Ahmet Uğurlu: “Behzat Ç.’de Çok Uyumluyuz”

614

 

 

“Oyunculuğa ne zaman başladınız?

Liseyi bitirdikten sonra konservatuarın açtığı kurslara girerek başladım. Sonrasında Ankara Devlet Konservatuarı’na girdim. Tiyatro o dönemde ciddi meslekler arasına değildi. Ailem, “Memur ol da ne olursan ol” diyordu. Oysa devlet tiyatrosu sanatçıları da memurdur. 13 yıl devlet tiyatrolarında görev yaptım. Sonra istifa ettim ve eşimle kendi tiyatromu kurdum. Ondan sonra da televizyon dönemi başladı. Kâh sinema, kâh televizyon… 

 Kendi tiyatronuzu açmaya nasıl karar verdiniz?

Bazı sanatkârane çıkışlar zamanla oluşuyor. Sanatkârca bakışlar değişiyor. O değişkenliğin oluştuğu dönemde istifa edip “Bu düşüncelerimizi, karşı çıkışlarımızı nasıl somutlaştırırız?” diye düşündük. Teoride oluyor da pratikte gerçekleştiremiyorsunuz. Bir şeyin tutsaklığından kaçtığınızda, başka bir şeyin tutsaklığına yakalanıyorsunuz. Çok da özgür bir şey yapamıyorsunuz. Devletin finanse ettiği tiyatrolarla özel kuruluşlar arasında haksız rekabet var. Bu nedenle özel tiyatrolar iyi gitse de çok verimli olamıyor. 

‘Haksız rekabet’ konusunu biraz açalım mı?

Türkiye’de tiyatronun sıçrama yapamayışının en büyük nedeni budur. Şehir ve devlet tiyatrolarının arkasında devasa cüssesiyle devletin olması; diğer tarafta da özel tiyatroların kendi çabalarıyla sıçrama yapması ve kendini geliştirmesi zor. Özel tiyatroların ‘bize has  modeller’ oluşturabilmesi için bu haksız rekabetin en aza indirgenmesi gerekirdi. Maalesef yapılamadı. 

 Özel tiyatroların sıçrama yapamayışında devlet tiyatrolarının etkisi nedir? 

Devlet ve özel tiyatroların bir ahengi olması lazım. Şimdi o ahenk kaçtığı için özel tiyatrolar güdük, devlet tiyatroları da etkin değil. Ancak ahenk olsaydı, o zaman birbirlerini tamamlar ve yüceltirlerdi. Türkiye’de tiyatro sanatı etkin olurdu. Devlet tiyatrolarının amacı farklı, özel tiyatrolarınki farklı. Devlet tiyatro yapıyorsa, özel bir tiyatronun hem oyunculuk, hem biçim, hem öz, hem de prodüksiyon açısından altından kalkamayacağı dünya klasiklerinden ya da özgün klasiklerden kendine has bir üslupla oynaması lazım. Özel tiyatrolar daha modern, atak ve avangart olmalı. Zaten özel tiyatrolar sıçrama tahtasıdır. Haksız rekabetle bu sıçramanın önünü kesmiş olursunuz. O anlamda bir eleştirimiz var. Bu destek, her ikisine ölçülü yapılmış olsaydı, şu ana kadar daha farklı bir boyuta ulaşmış olurduk. Tiyatronun etkin bir sanat haline dönüşememesinin birçok nedeni var. Ama herhalde en önemlisi bu. Bazı arkadaşlarımız devlet tiyatrolarının ortadan kalkmasını savunuyorlar. Ben onlardan değilim.  

  Behzat Ç'ye Katılan 2 Yeni Karakter Kim?

Haksız rekabet, özgün bir tiyatro yaratmanın da önünü kesebiliyor yani? 

Tiyatro etkin bir sanattır. Onun için devletler, tiyatro kendi bünyelerinde olsun isterler. Ama haksız rekabetten dolayı tiyatro bu işlevini yitirdi. Çok yayılmacı bir politika izlendi. Belki de bu kadar yaygınlaşmasaydı, İstanbul ve Ankara gibi birkaç merkezde kalıp Anadolu’ya buralardan gitseydi, daha etkin olabilirdi. ‘Bölge tiyatrosu’ kavramını düşünenler de haklıydı. Yerinde yapmak, oradaki sanatkârlardan yararlanmak, onları yetiştirmek… Bölge tiyatrosu kavramı da önemliydi. 

Bu kavramını biraz açar mısınız? 

Eskiden Ankara’da devlet tiyatrosu vardı ama İstanbul’da 1979’a kadar yerleşik bir düzen kurulmamıştı. Ankara’dan İstanbul’a taşıma usulü tiyatro gidip gelirdi. Örneğin Bursa’daki Ahmet Vefik Paşa Devlet Tiyatrosu’na da yine Ankara’dan taşıma usulü gidip geliniyordu. Amaç, Anadolu’nun belli merkezlerinde bölge tiyatrosu kurup oradaki yerel sanatçılardan ve yerel oyunlardan yararlanmak, o bölgenin tiyatrosu olmaktı. Güzel bir fikirdi. Ama kalifiye eleman azlığından geliştirilemedi. Şimdi Anadolu’nun çeşitli illerinde tiyatrolar kurarak bölge tiyatroları kavramını gerçekleştirmeye çalışıyorlar.

“Behzat Ç.’de çok uyumluyuz”

 

Behzat Ç.’nin hayatınızdaki yeri ne oldu?

Bugüne kadar en rahat çalıştığım dizilerden biri. Bu yıl girdim. “Tuttu mu, tutmadı mı?” demeden, sancılar çekmeden, hazır ve tutmuş bir diziye dahil oldum. En rahat çalışanlardan biriyim. Prensip olarak özgün olmayan işlerde yer almamaya çalışıyorum. Türkiye’de yapılan projeler hep birbirinin kopyasıdır. Özgün değildir. Kabul ettirmeniz zordur. Kabul ettirilebilen nadir projelerden birine girdim ben.  

Oturmuş bir ekibe sonradan dahil olmak zor olmadı mı? 

Benim şansım, aynı üsluptan gelen oyuncuların çokluğuydu. Beni kolayca benimsediler, bunu hissettim. Doğal olarak ben de onları benimsedim. Oyunculuk tarzlarımız aynı. Hepimiz konservatuar kökenliyiz. Çoğu Ankara mezunu. Erdal (Beşikçioğlu) başta olmak üzere, temel rolleri oynayanlar aynı kökten, aynı uzantıdan geliyor. Bu yüzden birbirimizi çabuk anladık. İkinci şansımsa; ‘Adam’ film oldu. Yapımcılardan Tarkan Karlıdağ’ı bu projeyle tanıdım. Serdar Akar’la uzun yıllar önce çalışmışlığımız var, o yüzden yabancılık çekmedim. 

 Ankara-İstanbul arasında sürekli gidip gelmek yoruyor mu? 

Haftada bazen beş, bazen üç günüm Ankara’da geçiyor. Arabayla gidip geliyorum, şoförlüğü seviyorum. Bir yerlere yetişmek gibi bir derdim de yok.”

Öne Çıkan Benzer İçerikler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.