarımı kendi başıma veriyor olmam yaşıtlarımdan daha çabuk olgunlaşmamı sağladı. Ailem bugünden geriye baktıklarında o dönem yanımda olmadıkları için üzgünler ama ben iyi ki de böyle olmuş diyebiliyorum. Lisede öğrenciyken üniversiteye hazırlanmak için dershaneye gönderiliriz ya işte ben o dönemi de dershane yerine tiyatro kurslarında ve akşamları da gidebildiğim tüm tiyatro gösterilerinde geçirdim. Dershaneye devam etmedim ve bir gün dayanamadım babama telefon açtım: ‘‘Ben dershaneye gitmeyeceğim’’ edim. Halbuki gitmiyordum zaten ama bir şekilde tercihimi itiraf etmek istedim. Babam, ‘niye’ diye sordu. ‘’Bana faydalı olduğuna inanmıyorum, sizin düşündüğünüz gibi bilgisayar mühendisi olamayacağım, ben konservatuara gideceğim ve oyuncu olacağım’’dedim. Babam eminim o an benden uzakta olmakla ne kadar hata yaptığını düşünmüştür ama o kadar kararlıydım ki bana sadece ‘’karar senin, senin hayatın’’ diyebildi. O gün karşı çıkmadılar ama o kadar yürekten de desteklemediler. Şimdi ise en büyük destekçim onlar.
-Tansu Biçer nelerden beslendi? Gözlem yeteneği oldukça güçlü olduğu sezilen bir oyuncusunuz. Neleri gözlersiniz, ayrıntıları yakalamak alışkanlık olarak edindiğiniz bir özellik mi, yoksa kendiliğinden oluşmuş bir mekanizma mı?N
Nelerden ve nasıl beslendiğimi bilemiyorum. Benim bir özelliğim vardır, gördüğüm şeyi unutmam. Karşımdaki dolaba bakıyorsam ve onun herhangi bir yerinde bir kağıt duruyorsa o kağıdın yokluğunu da hemen fark ederim.
Karışık şekilleri kolayca çizebilirim. İnsanlara baktığım zaman da özelliklerini alabiliyorum, enerjisini taklit edebiliyorum. Birinin enerjisini taklit edebiliyorsanız o zaman yaptığınıza inandırabilirsiniz diye düşünüyorum. Ben bir kursa gitmedim, özel bir çaba da harcamadım.
-Konservatuar sınavına hazırlandınız mı? Parça çalışmanıza yardımcı olan birileri oldu mu?
Beni konservatuara Öktem Özses hazırladı. Ama biz onunla parça çalışmadık, bol bol konuştuk, hayatı konuştuk, tiyatroyu konuştuk ve bana parça hazırlamanın değil, tiyatroyu ve hayatı anlamamın önemli olacağını söylerdi. Onunla sohbetlerimiz bana o kadar yararlı olmuştu ki, hangi sınava girersem gireyim kazanırım diye düşünüyordum. Eskişehir’de sınava girdiğimde de kazanacağımı hissettim. Eskişehir’de kampüse girdiğimde de kendi kendime burada yaşayabilirim ve mutlu olabilirim dedim. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nın da sınavını kaçırmıştım ama Eskişehir’i özellikle tercih etmiştim. İlk sınava girişimde de kazandım.
--Eskişehir Devlet Konservatuarı’nda aldığınız eğitimden yola çıkarak bu işi öğrenmeye başladıktan sonra oyunculuğa ve oyunculara bakışınızda neler değiştiğini açıklar mısınız?
Değişiklik ister istemez oluyor. İnsan sürekli gelişiyor, sürekli daha fazlasını ediniyor. Ben okulda bunun farkında olmayı öğrendim. ‘Aaa bu benim dönüm noktam’ dediğim bir an olmadı. Önemli olan kendinizdeki ufak veya büyük tüm değişimleri fark etmek ve bu farkındalıkla bir sonraki basamağa çıkmak.
--Mezun olduğunuz bölümde asistan olarak ne kadar görev aldınız? Aldığınız eğitimle verdiğiniz eğitimi kıyaslar mısınız?
Ben derslere sadece gözlemci olarak girdim, eğitim vermedim. Zaten sadece bir yıl asistan olarak görev aldım. Özellikle de ilk yılınızda dersler üzerinde belirleyici olamıyorsunuz. Dediğim gibi sadece gözlemciydim. Dolayısıyla böyle bir kıyaslama yapamayacağım.
