Tüm Versiyonu Göster : Zuhal Olcay
misskrueger 16-09-06, 12:31 http://img179.imageshack.us/img179/8182/zuhalolcaykk0.jpg (http://imageshack.us)
1957/İstanbul dogumlu olan Zuhal Olcay 1976’da Ankara Devlet Tiyatrosu’ndan mezun oldu.Bir sene Londra'da İngilizce eğitimi aldı. Daha sonra "Devlet Tiyatroları’na katılan sanatçı, Otello, Boş Beşik, Söz Veriyorum, Martı gibi çeşitli oyunlarda rol aldı. 1986 yılında "Martı" oyunundaki 'Nina' rolüyle, "Avni Dilligil Tiyatro Ödülü"nü kazandı. 1983'den itibaren, "Sönmüş Ocak", "Parmak Damgası", "Gecenin Öteki Yüzü", "Artist Palas" ve "Medeni Haller" gibi Tv Dizilerinde oynadı.
Filmografisi:Rol aldığı bazı sinema filmleri ve almış olduğu ödüller :
"Salkım Hanım'ın Taneleri"
"İhtiras Fırtınası" Ankara Film Festivali 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu'
"Amansız Yol" Antalya Film Festivali 'En İyi Kadın Oyuncu' "Kurşun Ata Ata Biter"
"Halkalı Köle" Cinema Critics Award 'En İyi Kadın Oyuncu'
"Dünden Sonra Yarından Önce" Ankara Film Festivali 'En İyi Kadın Oyuncu'
"Yanlış Cennete Veda" Berlin Golden Band 'En İyi Kadın Oyuncu'
"Kara Sevdalı Bulut"
"Medcezir Manzaraları" Ankara Film Festivali 'En İyi Kadın Oyuncu'
1989 yılında 'Evita' ile müzikal oyunlarda da başarılı olduğunu kanıtladı.
http://img67.imageshack.us/img67/2900/06kf8.jpg (http://imageshack.us)
http://img67.imageshack.us/img67/1214/13qd7.jpg (http://imageshack.us)
Belediye başkanlığını reddettim
Türk sinemasının ‘‘hüzünlü yüzlü kadın’’ı Zuhal Olcay, Hürriyet'e verdiği özel röportajın ikinci bölümünde güzellik, erotizm ve politika hakkındaki düşüncelerini açıkladı. Zuhal Olcay, kendisi için ‘‘En azından çirkin değilim’’ yorumunda bulunurken beyazperdedeki çıplaklığın mutlaka estetik düzeyde olması gerektiğini vurguladı. Siyasetten hoşlanmadığını belirten Olcay, Erdal İnönü, Hüsamettin Cindoruk ve Fikri Sağlar'ın en sevdiği politikacılar olduğunu söyledi.
Kendini güzel buluyor mu ki?
- Güzel olduğumu düşünüyorum tabii. En azından çirkin değilim. Aynada bazen çok salak bir kadın görüyorum, kızıyorum o kadına. Bazen de çok seviyorum. Kendimi çok fazla sorgulayan bir insanım. Her an her şeyi çok derinlemesine algılıyorum, yaşıyorum. Yaşarken müthiş heyecan, bir o kadar da yorgunluk duyuyorum.
‘‘Sahte Cennete Veda’’nın Elif'ini oynarken de soyunmaktan kaçmamıştı ‘‘Hüzün yüzlü kadın’’...
- Çıplaklık belli bir estetikle yapılmalı. Çıplak görünecekseniz ve hoş bir sevişme sahnesiyse, güzel bir vücuda sahip olmanız lazım. O güzel vücudun güzel bir ışıkla, çok estetik çekilmesi lazım. Bu koşullar altında soyunmanın kötü bir yanını görmüyorum. O filmdeki Elif'in çıplaklığı çok acıklı bir çıplaktı, güzel kadın vücudu sergilenmedi. Ayrıca öyle güzel vücudum da yok. Ben küçük göğüslü, geniş kalçalı bir kadınım. Selülitlerim de var. Türkiye'de çıplakla ilgili sahnelerin çok iyi çekildiğine inanmıyorum. Bundan sonra bu tür sahneleri pek kabul etmeyeceğim.
İNANDIĞIM ŞEYİ YAPARIM
Bir de ‘‘İki Kadın’’ vardı, kimi sahneleri için eşcinsellik damgası vurulan. Ya böyle bir rol teklif edilirse?
- Öyle yorumlandı ama alakası yok. Kaldı ki, öyle bir hikaye olursa doğrusu oynamak isterim. Sıradışı karakterleri canlandırmak bana her zaman heyecan verir. Sanatçı toplumun hoşuna gitmek için bir şeyler yapan kimse değildir. Kendisi inanıyorsa, hiçbir hesap yapmadan çıkar ortaya ve yapar. Ben bugüne kadar inanmadığım hiçbir şeyi yapmadım.
Politikada ‘‘Sarışın güzel kadın’’ var, yanına bir de ‘Hüzün yüzlü kadın’ eklense fena mı olur?
- Geçen seçimlerde CHP'den Bakırköy Belediye Başkanlığı için adaylık teklifi yapıldı, kabul etmedim. Siyaset ve ben, asla yan yana olamayacak iki kavram. Politik davranmak benim özümde yok. Tansu Çiller, siyaset sahnesinde olmamasından çok mutluluk duyacağım bir isim. Erdal İnönü'den çok etkilenmiştim. Erdal beyin çok iyi bir politikacı, çok üstün bir insan olduğuna inanıyorum. Fikri Sağlar'ı çok seviyorum, gelecekte çok önemli bir konuma gelmesini umuyor ve diliyorum. Cindoruk da sevdiğim bir isim.
HÜLYA AVŞAR’LA YARIŞMIYORUM
Politikadan söz ettik, Yılmaz Karakoyunlu aklıma geldi. Onun Türkiye'nin Varlık Vergisi dönemini anlatan ‘‘Salkım Hanımın Taneleri’’ eseri, bugün Büyükada'dan başlayıp Erzurum Aşkale'de biten çekimlerle beyazperdeye aktarılacak. Filmde ‘‘Nefise’’yi Zuhal Olcay, ‘‘Nora’’yı ise Hülya Avşar canlandırıyor. Bir yanda ‘‘okullu’’ Zuhal, öte yanda ‘‘alaylı’’ Hülya?..
- Hülya Avşar'la bir yarışma içinde değilim. İkimiz de sinemada belli yerleri olan insanlarız. Hülya Avşar, Nora rolü için çok uygun bir seçim. Ayrıca onun sinema oyuncusu olarak çok özgün bir yeteneği olduğuna inanıyorum. Bir kalemde ‘‘Aman canım o da kimmiş, oyunculuk geçmişi yok, eğitimi yok’’ deyip bir kenara itilecek kişi değil. Gerçekten çok güzel bir fiziği ve karizması var. Yeteneği çok içten, işlenmemiş ama, kendi zekâsıyla, aklıyla ve yönetmenin yardımıyla çok hoş işler çıkarıyor. Füruzan'ın filmi olsun, ‘‘Benim Sinemalarım’’ olsun, hoş çalışmalardı. Bu arada bir de dizi çekeceğim. Mahinur Ergun yönetecek. ‘‘Çatısız Kadınlar’’ diye çekilen tek filmin 13 bölümlük dizi versiyonu oluyor. Lale Mansur'la birlikte oynayacağız.
Susmak çok önemli
Zuhal Olcay, insanları kırmaktan, üzmekten hastalık derecesinde korktuğunu belirtiyor. ‘‘İnsan ilişkilerinde hesaplı kitaplı olamıyorum. Bunun için kalabalık ortamlardan sürekli kaçıyorum. Kendimi en saf, en eforsuz evimde yalnız olduğumda hissediyorum’’ diyen ünlü sanatçı, ‘‘susmanın önemli bir şey olduğunu’’ söylüyor.
Haluk'un hayranı
Zuhal Olcay, 10 Ağustos günü doğmuş, ama yılının gizli kalmasını istiyor. Silivri'deki çiftlik evinde eşi Haluk Bilginer'le kısa bir yılbaşı tatili yaşayan ünlü sanatçı, ‘‘Salkım Hanımın Taneleri’’ adlı yeni filmine hazırlanıyor.
http://img169.imageshack.us/img169/2263/16ft4.jpg (http://imageshack.us)
Hayatın kendisi kariyer Zeynep GÜVEN
Magazin programının sempatik muhabiri, mikrofonu uzatıp sorusunu patlattı: ‘‘Uzun zamandır ortalarda görünmüyorsunuz. Bu suskunluk döneminde neler yaptınız?’’ Zuhal Olcay, bir anlık tereddütten sonra toparlanıp doğru cevabı verdi: ‘‘Aslında çok yoğun bir tempoyla çalışıyorum. Oyun oynuyoruz, yeni oyunun provalarını yapıyoruz. Bu arada film çektim. Yeni film ve dizi projeleri üzerinde de çalışıyoruz...’’ Zuhal Olcay her gece sahneye çıkıp oyun oynadığında suskunluk döneminde oluyor, kaset çıkardığında gündeme geliyor. Bakın, biz de öyle yaptık! Dördüncü kasetini bahane edip albümlerini karıştırdık. Zuhal İşanç'tan Zuhal Olcay'a uzanan hayatını dinledik.
Zuhal Olcay, ikinci evliliğini İzmirli işadamı Zafer Olcay'la yaptıktan sonra, kocasının memleketine yerleşti. İzmir Devlet Tiyatrosu'nda oyuncu olarak çalışmaya başladı. Bir çocuk doğurdu. Hayatının rayına girdiğini ve artık makas değiştirmeyeceğini düşünüyordu. Öyle olmadı. İstanbul'dan gelen bir telefon, bu mazbut akışı değiştirdi.
Arayan TRT'den Okan Uysaler'di. Olcay'a, çekeceği filmde rol teklif ediyordu. Ne tesadüf ki, Olcay tam da o günlerde İstanbul'a gidiyordu. Birkaç gün içinde İstanbul'da, Dilson Otel'in lobisinde buluştular. Zuhal Olcay, Aytaç Arman'la oynayacağı başrol teklifini hemen kabul etti. İlk televizyon filmi ‘‘Sönmüş Ocak’’ı çekti. Televizyon dizileri, sinema filmleri birbirini izledi. Zuhal Olcay, yalnızca sanat çevrelerinin değil, herkesin tanıdığı biri oldu: ‘‘Okan buluştuğumuz o gün, ne kadar kararlı göründüğümü söyleyip durdu hep. Bu kararlılığım onu çok etkilemiş. Aslında kafamda sinema filan yoktu; ama bu teklifle, Devlet Tiyatrosu'nda senede bir iki oyunda oynayarak yaşamak istemediğimi farkettim. Bilinçaltım açığa çıktı.’’
SİZ SOLAK MISINIZ?
Zuhal Olcay'ın televizyonla başlayan bu yükselişi, sinema filmleriyle, albümlerle, tiyatro ile sürdü. Diziler, filmler, oyunlar, albümler birbirini izledi.
Zuhal İşanç, erkek berberi Cevat İşanç'la ev hanımı Süheyla İşanç'ın tek çocukları olarak Üsküdar'da doğar. İlkokuldayken, bir sömestr tatilinde, büyük teyzesinin piyano hocası olduğu Ankara Devlet Konservatuarı'na gider ve oyuncu olmaya karar verir: ‘‘Hayatımda ilk kez konservatuarı gördüm ve aşık oldum. Koridorlarda balerinleri, arya söyleyenler, tirat atanları gördüm. Sınıflardan piyano sesleri geliyordu. Ortaokulu bitirir bitirmez, annemin elini tutup Ankara'ya sınava gittim. O zaman İstanbul'da yoktu konservatuar. En yakın arkadaşım Derya Baykal'dı. Giriş sınavlarında tanıştık.’’ Olcay'ın okul arkadaşları arasında, bugün evli olduğu Haluk Bilginer, Fikri Sağlar'ın eşi Serap Sağlar, Mehmet Ali Erbil gibi isimler de vardır.
Haziran'da okuldan mezun olup ağustos ayında, sınıf arkadaşı Selçuk Yöntem ile evlendiğinde 19 yaşındadır. Üç yıl süren bu evlilikten sonra, İzmirli işadamı Zafer Olcay'la evlenir: ‘‘İlk evliliğimden bir iz kalmadı açıkçası, ama ikinci evliliğimin bıraktığı iz dünyalara değer.’’ Bu iz, şimdi lise öğrencisi olan kızı Ceren. Ve son olarak, 1992 yılında, uzun zamandır birlikte yaşadığı oyuncu Haluk Bilginer'le evlenir. Olcay, Haluk Bilginer'in, kendi değişimine etkisini anlatıyor: ‘‘Eskiden daha hırslı, daha paniktim. Şimdi aslolan yaşamdır diyorum. Artık yaşamın kendisini bir kariyer olarak görüyorum. Onu en güzel en mutlu şekilde sevdiklerimle yaşamak istiyorum. Bunda Haluk'un çok büyük etkisi var. Çünkü o, benim için çok doğru bir insan. Haluk, Ceren ve ben galiba yaşamdan tat almayı öğrenmeye başladık. Bizim evde pozitif elektrik her zaman daha fazla.’’
KUAFÖRE GELEN HABER
Şimdi, ortaklarından biri olduğu Tiyatro Stüdyosu'nda Genet'nin Balkon adlı oyununda oynuyor. Oyun, Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde, çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi, pazar günleri sahneleniyor. Mayıs'taki İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali'nde de sahnelenecek.
Odeon Sineması iki sene önce cayır cayır yanmasaydı, bugün Tiyatro Stüdyosu'nun kendine ait bir salonu olacaktı. Olcay, yangın haberini kuaförde almış: ‘‘O gün genel provamız vardı. Cep telefonum çaldı. Tiyatro Müdürü Kemal, tiyatroya gelsen iyi olacak, dedi. Sesi kötüydü tabii. Ne oldu, dedim. Ufak bir kaza olduğunu söyledi. Ben de fazla telaşlanmadan gittim. Salona bir girdim ki, salon filan kalmamış ortada. Tek bir koltuk bile kalmamış. Kahrolduk tabii.’’
Ama ona göre asıl acı olan tiyatronun yanması değil, onu tamir etmek için verdikleri mücadelede önlerine çıkan tuhaf engeller: ‘‘Bir ülke düşünün ki, bir grup tiyatrocu bir yeri yoktan var etmeye, oraya bir tiyatro salonu yapmaya çalışırken şanssızlık eseri yangın çıkıyor. Ve belediye orayı yeniden eski haline getirmene engel oluyor. Bu kepazelik dünyanın başka hiçbir yerinde yoktur. Kaldı ki, devletten hiçbir şey istemiyoruz. Böyle bir ülkede tiyatro yapmak, yeterince onur ve cesaret işi. Onun için ben tiyatrocu arkadaşlarımın hepsiyle gurur duyuyorum. Tiyatroyu meslek seçmiş insanlar benim için çok önemli. Yaptıkları ne olursa olsun’’.
Belediyeye açtıkları dava, iki yılın sonunda nihayet bu ay sonuçlanacak gibi görünüyor. Tiyatro Stüdyosu, Odeon Sineması'nı tiyatro salonu haline getirmeyi kafasına koymuş.
Görüldüğü üzere Zuhal Olcay, neredeyse hiç suskunluk dönemi yaşamıyor. Sinema, tiyatro, televizyon, albüm dört koldan çalışıyor. İhanet adlı dördüncü kaseti önümüzdeki günlerde piyasaya çıkıyor. Vedat Sakman'ın hazırladığı kasette, Atilla İlhan, Ferhan Şensoy, Mahinur Ergun, Ece Aksoy gibi isimlerin şiirleri var. Heyecanla bekliyoruz!
‘‘Zamanla hırslarım, paniklerim büyük ölçüde yokoldu. Artık aslolan yaşamdır diyorum. Üzüldüğüm zamanlarda, aslında o günün bir mücevher kadar değerli olduğunu düşünüp toparlanıyorum. En büyük amacım, hayatımı sevdiklerimle birlikte mutlu bir biçimde yaşamak.’’
Üsküdarlı Zuhal İşanç, Üsküdar İlkokulu'nda okudu. Anne babasının tek çocuğu idi. 14 yaşında iki örgülü saçlarıyla çektirdiği fotoğrafla, konservatuara başvurdu.
Zuhal Olcay'ın babası Cevat İşanç erkek berberi, annesi Süheyla Hanım da ev kadınıydı. Ancak büyük ailede o kadar çok okullu sanatçı vardı ki, Olcay'ın konservatuara gidişi kimseyi şaşırtmadı.
CHP Milletvekili Fikri Sağlar'ın eşi Serap Sağlar, Sevtap Arıcıoğlu ve Zuhal Olcay, konservatuar yıllarında, okulun bahçesinde.
Zuhal Olcay, üçüncü ve son evliliğini Haluk Bilginer'le yaptı. Yıllarca birlikte yaşadıktan sonra, Londra'da iki gün içinde evlenen Olcay ve Bilginer'in nikah şahitlerinden biri Meral Orhonsay idi. Nikahta Zuhal Olcay'ın kızı Ceren de var.
Derya Baykal, Zuhal Olcay'ın konservatuar yıllarındaki en yakın arkadaşıydı: ‘‘İlk repliklerimizi hatırlıyorum. Derya sol eliyle yazı yazıyordu. Siz solak mısınız diye sordum. O da evet diye cevap verdi. Sonra en yakın arkadaşım oldu.’’
Ceren, Zuhal Olcay'ın, Zafer Olcay'la yaptığı ikinci evliliğinden olan tek çocuğu. Doğuş Lisesi'nde okuyor.
Zuhal Olcay, ‘‘Sönmüş Ocak’’tan sonra ‘‘Parmak Damgası’’nda da Aytaç Arman'la oynadı. Okan Uysaler'in yönettiği Parmak Damgası ile geniş kitlelerin tanıdığı biri haline geldi.
Yönetmen Okan Uysaler, Zuhal Olcay'ın hayatındaki dönüm noktalarından biri. Yaptığı film teklifiyle sanatçının kariyerine yepyeni bir boyut kazandırmış. Uysaler genç yaşta geçirdiği kalp krizi yüzünden artık yaşamıyor.
http://img169.imageshack.us/img169/1066/18qq6.jpg (http://imageshack.us)
Erkeğin yeteneği beni tahrik eder
Türk sinemasının uluslararası düzeydeki sanatçılarından biri Zuhal Olcay. Bugün ‘‘Salkım Hanımın Taneleri’’ adlı filmin çekimleri için Büyükada'da kamera karşısına geçecek. Zuhal Olcay, özel yaşamı ve düşünceleriyle ilgili suskunluğunu Hürriyet için bozdu.