--Oyunculukla ilgili çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün konservatuarlarda verilen eğitimi nasıl buluyorsunuz?
Benim okuduğum dönemde de çok eksik vardı, şimdi de var. Bizdeki okulların kimliği yok. Kişilerin ekolleriyle devam ediyor konservatuarlar. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Yıldız Kenter, Mimar Sinan’da Zeliha Berksoy, İzmir Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Özdemir Nutku, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Cebeci kuşağı var. Dolayısıyla bu kişilerin kimlikleri okulların kimliklerini oluşturuyor. Okulların kendi kimliği yok. Avrupa’da Yoksul Okul diye bir okul var. Oradaki hocalar başka iş yapmıyorlar. Hayatları boyunca onu yapmak istiyorlar ve onu yapıyorlar. Biz de o yok, şunu tercih ediyorum diyebilen pek yok. Daha yeni yeni gelişiyoruz tabii. Evet, konservatuarlarımız var, oyuncu yetiştiriliyor ama o kadar. Üniversitelerin konservatuara bakışlarını değiştirmeleri gerekiyor. Sınavlarda baktığınızda jürideki hocaların gerçekten seçtiği kişi sayısı 5-6’yı geçmez ama kontenjanı doldurmak zorundalar. Bununla birlikte şu bir gerçek ki, konservatuar eğitimi önemli ama iyi bir oyuncu olmak için tek kriter değil. Oyuncu olmak bir süreç işi, iyi oyuncu olmak 35-40’ından sonra başlıyor bana göre. Deneyim gerektiriyor, hayat tecrübesi de gerektiriyor. Ben Murtaza’yı 40 yaşımda oynasaydım çok farklı olurdu diye düşünüyorum. Daha 3 senedir profesyonel tiyatro yapıyorum. Şu an sadece çocukluğumdan getirdiğim bir şeyler var. Konservatuar eğitimi de çok çok önemli ama okullarda yapılan bir hata daha var. Onu da belirtmek istiyorum. Kimi zaman öğrencinin konservatuara öğrenmek için geldiği göz ardı ediliyor. Bazı hocalar oyuncu muamelesi yapıyorlar. İşte o zaman ne işim var burada diye sorgulamaya başlıyorsun, korkuyorsun ve telaşa kapılıyorsun. Korkuyorsan ve telaş halindeysen dünyanın en büyük acısını sırtlanmışsın demektir. Bazen olur bana, korkarım, telaşa kapılırım, bunları üzerimden atamam. Okulda bu baskındı, bir şey yaptığında ‘kızacaklar’ korkusu hakimdi ama Semaver Kumpanya’da bu yok. Burada rahatsın ve bunları üzerinden atabilme imkanı sağlanıyor sana. Hata yapma özgürlüğümüz var. Bu çok önemli.
--Oyun çıkarma sürecinde bir rolü inşa ederken neler yapıyorsunuz? Bugüne kadar sizi zorlayan bir süreç oldu mu?
Zorlayan bir süreç olmadı ama Murtaza ve Biederman ile Kundakçılar’da Biederman ‘a hazırlanırken yorucu bir süreç geçirdim. Biederman tam istediğim gibi olmadı. Eskişehir’de Tiyatro Anadolu’nun 2002 sezonunda, Biedermann ile Kundakçılar’ı yalnızca 6 kez oynayabildik. Daha uzun bir süre oynayabilseydik belki halledebilirdim. Aslında bugüne kadar yalnızca 4 oyunda yer aldım. Tiyatro Anadolu’da Biederman ile Kundakçılar’ın dışında 2001-2002 sezonunda Keşanlı Ali Destanı’nda oynadım. Semaver’de ise bildiğiniz gibi On ikinci Gece ve Murtaza’da yer aldım. Çocuklara yönelik hazırladığımız Memo’nun Önlenemez Yükselişi, Pırtlatan Bal ve Deniz Kızı (gölge oyunu) gibi çocuk oyunlarında da rol aldım.
--Sezgiyle mi hareket ediyorsunuz? Sezgi, akıl, mantık, teknik donanım bunların önem dereceleri nedir size göre?
Hepsinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Sahnede karşılıklı duran iki kişi düşünün. İki oyuncudan birinin diğerinin yüzüne bakmasıyla bakmaması arasında fark var. Bunu düşünebilmek ve gerektiğinde doğru tercihi yapabilmek gerekiyor. Akıl işte bu noktada devreye giriyor. İkisinin de çok farklı anlamlara geldiğini bilmek gerekiyor. Teknik donanım da çok önemli. Teknik donanım duygularımıza daha çabuk ulaşabilmemizi kolaylaştırır. Konservatuar da bunu sağlar, bu süreci hızlandırır. Sezgiye gelince, en önemlisi o sanırım. Onu akılcı kullanmak lazım. Sezmek, sezdiğin şeyin doğru olup olmadığını ayırt edebilmek (akıl burada işin içine giriyor) ve teknik yeterlilik. Hepsi birbiriyle çok ilişkili. Ben sesimi ve nefesimi önemli oranda etkilediği için 4 aydır sigara içmiyorum.
--Eğitim ve yetenek. Oyunculuk için bunların payları yüzde kaç size göre?
Bu daha çok kişiye bağlı bir şey. Yeteneği nispeten daha az olan biri şüphesiz eğitilebilir ama doğru yöntemi seçmek gerekiyor. Herkese standart bir eğitim veremezsiniz. O kişi için en doğru yöntemleri bulduğunuzda ve o da bu eğitimi doğru olarak aldığında sorun kalmayabilir. Öte yandan yeteneğin kişinin mayasında olması da çok önemli. Tecrübe de çok önemli. Okuldayken oradakilerden çok öteye gidemiyorsunuz, sınırlı bir alan. Ama çok çalışmak gerekiyor. Ben okuldayken çok çalıştım ve içim bu açıdan son derece rahat
--Tiyatroya ait sizi acıtan bir anınız var mı?
Hayır, yok. Bu zamana kadar iyi gitti ve iyi gidiyor da...umarım olmaz.
--Genelde oyuncular ve tiyatroya gerçekten emek veren insanlarda gereği kadar düşünülmeden hazırlanmış oyunları izleyememek gibi bir dert vardır. Hatta bu tarz oyunların sonuna kadar kalamazlar, rahatsız olurlar sahnede olanlardan...Siz manevi anlamda huzurla oyun izleyebiliyor musunuz?
Ben tüm oyunları izlemek isterim, oyun izlemeyi severim. Sadece burada iki oyunda da oynadığım için fırsat bulup tiyatroya gidemiyorum. Devlet Tiyatroları’nı pek tercih etmiyorum ancak oyunda izlemek istediğim bir oyuncu varsa gitmeye çalışıyorum. Şehir Tiyatroları nispeten daha iyi gibi.
--Türk Tiyatrosu ve Dünya Tiyatrosu’nda örnek aldığınız oyuncular kimler?
Türk Tiyatrosu’ndan Haluk Bilginer tabii ki. Onu izlemekten çok keyif alıyorum. ‘Her türlü projede, televizyonda bile işini çok iyi yapabilirsin’ in ispatı bana. Dünya Tiyatrosu’nda ise kendilerini tiyatro sahnesinde hiç izlememiş olsam da Jack Nicholson, Antony Hopkins, Al Pacino oyunculuklarını beğendiğim oyuncular.
--Hayalinizde nasıl bir tiyatro var? Hayalinizdeki tiyatro ile Semaver Kumpanya arasında fark var mı?
Çok fark yok aslında. Hayalimde kendi tiyatromu kurmak var. Kurduğum tiyatroda kendi oyunlarımızı, özümüze yakın duranları oynamak istiyorum ve Türk Tiyatrosu’nu mutlaka bulunduğu noktadan başka bir noktaya taşımak istiyorum. 2004 yılındayız, bugün 100-200 yıllık oyunları güncellemeden oynayamazsınız. Bugünün insanının tercihleri çok değişti. Artık insanlar Adidas mı Nike mı diye tercih yapıyorlar, o telefonu değil de bu telefonu istiyorum diyebiliyorlar. Bazı oyunlar var, bugünü karşılamıyor. O hataya düşmemek gerekiyor. Öte yandan da 2000 küsur yıl öncesinin bir oyunu olan üzerine post geçirme oyununu kullanabilirim. Bu bir teatral güzellik, işte bunu alabilirim ama onun oynanma biçimini değiştirebilmeliyim.
--Işıl Kasapoğlu ve Bülent Emin Yarar dışında hangi yönetmenlerle çalıştınız? Sizce yönetmenin oyuncu üzerindeki etkisi nedir? "Rejisör oyuncuya eşlik edendir; oyuncu olmazsa da tiyatro olmaz."diyen Işıl Kasapoğlu ve ‘’eşlik edilmeyen bir oyuncu, yalnız ve çaresiz hisseder kendini. Dolayısıyla yönetmen olmadan tiyatro olmaz.’’ diyen Bülent Emin Yarar’a katılıyor musunuz?