YENİ yılın ilk günü Silivri tepelerindeki golf kulübünün küçük dinlenme salonu... Gökyüzü masmavi, güneş kocaman, ama korkunç ayaz insanın yüzünü parçalara ayırıyor... Hüzün yüzlü, zarif ve hoş kadınla epeydir konuşuyoruz. 1982'de ‘‘Parmak Damgası’’yla adını duyuran, sonra ‘‘İhtiras Fırtınası’’ ve ‘‘Amansız Yol’’la adını perçinleyen Zuhal Olcay'la...
‘‘Hüzün yüzlü kadın’’ nereden gelip nereye gitmekte?
- İstanbul'un Üsküdar semtinde doğdum. Halil Rüştü İlkokulu'nda ve Üsküdar Kız Lisesi'nde okudum. Ailemin tek çocuğuyum. Bunun için kardeşi olan çocukları çok kıskanırdım. Ortaokuldan sonra Ankara Devlet Konservatuvarı'na girdim. Babam erkek berberi, annem ev kadınıydı. Orta halli, ama çok sıcak bir aile içinde büyüdüm. Büyük teyzem konservatuvarda piyano hocası. Ortanca teyzem Devlet Konservatuvarı piyano bülümünden mezun. Öteki teyzem Devlet Tiyatrosu sanatçısıydı. Teyze çocuklarımdan biri tiyatro, biri opera bölümü mezunu. Eniştem opera sanatçısı. Ankara'ya teyzemleri ziyarete gittiğimde konservatuvar binasına götürürdü beni. Cebeci'deydi o zamanlar, çok büyülenmiştim. Kendi kendime ‘‘Kesinlikle bu okulda okumalıyım’’ dedim ve öyle de oldu. Konservatuvardaki sınıf arkadaşlarım arasında Mehmet Ali Erbil, Derya Baykal, İlyas Salman, Haluk Bilginer vardı.
Şimdi anlaşıldı, demek Haluk beyle işler o zaman pişmiş.
- Haluk dönem arkadaşımdı, çok iyi dosttuk. Flörtlerimiz başkalarıydı ve hep birlikte gezerdik. İtiraf edeyim, Haluk'u okuldayken de çok beğenirdim. ‘‘Keşke şu Haluk'la ben flört etseydim’’ dediğimi hatırlıyorum. Haluk'un yeteneği beni büyülerdi, ayrıca çok yakışıklı çocuktu, çok çekiciydi, hâlâ da öyle ya.
ESKİ AŞKLAR
Bu ‘‘Hüzün yüzlü’’ hanımı etkilemek için neler gerekli?
- Beni oldum olası yetenek çok çekmiştir. Erkeğin statüsünden, kaşından gözünden, boyu posundan önce yeteneği gelir. Tahrik edici unsur bende öncelikle yeteneğidir. Hangi işi yaparsa yapsın.
Eee, güzel... Peki ya bugüne kadar etkileyenler?
- Hayatımda beni ilk etkileyen erkek, konservatuvara ilk girdiğim yıl tanıştığım, kızım Ceren'in babası Zafer Olcay'dır. İlk aşkım Zafer'di. Ayrıca Zafer benim ilk eşim değildir. İlk eşim, konservatuvardan sınıf arkadaşım Selçuk Yöndem'dir. Selçuk'la evliliğime aşk diyemem doğrusu. Ne olduğunu da bilmiyorum, evlendik işte, çocukça bir şey. Ondan sonra Zafer'le yeniden beraber olduk. Benim hayatımda böyle garip şeyler var. Birileriyle yaşadığım ilişkileri, o an için bırakıp çok daha sonraki yıllarda sona erdirdim. Zafer'le de, Haluk'la da böyle oldu.
ARTIK KASET YOK
Söyler misiniz bana, bu hanım şarkıcı mı, tiyatro sanatçısı mı, yoksa sinema oyuncusu mu?..
- Ben önce oyuncuyum. Şarkıcılığımı, insanların benim bir fantezimmiş gibi görmeleri beni yaralıyor. Şarkıcılığı, oyunculuğumun bir uzantısı olarak görüyorum. Şarkılık başlangıçta benim için bir deneme, bir serüvendi. Ama şimdi bana serüven kadar bile heyecan vermiyor. Türkiye müzik piyasasında sadece iyi bir yorumcu olmak yetmiyor. Onun için bundan sonra kaset yapmayacağım, bunu da ilk kez size açıklıyorum. Ayrıca, hiçbir lokalde sahneye çıkmayacağım.
Gelelim beyazperdeye... ‘‘Hüzün yüzlü kadın’’ın olağanüstü yeteneği yalnızca Misak-ı Milli sınırları içinde mi geçerli?
- Kendimi kesinlikle uluslararası çapta görüyorum, bundan asla şüphem yok. Bugün herhangi bir yabancı prodüksiyonda, İngilizce olmak koşuluyla oynayamayacağım hiçbir rol yok. Al Pacino ya da Jeremy Irons'la oynamayı çok isterdim.
Gel de şu Jeremy'yi kıskanma?
- Jeremy Irons'la bir aşk yaşamak isterdim. Hastalıklı bir hali var adamın. Gelgitleri hayli fazla. Aşkıyla nefreti arasındaki çizgi çok ince olmalı. Aşk acıdır ya biraz, Jeremy'le de sorunlu bir aşk yaşanır. Bayağı vakit geçirirdik hani.
http://img63.imageshack.us/img63/8639/17us8.jpg (http://imageshack.us)
http://img56.imageshack.us/img56/9867/11kx2.jpg (http://imageshack.us)
Zuhal Olcay 'Nathalie'yle dönüyor 01/02/2006
İSTANBUL - Son dönemde Bülent Ortaçgil'le çıktığı 'Başucu Şarkıları' konser turnesiyle adından söz ettiren Zuhal Olcay, kısa aradan sonra yeniden tiyatro sahnelerine dönüyor. 9 Şubat'ta perde diyecek 'Nathalie' adlı oyunda Olcay'a Türk tiyatrosunun başarılı kadın oyuncularından Tilbe Saran eşlik edecek. Belçikalı yazar, sinema ve tiyatro yönetmeni Philippe Blasband'ın yazdığı 'Nathalie'yi Işıl Kasapoğlu sahneye koyuyor.
Bir Asya Prodüksiyon Tiyatrosu yapımı olan ve 2003'te de Fanny Ardant, Emmanuele Beart ile Gerard Depardieu'lü kadrosuyla Anne Fontaine yönetmenliğinde aynı adla beyazperdeye aktarılan oyun, opera sanatçısı Sonia'nın kocasıyla boşanmaya giden ilişkisinin sorumluluğunu karşı tarafa yüklemek için onu baştan çıkaracak kiralık kadın Nancy'yi tutmasını anlatıyor. Oyuna adını veren Nathalie Ribout ise sahnede olmayan ancak Sonia'nın hayatını derinden etkileyen bir kadın figürü olarak hikâyenin içinde yer alıyor. 'Nathalie' her ne kadar İki kadının arasında geçen bir öykü olarak görünse de yine sahnede olmayan erkek kahraman üzerinde yoğunlaşıyor. Ve kadın-erkek ilişkilerine erkeğin gözüyle yeni bir bakış açısı getiriyor. 16 yaşından küçüklere tavsiye edilmeyen oyun, 9 Şubat Perşembe, 10 Şubat Cuma, 11 Şubat Cumartesi saat 20.00'de, 12 Şubat Pazar saat 15.00'te Kenter Tiyatrosu'nda. Tel: 0212 246 35 89
http://img231.imageshack.us/img231/3518/10oz8.jpg (http://imageshack.us)
"Hepsi senin suçun Zuhal abla" TUBA AKYOL
"Seni Çok Özledim" adlı dizinin başrollerinde Zuhal Olcay ve Tuba Ünsal var. Bu yıl tüm dizi tekliflerini reddettiğini söyleyen Ünsal, "Zuhal Olcay'ın adını duyunca, senaryoyu bile okumadan kabul ettim. Ekipteki herkes de öyle yapmış. Bu yüzden yorulduğumuzda 'Hepsi senin suçun' deyip Zuhal ablaya kızıyoruz" diyor
Seni Çok Özledim"de Tuba Ünsal ile oynuyorsunuz. İzlemiş miydiniz Tuba Ünsal'ı, "Vizontele Tuuba"da mesela?
Zuhal Olcay: Tuba'yı çok beğeniyorum ben. Çok yetenekli buluyorum. Bir de aşırı, çok çok güzel. Bence ileride çok çok iyi bir oyuncu olacak. Geleceğin... "Geleceğin" demeyeyim. Uzun vadeli konuşmanın bir anlamı yok. Şu anda o yolda.
Tuba Ünsal: Çok teşekkürler ya, gerçekten. Bazen... Şöyle anlatayım: Biz çok zor şartlarda çektik ilk bölümleri. Gece gündüz çalıştık. Bir gün yine sabaha karşı hâlâ setteyiz, Zuhal ablaya dedim ki "Bunların hepsi senin yüzünden!" Çünkü bana bu projeyi getirip Zuhal Olcay oynuyor dediklerinde, ben senaryoyu bile okumadan kabul ettim. Ekibin çoğu öyle. O yüzden yorulunca hemen "Zuhal hanımın suçu" diyoruz.
Zuhal O.: O kadar gururlanıyorum ki. Bir kere ben gençleri çok seven bir, bir...
Gençsiniz.
Zuhal O.: Ah tabii ama "orta yaş" diyeyim ben yine de. Ben gençlerden müthiş iyi enerjiler alıyorum. Dizinin ilk üç bölümü için inanılmaz yoğun çalıştık. Bu yüzden birlikte çok vakit geçiremedik ama...
"Tuba da kızım gibi; yaşından olgun. Kocasıyla kumrular gibiler, çok tatlılar"
Tuba Ü.: Biz daha yeni yeni tanışıyoruz.
Zuhal O.: (Tuba Ünsal'a) Ama seni kızıma benzetiyorum ben. Fizik olarak değil ama halin, tavrın, duruşun. Tuba'yla Ceren aynı yaştalar. Ama ikisi de yaşından daha olgun. Benziyorlar. (Tuba Ünsal'a) Ceren de senin okulundan mezun.
Siz de Bilgi Üniversitesi'nde fotoğraf okuyorsunuz, değil mi? NTV'de program, dizi çekimleri... Bu yoğun trafikte kocanızla görüşebiliyor musunuz?
Tuba Ü.: Zuhal abla görüyor halimizi işte. Eşim geliyor, beni sette ziyaret ediyor.
Zuhal O.: Ay çok tatlılar bunlar. Kumrular gibi. Allah nazar değdirmesin, nasıl güzeller.
"16 yaşından beri babamdan bile para almadım, kocamdan hiç almam"
Türkiye'de hatta dünyada bile evlenip "evinin kadını olmak" diye bir kalıp vardır.
Tuba Ü.: Bende yok o kalıp. O biraz erkeklerin egosundan oluyor, evlenince eşlerinin çalışmasını istemiyorlar. Kadınlar da "Ben artık evlendim, çalışmayacağım" diyor. Ben babamdan bile para almamışım. 16 yaşından beri kendi ekmeğimi kendim kazanıyorum. Başka bir adamdan asla para alamam.
Siz de yeni boşandınız. Şimdi bir dizide rol almanız...
Zuhal O.: Yok, onunla ilgili bir şey değil bu. Öyle bir farklılık yok. Ben evliyken de aklıma yatan her şeyi, istediğim her işi yapıyordum. Şu anda da öyle. Bunda bir değişiklik yok. Haksızlık olur başka bir şey söylemek. Diziyi kabul ettim çünkü TV'de görünmek, bizim ülkemizde iyiye çalışıyor. Ben bunu hiç anlamıyorum ama film yapıyorsunuz mesela, TV'de görünen biriyseniz o filmi insanlar daha çok merak ediyor.
"Bana bu kitabı oku dediler, okudum ama 'İki Genç Kız' için teklif gelmedi"
Film projeniz vardı Kutluğ Ataman'la...
Zuhal O.: "Palto". Evet. Yurtdışından paraları çıktı. Sanıyorum seneye çekeceğiz.
Sizin de adınız yine Kutluğ Ataman'ın filmi "İki Genç Kız"ın kadrosunda geçiyordu. Özellikle Perihan Mağden'in düşündüğü bir isimdiniz galiba, öyle bir şey duymuştum. Teklif edildi de kabul etmediniz mi, ne oldu?
Tuba Ü.: Ben reddetmedim onu. Oradaki açık sahnelerden dolayı reddetti diye yazıldı ama öyle değil. Ben Kutluğ Ataman'la çalışmayı çok isterdim. Bana da, sizin duyduğunuz gibi, ismimin geçtiği haberi geldi. "Tuba bu romanı oku, sana bu filmde Handan karakteri teklif edilecek" dediler. Ben okudum romanı. Teklif gelmedi. Ben hâlâ okuyorum yani. Filmi yaptılar bitti, bana hâlâ teklif gelmedi. Sonra Kutluğ Ataman'la tanıştık. "Keşke sen olsaydın. Çok güzel oynadı diğer iki kız da ama keşke seninle daha önce tanışmış olsaydık" dedi. Bu da bana yeter, çok hoşuma gitti.
"Tiyatroya devam edeceğim ama Oyun Atölyesi'nde değilim artık"
Tiyatroya devam herhalde. Haluk Bilginer'le birlikte kurduğunuz Oyun Atölyesi'nde mi, yoksa...
Zuhal O.: Orada değilim ben. Ama çok güzel bir projemiz var. Başar Sabuncu sahneye koyacak.
Tuba Ü.: Ben de BKM'nin oyuncusuyum, biliyorsunuz. Ben çok güveniyorum Yılmaz'a (Erdoğan). Vardır onun bir düşüncesi. Ben bir ara oynarım mutlaka bir oyunda. Onun aklındayımdır.
Tuba Ünsal: "Buzlar kraliçesi diye önce biraz çekindim Zuhal Olcay'dan"
Mustafa Sandal'la birlikteyken yaptırdığınız dövmeyi soracağım çünkü her gün haber çıkıyor bununla ilgili.
Çok rahatsız oluyorum ya. İnsanlar çok acayip. Benim dövmemden başka mesele mi kalmadı? Burada lazer makinesi var da ben mi sildirmiyorum?
Sunucu ya da oyuncu olmak her mankenin hayali...
Ben manken...
Biliyorum, fotomodeldiniz. Ama kime sorsanız sizin için "manken" der ya da öyle derdi. Artık oyuncu olarak tanındığınızı düşünüyor musunuz?
Keşke. Gazetecilere, "N'olur beni manken diye yazmayın" derdim. Oyuncu adayı deyin ama manken demeyin. Şimdi şimdi "oyuncu" yazmaya başladılar.
Niye bu hassasiyet?
Diziden günlerce ter dökerek aldığım parayı, bana 1 saat bir yerde durmam için veriyorlar, hayır diyorum. Sonra gazetelerde bana manken denince tepem atıyor. Türkiye'deki mankenlerin duruşunu sevmiyorum. Bunun ötesi yok. Bununla ilgili polemik yaratmak da istemiyorum. Zaten ben mankenlik yapamıyorum. Üç kere podyuma çıktım. Birinde düştüm, diğerinde üstümdeki elbiseyi düşürdüm.
Zuhal Olcay... Nasıl denir, onunla röportaj yapmaya gelmek bile zordur. Öyle bir imajı var ki...
Ben de biraz çekindim ilk anda. Zuhal Olcay denince insanın aklına "buzlar kraliçesi" geliyor. Oysa var ya; ne kadar neşeli, hayat dolu, cana yakın, insanlarla bir arada olmayı seven bir insan. Hiç öyle buz falan değil.
Tüm bunları rolü kabul ettiğinizde bilmiyordunuz ama...
Zuhal ablanın adını duyunca tamam dedim. Çünkü sadece çok iyi bir oyuncu değil, çok da seçici. Bu yüzden yaptığı her iş tutuyor.
Patlamasa bile belli bir kesimin beğendiği işler oluyor.
Ukalalık olsun diye söylemiyorum ama hemen hemen yapılan her proje bana geliyor. Şu anda TV'de popüler olan tüm işlerin senaryoları evde duruyor. Ama "belli bir kesim" diyorsunuz ya, işte ben de o kesime iş yapmak istiyorum. O kesim tanısın beni, yeter. Benim işim o kesimle.
Zuhal Olcay: "Almancama herkes güldü. Hollanda aksanıyla konuşuyormuşum"
Dizide iki karakteri canlandırıyorsunuz. İkiz kardeşler. Zor muydu?
Zuhal O.: Zor ama zevkli. İlk bölümlerde Leyla karakterinin Almanca konuşuyor olması beni çok zorladı. Allahım, nasıl zordu! Hiç Almanca bilmiyorum. Daha önce Almanca bir filmde oynamıştım, o zaman üç ay koçla çalışmıştım. Burada öyle bir şey yoktu. Oradan kalanla... Seslendirme yapıyoruz şimdi. İki kişi geldi yardıma. Ben konuşuyorum, ikisi de kırılıyor gülmekten. "Çok tuhaf. Türksün ama aksanın Hollanda aksanı" dediler. Tuba da Kürtçe konuştu. Aynı şey. Çok zor, değil mi?
Tuba Ü.: Garip bir şey ya. Keşke imkanımız olsa bir proje için bir dil öğrensek. Hollywood değil ki burası! Bana 20 milyon dolar verseler, kaç dil öğrenirim.
Pınar Altuğ da yeni bir diziye başlamış, iki karakteri canlandıracakmış.
Zuhal O.: Ne güzel. Haberim yoktu. Sekiz aydır hiç TV izlemiyorum. Diyorlar ki bu diziyi şunun karşısına mı, bunun karşısına mı koyalım. Bilmiyorum!
Tuba Ü.: Ben TV izliyorum. Hepsine bakmaya çalışıyorum. Dizi hangisinin karşısında olmalı, okuyacağım senaryoları neye göre seçmeliyim... Her şeyi izliyorum. Kaynanaları da, prensleri de...
Dizide bir tür gelin-kaynanayı oynuyorsunuz. Kaynanalık yaptı mı Olcay?
Hayır. Biz Urfa'da yaşıyoruz. İlişkiyi herkes biliyor ama kimse konuşmuyor. Beni evin kızı gibi seviyorlar.
Gelin-kaynana izlemek boşa gitti.
Tuba Ü.: Ben kullanıyorum onları.
Nerede? Özel hayatınızda var mı böyle bir kayınvalide sorunu?
Tuba Ü.: Aman yok. Allah'a şükür. Onları izledikçe, halime şükrediyorum.
misskrueger 17-09-06, 20:42 http://img372.imageshack.us/img372/1741/210184lh7.jpg (http://imageshack.us)
http://img56.imageshack.us/img56/3225/210185gz4.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 17-09-06, 20:50 http://img108.imageshack.us/img108/6757/image1pt6.jpg (http://imageshack.us)
http://img183.imageshack.us/img183/1569/imperiaflex000cx9.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 22-09-06, 16:56 http://img57.imageshack.us/img57/5642/imperiaflex000zv9.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 22-09-06, 16:58 http://img57.imageshack.us/img57/8388/nigde2dy2.jpg (http://imageshack.us)
http://img45.imageshack.us/img45/6471/nigde3xv6.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 22-09-06, 17:05 http://img46.imageshack.us/img46/949/nigde4sf0.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 22-09-06, 17:07 http://img105.imageshack.us/img105/3407/nigde5gy9.jpg (http://imageshack.us)
http://img46.imageshack.us/img46/8174/nigde6ss5.jpg (http://imageshack.us)
"Küllerinden yeniden doğan" Zuhal Olcay'la sohbet Hususi bir kadının hissiyat-ı metrukesican dündar
Zuhal Olcay boşandığından beri başarıdan başarıya koşuyor. Son albümü "Başucu Şarkıları-2" büyük ses getirdi. Üç yıl ara verdiği tiyatroya döndü. Afife Tiyatro Ödülleri'nde en iyi kadın oyuncu seçildi. Peki evli olmak mı engelliyor başarıyı? Yoksa ayrılık acısını bastırmak için mi işine abanıyor insan?
Bir zamanlar benim de başıma geldi: Sevdiğim kız, bir başkasıyla evlendi.
O hissiyatı bilirim: Ağır bir yenilmişlik duygusu... Bir başkasına tercih edilmiş olmanın derin hayal kırıklığı... Gidip düğünü basacak kadar yoğun bir kızgınlıkla, naçar bir umursamazlık arasında sallanan ikircikli ruh hali...
"Neden o?" sorusunda belirginleşen, kıskançlığın narsisizme dolandığı bir duygular sarmaşığı...
Düğün öncesi söyleşi
Zuhal Olcay-Haluk Bilginer çifti, özenle susmalarına rağmen, sahne ışıkları altındaki benzerleri gibi, birinci sayfalarda boşandılar.
Salı Haluk Bilginer yeniden evleniyor.
Bu düğün öncesinde ve kendisine "En iyi kadın oyuncu" ödülü getiren "Natalie" oyunu sonrasında sohbet ettik Zuhal Olcay'la...
Bir zamanlar benim hissettiklerimi hissediyor mu o da?
Kısmen...
12 yıllık bir evliliğin bitişi ardından bunları hissetmemek kabil değil.
Ama altı ay önce kendisini gözyaşına boğabilecek bir sohbeti şimdi tebessümle yapabildiğine göre fırtına dinmiş, hasar raporu çıkmış, bir defter kapanmış.
Sabahları uyanıp "Allah'ım şükürler olsun, özgürüm" diye sevindiği, "Niye daha önce kopmadım ki?" diye hayıflandığı bir dönemi yaşıyor.
"Güçlü kadın"ı mı oynuyor?
Bir oyuncuyla konuşurken bunu anlamak zor. Ama en çok hüzün yakıştırılan yüzünden huzur, neşe ve özgüven okunuyor şimdilerde...
Boşanınca gelen başarı
Bu özgüveni son dönemki başarılarına borçlu biraz da...
Şimdi yazacağımın kendisi farkında mı bilmiyorum ama Olcay'ın hayat hikayesiyle kariyer çizelgesini birlikte okuyunca insan "Ya iş ya eş" diyenlere hak veriyor.
Bilginer'den önce iki evlilik yapmış Zuhal Olcay... (Kendi tabiriyle "19 yaşından beri evli; aralıklarla...")
Ankara Devlet Konservatuvarı'nı bitirdiği 1976 yılında sınıf arkadaşı Selçuk Yöntem'le evlenmiş.
Üç yıl süren bu evliliğin ardından işadamı Zafer Olcay'la yolları birleşmiş.
1987'de ondan da ayrılmış.
Şimdi dikkat:
Boşandığı yıl, "Martı" oyunundaki Nina rolüyle Avni Dilligil Tiyatro Ödülü'nü kazandı Olcay...
Ardından "Balkon"daki İrma rolüyle Ankara Sanat Ödülü'nü aldı.
1989'da başarılarını uluslararası alana taşıdı: "Sahte Cennete Veda" filmindeki rolüyle Almanya Altın Film Şeridi'nde En İyi Kadın Oyuncu seçildi.
Aynı yıl büyük ses getiren müzikalde Evita'yı oynadı.
Buradaki başarısıyla şarkıcılık kariyerine başladı ve 1990'da ilk albümü "Küçük Bir Öykü"yü çıkardı.
1992'de Haluk Bilginer'le evlendi.
Ödüllere bir süre ara verdi.
Şimdi ondan ayrıldıktan sonra, üç yıl uzak kaldığı sahnelere yeniden dönüyor ve uzun süre esirgenen ödüller yağmaya başlıyor yine...
Bu arada Bülent Ortaçgil'le "Başucu Şarkıları" çıkıyor ve büyük ilgi görüyor.
Görünen o ki, boşanmak Zuhal Olcay'ya yarıyor.
"Dostlar bende kaldı"
Peki neden?
Şimdi çalışmaya daha çok vakit bulduğu için mi bu başarılar?
Yoksa boşanma, başarmanın ön koşulu mu?
Belki de işimiz, ayrılık acımızı saran bir yara bandıdır. Daha çok unutmak için daha çok çalışırız. Çalıştıkça, kanayan ruhumuzu sararız.
O kanlı alın terinin tacıdır başarı...
Olcay da başında o taçla, üçüncü kez koşup geldiği başlangıç çizgisinde yenilenmiş ve mutlu görünüyor.
Tek üzüntüsü, Bilginer'le birlikte büyük emeklerle kurdukları tiyatronun eski eşinde kalması...
"Ya dostlar? Onlar kimde kaldı" diye soruyorum.
"Çoğu bende hâlâ" diyor, "biri hariç... Onun da kalbi bende, biliyorum."
Ama "yaşadıklarından öğrendiği bir şey var":
Artık işi, eşi, dostları ya da başkaları için yaşamıyor.
Herkesten çok kendini önemsiyor, kendine özeniyor.
Bu da boşanmayla gelen bir karar mı?
"Değil, uzun zamandır böyle..."
"Önce ben!"
Bu yaklaşıma iki kez tanık oldum, son bir yıl içinde...
İlki Mülkiyeliler Birliği gecesindeydi. Sahneye çıktığında çatal bıçak sesleri eşliğinde yemeğe devam eden Mülkiyelilere, alışılmadık bir üslupla sert çıktı Olcay;
"Madem dinlemeyecektiniz niye beni davet ettiniz?" dedi.
Birden çatal bıçak sesleri kesildi.
İkincisi, dostlarının bir araya geldiği kalabalık bir geceydi.
Kendisinden habersiz planlanmıştı. Oysa onun başka planı vardı.
"Kusura bakmayın, bu gece sizlerle birlikte olamayacağım" dedi ve gitti.
Bu iki geceyi hatırlattım.
Güldü.
"Başkalarını mutlu edebilmek için önce ben mutlu olmalıyım; doğrusu bu değil mi?" dedi.
Bir kazayla gelen değişim
Aslında o da bir zamanlar, hep başkaları için didinen ve "Hayır" diyemeyenlerdenmiş.
Değişim bir felaketle gelmiş.
1977'de Ankara-İstanbul yolunda devrilen trendeymiş Zuhal Olcay...
Orada ecelle yüzleşmiş.
Herkesin ölümlü olduğunu öğrenmiş ve "Yarın ölecek gibi" yaşamayı seçmiş.
Giderek geliştirdiği bu güçlü hissin doruğunda şimdi:
Kimseye hesap vermeden yaşıyor, sevdiklerine cömertçe açılıp, sevmediklerine duvarlar örüyor.
Ve en önemlisi kendisini eskisinden daha çok seviyor.
Meslekteki 30'uncu yılına her zamankinden güçlü giriyor.
"Çok iyiydin!"
Tam ayrılık döneminde, eşinden ayrılan bir kadını anlatan "Nathalie" oyununda rol aldı Zuhal Olcay...
Bunun yaratabileceği muhtemel çağrışımların farkında olarak, boşanan kadın rolünü Tilbe Saran'a bırakıp oyundaki "öteki kadın"ı oynamayı seçti:
"Öteki kadın" bir fahişeydi.
"Nathalie"nin konusu özetle şöyle:
Eşi Daniel'den ayrılan Sonia, intikam için bir fahişeyle (Nancy) anlaşıyor. "Nathalie" adını verdiği bu kadını sekreter rolünde eski kocasına gönderiyor. Fahişeye aşık olmasını sağladıktan sonra kaybettirip intikam almayı planlıyor.
Lakin oyun ilerledikçe kadınların içinden matruşkalar gibi farklı karakterler çıkıyor.
Hiç kocası için şarkı söylememiş bir soprano...
İçten içe sevgiyi arayan bir fahişe...
Başka bir kadının yanında, eşinin tanıdığından bambaşka birine dönüşen ve "boşanma teklifi için eşinin en dibe vurmasını bekleyen" bir adam...
Sahnede iki kişi, yedi-sekiz farklı karakteri oynamaya başlıyor.
Ve sonunda gönül işlerinin hesaba gelmediği anlaşılıyor.
Öyle ya; "Herkesin ansızın bambaşka biri olabildiği bir an ya da dönem vardır".
Soğuk, mesafeli, güçlü sanılan insan, günün birinde üzerine yapıştırılan imajı fuzuli bir maske gibi çıkarıp bir kenara koyar ve karşınıza bambaşka bir kişilikle çıkar.
"Size nasıl yapılır bu?"
Oyunu izlerken seyirci kaçınılmaz olarak, hem sahnedeki yeni boşanmış kadının ilişkisini hem kendisininkini sorgulamaya başlıyor.
Adamın eşine söylediği yalanlar mesela...
Olcay'ı da en çok inciten onlar değil miydi?
Terk edilmekle baş edebilmek?
Belki de en zoru bu...
Tebdil-i kıyafet alışveriştesinizdir. Süpermarkette konserve seçerken tanınırsınız. Ve kaçıp durduğunuz o vahvah seansı başlar:
"Nasıl yaparlar? Hem de sizin gibi birine..."
Hoopp... Karın ağrıları en başa döner.
Ve oyunun en unutulmaz sahnesi:
Soprano kadın, gözyaşları içinde evliliğinin çöküşünü anlatırken onu en çok yaralayan şeyden söz eder:
Nasıl oynarsa oynasın, her oyundan sonra eşi ona rutin bir tonda "Çok iyiydin" demektedir.
Ama bu tebrikte içten bir yüreklendirme değil, derin bir ilgisizlik, bıkkın bir aldırmazlık alameti vardır -ki insanı hiçleştirir.
Oyunu izlerken, anlı şanlı evlilikleri deviren o kof iltifatın, üç yıl önce Zuhal Olcay'ın seslendirdiği Metin Altıok oratoryosunun kulisinde kulağımıza çalındığını anımsıyoruz:
"Çok iyiydin!
Çok iyiydin!
Çok iyiydin!"
Zuhal Olcay’dan Başucu Şarkıları 2 ntv.com
Başarılı tiyatro ve sinema oyunculuğunun yanı sıra yorumculuğunu da beş albümüyle tescilleyen Zuhal Olcay ‘Başucu Şarkıları - 2’ ile karşımızda
İSTANBUL - Bülent Ortaçgil’in müzik yönetmenliğini yaptığı albümde Olcay, Türk pop müziğinin en güzel örneklerinden olan 11 parçayı enfes yorumuyla seslendiriyor.
Zuhal Olcay, yine arşivlik bir çalışmayla karşımıza çıkıyor. Uzun bir aradan sonra Ada Müzik tarafından yayınlanan ‘Başucu Şarkıları 2’ albümü sanatçının altıncı çalışması. Çok özel bir proje olan ‘Başucu Şarkıları’ albümünün devamı olan bu albümde yine Türk pop müzik tarihinin özel şarkıları yer alıyor.
‘Başucu Şarkıları 2’de Olcay’a müzik dünyamızın çok önemli isimlerini eşlik etti. Albümün müzik yönetmenliği tıpkı önceki çalışmada olduğu gibi usta sanatçı Bülent Ortaçgil’e ait. Birlikte verdikleri sayısız konserde olduğu gibi Olcay- Ortaçgil ortaklığı bu albümü de farklı kılıyor.
‘Başucu Şarkıları’ albümü 2001 yılında dinleyicilerle buluşmuştu. ‘Güller ve Dudaklar’ gibi pek çok unutulmaz şarkıyı tekrar hayatımıza sokan bu albümün devamı şimdi piyasada. Zuhal Olcay’ın en az oyunculuğu kadar başarılı olduğu yorumculuk bu albümde de müzikseverleri ziyadesiyle mutlu ediyor.
Olcay, ‘Başucu Şarkıları’ albümünün ikincisini yapmaktan dolayı çok mutlu. Sanatçı, albümüne ilişkin duygularını “Olağanüstü iyi müzisyenlerle çalıştım. Ortaçgil’in bu albüme de elinin değmesi beni çok mutlu etti. Kendimi şanslı hissediyorum. Bu kadar iyi müzisyenlerle çalışma lütfunu yaşamak ve onlarala dost olmak bana ayrı bir gurur veriyor” cümleleriyle anlatıyor.
Albümün çıkış parçası Özdemir Erdoğan’a ait olan ‘Pervane’. Yaşı azıcık geçmişe dayananlarının anımsayacakları bu güzel şarkı genç dinleyicilerin de ilgisi çekecek. Şarkıya ayrıca Can Özbatur tarafından İstanbul’da özel bir klip çekildi. Çekimleri üç gün süren klip yeni sezonda oldukça ilgi çekecek görüntülere sahip.
Gürol Ağırbaş ve Baki Duyarlar düzenlemeleriyle karşımıza çıkan şarkılar geniş bir müzikal çeşitliliğe sahip.
Müzik yönetmeni Bülent Ortaçgil, bu çalışmaya ilişkin olarak, “Zuhal Olcay çok özel ve iyi bir şarkıcı. Ayrıca “Başucu Şarkıları” albümlerini yaptıkça ne kadar sağlam bir ekiple birlikte olduğumu öğreniyorum. Benim için bu inanılmaz bir keyif. Yorumcusundan çalan müzisyenine, düzenleyicisinden ses teknisyenine bu ekip çok sağlam ve özveri harcıyor. Bu albümleri iki etaplı işler olarak görüyorum. Biz yaptığımız işin güzel olduğuna biliyoruz ve beğeniyoruz. Bunun diğer etabı ise dinleyicinin anlam vermesi. Bu kısım müzisyenlerin inisiyatifinde değil. Yani gerisi dinleyenlere ait. Dinleyenlerin ilgisine göre böylesine kaliteli işleri yapmaya devam edeceğiz” diye konuşuyor.
‘Başucu Şarkıları 2’nin ilk albümden ayrılan özelliği daha renkli aranjmanları taşıması. Şarkılar arasında daha çağdaş olanların yanında klasik yorumlar da var. Dinleyenleri mutlu edecek olan güzel bir çeşitlilik. Müzikseverler yeni seslerin yanı sıra eski özledikleri sesleri de duyacaklar. Özellikle ilginç düzenlemeler bu albümü farklı kılan özellikler arasında.
http://img155.imageshack.us/img155/5334/210184df5.jpg (http://imageshack.us)http://img133.imageshack.us/img133/6742/210185go7.jpg (http://imageshack.us)
Zuhal Olcay Hayranları İş Sanat Kültür Merkezi'ne...
İş Sanat Kültür Merkezi, 5 Nisan Cuma günü saat 19:30 gerçekleştireceği "Otoportreler" isimli etkinlik kapsamında Zuhal Olcay'ı konuk ediyor. Bu ay üçüncüsü düzenlenen etkinlik tüm Zuhal Olcay hayranlarını biraraya getiriyor.
Zuhal Olcay Hakkında:
1976'da Ankara Devlet Konservatuvarı yüksek bölümünü bitiren Zuhal Olcay, Devlet Tiyatroları'nda, Othello, Boş Beşik, Martı, Söz Veriyorum; daha sonra kendisinin de kurucuları arasında yer aldığı Tiyatro Stüdyosu'nda Aldatma, Kan Kardeşleri, Histeri ve Balkon gibi oyunlarda önemli roller üstlendi. 1989'de Evita müzikalinde Evita'yı oynadı. 1997'de ise 80. Adım ile Sinema Yazarları ve Eleştirmenleri En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'ne sahip oldu.
1999'da Haluk Bilginer'le birlikte Oyun Atölyesi'ni kuran sanatçı, Dolu Düşün Boş Konuş oyunuyla Afife Tiyatro Ödülleri "En İyi Komedi Kadın Oyuncusu" Ödülü'nü aldı. Tiyatro ve sinemada en zor rollerin altından rahatlıkla kalkan sanatçının şarkıcılık serüveni ise Nisan Yönder'in yönettiği Dünden Sonra, Yarından Önce adlı filmde başladı.
Başrol oyuncusu Zuhal Olcay'ı Evita müzikalinde seslendirdiği şarkılardan tanıyan yönetmen Yönder, filmin şarkılarını da Olcay'ın seslendirmesini istemesiyle birlikte ünlü sanatçıya şarkıcılık yolu açıldı. Onno Tunç'un bestelediği Dünden Sonra, Yarından Önce adlı parçayı önce filmde, sonra da albümde seslendiren Olcay böylece müzik dünyasına girdi. Müzik çalışmalarını daha sonra besteci müzisyen Vedat Sakman'la sürdüren Olcay bu dönemde Küçük Bir Öykü, Sen Bana Göre İyisin gibi parçalarla hem müzik listelerine girdi, hem de yorumculuğunu ortaya koyma fırsatı buldu.