Tabii, yönetmen çok önemli bence de. Yönetmenin sahne üstündeki oyuncuyu çok iyi koklaması gerekiyor. Işıl Kasapoğlu bunu başarabilen az sayıdaki yönetmenlerden biri. Oyuncu sahnede gerginse bunu hemen anlar ve değiştirir, bir şekilde oyuncuyu rahatlatır. Ayrıca atmosferi doğru seçer, tercihini doğru yapar ve oyuncunun tüm yaptıklarını da o atmosferde değerlendirir. Bunu çok iyi yapar ve oyuncuya güven verir. Çok iyi izler, kendi de söyler bunu. Objektiftir, geniş düşünür. İki yıllık oyuncusuna da kesinlikle objektif yaklaşır. Oyuncu ne kadar etkileyebiliyorsa o kadar etkilenir.
--Işıl Kasapoğlu bildiğimiz kadarıyla laboratuar sistemiyle çalışan ve rol dağılımında istediği rolü oynayabilmesi için çalış-göster diyerek oyuncuya şans veren bir yönetmen. Bu çalışma sistemini onaylıyor musunuz? Bu yöntemin rekabeti beraberinde getirmesi ve rekabetin de bazen gerginliklere yol açması gibi sakıncalar yok mu?
Bu yöntemi onaylıyorum. Çünkü ne kadar çalışırsan o kadar varsın. Devamlı çalışmak zorundasın. Ancak çalışarak bir sonraki oyunda bir öncekinden daha iyi olabilirsin.Rekabete gelince, şu an aramızda öyle gerginlikler yaşamıyoruz. Ama bu dediğiniz ilk oyun için geçerli olabilir. Şu an hepimiz birbirimizi çok iyi tanıyor, yapabilirlik sınırlarımızı biliyoruz. Işıl Kasapoğlu da her birimizi çok iyi tanıyor ve biz de onu tanıyor, tercihlerine saygı duyuyoruz. Artık sürtüşme olmuyor.
--Sevmeden oynamak zorunda kaldığınız bir rol oldu mu?
Hepsini seviyorum. Sevmeden oynadığım bir rol olmadı. Şu an Devlet Tiyatroları ya da Şehir Tiyatroları’nda değilim. Onların halini görüyorum. Eskişehir’dende bu yüzden istifa ettim.
--Oynamak istediğiniz bir karakter var mı?
Ben okuldan beri hep yaşımdan büyük karakterleri oynadım. Biederman, Murtaza...kocaman adamlar. Ben 1978 doğumluyum. Tam kendi yaşımda birini oynamak isterdim ve bunu oynarsam zorlanırım diye de düşünüyorum. Bir de serseri tipleri oynamak isterdim. Aslına bakılırsa oynamaktan zevk alıyorum, iyi-kötü ayırmıyorum, sevdiğim-sevmediğim ayırmıyorum.
--Hem Semaver Kumpanya’da hem de Eskişehir’de eğitiminiz sırasında çalıştığınız roller arasında en çok sevdiğiniz ve ‘bende özel bir yeri vardır’ dediğiniz karakter hangisi?
Murtaza’nın bende özel bir yeri vardır. Ayrıca Murtaza’yı kişi olarak da çok seviyorum.
--Semaver Kumpanya’nın önümüzdeki sezon oyunu olan Mem ile Zin’de sizi oyuncu olarak değil de yönetmen asistanı olarak görüyoruz. Bu bir tercih mi? Bu süreçte asistan olarak yer almak size neler kazandırdı?
Evet, bunu ben tercih ettim. Bir projede kenarda oturup izlemek istedim. Kendi gelişimim için yaklaştığım bir çalışma Mem ile Zin. İçerideyken sahnedekilerle aynı hatayı yapabileceğimi biliyorum, dışarıdayken bunu görüyorum.
--Asıl olarak oyuncu olduğunuz için soruyorum bu soruyu...Çalışma sırasında’’keşke şimdi sahnede olsaydım, şurayı daha iyi oynardım’’dediğiniz olmadı mı?