Zuhal Olcay'ın Küçük Bir Öykü (1990), İki Çift Laf (1993), Oyuncu (1996), İhanet (1998) ve Başucu Şarkıları (2001) isimli albümleri bulunuyor.
http://img142.imageshack.us/img142/5878/zuhalolcaymt5.jpg (http://imageshack.us)
http://img133.imageshack.us/img133/2251/imperiaflex00011jk5.jpg (http://imageshack.us)
http://img133.imageshack.us/img133/3319/imperiaflex01043wc0.jpg (http://imageshack.us)http://img90.imageshack.us/img90/8707/imperiaflex03034qj5.jpg (http://imageshack.us)
Hüzün yüzlü güzel
Çoğu kişinin ünlü Fransız oyuncu Catherine Deneuve'e benzettiği Zuhal Olcay'ın yükselişi, tiyatro oyunlarıyla, sinema filmleriyle, televizyon dizileriyle oldu. Fimler, oyunlar, diziler ve albümler birbirini izledi. Bir yanında hüzün, bir yanında çocuksu bir masumiyet olan yüzündeki ifadeyle ise herkesi büyüledi.
Asıl soyadı İşanç olan Zuhal Olcay, erkek berberi Cevat İşanç ile ev hanımı Süheyla İşanç'ın tek çocukları olarak 1957 yılında Üsküdar'da dünyaya geldi. Halil Rüştü İlkokulu'nda ve Üsküdar Kız Lisesi'nde okudu. Olcay, 'sıkıntılı bir mutluluk' olarak tanımladığı çocukluğunu gülümseyerek hatırlıyor...
'Ailenin tek çocuğu olduğum için kardeşi olan yaşıtlarımı çok kıskanırdım. Tek olmak ailede tüm sevgileri kazanma adına avantajdır ama paylaşma olayı olmadığı için de dezavantajdır. Benim için sıkıntılı bir mutluluktu tek çocuk olmak. Bunun dışında orta halli ama sıcak bir aile içinde büyüdüm.'
Sanata özendiği yıllara gelince... Olcay, yakınlarının sanatçı olmasından çok etkilendiğini söylüyor...
'Büyük teyzem konservatuarda piyano hocasıydı. Ortanca teyzem Devlet Konservatuarı piyano bölümünden mezundu. Diğer teyzem Devlet Tiyatrosu oyuncusuydu. Teyze çocuklarımdan biri tiyatro, biri opera bölümü mezunuydu. Eniştem opera sanatçısıydı. Kısacası sanatçı bol bir yakın çevre içinde, sanata ilgisiz kalmam mümkün olamazdı zaten. Nitekim, öyle de oldu. Sonunda Ankara Devlet Konservatuarı'na girdim.'
1976'nın Haziran ayında okuldan mezun olup, Ağustos ayında sınıf arkadaşı Selçuk Yöntem'le evlendiğinde Zuhal İşanç, henüz 19 yaşındaydı. Üç yıl süren bu evliliğin ardından, bu kez İzmirli işadamı Zafer Olcay'la evlendi. Bu ikinci evliliğinden biricik kızı Ceren dünyaya geldi. Şimdilerde tangoyla yakından ilgilenen Ceren Olcay, Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü son sınıf öğrencisi. Ancak, Olcay'ın ikinci evliliği de uzun sürmedi. Zuhal Olcay, 1992 yılında uzun zaman birlikte yaşadığı Haluk Bilginer'le nikah masasına oturdu. Olcay, Bilginer'in okul yıllarındaki arkadaşıydı...
Salkım Hanımın Taneleri
yönetmen:Tomris Giritlioğlu
oyuncular: Zuhal Olcay Hülya Avşar Kamuran Usluer
Dram Türkiye yapımı 1999
Nimet ve Durmuş, Niğde'den İstanbul'a göç ediyorlar ve Durmuş'un memleketten arkadaşı Bekir'in yanına sığınıyorlar. Durmuş'a çalıştığı handa iş buluyor. Ancak Durmuş, patronunun sahip olduğu herşeye göz dikiyor: konağa, handaki dükkanlara ve metresi Nefise'ye?
80. Adım
yönetmen:Tomris Giritlioğlu
oyuncular: Zuhal Olcay Haluk Bilginer Hümeyra
Dram Türkiye 1996 105 dak.
Özünde korku ve cesareti sorgulayan ve bu iki duygunun sanıldığı gibi birbirinden uzak olmadığını söyleyen 80. Adım, Tomris Giritlioğlu'nun dördüncü uzun metrajlı filmi. Kadınları etkileyen Korkut, arkadaşlarının korku ile karışık hayranlık duyduğu birisidir. Korkut, on sekiz yaşındayken hızlı bir eylemcidir. Polis tarafından aranmaya başlayınca çareyi ülkeden kaçmakta bulur. Uzun süre Uzakdoğu'da gemilerde çalışır. Yaralandıktan sonra yakalanır ve Türkiye'ye iade edilir. Hapse atılır. Hapisten çıktığında Türkiye 12 Eylül askeri darbesinin yaralarını sarmaya çalışmaktadır. Korkut ise çok değişmiştir. Geçmişiyle hesaplaşmaya karar verir ve öznel tarihin peşine düşer.
Bir Sonbahar Hikayesi
yönetmen: Yavuz Özkan
oyuncular:Zuhal Olcay Can Togay Kaan Girgin
Dram Türkiye 1994 115 dak.
Yavuz Özkan'ın bu dramı, modernleşme ve insan ilişkileri üzerine nitelikli bir karakter incelemesi. Film, Batı Dilleri Edebiyatı profesörü olan genç bir kadınla Amerika'da iktisat eğitimini tamamlayarak Türkiye'ye dönen bir erkeğin, 1970'lerin sonlarından başlayıp 1990'lara kadar uzanan öyküsünü merkezine oturtsa da Türkiye'nin geçirdiği hızlı değişimin tanıklığını aktarıyor.
İki Kadın
yönetmen:Yavuz Özkan
oyuncular: Zuhal Olcay Serap Aksoy Haluk Bilginer
Dram Türkiye 1992 132 dak.
Popüler ve çekici bir fahişe bir müşteriye çağrılır. Genç ve evli bir bakandır bu. Çok geçmeden kendini beğenmiş politikacı ile fahişe arasındaki sürtüşme, vahşi bir tecavüze dönüşür. Dövülen ve aşağılanan fahişe politikacıyı dava eder. Ertesi gün, skandal, basın yayın organlarında yer alır. Politikacının karısı, onun masumiyetinden şüphelenmeye başlayınca, kendine müşteri süsü vererek fahişeyi dağdaki evine çağırır. Fırtınalı bir ilk karşılaşmadan sonra iki kadın çok sıcak, anlayış dolu bir ilişki geliştirirler
Amansız Yol
yönetmen:Ömer Kavur
oyuncular:Kadir İnanır Zuhal Olcay Yavuzer Çetinkaya
Suç-Dram Türkiye 1985 95 dak.
Amansız Yol, Ömer Kavur'un toplumcu gerçekçi filmlerine iyi bir örnek, aynı zamanda acımasız kaderlerinden kaçamayan ümitsiz anti-kahramanların öne çıktığı bir yol filmidir. İstanbul ile Mardin arasında tır şoförlüğü yapan Hasan, zengin olma hayaliyle Almanya'ya gidince terk ettiği eski sevgilisi Sabahat ve onun kocası Yavuz'la İstanbul'da karşılaşır. Ne var ki çift, sefalet içindedir. Hasan, Sabahat ile kızını kurtarmaya çabalarken, Yavuz'un da bulaştığı bir çete tarafından takip edildiğini anlar.
http://img242.imageshack.us/img242/8908/zuhalll7.png
http://img207.imageshack.us/img207/4379/zuhal1cv1.png
bunlarda benden:
http://img166.imageshack.us/img166/8204/zuhalao1.jpg (http://imageshack.us)
http://img265.imageshack.us/img265/2939/zuhal2sl0.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 19-11-06, 15:15 http://img144.imageshack.us/img144/9533/dscf0156ul2.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 19-11-06, 15:16 http://img144.imageshack.us/img144/781/dscf0169lq9.jpg (http://imageshack.us)
misskrueger 19-11-06, 15:17 http://img452.imageshack.us/img452/2595/dscf0180yw9.jpg (http://imageshack.us)
http://img132.imageshack.us/img132/1517/lobi2tj2.jpg
http://img132.imageshack.us/img132/7946/lobi3tn0.jpg
http://img329.imageshack.us/img329/403/lobi4wl2.jpg
http://img329.imageshack.us/img329/8876/lobi8bu9.jpg
http://img329.imageshack.us/img329/7108/lobi19nq3.jpg
haberin fotoları da bunlar....
http://img292.imageshack.us/img292/2158/2482618ia3.jpg
http://img223.imageshack.us/img223/6677/2482627nn3.jpg
http://img145.imageshack.us/img145/633/2482628ps6.jpg
27 kasım saklambaç ekinden....(dizi haftaya yada ondan sonraki hafta başlıycakmış )
*****
Seveceğim erkek yakışıklı olmalı...
Zuhal Olcay... Herkesin konuştuğu kadın. Her gün gazetelerde nişanlandı haberleri çıkıyor. O sadece Saklambaç'a konuştu Ve dedikodulara inat diyor ki: 'Seveceğim erkek yakışıklı olmalı'
***
Seveceğim erkek yakışıklı olmalı...
Zuhal Olcay... Herkesin konuştuğu kadın. Her gün gazetelerde nişanlandı haberleri çıkıyor. O sadece Saklambaç'a konuştu Ve dedikodulara inat diyor ki: 'Seveceğim erkek yakışıklı olmalı'.
O bir klasik kadın. Konuşurken hem kendi heyecanlanıyor, hem de karşısındakini heyecanlandırıyor. Karma yaşama inanıyor. Terk edilen her kadın gibi aynı acıları yaşamış. Ama bunları majör acılar olarak görmüyor. Yaşadığı acıları, yaşının verdiği tecrübe ile atlatmasını da bilmiş. Bir gün tekrar sevebileceği erkeğin karşısına çıkacağına karşı olan inancını ise hiç kaybetmemişe benziyor. Zuhal Olcay ile dobra dobra bir röportaj yaptık...
* Zuhal Olcay nelerle uğraşıyor?
Çok fazla işlerle uğraşıyorum. Konserler veriyorum. Özel bir televizyon kanalı için dizi film çekiyoruz.* Dizi filminden bahseder misiniz?
Ayşe Kulin'in 'Geniş zamanlar' adlı kitabından uyarlanmış bir dizi film. Senaryosunu Mahinur Ergun yazıyor. Yönetmenliğini Serdar Akar yapıyor. Yılın son ayında yayına girecek.
'BÖYLEYİM'
* Hangi roldesiniz?
Bir boşanma avukatını canlandırıyorum. Lakabım da 'kafa koparan.' Dizide iki kadının hikayesi var. Çok idealist bir belediye başkanı var. Küçük semtin insanları var. Sonra o hayatlar, bir yerde çakışıyor.
* Ya konserler?
Evet. Bir de Selim Atakan ile birlikte bir tiyatral konser hazırlığımız var.
* Türk halkının gözünde ayrı bir yerdesiniz. Bunun neden böyle olduğunu kendinize sordunuz mu?
Biraz evin kızı gibisiniz. Türk halkı yaptıklarımdan ötürü değil, sanırım yapmadıklarım şeylerden ötürü beni seviyor. Yaptıklarım ortada. Bu mantıkla yola çıkarsak yapmadıklarımı da tahmin edebilirsiniz. Doğrusu bilemiyorum. Gerçekten böyle şeyler sorulduğu zaman mahcup oluyorum. Bir tarafım bu iltifattan övünç duyuyor. Bir tarafım ise 'Ben zaten böyle bir kadınım' diyor. Anlayacağınız 'Böyle bir şeyler yapayım da, insanlar beni çok sevsin ya da saysın' diye düşünmedim. Hayatım boyunca inandığım ve içime sinen işleri yaptım. Ayrıca şunu da belirtmek istiyorum ki, herkesin seveni olduğu kadar sevmeyeni de vardır mutlaka.
* Zaman zaman hepimizin hayatında kırılma noktaları oluyor. Zuhal Olcay da bu kırılma noktasını yaşadı. Şimdi ise yeni bir döneme başladınız. Şu anda yaşadığınız hayatı anlatabilir misiniz?
Haklısınız. Benim de hayatımda önemli dönüm noktaları oldu. Bu noktaların ardından gelen değişik dönemler oldu. Böyle şeyler yaşamaya yabancı değilim. Hatta bu benim için itici güç bile olabiliyor. Radikal değişimler yeni açılımlara, yeni kapılara ve o bilinmez kapılardan yeni girişlere sebep oluyor. Bir tarafım bu dönemleri yaşarken tabi ki sarsılıyor ve acı çekiyor. Ama bir tarafım da muhteşem bir zevk alıyor. Bu çelişkili gibi gelebilir size; ama çok paradoksal bir durum. Müthiş acı çekerken, müthiş zevk alıyorsun. Yeni yeni kapılardan içire girerken ürkekçe davranıp, korkarak adım atıyorsun. Bu korku ile ilerlemek muhteşem bir şey. Bize sunulan bu yaşamda, aç gözlü olmadan tadabileceğim her şeyi tatmak istiyorum. Yaşam baştan sona, sadece mutluluklarla dolu değil. Hatta mutluluklarımız bu yaşam içinde, çok küçücük anlar. Dolayısıyla acı çekmek ve üzülmek doğal. Yaşadığım şeyleri çok majör acılar olarak görmüyorum. Çok tatlı, çok ilginç ve çok değişik anlar olarak görüyorum. Yaşama karşı çok iştahlıyım. Ve nedenini bilmiyorum ama daha fazlasını istiyorum.
* Terk edilme acısını nasıl yaşadınız?
Herkes nasıl yaşadıysa öyle yaşadım. O konuya girmek istemiyorum.
* Amacım yaralarınızı deşmek değil. İnsanlar şunu merak ediyor...
Gerçekten merak ediyorlar mı?
* Bence evet. Sizin çektiğiniz acıları merak eden bir sürü insan var. Mesela diyorlar ki, bu kadın yaşadıklarını nasıl atlattı?
Galiba anahtar kelime şu. Gerçekten güçlü olabilmek. Bir kere yapısal bir şey. Bize genlerimizden gelen bir şey. O nedenle şanslıyım. İkincisi, mesleğimde çok başarılıym. Bir insanın ayaklarının üstünde durabilmesi önemli. Kendi başıma bir bireyim. Bir bastona ihtiyacım yok. Hayatta en büyük servettir bu. Bir de yaşamı olduğu gibi kabul etme yetkim var. Çok genç yaşlarda insan, minicik bir hayal kırıklığında daha çok fazla hüsrana uğrardı. Halbuki her şey bir süreçmiş. Bizler, acı çekiyoruz ve başkalarına çektiriyoruz. Hiç kimse masum değil. Karma denen şey varsa, bir yerde yaşattığın acıyı, başka bir yerde yaşıyorsun. Bütün bunları hazmetmek ve anlamak lazım. O zaman da abartmamak gerekiyor. Herkesin her şey başına gelebiliyor. Ne olur kimse başına gelen felaketleri abartmasın. Ve kendine acımasın. Bu dünya yaşanması çok zor yerlerden birisi. Yaşamak çok zor bu yerde. Hepimiz payımıza düşeni yaşıyoruz.
* Siz kendi kendinize sordunuz mu? Yaşadıklarım benim başına neden geldi?
Sormadım. Bir şeyler yaşıyorsun ve onun sonucunda bu tür şeyler oluyor. Şaşılacak bir durum yok. Hiçkimsenin birbirinden ne eksiği, ne fazlası var.
* Zuhal Olcay'la yıllar önce bir röportaj yapmıştık. O zaman gözlerinize baktığımda iki korkunuz olduğunu görmüştüm. Birincisi yaşlanma, ikincisi Haluk Bilginer'den ayrılma korkusu...
Vallahi ilginç bir bakış. Nasıl vardınız öyle bir kanıya?
* Sadece bir gözlemdi. Yanılmış olabilirimde. Ama o gün o gözleriniz bu düşündüklerimi anlatmıştı. Ne düşünüyorsunuz? Yanıldığımı mı?
Yanıldığınızı zannetmiyorum. Böyle korkuları herkes gibi ben de içimde taşımışımdır. Her kadın gibi yaşlanmaya karşı koymaya çalışıyorum. İnsan yaşlandıkça olan şeyleri kabullenmeye başlıyor. Bazı şeyleri güzel şekilde kabullenip, onu güzel bir şekilde yaşamanın tadına varıyorsunuz. Onu şimdi görebiliyorum. Bunu yaşamak hoşuma gidiyor. Akıllı yaşlanmak çok güzel bir duygu.
ÇALIŞMAK, ÇALIŞMAK...
* Yeni hayatınızın felsefesi çalışmak mı?
Evet. Çalışmak, çalışmak, çalışmak.. Şu anda yaptığım tek şey var, çalışmak. Sadece işlerimi düşünüyorum. Ama bir gün gelecek (öyle umuyorum) benim de tekrar güzel ilişkilerim olacak.
* Birçok insan bir ilişkiden çıktığı zaman hemen yeni bir ilişkiye başlıyor. Sizin öyle bir ilişkiniz var mı?
Hakkımda nişanlandı diye yazmışlar. Bu bana da haksızlık, ismi geçen o insana da. Böyle bir şey yok. Onun dışında ayrılık acısını geçiştirmek adına bir ilişkiye giremem. Bu fikir o ilişkiyi yaşayacağım insana haksızlık olur. Gerçekten yaşamak istediğim ilişkileri yaşarım. Öyle birisi karşıma çıktığında geri çevirmem. Bu ilişkiyi de zamanı geldiğinde yaşayacağıma inanıyorum. Paylaşmayı, aşık olmayı ve aşık olunmayı seven bir kadınım.
* Peki nasıl bir erkeğe aşık olursunuz?
Kafaca anlaşmak önemli. Zihnen anlaşmam gerek. Bir de ben güzel adam seviyorum. Seveceğim erkek yakışıklı olmalı.
Sinan AKYÜZ
http://img166.imageshack.us/img166/7643/12xu9.jpg
çalismalarin çok basarili funda, ellerine saglik, çok güzel olmus ;)
http://img72.imageshack.us/img72/1742/imperiaflex000zr7.jpg
Zuhal Olcay’dan bir boşanma hikáyesi...
Zuhal Olcay, uzun bir aradan sonra Ayşe Kulin’in eserinden uyarlanan Geniş Zamanlar dizisiyle ekrana dönmeye hazırlanıyor.
Star TV’de yeni yılda yayınlanacak olan dizide Oktay Kaynarca ve Özge Özberk’le başrolü paylaşan Olcay, kocası tarafından aldatılan bir boşanma avukatını canlandıracak.
Kurtlar Vadisi ve Sağır Oda’dan tanıdığımız tecrübeli yönetmen Serdar Akar’ın yöneteceği Geniş Zamanlar dizisinin senaryosunu Asmalı Konak ve Haziran Gecesi’ne imza atan Mahinur Ergun yazdı.
Geniş Zamanlar dizisinde rol teklifi nasıl geldi?
- Bir gün Mahinur Ergun beni aradı. Ayşe Kulin’in eserini senaryo yapıyoruz dedi. Bir kafede Mahinur Ergun ile oturduk, konuştuk. Senaryoyu çok beğendim, yapımcıyla ve yönetmenle de buluştuk, anlaştık. 1 ay sonra çekimler başladı. Güzel bir şekilde devam ediyor.
Canlandıracağınız Ayla nasıl bir karakter?
- Ayla güçlü bir karakter. Çok başarılı bir boşanma avukatı. Hayatında her şeye duygudan çok mantık çerçevesinden bakan bir insan. Aşk ve aşık olabilme duygusunu, insanların zaaflarını anlayamayan, sürekli mantık penceresinden hayata bakan bir kişiliği var. İnsanların zaaflarının olabilmesi kendisine saçma geliyor ancak bir süre sonra kendisi yaşayarak bazı durumları öğreniyor ve küçümsediği insanların arasında bulunuyor, empati kurmaya çalışıyor. Gerçek hayatta da bu böyledir. İnsan yaşamadığı bir olay için önceden ahkam keser ’ben olsaydım’lı cümleler kurar ama o kişi sen olduğunda hiçbir şey konustuğun gibi olmaz.
Geniş Zamanlar’da neler izleyeceğiz?
- Dizide toplumdaki çeşitli sınıflardan insanların hayatlarını mercek altına alan başarılı bir hikáye örgüsü var. Farklı sosyal sınıflardan insanların yolları bir şekilde kesişiyor. Sınıf farklılıklarının getirdiği problemler ve onlarla baş etmeye çalışmaları dizinin ana temasını oluşturuyor.
Diziyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Ayşe Kulin gibi bir edebiyatçının kaleminden çıktı hikáyenin omurgası. Senaryo aşamasında omurga farklı işlense de karakterlerin birbirleri ile ilişkilerinin düzeni açısından insana güven veriyor. Sanıyorum hikáye örgüsü insanları etkileyecek.
Başrolleri Oktay Kaynarca ve Özge Özberk ile paylaşıyorsunuz. Sette uyumunuz nasıl?
- Oktay benim eski arkadaşım. Özge ise çok şeker, çok yetenekli. Ekipten, senaristimiz ve yönetmenimizden çok memnunum ve sette huzurluyum. 5 Ocak’ta yayına gireceğimiz için yoğun bir tempoda çalışıyoruz ama yorulmuyoruz diyebilirim.
Dizide polemik yaratacak bir soru çıkar mı?
- Biz böyle tartışmalara yaslamıyoruz sırtımızı ama tabii insanların nereye takılıp, ne polemik çıkaracağını bilemiyoruz. Televizyonda öncelikle şunun yanıtını bilmek gerek; Ne kadar sanat yapabilirsiniz? Böyle baktığınızda bir televizyon dizisi, çekilme koşulları, amacı, bu işin sanatsal boyutta yapılmasına elverişli değil. Ancak özenli işler yapabilirsiniz. Diziler, çok çabuk tüketilen ürünler. Hızlı olmak, hızlı çalışmak zorundasınız. Bütün o şartlar içerisinde bu olayı sanat boyutuna taşıyacak şartlar için zaman ve bilincin gelişmesi gerekiyor.
Son dönemde beğendiniz diziler var mı?
- Çok kötü bir televizyon izleyicisiyim. Yarım yamalak bakarım. Sitcom olarak Avrupa Yakası, son zamanlarda çıkan diziler içerisinde de en çok Hatırla Sevgili’yi izledim diyebilirim. O da kanal değiştirirken. Ayşe Kulin’in başka bir hikáyesi ’Köprü’ de dizi olarak çekilmiş. Onu da bir bölüm izleyebildim. Dediğim gibi kötü bir izleyiciyim.
Önümüzdeki günlerde Zuhal Ocay’ı nerelerde göreceğiz?
Şu anda tiyatro gösterimiz Nathalie’nin turnesi devam ediyor. Selim Atakan ile bir performans gösterim olacak, onun hazırlıklarına yakında başlıyoruz. Londra’da çektiğimiz filmimiz İyi Seneler yeni yılda gösterime girecek.
Ayla başka ben başkayım
Dizide oynadığınız Ayla karakteri kocası tarafından aldatılan bir boşanma avukatı. Yakın zamanda siz de benzer şekilde gündeme geldiniz. Rolü kabul etmek zor oldu mu?
- Ekranlara bakarsanız dizilerin belirli konuları vardır. Aldatma, intikam, aşk, kavuşanlar, kavuşamayanlar vesaire. Oynadığım rol bana yakın diye bir şey asla söz konusu olamaz. Sonuçta Nathalie’de de bir hayat kadınını oynuyorum. Kurgusu iyi planlanmış bir hikáye ve güzel rol olarak bakıyorum Ayla’ya.
http://img95.imageshack.us/img95/6188/1pp6.png
http://img95.imageshack.us/img95/5315/2fz5.png
http://img95.imageshack.us/img95/9729/adsz0id4.png
http://img100.imageshack.us/img100/1157/adszkz4.png
O sizin bildiğiniz cool kadın değil
"Natalie" adlı oyundan sonra yakında Kanal D'de başlayacak "Geniş Zamanlar" adlı dizide de aldatılan bir kadını canlandıran Zuhal Olcay, "Hikayelere baktığınızda konular zaten belli. İlişkiler, aldatma, aldatılma, intikam, öfke gibi birkaç başlık... Böyle bir rol için özellikle benim seçilmiş olduğum kastediliyorsa tabii ki böyle bir şey yok" diyor.
Haluk Bilginer’den boşandıktan sonra derin bir suskunluk dönemine giren Zuhal Olcay, artık sorulardan kaçmıyor, basın mensuplarının karşısına çok daha güleryüzlü ve cesur bir şekilde çıkıyor. "Nathalie" adlı tiyatro oyununun ardından "Geniş Zamanlar" dizisinde de aldatılan bir kadını canlandıran Olcay, geçtiğimiz gün düzenlenen basın toplantısında yine çok neşeli, yine çok rahattı...
Yeni dizi projenizle başlayalım sohbetimize...
- Ayşe Kulin’in "Geniş Zamanlar" adlı hikayesinden yola çıkılarak yazılmış bir senaryo... Bir şekilde birçok sosyal sınıfa mensup karakterin yollarının kesiştiği bir hikaye bu... Ben dizide Ayla adında kent kökenli bir avukatı oynuyorum.n Nathalie adlı tiyatro oyununda aldatılan bir kadını oynamıştınız. Bu dizide de yine aldatılan bir kadın rolündesiniz. Neden hep aynı karakter?
- Hikayelere baktığınızda konular zaten belli. İlişkiler, ihanet, intikam, öfke... Sonuçta ister istemez bu insanlık halleriyle yollarınız çakışıyor. Ama böyle bir rol için özellikle benim seçilmiş olduğumu kastediyorsanız ya da benim böyle bir projeyi kasıtlı olarak seçmiş olabileceğimi düşünüyorsanız, tabii ki böyle bir şey yok.
n Proje önünüze geldiğinde aklınızdan ilk ne geçti? Özelikle bazı şeylerle bağdaştırılıyor diye düşündünüz mü?
- Hayır, hayır... Öyle bir şey hiç düşünmedim. Gerçekten böyle bir şey yok.
n Canlandırdığınız karakterle özdeşleştiğinizi düşündünüz mü?
- Hayatımla özdeşleşen hiçbir yer yok bana sorarsanız... Gerçekten bu konunun altını çok fazla çizmenin bir anlamı yok. Ama sizleri de anlıyorum tabii.. Sormanız gereken soruları soracaksınız.
n Oktay Bey’le (Kaynarca) ilginç bir şekilde tanışmışsınız; bir ağaç tepesinde!
- Öyle mi?
n Elimizdeki senaryoda öyle yazıyor...
- Ben de Oktay’la ne zaman ağacın tepesine tırmanmıştım diye kara kara düşünmeye başlamıştım.
n Dizide aranızda nasıl bir aşk yaşanacak?
- O ilişkinin nasıl gelişeceğine yönelik hiçbir bilgim yok. Kaldı ki öyle bir ilişkinin gelişip gelişmeyeceğine yönelik bir bilgim de yok. Buraya gelip, karşınıza oturup da "Bakalım dördüncü bölümde ne olacak" gibi bir saçmalık yapmayacağım tabii, ama gerçekten bilmiyorum. Ağacın tepesi gibi bir sahne de hatırlamıyorum..
n 2006 sizin için nasıl geçti?
- 2006 yılı, şahsım için soruyorsanız eğer, çok çalışarak, çok yorularak geçti. İyi geçti ama tabii ki birey olarak dünyada olup biten olumsuzluklardan etkilenmemek söz konusu değil. Onun için siz sormadan söyleyeyim, 2007’de barış dolu bir yıl diliyorum. Bunu bilmiyorum yayınlar mısınız, umarım açlık grevinin sona erdiği bir 2007 başlangıcı yaparız. F tipi cezaevleri konusunda bu olanağı değerlendirmek istiyorum. Sorumlulara, görevlilere, konu ile ilgili tüm mercilere bu konu üzerinde düşünme çağrısında bulunuyorum... Gerekeni yapmalarını daha doğrusu...
n Konuyla ilgili çalışmalarınız var mı?
- Tabii ki desteğim oluyor... Özellikle sanatçılar olarak, düşünce özgürlüğü gibi konularda uzun yıllar DGM’de yargılandık. Yıllarca gittik geldik... Bu konularda bir sanatçı olarak, bırakın sanatçı olmayı düşünen, bu ülkede yaşayan aydın insanlar olarak hepimizin üzerine düşen çok büyük görevler olduğuna inanıyorum. Duyarlı olmak zaten görevimiz.
n 2007’den şahsi beklentileriniz neler?
- İşime gerçekten çok aşık bir insanım... Tabii ki sağlığı saymıyorum, o olmadan hiçbir şey olmaz. İşim yolunda olmadığı zaman ya da o alanda tatmin içinde olmadığımda kendimi hep eksik hissediyorum; hep biraz kırık, mahsun ve hüzünlü... Onun için işlerimdeki başarı benim için çok önemli. Severek yaptığım şeylerin içinde olmak çok önemli. E tabii insan başka ne ister? Mutlu olmak ister.
n Tekrar evlenmeyi düşünüyor musunuz?
- Şu anda düşünmüyorum ama bu konularda büyük laflar etmek bana hep saçma gelmiştir. Bilemezsiniz....
n 2006’da hafızanızdan silemeyeceğiniz şeyler yaşadınız mı?
- Şu anda aklıma gelmesini beklemeyin, çünkü, yanlış ya da gereksiz bir şey söylemek istemem. Öyle bir şey olsaydı hemen anımsardım zaten... Niye gülüyorsunuz; yok öyle bir şey! Neyi söylemeye çalışıyorsunuz, gerçekten benimle her şeyi konuşabilirsiniz.
n 2006 yılında hayatınızda çok önemli değişiklikler yaşadınız. Bunu hatırlatmak istedik...
- Ama şöyle bir şeyi karıştırıyorsunuz, o 2005’teydi... Uzun süren bir evliliğin sona ermesi, insan hayatında tabii ki önemli bir değişiklik... Ama bu 2005’teydi...
n Bunu sormaktan pek hoşlanmayacağınızı biliyorum, ama sormak zorunda olduğumuzun lütfen farkına varın... Bir isim ortaya çıktı; Ege Yazgan...
- Hayır, hayır, hayır...
n Tamam, tamam...
- Bunu hiç sormamış olun...
Ben kalabalık yaşayan bir insanım
n Peki Haluk Bey’in çocuğuyla ilgili konuşmak istiyorum. Kendisini tebrik ettiniz mi? Konuştunuz mu?
- Bunlar özel sorular ve izin verirseniz, saygı duyarsınız ya da duymazsınız ama ben bunları konuşmak istemiyorum.
n Çocuk özlemi yaşıyor musunuz?
- Benim bir tane kızım var zaten...
n Yeniden anne olmayı arzu ediyor musunuz? Belki yeniden evlenirsiniz...
- Tabii ki olur... Bir tane kızım var ve onu çok seviyorum.
n 2006 Zuhal Olcay için çok yalnız mı geçti?
- Yoo, ben çok kalabalık yaşayan bir insanım...
http://img356.imageshack.us/img356/4232/1or2.jpg
http://img502.imageshack.us/img502/3659/2rs5.jpg
http://img356.imageshack.us/img356/1027/3mx1.jpg
http://img244.imageshack.us/img244/9290/untitledqn7.jpg (http://imageshack.us)
http://img153.imageshack.us/img153/9627/untitled2bt8.jpg (http://imageshack.us)
hulyafan_88 05-01-07, 08:26 Sinemanın üç divası aynı filmde buluşacak :happy0064
Abdullah Oğuz, 40 yaş sendromuna yakalanmış çocukluk arkadaşı 3 kadının hikayesini film yapacak. Filmde Zuhal Olcay, Hülya Avşar ve Demet Akbağ var
05.01.2007
’Asmalı Konak’ dizisiyle ekranda büyük başarı sergileyen, ’O Şimdi Asker’, ’O Şimdi Mahkum’ ve son olarak da Zülfü Livaneli’nin ’Mutluluk’ romanını beyazperdeye aktaran Abdullah Oğuz, yepyeni bir projenin startını verdi. Oğuz, 2005 yılında sinemalarda gösterime giren ‘Eyvah Yaş 35’ filminin bir benzerini çekmek için düğmeye bastı. Çocukluktan beri arkadaş olan üç metropol kadınının yaşadıklarını konu alan hikayenin bir benzerinde oynayacak isimler ise belli oldu. Deneyimli yapımcı, 40 yaş sendromunu anlatacak filmi için Demet Akbağ, Hülya Avşar ve Zuhal Olcay ile el sıkıştı. Geçtiğimiz yazdan beri senaristlerle proje üzerinde çalışan Oğuz, şimdilerde sinema ve tiyatronun başarılı bu üç kadınının karşısına koyacağı, üç başarılı jönün arayışında.
Haber: Neslihan AKBAYDAR
bugünkü milliyet tv ekinden...
Ayşe Kulin:
Oktay’ın rolünü dizi için yarattık
‘Köprü’ den sonra ‘Geniş Zamanlar’ adlı eseri de televizyon dizisi olan Ayşe Kulin, teklif gelirse oyunculuğa sıcak baktığını söyledi.
Ayşe Kulin…O, romanları en çok satanlar listesinin zirvesinden düşmeyen bir kadın.Edebiyat dünyasının köşe taşı isimlerinden biri olan Kulin, son aylarda iki eserinin dizi versiyonlarıyla da adından söz ettiriyor.Kulin’in Vali Recep Yazıcıoğlu’nun yaşamından esinlenerek yazdığı ‘Köprü’ romanıyla aynı adla ekrana uyarlanan dizisi reytinglerdeki tırmanışını sürdürüyor.
Kulin’in bir diğer eseri ‘Geniş Zamanlar’ın Zuhal Olcay, Oktay Kaynarca ve Özge Özberk’li TV versiyonu ise ekran macerasına başlamak için gün sayıyor. ‘Geniş Zamanlar’ın ilk bölümü 9 Ocak Salı akşamı saat 20.00’de Star TV’de olacak.İki eseri de Koliba Film tarafından Star TV’ye çekilen Kulin, teklif gelirse oyunculuk da yapabileceğini söyledi.
İki kitabınız birden televizyon dizisine uyarlandı.Size dizi teklifleri geldiğinde ne düşündünüz?
Ne tereddütlerim, ne de özel şartlarım oldu.Özellikle ‘Köprü’nün seyirciyle buluşacak olmasına çok sevindim.
Dizilerin senaryo aşamasına katkınız ne düzeyde oluyor?
‘Köprü’nün senaryosu ile hiç alakam yok. ‘Geniş Zamanlar’da öyküden iyice uzaklaştığımız için Mahinur Ergun’la birlikte yeni yan öyküler geliştiriyoruz.O senaryoyu yazıp bana postalıyor, ben okuyup fikir beyan ediyorum.Aslında etmiyorum sayılır.Çünkü her seferinde çok güzel bir senaryo üretmiş oluyor.
‘Vali rolü için çok titizlendim’
Oyuncu seçiminde de fikir verdiğinizi duyduk,özellikle oyuncuları seçerken neleri belirleyici unsur olarak göz önünde bulunduruyorsunuz?
‘Köprü’deki vali rolü için çok titizlendim.Ne de olsa gerçek bir validen izler taşıyan bir karakteri canlandıracaktı.Neticeden çok memnunum. ‘Geniş Zamanlar’ın kadrosunun da tiyatroculardan oluşması bana çok umut veriyor.
Çok eleştirilen reytingle ilgili sizin düşünceleriniz neler?Dizilerinizden ‘Köprü’nün reytingi giderek yükseliyor,bu durumu neye bağlıyorsunuz?
Reyting kavgasının, ülkemdeki pek çok şey gibi, şirazesinden çıktığını düşünüyorum.Bir aşk,bir çete veya dalavere öyküsü anlatmadığı halde, ‘Köprü’ izlenme payını yükseltiyorsa, bunda hem gerçek hayata dair bir dizi izleme özlemi hem de oyuncuların muhakkak katkısı vardır. ‘Köprü’, kendimize tuttuğumuz bir aynadır,Doğu’da yaşanmakta olanların abartılmadan ekrana getirilmesidir.
Köprü’de beklenen reytingleri almasaydı,ne hissederdiniz?
Örnek alınması gereken bir bürokratın, her biri altın değerindeki sözlerinin ve eylemlerinin dikkate alınmamasına çok üzülürdüm.
‘Köprü’de Erdal Beşikçioğlu’nun, ‘Geniş Zamanlar’da da Oktay Kaynarca’nın canlandırdığı karakterleri Recep Yazıcıoğlu’ndan esinlenerek yazdığını açıkladınız. Recep Yazıcıoğlu’nun hangi özellikleri size ilham verdi?