Mem ile Zin’in metninde çok güzel tiratlar var, keşke orayı ben oynasaydım dediğim oluyor. Hatta arkada gizli gizli ben de oynuyorum ama ‘daha iyi yapardım’ demiyorum, ‘ben olsam başka türlü yapardım’ diyorum. Sahne üstündeki samimiyet ve iyi niyet çok önemli. Bu da aslında hayatta nasıl olduğunla alakalı. Hayatta iyiysen, samimiysen, orada da öylesin. Sahnede ‘iyi niyet’i görmediğim zaman orada olmayı hak etmediklerini düşünüyorum. İşte o zaman keşke orada başkası olsa diyorum. Bunu tüm tiyatroları kapsayarak söylüyorum, bizde böyle bir sorun olduğunu düşünmüyorum.
--Oyuncu sahnede görünen, yönetmense görünmeden varolandır...Bu çalışmayla, asistan olarak da olsa yönetmenliği tecrübe ettiğinize göre bundan sonrasında görünen mi görünmeden var olan mı olmak istiyorsunuz? Hangisi ağır basıyor?
Daha iki gün önce hep asistanmışım gibi hissettim. Böyle gider mi, buna yönelir miyim diye düşündüm. Hayır ama yönelmem, oyunculuk tabi ki ağır basıyor. En azından şimdilik...
--Mem ile Zin’den biraz bahseder misiniz? Proje kimin fikriydi? Çalışma yöntemi nasıldı?
Mem ile Zin herkesin ortak fikriydi denilebilir. 1600'lerde kaleme alınmış bu destanı okuyunca çok büyük bir heyecan yaşadık. Metni Işıl Kasapoğlu okumamız için getirdi. Bir aşk destanı ve herkese destanı da okumalarını tavsiye ederim. Shakespeare gibi okunması gereken bir yazar Ahmede Xane. Bu destanın dışında insan üzerine yazılmış kitabı ve bir de Kürtçe Sözlük’ü var. Mem ile Zin’de ilk bölüm Peygamber’e övgü, ikinci bölüm Allah’a övgü. Özünde Tanrısal bir şeyler var, biz de elimizden geldiği kadar yansıtmaya çalıştık ama merkez de aşk var. Tajdin’le Mem’in ilişkisi aşk, Siti ile Zin’inki de aşk, dadı ile kızlarınki de aşk. Biz daha çok aşkın türleri olarak yansıtmak istedik. Bir annenin çocuğuna duyduğu da aşk... Eserin konusu dışında, edebi tarafı çok önde. Bence bu artık bir dünya klasiği
-Semaver Kumpanya’da önümüzdeki sezon başka hangi oyunları göreceğiz?
Bunu daha konuşmadık, henüz net olan bir proje yok.
--Peki sizi hep Semaver Kumpanya’da mı göreceğiz? Geleceğe dönük planlarınızı bizimle paylaşır mısınız?
İnşallah. Zaman ne gösterir bilinmez ama şimdilik Semaver Kumpanya’dayım.
--Son olarak tüm konuklarımıza sorduğumuz bir soru... Tansu Biçer kendiyle nasıl hesaplaşır?
Ne yapıyor olduğumu ve gün içinde bile ne yaptığımı düşünürüm. İnsanlara nasıl davrandığımı düşünürüm. Nasıl bir insan olduğumu sorgularım. Antony Hopkins bir röportajında Hannibal’ı nasıl bu kadar iyi oynadığını sorduklarında ‘’o zaten içimde var’’diyor. Hepimizin içinde her şeyin olması ürkütücü bir şey. İçimizde her şeyden biraz var. Şartlar bazısını dibe itiyor, bazısını da üste çıkartıyor. Üste çıkanlar bazen rahatsız ediyor ama bana işimi yaptırıyor.
--Son dedim ama bir şey daha soracağım: İşini iyi yapan insanlarda ben duygusunun altı çok çizilidir. Siz işini iyi yapanlardansınız. Bunu kendinizde bir problem olarak görüp de kaçınma yolları keşfettiniz mi?
Bazı anlarda bunun çok da gerekli olmadığını düşünürüm. Kendini nasıl kontrol ettiğinle alakalı bir şey bu. ‘Ben’in peşinde gitmek kötü olan. ‘Ben’i fark edip, dizginlemek iyi olan. Sanırım bunu yapmak gerekiyor,bazı duyguları asla öldüremeyiz. İki gündür açsak, masadaki ekmeğe saldırırız, bunu engelleyemeyiz,doğamızda var bu... Biz sadece farkına varabiliriz. Farkında olmak, dizginlemeye çalışmak ve kendinle barışık yaşamak önemli olan. Benim yaptığım ya da yapmaya çalıştığım, dizginlemek. Kendime karşı cesurum, kendime bazı şeyleri itiraf etmem kolay olur. Hepsi bu...