‘Köprü’ romanımdaki Vali Faruk Yazıcı, birebir Recep Yazıcıoğlu idi.Ekrandaki karakter, ister istemez aile yapısıyla, dramatik kurgusuyla kurgusuyla değişime uğramak zorunda kaldı. ‘Geniş Zamanlar’daki Oktay Kaynarca da, esas öyküde yok.O rolü dizi için yarattık.Benim için çok değerli insanlar ve bürokratlar olan Recep Yazıcıoğlu’na ve rahmetli babama olan hayranlığım, bu yaratma sürecine ister istemez sızdı.Vatan ve insan sevgisiyle dolu,dürüst,çalışkan,zeki,cesur,inançlarından ödün vermeyen heyecanlı ve sıcak insanlar!Türk halkının, örnek alınması gereken tiplemeleri de seyretmeye hakkı var.
Oyunculuğa yeşil ışık yaktı
Daha önce Adı Aylin romanınızın da çekilmesi gündemdeydi.Ama çekilmedi,neden?Diğer eserlerinizle ilgili başka film ve dizi projeleriniz var mı?
‘Adı Aylin’i, Amerika’da geçtiği için, film veya dizi yapmak olası değil.TRT ‘Sevdalinka’yı Kosova Savaşı sırasında film yapmak istedi ama gerekli imzaları zamanında toparlayamadıkları için, o fırsatı kaçırdı.İngiltere’de yaşayan ve yönetmenlik yapan bir arkadaşım ‘Gece Sesleri’nin peşinde.Roman ve öykülerimi illa film veya dizi yapmalıyım diye bir tutkum yok.İlgilenenler olursa, değerlendirmeye çalışyorum.
Size dizilerinizden birinde sembolik bile olsa oyunculuk yapmanız önerilse nasıl bakarsınız?
Sıcak bakarım.
Kulin’in ‘Köprü’sü Erdal Beşikçioğlu’nun usta oyunculuğuyla Star TV’de.Başrollerinde Zuhal Olcay,Oktay Kaynarca ve Özge Özberk’in oynadığı ‘Geniş Zamanlar’ da haftaya Star TV’de …
yurdanur_mehmet 07-01-07, 10:48 "Aşk geçici bir hastalık"
"Geniş Zamanlar" dizisiyle iki yıl aradan sonra ekrana dönmeye hazırlanan Zuhal Olcay: "Aşk maalesef geçici bir hastalık. Coşku veren, aynı anda hem haz hem de acıyı yaşatan... Ama yok olup gidiyor"
http://www.milliyet.com.tr/2007/01/07/pazar/resim/apaz.jpg ELİF BERKÖZ
Hüzünlü, mesafeli, soğuk... Zuhal Olcay'a yakıştırılan sıfatların en sık telaffuz edilenleri, en bilinenleri... Ama o en çok "şarap gibi kadın" tanımına uyuyor. Zaman onu eskitmiyor, çirkinleştirmiyor sanki. Olcay bu benzetme hatırlatılınca gülüyor. "Birdenbire ekşimeyeyim de yıllandıkça güzelleşeyim" diyor.
Olcay iki yıl aradan sonra Ayşe Kulin'in kitabından uyarlanan "Geniş Zamanlar" dizisiyle ekrana dönmeye hazırlanıyor. Star TV'de yayınlanacak dizide oyuncu, kocası tarafından aldatılan bir boşanma avukatını canlandıracak.
2007 yılı Olcay için dolu dolu geçeceğe benziyor. Planlarını sorunca tiyatro, yeni bir albüm, teatral konser performansı projelerini bir çırpıda sayıyor.
Olcay'la Zekeriyaköy'de, sette buluşuyoruz. Röportajda "soğuk hava dalgası"na girmeyi beklerken kahkahalar atan bir Zuhal Olcay'la karşılaşıyorum. Ona galiba en çok "gülmeler yaraşıyor"...
Projelerinizde seçici davrandığınızı biliyoruz. Sizi ikna eden neydi "Geniş Zamanlar" için?
Öykünün Ayşe Kulin gibi bir edebiyatçının elinden çıkmış olması, o hikayenin Mahinur Ergun tarafından senaryolaştırılması evet demem için yeterliydi. Ayrıca ekibi çok sevdim. Hem Serdar Akar da çok beğendiğim bir yönetmen. Yağ, şeker ve un var. İş helvanın iyi pişmesine kaldı.
Ayşe Kulin'le hikaye üzerine sohbet etme şansınız oldu mu?
Hikaye farklı sınıflardan insanların bir şekilde hayatlarının çakışmasını anlatıyor. Kulin'le tanışma fırsatım oldu. Hatta "Geniş Zamanlar" kitabını hikayeyi okumam için o hediye etti bana. Onunla kısa da olsa canlandırdığım karakter Ayla üzerine bir konuşma yaptık. Bu da aklımda Ayla'yla ilgili bir fikir oluşmasına yardımcı oldu. Kulin'in öyküsü oldukça kısaydı. Dizide hikaye genişleyecek.
"Gönlümün kapısını araladım"
"Çekimlere ayrılan zaman nedeniyle dizi oyunculuğunun, tiyatro oyunuma ve müzik projelerime zararı dokunuyor" demişsiniz bir röportajınızda. Yeni diziniz tiyatro ve müzik konusunda sizi kısıtlamayacak mı?
Geçen yıl tüm zamanımı tiyatro oyunuma ayırdım. Ödül de aldım. Bu yıl tiyatro, 2006'daki kadar olmasa da yine devam ediyor. Ara sıra konserler veriyorum. Berkun Oya ile "İyi Seneler" adlı bir film de çektim geçtiğimiz yıl. Tiyatroya da sinemaya da müziğe de zaman ayırdım. Bunları halletmişken, iki yıl aradan sonra bir dizide oynamanın zamanı gelmişti.
Dizide oynadığınız karakteri tanımlarken "Ayla hayata duygudan çok mantık çerçevesinde bakan bir karakter" diyorsunuz. Sizin hayatınızda mantık mı yoksa duygu mu ağır basar?
Ayla her şeye teorik bakıyor. Mesleki deformasyondan herhalde, hayatı aynı kanunlarda olduğu gibi maddelerden ibaret sanıyor. Oysa ben duygularımla hareket ederim. Tabii aklın yol göstericiliğinden şaşmamak kaydıyla.
Aldatılan bir boşanma avukatını oynayınca, durumu geçmişte, özel hayatınızda yaşadığınız eski olaylarla bağdaştıranlar çıkacak. Mevzu küllenmişken tekrar nasıl baş edeceksiniz sorularla?
Ekranda gösterilen dizilerin konuları hep aynı; aşk, aldatma, ilişkiler... Bizim dizinin içinde de aldatma var. Bu yüzden sorulardan kaçış yok. Gazetelerde atılacak başlıklardan, gelecek sorulardan rahatsız olmuyorum. Eğer olsaydım teklifi kabul etmezdim.
Bundan iki yıl öncesine kadar daha mesafeli bir Zuhal Olcay vardı karşımızda. Fakat eski eşinizle aranızda geçenlerin ardından daha dobra biri oldunuz. İlişkiler, aşk, ayrılık üzerine konuşmaya başladınız. Kabuğunuz nasıl kırıldı?
Yıllarca mesleğim dışında herhangi bir şekilde gündeme gelmedim. Gündeme gelmemi gerektirecek olay da yoktu ortada zaten. Şöhretli biri olarak, bir sürü insanın gözü önünde bir olay yaşadım. Yine de olabildiğince sessizliğimi korudum. Hâlâ da öyle yapıyorum. Ama bulunduğum yerin sorumluluğu gereği gönlümün, içimin kapısını araladım. Bir taraftan da samimi davranarak tüm bu yaşananlardan kendimi koruyacağıma inandım.
http://www.milliyet.com.tr/2007/01/07/pazar/resim/apaz1.jpg "Ciddiyet uzarsa deliririm"
"Nathalie"deki performansınızla 2006 Afife Tiyatro Ödülleri'nde en iyi kadın oyuncu seçildiniz. 2007 için işinizle ilgili bir proje veya hedef var mı kafanızda?
Yeni bir oyunda yer alacağım. Selim Atakan ile şarkılardan oluşan teatral bir konser performans gerçekleştireceğim. "Küçük Bir Öykü Bu" albümümden 17 yıl sonra yine aynı ekiple Vedat Sakman ve Mehmet Teoman'la yeniden bir araya geliyoruz. Yeni bir albüm hazırlayacağız.
"Başucu Şarkıları" iki albümle sona erdi mi? Üçüncüsünü çıkarma planınız var mı?
Artık bitti. Devam etseydik "Rocky" serisi gibi olacaktı. 3, 4, 5, 6 diye gidecekti.
Sahnede şarkı söylerken sanki tüm şarkıları ayrı ayrı yaşıyor gibisiniz. Şarkı söylemeyi de oyunculuk performansı olarak mı görüyorsunuz?
Evet, kesinlikle. Şarkıcılık yaparken kendimi oyunculuktan bağımsız düşünemiyorum. Oyunculuğum duygusuyla, söyleyişimle, içine kattığım yorumumla şarkıda mutlaka yer alıyor.
Zuhal Olcay ve hüzün bir arada anılır. Bakışlarınız hüzünlü bulunur. Sizin de kahkahalar attığınız zamanlar oluyordur. Nelere gülüyorsunuz son günlerde?
Hüzünlü Zuhal Olcay kaldı adım. Hüznü yakıştırıyorlar bana. Ben de herkes kadar hüzünleniyorum. Eğlenmeyi çok severim aslında. Yarım saati aşan ciddiyet beni delirtebilir. Son günlerde bana kahkaha attıran şey Comedymax'teki "Becker" dizisi oldu. "Avrupa Yakası"nı da bazen seyrediyorum. Beni gülümsettiği anlar oluyor.
"Yalnızlığın nimetlerinden faydalanalım"
Can Dündar bir yazısında boşandığınızdan beri başarıdan başarıya koştuğunuzu yazmıştı. Haklı mı sizce? Ayrılık ve yalnızlık mı sizi başarıya götüren?
Haklı galiba. Evlilik demek hayatı birlikte yaşamak demek. Siz farkında olmadan bazı özgürlükleriniz kısıtlanıyor. Yalnızlık kimi zaman iyi bir şey. Hayatımda yaşanan yalnızlıklar beraberinde işime daha fazla yoğunlaşmayı getirdiği için artılar kazandırdı bana. Ayrıca evli değilken ya da biriyle aynı evi paylaşmıyorken de kalabalık yaşayabilen biriyim. Ama kendime ait zamanlarda bana kimse ilişmez. Bilirler ki Zuhal şimdi yalnız kalmak istiyordur. Bu çok büyük bir lüks benim için.
Bazen anahtarı çevirip evimin kapısını açtığımda o evdeki ilk ışığı yakmış olmak ve yalnız kalmak istiyorum. Kısaca yalnızlığın nimetlerinden de faydalanalım derim.
Son zamanlarda şimdiki aşkım işim dercesine tiyatroya, müziğe sarıldınız. Aşkın tanımını yapmanız gerekse ne söylerdiniz?
Aşk geçici. Geçici bir hastalık maalesef. Coşku veren, aynı anda hem haz hem de acıyı yaşatan... Ama geçip gidiyor.
Vazgeçilmezleriniz var mı? Onlarsız yapamadıklarınız...
Yolculuklar, Londra'ya gitmek, iki-üç günlüğüne Şile'deki yazlık evime kapanmak, kedim Sütlaç ve köpeğim Köpük. Tabii kızım ve dostlarım. Aslında hiçbir şeyi, hiç kimseyi çok vazgeçilmez mertebesine koymamak lazım. Bu dediğimin doğruluğunu yaşam sürprizlerle hatırlatıyor size.
"Bazen vitrinde gördüğüm bir elbisenin içinde şarkı söylemek isterim"
Şarkı söylerken giydiğiniz sahne kıyafetleriniz sıradan tasarımların dışında. Kimlerle işbirliği yapıyorsunuz?
Modacılarımın her birini ruh halime göre seçiyorum. Ümit Ünal, Nilgül Bıkmaz, Yasemin Akat... Bazen de vitrinde bir elbise görür ve "Bunun içinde şarkı söylemek istiyorum" derim.
Şarkı söylerken kostüm bana hizmet etmeli. Teatral konser projemin kostümlerini tiyatro kostümcüsü Canan Göknil hazırlayacak.
Günlük hayatta genelde uzun eteklerle dolaşıyorsunuz. Neler giyersiniz başka?
Uzun etekleri, ceketleri seviyorum. Çok renkli giyinmem. Siyahların içine az görünen bir renk katarım mesela. Marka takıntım yok. Londra'daki pazarlardan da alışveriş yaparım.
http://www.milliyet.com.tr/2007/01/07/pazar/apaz.html (http://www.milliyet.com.tr/2007/01/07/pazar/apaz.html)
Zuhal Olcay:'Yaşadıklarım benim malzemem'
Star ekranlarında yayınlanan 'Geniş Zamanlar' dizisinde rol alan Zuhal Olcay,aldatılan bir kadını canlandırıyor.Olcay,kendi hayatında böyle bir tecrübe yaşadığı için olayların etkisinde olduğunu söylüyor.Sanatçı 'Bir oyuncu yaşadıklarını belleğine kilitlemelidir ve duygu hazinesini dolu tutmak zorundadır.O yüzden yaşadıklarımız ve gözlemlediklerimiz hep birer hazine bizim için' dedi.
http://img292.imageshack.us/img292/1230/004746ev3.jpg
Geniş Zamanlar
Onların Aşkı İzleyeni Sardı
Yazar Ayşe Kulin'in 'Geniş Zamanlar' romanı Koliba Film tarafından aynı isimle TV dizisi olarak uyarlandı.Zuhal Olcay, Oktay Kaynarca, Füsun Demirel ve Özge Özberk' ten oluşan güçlü kadrosuyla dikkat çeken dizi, henüz iki haftadır Star ekranında...'Binbir Gece' ile 'Ezo Gelin' in reytingleri parsellediği zorlu bir gecede sınav veren dizi, ikinci haftasında özellikle de A/B grubunda üçüncü sıraya yerleşmeyi başardı.Yapımcılığını Ata Türkoğlu'nun üstlendiği dizinin senaristi Mahinur Ergun, yönetmeni ise Serdar Akar.Zuhal Olcay'ın evli bir avukatı, Oktay Kaynarca'nın bekar belediye başkanını oynadığı dizide olaylar bir dizi yalan ve aldatmadan sonra daha da alevlenecek.
Zuhal Olcay:
Aldatmayı bir başlıkla anlatmak zor!
Hayli zamandır dizilerde yoktunuz."Geniş Zamanlar" da sizi çeken ne oldu?
Ayşe Kulin' in okuduğum romanları var. Romanların diziye uyarlamasının çok kolay olmadığını biliyorum. Bu aşamada devreye senarist Mahinur Ergun' un giriyor olması benim için en önemli kriterlerimden biriydi. İyi bir edebiyatçının eserinin uyarlanıyor olması ve bunu güvendiğim bir ismin yapması beni çok etkiledi. Oyuncu rollerinin dağılımı büyük bir titizlikle yapıldı. Bu da yapımcı firmanın titizliğini gösterdi.
Bir projeyi değerlendirirken neleri göz önünde bulundurursunuz?
Bir defa herşeyden önce projeyi sevmem gerekir ve o projede bana gösterilen rol. Bunlarla bir ilişki kurabiliyor muyum? Hoşuma gidiyor mu? İyi yazılmış bir senaryo mu? Ondan sonra rolünüze bakıyorsunuz. Rolünüzle bir ahbaplık kurabiliyorsanız, seviyorsanız, oyuncu olarak sizin iştahınızı kabartıyorsa kabul edilir. Bir diğer önemli faktör de yönetmen. Yapımcı firmanın meseleye bakışı önemli. Hakikaten herşeyi derli toplu yapılmış bir iş diyebilirim bu projeye.
Ekranda kendinizi görünce eleştirdiğiniz oluyor mu?
Tabii, izlerken eleştirel gözle bakıyorsunuz. Her zaman yapılan şeyin çok daha iyisi olur tabii ki. Dizi çok hızlı çaekilen ve çok hızlı tüketilen birşey. Dolayısıyla eleştirel gözle baktığınızda bunları gözardı etmeden eleştirmeniz lazım. Yani bu bir film değil. En fazla dört günde bir bölüm çekiliyor. Bu kadar hızda bir sinema filmi gibi incelikli çalışmayı beklemek çok büyük haksızlık olur. Keşke öyle olabilse. Keşke öyle diziler çalışabilsek. Ama şu anki anlayış bunun çok çok uzağında.Dolayısıyla eleştirirken bunları gözardı etmememiz gerekiyor.
Aldatma konusunda neler düşünüyorsunuz?
Şöyle bir cümle kurmak istemiyorum.Aldatmak korkunç kötü birşeydir, rezilliktir. Aldatmamak çok güzel bir şeydir.Çok aptal başlıklarla konuşmak istemiyorum. Meselelerin derinlere inebilmek önemli ki dramanın özünde de bu yatar. Dizi de tabii ki Ayla' nın karşı karşıya kaldığı durum çok can sıkıcı. Çünkü aldatıldığı kişi bir de müvekkili. Yani gerçekten çok sıkı bir biçimde tatsız bir durumla karşı karşıya kalıyor. Ama bütün bu durumlar içerisindeki o dramatik nedenler, niçinler üzerinde kafa yorduğunda işin tadı çıkıyor. Onun için aldatma konusunda bir başlık söyleyemeyeceğim yani.
Özge Özberk' in oyunculuğunu nasıl buluyorsunuz?
Özge, çok güzel, genç ve yetenekli. inanıyorum ki önünde harika bir kariyer var. Tiyatro yapıyor olması da ayrıca çok hoşuma gidiyor.Bir oyuncunun mutlaka tiyatro sahnesini bırakmamasında fayda görüyorum. Oyunculuk öğrenme süreci hiç bitmeyen bir iş. Tiyatro sahnesi de bu öğrenciliğin en güzel sürdüğü yer. O bileği taşını hiç kaybetmemek lazım. Dizideki diğer oyunculara da baktığınız zaman hepsi de kendi çapında değerli kişiler.
Ayla hayatı projeden ibaret sanıyor ama...
boşanma davalarını kazanmasıyla ünlenen, üstüne aldığı davaları müvekkillerinin lehine çok iyi bir şekilde sonuçlandırmayı beceren güçlü bir avukatı oynuyorum. Erol' la uzun süren bir evliliği ve o evlilikten bir kızı, çok güzel bir evlilikleri ve hayatları var. dışarıdan bakıldığı zaman her şeyin dört dörtlük göründüğü bir hayat. Fakat birdenbire uzun süren evliliklerin ardından gelen metal yorgunluğu dönemiyle birlikte eşinin başka kadınlara ilgisinin artmasıyla ilişki çatırdamaya başlıyor. Burada da aile ilk defa kendisiyle yüzleşiyor. Mesela yanlarında çalışan temizlikçi kadının kızı var; Zehra.Bu kıza da mesela bir proje gibi bakıyor.Alıyor, büyütüyor, okutuyor. Planlı, projeli yaşayan bir kadın ve projelerinin gerçekleşmesi onun için başarı. Ama hayatın projelerden ibaret olmadığını, o projelerin olmadık anda elinde patladığı gerçeğiyle yüzleşiyor. Bir anlamda yaşamda pişmesi anlamında da ben olumlu bir olumsuzluklar süreci olarak bakıyorum. Zaten drama da buradan çıkıyor.
Oktay Kaynarca:
Oscar da alsam kendimi eleştiririm
Dizideki rolünüzde insanların karşısına nasıl bir belediye başkanı olarak çıkıyorsunuz?
İnsanlar diziyi izledi ve gördüler ki biraz kuraldışı bir adam.Kuraldışı derken sıradışı bir adam.Kurallara uyan yani sıradışılığını kuraldışına çıkanlar için hayata geçiren bir adam.Hakikaten çok vatansever bir adam.Bu sıradışılığını bildiğimiz yöntemlerle yapmıyor.Kendine has yöntemleri var.Gerektiğinde çok gözü kara olabiliyor.Neredeyse ailesini savunur bir şekilde kendi beldesini savunuyor.Kendi beldesi içerisinde yaşayan herkese ailesi gözüyle bakıyor.Herkesle ilgili sorunları biliyor.Her şeyi devletten beklemek yerine kendi çözüm üretiyor.Mutlaka çözüme ulaşmak gibi bir saplantısı var.Her şeye pozitif bakmakla çözebileceğine inanan bir politikası var.
Gerçek hayatta da böyle misiniz?
Elimden geldiği kadar böyle olmaya çalışırım.Mesela problem çözmek için de şöyle bir yol izlerim.Önce o problemi küçültürüm.Altında kalacak kadar büyütmem.Küçümseyip çözmeye çalışrım.Gerçekte de dert ederim her şeyi kendime.O yüzden çok vakit kaybederim.Hayatımda da başkaları için çok vakit kaybım olmuştur.Çevremdekilerin sorunlarıyla uğraşmaktan çok vakit kaybettiğimi bilirim.Tanımadığım insanlar için de kafa yorduğum oluyor.Geçen yıl televizyon izlerken okulları yeniden yapma ile ilgili bir kampanya vardı.Birden o okullardan birini bizim yapmamız gerektiğine inandım ve direkt telefonla bağlandım.Arkadaşım Edip Eren'le gittik Diyarbakır'daki okullardan birini biz yaptık.Yardımlar gizili yapılır, söylenmez.Türk Milleti'nin en önemli özelliklerinden birisi de yardımların gizili yapılmasıdır.
Çocukken size 'Büyüyünce ne olacaksınız?' diye sorulduğunda ne söylüyordunuz?
Ailem her ailede olduğu gibi doktor falan filan olmamı istiyordu.Ama ben öyle birşey olmayacağımı biliyordum doğrusu.Valla benim okulda yaptığımız sosyal testlerde bu tür bir iş yapacağım çıkmıştı doğrusu.Oyunculukta bence insanların dertlerine çözüm bulan insanların yaptığı şeylerden farklı değil.Sonuçta biz de bu işi insanalr için yapıyoruz.
Bu teklifi kabul etmenizdeki nedenler nelerdir?
Sadece senaryoyu okuyarak bir fikir yürüttüm.Çok güzel bir senaryoydu ve bunu ilk okuduğum zaman söylemiştim.Hatta şöyle bir şey oldu.Bu dizide ben oynayamayacağımı söyledim.Başka bir proje vardı.Ama kim oynarsa çok şanslıdır.Çok güzel bir rol olduğunu söylemiştim.Ama yapacağım iş olmadı ve iş bana döndü.
Ekranda kendinizi izlerken eleştirdiğiniz oluyor mu?
Ben kendimi izlerken hep eleştiririm.Ben Oscar da alsam hep kendimi eleştiririm.Çünkü hiç beğenmem kendimi.Her seferinde şunu şöyle yapsaydım gibi bir telaşım vardır.Tabii sonuçta elimden geldiğince bunları tekrarlamamaya çalışıyorum.Sahne çekilirken oturup, kalkmakla, o andaki o durumu değerlendirmekle alakalı bir şey bu.Genel olarak konuşmuyorum yani.
Aldatma için neler söyleyeceksiniz?
Sonuçta bunlar klasik cümleler.Kötü bir şey.İyi olmayan bir şey.Ama yani bu sadece söylemekle kalır.İnsan bu sonuçta.Mutlaka herkes bir gün birisini aldatmıştır.Bu illa ki aşk anlamında değildir.Sonuç olarak birisi için iyi olan bir şey, başkası için kötü bir hal alabilir.Bazen öyle bir karar almak zorunda kalırsınız ki, o verdiğiniz karar sonucunda karşı tarafı aldattığınız duygusu ortaya çıkabilir.
Özge Özberk:
Süper kadro
2007 yılını dizi yapmadan geçirmeyi planlayan Özge Özberk, 'Geniş Zamanlar' dizisinin 'Zehra' sı olarak her hafta Star TV ekranında.
Nişanlısı Hayim Sadioğlu ile bu yaz evleneceğini açıklayan Özberk, bu yıl dizi yapmama kararından neden vazgeçtiğine de şu sözlerle açıklık getirdi:
'Eserin sahibi Ayşe Kulin kitaplarını takip ettiğim bir yazar, dizinin senaryosunu yazan Mahinur Ergun gibi beğendiğim bir kalem, ekip de Zuhal olcay, Oktay Kaynarca ve Füsun Demirel gibi güçlü bir kadrodan oluşunca kararımdan vazgeçip, teklifi kabul ettim.Oysa bu yıl kesinlikle bir dizide oynamayı düşünmüyordum.Çünkü Çemberimde Gül Oya ve hemen ardından Kırık Kanatlar beni dizi psikolojisi olarak ağır etkiledi.Dönem dizileriydi ve ağır işlerdi.Onun için beni birazcık soğuttu dizi sektöründen.Bu kadar güçlü etkenler olunca bir dakika o zaman ben bir sene daha dizi yapabilirim dedim ve kabul ettim.'
Dizi projesiyle birlikte tiyatro çalışmalarını da sürdüren Özberk, 'Benim için ilk önce tiyatro gelir.Tiyatro benim geldiğim yer ve her zaman önceliklidir.Göztepe AFL Kültür Merkezi Duru Tiyatro'da provalarımız devam ediyor.Sinan Tuzcu ve Vahide Gördüm ile beraber oynayacağız.Oyunun ismi Hamlet ve oyunda Hamlet'in sevgilisi Ophelia' yı oynayacağım' dedi.
Not:fotoları ekleyemiyorum ama aşağıdaki resimdeki kıyafetleri var.sanırım aynı gün hem tanıtım çekimi hem de röportaj olmuş...röportaj resimlerini de ekleyebilen olursa çok hoş olur...:img-wink:
http://img183.imageshack.us/img183/3249/collage221ll5.jpg
http://img511.imageshack.us/img511/9817/1002050nm3.jpg (http://imageshack.us)
http://img293.imageshack.us/img293/5781/1002052rm7.jpg (http://imageshack.us)
http://img261.imageshack.us/img261/2924/bscap000sx6.jpg
http://img174.imageshack.us/img174/2599/bscap001tv4.jpg
http://img244.imageshack.us/img244/3450/bscap004sy4.jpg
http://img171.imageshack.us/img171/7449/bscap006bd0.jpg
http://img166.imageshack.us/img166/690/bscap007va4.jpg
http://img174.imageshack.us/img174/5980/bscap008fl5.jpg
http://img168.imageshack.us/img168/9338/bscap002jx0.jpg
saol cnm anladım buarada hiçbiryerdeyi sonunda ben de izledim resim felan da çektim Bi kaç tane buraya ekliyorum :)
BeyazGelincik1980 24-02-07, 18:38 http://img86.imageshack.us/img86/829/lv60bmpod8.jpg
http://img86.imageshack.us/img86/1606/lv61bmpsd3.jpg
BeyazGelincik1980 24-02-07, 18:39 http://img150.imageshack.us/img150/6899/lv03bmpkm3.jpg
http://img150.imageshack.us/img150/993/lv05bmpic1.jpg
BeyazGelincik1980 24-02-07, 18:40 http://img150.imageshack.us/img150/5294/lv06bmptt6.jpg
http://img150.imageshack.us/img150/966/lv12bmpzz6.jpg
BeyazGelincik1980 24-02-07, 18:41 http://img150.imageshack.us/img150/299/lv08bmpjl3.jpg
http://img150.imageshack.us/img150/2295/lv09bmpuj9.jpg
BeyazGelincik1980 24-02-07, 18:43 http://img150.imageshack.us/img150/7083/lv11bmpem7.jpg
http://img150.imageshack.us/img150/1684/lv14bmpue4.jpg
BeyazGelincik1980 24-02-07, 18:45 http://img150.imageshack.us/img150/1524/lv16bmpjl2.jpg
bu resimler altindir...Genis Zamanlar multi media bölümüne eklenmis resimler
Freddie'ye cok tesekkürler bu güzel resimler icin...
paçiii_melos 25-02-07, 21:12 http://img233.imageshack.us/img233/7196/aylbanner1kmdo8.jpg
http://img73.imageshack.us/img73/8329/aylbanner2pkdp3.jpg
Bu iki imza alıntıdır , nette dolaşırken buldum da ;)
paçiii_melos 25-02-07, 22:02 http://img178.imageshack.us/img178/1092/52606311ci4.jpg
http://img501.imageshack.us/img501/2524/96442301dm8.jpg
http://img519.imageshack.us/img519/9603/54368849cu4.jpg
http://img178.imageshack.us/img178/7715/50624851ee7.jpg
http://img178.imageshack.us/img178/7751/26981506rr3.jpg
paçiii_melos 25-02-07, 22:13 http://img504.imageshack.us/img504/3098/sandalyeqt0.jpg
http://img504.imageshack.us/img504/7778/nazimaarmagandanhf7.jpg
paçiii_melos 25-02-07, 22:17 http://img504.imageshack.us/img504/6198/zuhalolcay030kc5hlde9.jpg
http://img407.imageshack.us/img407/6444/zuzuuhc1.jpg
http://img504.imageshack.us/img504/7365/uzuzuuuuuzo5.jpg
paçiii_melos 25-02-07, 22:20 http://img338.imageshack.us/img338/1057/adszzc2.png
http://img504.imageshack.us/img504/2091/zuhalolcay057qyzc1.jpg
paçiii_melos 25-02-07, 22:23 http://img504.imageshack.us/img504/9774/dsc15333wxmc9.jpg
http://img504.imageshack.us/img504/1973/dsc15608qmul3.jpg
paçiii_melos 25-02-07, 22:24 http://img512.imageshack.us/img512/5374/dsc15258vxyl8.jpg
http://img512.imageshack.us/img512/7261/dsc15140rsqt5.jpg
paçiii_melos 25-02-07, 22:26 http://img338.imageshack.us/img338/6752/zuhal20olcayto1.gif
http://img504.imageshack.us/img504/9218/zkpkle0yywz0.jpg http://img504.imageshack.us/img504/3816/zkpkle54eaxc7.jpg
paçiii_melos 25-02-07, 22:29 Bulduğum en güzel resimlerden biri......Kırmızııııı çok yakışmış ;)
http://img504.imageshack.us/img504/5840/2079447bt4ym7.jpg
paçiii_melos 25-02-07, 22:32 http://img504.imageshack.us/img504/8224/resim013csvc1.jpg
paçiii_melos 26-02-07, 12:02 http://img86.imageshack.us/img86/6990/107071011xlsf3ol6.jpg
paçiii_melos 26-02-07, 12:03 http://img224.imageshack.us/img224/5050/107071012xlcd2hr8.jpg
paçiii_melos 26-02-07, 12:08 http://img90.imageshack.us/img90/8583/zuhalolcayvp6.jpg
http://img72.imageshack.us/img72/9843/368255489576b44f94mr0jy9.jpg
paçiii_melos 26-02-07, 12:54 ZUHAL OLCAY
“Dünden Sonra Yarından Önce” Perdedeki yüz, çok az (şanslı) kadının sahip olacağı türden güzel bir hüznü taşısa da, yalnızca bu türden rollerin aranılan oyuncusuna da ait değildir. Her biri ayrı bir duyguyu ifade eden bin parçaya bölünmüştür. Her biri ayrı bir öykü anlatan bu parçalar, Olcay’ın canlandırdığı kişilerin ete kemiğe bürünmesini, yanı başımıza hatta içimize oturmasını sağlar...
Zuhal Olcay deyince akıllarımıza, farklı sanat dalları geliyorsa bunun nedeni, Zuhal Olcay’ın çok yönlü bir sanatçı olmasıdır. 1980’lerin ilk yarısından itibaren Türk sinemasının en önemli kadın oyuncularından olan Zuhal Olcay, yaklaşık 32 yapımda yer almıştır. Burada tiyatro kökenli oyuncunun yaşamına değindikten sonra, hakkında genel bir değerlendirme yapmaya çalışacağım.
Hayatı
İstanbul’da orta halli bir ailenin ilk ve tek çocuğu olarak dünyaya gelen Zuhal (İşanç) Olcay’ın sanatla ilişkisi konservatuvar mezunu teyzelerinin sayesinde başlar. Ankara Devlet Konservatuvarı’na giren Olcay’ın okul arkadaşları, Derya Baykal, Selçuk Yöntem, Haluk Bilginer gibi isimlerdir.
1976 yılında konservatuvarın tiyatro bölümünden mezun olan Zuhal Olcay, Londra’da bir sene dil eğitimi alır. Aynı sene ilk evliliğini Selçuk Yöntem’le gerçekleştirir. Üç yıl süren evliliklerinin ardından Zuhal Olcay, kendisine Olcay soyadını verecek işadamı Zafer Olcay’la evlenir. Bu dönemde İzmir’e yerleşen sanatçı, İzmir Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başlar. 1981 yılında kızı dünyaya gelir.
1983 yılı kariyeri açısından bir dönüm noktasıdır denilebilir. Adının geniş kitlelerce bilinmesini sağlayacak sinema ve televizyon dünyasına ilk adımını bu yıl atar. Sönmüş Ocak adlı yapımla ilk kez televizyonda görünmeye başlayan Zuhal Olcay, Halit Refiğ’in İhtiras Fırtınası (1983) adlı filmiyle sinemaya adım atar. Asıl ününü Okan Uysaler’in yönettiği ve başrolünü Aytaç Arman’la paylaştığı Parmak Damgası (1985) adlı dizi getirir. Kadir İnanır’la başrollerini paylaştığı bir Ömer Kavur filmi olan Amansız Yol (1985) ile 22. Antalya Film Şenliği’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazanır.
Sinema oyunculuğunun yanı sıra tiyatro oyunculuğuna da devam eden Zuhal Olcay, bu alanda da başarılı bir oyuncu olduğunu aldığı ödüllerle tescillemiş olur. 1986 yılında Martı oyunundaki Nina rolüyle Avni Dilligil Tiyatro Ödülü’nü,1988’de de Balkon’da canlandırdığı İrma rolüyle Ankara Sanat Ödülü’nün sahibi olur.
1989 yılı kariyeri açısından ikinci bir dönüm noktasıdır denilebilir. Tevfik Başer’in Sahte Cennete Veda (Abschied vom falschen Paradies, 1989) adlı filmindeki rolüyle Almanya Altın Film Şeridi En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alarak, uluslar arası sahada başarı elde eder. Evita Müzikali’nde Evita’yı büyük bir başarıyla seslendirmesi üzerine müzik dünyasına adım atar.
Dünden Sonra Yarından Önce filminin aynı adı taşıyan şarkısını da seslendiren Zuhal Olcay, 1990 yılında Küçük Bir Öykü Bu adlı albümüyle müzik piyasasına girer.
1987’de Zafer Olcay’dan ayrılan Zuhal Olcay, 1992 yılında Haluk Bilginer’le evlenir. Birlikte ilk olarak Tiyatro Stüdyosu’nu daha sonra da Oyun Atölyesi’ni kurarlar. Oyun Atölyesi’nde sahneledikleri ilk oyun Dolu Düşün Boş Konuş ile Afife Tiyatro Ödülleri En İyi Komedi Kadın Oyuncusu ödülünü alır. Zuhal Olcay ve Haluk Bilginer, 2004 yılında ayrılırlar.
Zuhal Olcay, sinema ve tiyatro çalışmalarının yanı sıra son dönemlerde müzik çalışmalarına ağırlık vermiştir. Olcay, şarkı söylemeyi oyunculuğunun bir uzantısı olarak değerlendirir. Gerçekten de sahnede izlediğimiz yalnızca konser veren, şarkılar söyleyen bir kadın değildir. Şarkı söylemek bir oyunculuk performansına dönüşmüştür. Her şarkının hikâyesine göre bir karaktere bürünür.
Bin Bir Anlam
Perdedeki yüz, çok az (şanslı) kadının sahip olacağı türden güzel bir hüznü taşısa da, yalnızca bu türden rollerin aranılan oyuncusuna da ait değildir. Her biri ayrı bir duyguyu ifade eden bin parçaya bölünmüştür. Her biri ayrı bir öykü anlatan bu parçalar, Olcay’ın canlandırdığı kişilerin ete kemiğe bürünmesini, yanı başımıza hatta içimize oturmasını sağlar. Dünyada çok az oyuncuya hatta insana nasip olan çok anlamlı bir surat kuşkusuz ki bir oyuncu için en büyük şanslardan biridir. Bu çok anlamlı surat, yalnızca tiyatro sahnesinde kendini gösteren bir surat değildir. Sinema için yaratılmış bir surattır. Yeteneğinin ve anlamlı suratının yanındaki en büyük şansı da fotojeniye sahip oluşudur. Beyazperdeye çok yakışan Olcay’ın yüzü, göründüğü her film karesini bir fotoğraf karesine dönüştürebilen bir yüzdür.