--Teşekkür ederim. Sahne üstünde, sahne gerisinde, sohbetimiz sırasında ve bence hayatında bu kadar samimi olabilmeyi başardığın için...
Röp:Nilay Çıtak
misskrueger 30-08-06, 13:40 oyunculugunu çok severim çok dogal oynuyo kendisini tiyatroda izleme fırsatını bulamadım ama gördügüm kadarıyla izlemem gerekiyo.başarılarının devamını dilerim...
oyunculugunu çok severim çok dogal oynuyo kendisini tiyatroda izleme fırsatını bulamadım ama gördügüm kadarıyla izlemem gerekiyo.başarılarının devamını dilerim...
Evet bende sevgili volvox sayeside Trainsportingde izedim ve çok başarılı buldum tekrar sezon başladığında başka oyunlarınıda izlemek isterim...
http://img175.imageshack.us/img175/3062/tansubicer06qa6.jpg
http://img152.imageshack.us/img152/7922/tansubicer04ly7.jpg
http://img74.imageshack.us/img74/5784/tansubicer07tg1.jpg
misskrueger 30-08-06, 16:20 Evet bende sevgili volvox sayeside Trainsportingde izedim ve çok başarılı buldum tekrar sezon başladığında başka oyunlarınıda izlemek isterim...
aaa desene kaçırdım umarım yeni sezonda başka oyunlarda görürüz...
hırsız polisin en temiz kalplisi :img-nyam:
misskrueger 30-08-06, 16:39 http://img168.imageshack.us/img168/6659/dsc05306pd0.jpg (http://imageshack.us)
http://img235.imageshack.us/img235/8022/memomainhm9.jpg (http://img235.imageshack.us/img235/8022/memomainhm9.jpg)
http://img527.imageshack.us/img527/8973/trainspottingmainzp4.jpg (http://img527.imageshack.us/img527/8973/trainspottingmainzp4.jpg)
http://img527.imageshack.us/img527/7906/ucluweb1vf7.jpg (http://img527.imageshack.us/img527/7906/ucluweb1vf7.jpg)
simdiye kadar hangi filmlerde ve dizilerde rol aldi??
simdiye kadar hangi filmlerde ve dizilerde rol aldi??
http://dizifilm.com/forum/showpost.php?p=1105973&postcount=1
http://dizifilm.com/forum/showpost.php?p=1105973&postcount=1
sagol, ilk sayfaya bakmadan sordum bende :S
computerhand 24-02-07, 06:52 ben pek tanımıyorum kendisinin ama yer aldığı projelere bakılırsa iyi bir oyuncu
misskrueger 01-03-07, 15:34 http://img172.imageshack.us/img172/922/untitledbx7.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 26-05-07, 14:34 http://img512.imageshack.us/img512/5830/pdvd044cj0.png (http://imageshack.us)
http://img502.imageshack.us/img502/8282/pdvd054mr8.png (http://imageshack.us)
angel_timuçin 26-05-07, 14:37 ayyyyy çok seviyorum ben korayıı yaaaaaa
angel_timuçin 26-05-07, 14:43 http://img527.imageshack.us/img527/1341/tansubicer051fa3.jpg (http://imageshack.us)
angel_timuçin 26-05-07, 14:44 http://img520.imageshack.us/img520/743/biedermannweb11nm0.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 26-05-07, 15:04 http://img524.imageshack.us/img524/4638/pdvd055jg8.png (http://imageshack.us)
http://img528.imageshack.us/img528/6695/pdvd064en0.png (http://imageshack.us)
http://img129.imageshack.us/img129/4164/61769212ek1.jpg
http://img129.imageshack.us/img129/457/29169116xv8.jpg
http://img186.imageshack.us/img186/2518/13488425pd1.jpg
http://img129.imageshack.us/img129/7452/96032889dq7.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/78126219ec.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/0cb9bc545f.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/5834fd1e50.jpg
http://www.imgloadtr.com/uploads/b119c133cf.gif
http://www.imgloadtr.com/uploads/e861ab204c.gif
resimler için teşekkürler arkadaşlar kimmiş nerde oynamış biliyorum...
ama ben hiç görmedim tiyatro ya ağırlık vermiş galiba hep...
|
|