Diziler- Filmler
Zuhal Olcay Retrospektifi kapsamında, bu ay, sanatçının kendisinin seçtiği dört filmi izleyeceğiz: Amansız Yol, Sahte Cennette Veda, Salkım Hanımın Taneleri ve Hiçbiryerde. Seçilen bu dört film de, Zuhal Olcay’ın oyunculuğunun gelişim çizgisini izlemek ve genele dair bir fikir elde etmek bakımından dikkat çekici. Olcay’ın canlandırdığı kadınlar genel olarak yalnız, çaresiz, sürekli bir kaçış ve arayış içinde ( soyut ya da somut anlamda) olan kadınlar olmalarına rağmen kendi başlarına ayakta kalabilmeyi de beceren karakterlerdir. Çocuğuyla birlikte kocasının eziyetinden kaçan (Amansız Yol), hayatının anlamını yitirmiş, mutsuz, aşk için karakterini hiçe sayan (Medcezir Manzaraları) ve sıkıntılı bir ruh haline sahip kadınlardır gördüğümüz. Ancak Olcay’ın canlandırdığı karakterler, öyle ya da böyle yaşamın bir ucundan tutunmayı sürdüren, inatla tüm rezil şartlara ve baskılara rağmen yeni, küçük ve kendine ait bir dünya kurmaya çalışan kadınlardır.
Amansız Yol’daki Sabahat karakteri, Zuhal Olcay’ın başka filmlerde ve TV dizilerinde canlandırdığı türden güçlü bir kadın karakter değildir. Güçsüz ve yorgun bir kadındır. Yeni bir hayata başlamaya cesaret edemez, dünya tüm olumsuzluklarıyla üstüne üstüne gelir ve kaçmayı seçer. Öte yandan Sahte Cennete Veda filminin Elif’i bir buhran sonucu eziyetlerine Dayanamadığı kocasını öldürmüş ve gurbette (Almanya’da) hapishaneye düşmüştür. Tek kelime Almanca bilmeden, mahpus olan Elif’in, Alman kadınlar sayesinde kabuğundan çıkıp, hayata başka açılardan ve daha bir bilinçle bakmaya başladığına tanık oluruz.
Zuhal Olcay, burada dilin yakınlığından da uzak yabancı bir dünyada kalan, çekingen,kendine güvensiz köylü kadını büyük bir başarıyla canlandırır.Hep aynı rolleri canlandırdığını söyleyenlerin tezlerini çürütecek ve filmografisinde de bu açıdan ayrı bir yerde duran Salkım Hanımın Taneleri’nde de bambaşka bir kadın vardır karşımızda. Para, mal mülk için yapmayacağı şey olmayan şuh ve fettan kadın Nefise karakterindedir. Daha önce İstanbul Kanatlarımın Altında (1996)’da Kösem Sultan rolünde de izlediğimiz Olcay, yalnızca çaresiz ve hüzünlü karakterleri canlandırmadığını bir kere daha kanıtlamış olur. Programımızın son filmi Hiçbiryerde’de ise oğlunu arayan, çaresiz, yalnız ve sürekli bir arayış içinde olan mutsuz bir kadınla karşı karşıyayızdır ve bu kadının tüm yaşadıklarını biz de tüm gerçekliğiyle içimizde hissederiz. Amansız Yol’dan Hiçbiryerde’ye uzanan zaman diliminde Zuhal Olcay’ın giderek olgunlaşan ve çeşitlenen bir oyunculuğu olduğunu görürüz.
Ara ara, televizyon dizilerinde de gördüğümüz Zuhal Olcay’ın rol aldığı yapımlar, genel olarak izleyicilerin hafızasında yer eden iyi yapımlardır. Yeditepe İstanbul, Artist Palas, Gecenin Öteki Yüzü gibi televizyon dizilerinde ve Haluk Bilginer’le beraber hazırladıkları skeçlere dayalı Ti Show’da yer aldı. Artist Palas ve özellikle de Ti Show, Olcay’ın aynı zamanda bir komedi oyuncusu olduğunu göstermesi bakımından önemli. Ama zaten komedi oyunculuğu konusunda tescilli bir oyuncudan söz ettiğimizi (Dolu Düşün Boş Konuş) unutmamak gerekir.
Zuhal Olcay’ın bugüne dek birlikte en çok çalıştığı oyuncular; Yılmaz Zafer, Haluk Bilginer ve Kadir İnanır gibi isimlerdir. Filmlerinde göründüğü yönetmenlerse Ömer Kavur, Aykut Düz, Mahinur Ergun, Yavuz Özkan ve Okan Uysaler. Bir dönem Ömer Kavur’un Şahika Tekand gibi vazgeçemediği kadın oyunculardan biri olduğunu gördüğümüz Zuhal Olcay, Kavur’un üç filminde rol almış: Amansız Yol, Gece Yolculuğu ve Gizli Yüz. Olcay’ın ilk etapta ünlenmesini sağlayan kişi ise televizyon için filmler ve diziler çeken Okan Uysaler’dir. Yukarıda da söylediğimiz gibi, Parmak Damgası adlı diziyle geniş kitlelerce tanınmaya başlamış ve yine Uysaler’in Gecenin Öteki Yüzü adlı dizi filminde de oynayarak “hüzün yüzlü oyuncu” olarak ününü artırmıştır. Burada canlandırdığı rolde de mutsuz, üzgün ve kırılgan bir kadın vardır karşımızda. Ayrıca filmin aynı adı taşıyan şarkısını da seslendirerek oyunculuğu ve şarkıcılığını bir kez daha bir yapımda birleştirmiştir.
Tiyatro, sinema ve müzik dünyasına dair birçok çağrışımı bünyesinde barındıran Zuhal Olcay ismi, geçtiği her cümlede olan bizlere “iyi bir sanat eseri” izleyeceğimiz ya da dinleyeceğimizin güvenini verir. Programımızda yer alan dört filmi de yalnızca Zuhal Olcay’ın oyunculuğu için değil, sinemamızdan iyi filmler izleyeceğinizin güveniyle de görmenizi tavsiye ederim.
Başak Deniz Özdoğan
Zuhal Olcay’ın biyografisine dair bilgilere
www.zuhalolcay.tripod.com, http://tr.wikipedia.
org ve www.sinematurk.com adreslerinden ulaşılmıştır.
Zuhal Olcay’ın diğer albümlerinin adları sırasıyla şöyledir:
İki Çift Laf (1993),
Oyuncu (1996),
İhanet (1998),
Başucu Şarkıları (2001)
Başucu Şarkıları–2 (2005)
Filmografi için
www.imdb.com ve www.sinematurk.
com adreslerinden yararlanılmıştır.
Zuhal Olcay: “Dünden Sonra Yarından Önce”
Güçlü bir kadınım ama yıkılmaz değilim
Haluk Bilginer’den boşanması ve tiyatro oyunu Nathalie’de bir fahişeyi canlandırırken sahnede soyunmasıyla 2 yıldır gündemden hiç düşmedi Zuhal Olcay. Bu sezon Geniş Zamanlar dizisiyle ekranlara döndü. Hep güçlü kadın olarak anılan Olcay, “İnsanların ‘Sen güçlüsün, sana bir şey olmaz’ demesine sinir oluyorum. Çünkü ben de insanım ve sendelediğim, ağladığım, yıkıldığım zamanlar oluyor” diyor
Karşımıza hep mağrur ve güçlü kadın olarak çıktı Zuhal Olcay. İki sezondur oynadığı Nathalie oyunundaki fahişe Nancy rolüyle sahnede soyununca, boşanmasının ardından yeniden magazin gündemine geldi. Bu arada birçok başarıya da imza attı. 50 yaşındaki oyuncu, ikinci eşi ve kızının babası olan Zafer Olcay’ın soyadını kullanıyor. Teyzesinin desteğiyle konservatuvara giren ve tiyatro eğitimi alan Olcay’ın ilk televizyon filmi Sönmüş Ocak’tı. Ardından oynadığı Parmak Damgası filmiyle adını duyurdu. Evita müzikalindeki başarısı üzerine şarkıcılık kariyeri başladı. Dünden Sonra, Yarından Önce filminde Onno Tunç’un bestelediği aynı isimli şarkıyı bir albümde seslendirdi. 1987 yılında Zafer Olcay’dan boşanan Zuhal, üçüncü evliliğini Haluk Bilginer’le yaptı. Birlikte Oyun Atölyesi isimli tiyatroyu kurdular. Bu arada sayısız oyun, film ve ödül alan Olcay, 2004 yılından Haluk Bilginer’den boşandı ve bir süre televizyona ara verdi. Bu yıl, Geniş Zamanlar dizisiyle ekranlara dönen Olcay’la Zekeriyaköy’deki dizi setinde buluştuk ve yeni hayatını konuştuk.
- İki yıldır televizyon ekranlarında yoktunuz. Geniş Zamanlar’la ekranlara döndünüz. Yeniden ekrana geri dönmeye nasıl karar verdiniz?
2005 yılında “Seni Çok Özledim” diye bir dizi yapmıştım. Ne yazık ki rating kurbanı oldu ve 6’ncı bölümden sonra kaldırıldı. Ondan sonra tiyatroya ve konserlere yoğunluk verdim ve beni heyecanlandıracak bir iş gelmesini bekledim. Sonra bu proje geldi...
- Sizi heyecanlandıran ne oldu peki?
Ayşe Kulin gibi bir yazarın elinden çıkmış bir öykü olması ve Mahinur Ergun gibi bir ismin senaryo anlamında sorumluluğu üstlenmesi yeterince etkileyici bir nedendi. Daha sonra yapım ekibinin ne kadar titiz davrandığını gördüm. Çünkü detaylarla ilgilenildiğinde müthiş bir rahatlama hissediyorum. Serdar Akar gibi bir yönetmenle çalışacağımı görünce de kendime şunu söyledim: “Bütün taşlar çok doğru bir şekilde yerine oturdu. Bu projeye ’Evet’ demekten başka şansın yok Zuhal.” Bugün yanılmadığımı anlıyorum. Çünkü televizyon, izleyiciye ulaşmanın en etkili yolu. Ve ben bundan daha iyi bir dizide yer alamazdım.
Oyuncunun sermayesi kederi ve mutluluğudur
- Bir projeye ‘evet’ demek için senarist ve yönetmene bakıyorsunuz yani...
Birinci derecede senaryo önemli. Ama iyi bir senaryodan rezalet işler çıkabilir. Dolayısıyla bir bütün olarak bakmakta fayda var. İyi bir yönetmen, çok kaliteli bir yapım olabilir ama rolü sevmeyebilirim ya da rolle kendimi özdeşleştiremeyebilirim. Tek başına iyi bir senaryo seçimlerim için yeterli değil.
- Tiyatro yapmak için mi televizyon dizilerinde oynuyorsunuz?
Kesinlikle hayır. Ama televizyon çok dikkatli kullanılması gereken bir mecra. Eğer her projede, dizide, söyleşide olursam inandırıcılığımı kaybederim. Onun için her yerde görünmüyorum.
- Muhsin Ertuğrul oyuncularına “Otobüse bile binmeyin ki inandırıcılığınız kaybolmasın” dermiş...
Bu dönemde yaşasaydı kimbilir daha neler derdi. Belki o da bir dizide oynuyor olurdu. Bilemeyiz.
- Ekranlar masal kutusu gibi oldu. Sizce bu kadar çok masalın olması izleyici için tehlikeli mi?
Bu kadar çok dizinin olması sağlıklı toplumlarda hiç sorun olmaz. Ama bizde nasıl bir etki yaratacağını bilmiyorum. İzleyici göz önüne alınarak daha iyi mesajlar veren hikayeler seçilmeli.
- Dizideki Ayla karakteri eşinden boşanmak üzere olan çok güçlü bir kadın. Zuhal Olcay’la bu noktada benzeşiyorlar. Bu role kendinizden neler serpiştirdiniz?
Ben bir oyuncuyum ve bütün sermayem kederlerim, mutluluklarım ve yaşadıklarım. Bu çok acayip bir karışım aslında. Her role kendi benliğimden bir parça ekliyorum. Bu rol için de yaşadıklarımdan ve acılarımdan yararlandım. Hayatımda yaşadığım her şeyi bir çuvala atıyorum. İhtiyacım oldukça elimi içine daldırıp gerekli malzemeyi çıkarıyorum. Bazen çuvalın dibinden bir duygu çıkıyor ve beni çok heyecanlandırıyor. Ama sonra “Off işe yaramaz” deyip çöpe atıyorum. Sonuçta her rolüm için duygularımı karıştırıyorum. Bu da benim işim.
Başkası için yaşamak bir şeyler gizlediğinizi gösterir
- “Güçlü kadın” olarak tanınmak rahatsız ediyor mu sizi?
Güçlü bir kadınım ama insanların algısından rahatsız oluyorum. Çünkü güçlü olmak tüm insani zaaflarımıza rağmen düştüğümüzde ayağa kalkıp üstümüzü silkeleyip yürümeye devam etmektir. Ama insanların “Sen güçlüsün, sana bir şey olmaz” demesine sinir oluyorum. Çünkü ben de insanım ve sendelediğim, ağladığım, yıkıldığım zamanlar oluyor. Zaten her koşulda başı dik duran insanlara sinir oluyorum. Çok yalancı geliyorlar. Ben güçlü kadınım ama yıkılmaz değilim.
- Boşandıktan sonra hayat felsefenizde değişiklikler oldu mu?
Uzun süredir merkeze kendimi koyuyorum. Çünkü öyle yapmazsam başkalarına da faydam olmaz. “Ben çocuğum için veya kocam için yaşıyorum” gibi bir şey bana çok sağlıklı gelmiyor. Bu laflar bir şeyin arkasına sığındığımızı gösteriyor. Çünkü kendimiz için bir şey yapmaya cesaretimiz yok. Başkası için yaşayarak cesaretsizliğimizi böyle maskeliyoruz. Artık çok geçmişe kilitlenmemeye ve gelecek için de fazla kaygılanmamaya çalışıyorum.
- Dizide bir sahne vardı. Ayla üstü açık uyuyor ve kocası üstünü örtmüyor. Uyandığı anda ağlamaya başlıyor ve iç sesi, “Artık beni sevmiyor. Üstümü örtmek aklına bile gelmedi” diyor. Siz böyle bir an yaşadınız mı?
Sevginin bittiğinin, ilginin kalmadığının çok ufak ama çok gerçek bir göstergesidir böyle şeyler. Birisi artık üzerinizi örtmüyorsa veya “Başın mı ağrıyor?” dediğinde bir sevgi yoksa bunu hissedersiniz. Benim de bunu anladığım anlarım oldu.
- Sinema, tiyatro ve dizi. Bunlar yetmiyormuş gibi müzik de var hayatınızda. Bir bedene bu kadar işi nasıl sığdırıyorsunuz?
Bana az bile geliyor. Bunda ne var ki, çok doğal bir şey bu. Oyunculuk zaten eğitimini aldığım iş. Müzik, hayatıma sonradan girdi ama severek yaptığım bir şey. Hâlâ hepsine yetişecek gücüm var. Tiyatro ise en iyi bildiğim şey.
- Kendinizi en iyi ifade ettiğiniz yer neresi peki?
Bazen tiyatro sahnesi, bazen sinema, bazen konser oluyor. Bazen de hiçbir şey yapmıyorken kendimi daha rahat ifade ediyorum. Evimde oturup duvara bakmak beni rahatlatabiliyor. Bildiğim tek şey var. İşimi yaparken çok mutluyum.
Ufak tefek estetik müdahaleler yaptırıyorum
Güzelliğiyle yıllara meydan okuyan Zuhal Olcay, bu konudaki teknolojik gelişmelerden yararlandığını anlatıyor. Olcay, “Şimdi olduğumdan daha genç görünebiliyorum. Ama bu yaşlanmıyorum anlamına gelmiyor maalesef. Doğaya karşı gelmek mümkün değil. Belki de bütün insanların en eşit olduğu konudur yaşlanmak. Ben de mümkün olduğunca görüntümün iyi olmasına çabalıyorum. Bakım ürünleri, oksijen kürü kullanıyorum. Ufak tefek estetik müdahaleler yaptırıyorum. Gerekirse tipimi çok değiştirmediği sürece estetik de yaptırırım. Zaten neden yaptırmayayım ki” diyor.
Vatan
http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=cikolata_detay&hkat=1&hid=10707
BeyazGelincik1980 26-02-07, 16:54 http://i129.photobucket.com/albums/p225/incitanesi/a07bl01.jpg http://i129.photobucket.com/albums/p225/incitanesi/a07bl03.jpg
http://i129.photobucket.com/albums/p225/incitanesi/a07bl04.jpg
BeyazGelincik1980 26-02-07, 16:55 http://i129.photobucket.com/albums/p225/incitanesi/i07bl04.jpg
http://i129.photobucket.com/albums/p225/incitanesi/i07bl05.jpg
http://i129.photobucket.com/albums/p225/incitanesi/i07bl08.jpg
paçiii_melos 27-02-07, 06:46 Bu ne tutku ah!
’Geniş Zamanlar’ın iki taze aşığı Ayla (Zuhal Olcay) ile Tarık’ın (Oktay Kaynarca) öpüşme sahneleri seyirciyi şaşırttı. Geniş Zamanlar dizisinde heyecan dozu artmaya devam ediyor. Dizinin Cumartesi gecesi ekrana gelen bölümünde Ayla ile Tarık’ın yakınlaşması iyice su yüzüne çıktı. Zuhal Olcay ve Oktay Kaynarca’nın hayat verdiği ikili, yakında kendilerini büyük bir aşkın kollarına bırakacak. Geçen bölümde de bu aşkın ilk sinyalleri iki oyuncunun tutkulu öpücük sahneleriyle ortaya çıktı. Bu sürpriz sahneler seyirciyi oldukça şaşırttı. Bu arada Kaynarca bu sahneler sırasında arka planda çalan uzun havayı da bizzat kendisi seslendirdi. Kaynarca daha önce de Kurtlar Vadisi’nin sountrack albümünde şarkı söylemişti.
http://www.gazetevatan.com/tv/detay.asp?id=6583
bunlar da benden arkadaşlar
http://img177.imageshack.us/img177/4344/tarkaylajx2.jpg
http://img410.imageshack.us/img410/3252/tarkayla2dt3.jpg
http://img294.imageshack.us/img294/3122/gzgy9.jpg
http://img135.imageshack.us/img135/2283/gz2k |