Metin Akpınar:”Sahnede Ölmek Gibi Bir Şansım Yok”

470

 

 
"Usta aktörle hem piyasadan, hem tiyatronun akıbetinden, hem siyasetten, hem dünyanın gidişinden konuştuk… Hayatın renklerini de unutmadan tabii.
 
Son yıllarda RTÜK baskısı çok arttı diziler üzerinde. Türk aile yapısına uydu uymadı, o içki içti, bu öpüştü. Bu durum sizi ne kadar sınırlıyor?
Bunlar fevkalade yanlış şeyler bir defa, önce onu söyleyeyim. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in dinsiz olmadığını herkes öğrensin artık. 
Dini İslamdır, mezhebi Hanefidir. İmam-ı Azam Ebu Hanife’de de şarap bir tek haramdır, öbür içkiler serbesttir. ‘Serhoş’ olmadıkça ve serhoşken ibadet etmedikçe her şey yenilebilir ve içilebilir. 
Hatta eskiler mesela iftardan sonra rakı içerlerdi, ben hatırlarım. Doğrudur yanlıştır, bilmem, ama evlerde içki içilmiyor, içki içilmesin, içki özendirilmesin lafı bence çok geçerli bir şey değil. Ben mesela ‘Papatyam’da torunlarıma sigara içirtmiyordum, sigaraya ben de düşmanım tabii. 
Onun için tebrik aldım. Sonra torunlarla beraber rakı sofrasında oturmuşuz, onun için de tenkit aldım. 
 
Seyirciden mi?
Hayır, böyle bir kuruluş var alkolle ilgili yeni. Şimdi içki çok doğru bir şey değil. Ben  50-60 senedir içen bir adamım. Bana çok zararı olmadı diyemem, çünkü 40 kilo yağ taşıyorum, bunun sebebi odur. 
Kimseye önermem. Ama bana da karışılmasına hiç tahammül edemem, müsaade de etmem gücüm yettiğince. Özendirmemek adına içkinin dizilerde çok kullanılmasının çok doğru olmadığını kabul edebilirim, ama yasağa, sansüre, kesinlikle “Hayır” derim. 
Bu sadece içki için değil, her şey için böyle. Aşklar meşkler de öyle, ihanetler de öyle. Allah aşkına bütün Anadolu ensestten kırılırken burada buna müsaade etmemek neyi örtmektir? Biraz artık işlerin farkına varalım.
 
 Bence farkındalar zaten…
Gayet tabii, bugünkü iktidarın programı budur, bunu uyguluyor. Yüzde 50 oy aldığı için çoğunluk da onda. Yarın öbür gün siz bunun aksini vaat edersiniz seçmeninize, siz seçilirsiniz, gelirsiniz, siz de değiştirirsiniz. Demokrasi budur.
Demokrasi yanlış anlaşılıyor diye de üzülüyorum. Demokrasi insanların konsensüs içinde yaşadığı bir rejim değildir. Herkes aynı düşünmez. Tam tersi, aksi düşünenlerin birlikte yaşayabildiği kurumların ve kuralların olduğu sistemdir. Bunun da adı laisizimdir, sekülerizmdir, parlamenter sistemdir, demokrasidir.
 
Bir kere her şey düşünülebilir, düşünceye yasak getirebilir misiniz? Öldürmeyi de düşünebilirim, bölünmeyi de düşünebilirim, dini de düşünebilirim, dinsizliği de düşünebilirim. Peki bu düşündüğümü söyleyebilir miyim? Tabii söyleyebilirim, yazabilirim ve yayabilirim. Yasak olan nedir? Bunu dayatmak, “Sen de benim düşündüğüm gibi düşün, sen de benim söylediğim gibi söyle” demek, yasaktır.
 
Bunu çözersek kavga dövüş olmaz diye düşünüyorum ama galiba önümüzdeki birkaç senede olacak.
 
“Kahrımızı çeken yerlere gideriz”
 
 Sofralarınız meşhur, hiç bitmiyor iki gün sürüyor diye… 
Biraz da abartılarak, şehir efsanesi halinde. Doğrudur ama her gün olmaz ki onlar, arada bir olur. 
 
Rekorunuz ne kadardır?
Cuma akşamı saat 12’de başladık Antakya’da, pazartesi 11’de bitti. Hiç kalkmadan, bir tek tuvalete gidip gelerek. Ama orada İstanbul Restoran diye bir yer vardı, sahibi falan çok şeker, çok tonton insanlardı, bizi öyle beslediler ki yıkılmadık. Evlerden otlu peynirler geldi, etin envai türlüsü geldi gitti, çok güzel bir sohbet muhabbetti, belediye başkanları, sanatçılar, öyle çok keyifli bir olaydı, bitmeyen. Ama bu sürekli olur mu yok canım, hele şimdi imkanı yok zaten, bünyem kaldırmaz. Ama oturduğum zaman içerim. Akşam iki tane içeyim de efendice bırakayım, bende öyle şey yoktur. 
 
Peki kimlerle içiyorsunuz, var mı sabit bir kadro?
Değişir ama sürekli soframız da vardır. 
 
Belli bir yerde mi?
Bizim kahrımızı çekecek yerlere gideriz genellikle. Bazen çünkü saat 11’de telefon ederim ben “Geliyoruz” derim, aşçı evden kalkar gelir, sofralar yeniden kurulur, sabaha kadar devam eder muabbetimiz. Yani Mustafa Kemal sofrası, haddimiz değil ama, çünkü Mustafa Kemal sofrasında hem sohbet, muhabbet var, hem kültür var, hem bilgi alışverişi var. Bir defa adam orada ciddi bir istihbarat yapıyor, artı eğitim veriyor, artı durum öğreniyor. Mükemmel bir sofra.
 
“Devekuşu Kabare’yi canlandıracaktık, beceremedik”
 
 Devekuşu Kabare yeniden canlanıyordu bu sene ne oldu?
Hayır, onu gerçekleştiremedik. Olmama nedeni de şu, bir tek Hürriyet gazetesi öyle garip garip şeyler yazdı, yok davalar açıldı, bilmem ne, hiç öyle bir şey yok bir kere, yalan. Böyle bir şey olduğu zaman sorarlar. Şimdi bilen adam benim, bana sormadan nasıl yazıyorsun sen? Adamın biri “Metin Akpınar’a 100 bin lira verdim” diyor, bana sormuyor “Aldın mı?” diye, “100 bin lira vermiş, olmamış” diyor,  “Zeki Alasya’dan 300 bin lira kaçırmak için parayı peşin istedi” diyor, bunlar ne kadar kötü şeyler… 
Zeki benim hayat arkadaşım, kader birliği ettiğim bir adam. 62’de tanıştık biz Zeki’yle. Bugün hâlâ şirketimiz sürüyor, ortaklığımız sürüyor. Ne kadar aptal bu insanlar, ne kadar kötü niyetli… 
 
Yeniden tiyatro olmayacak mı kesinlikle şimdi?
Çok zor. Yul Brynner’ı hep kıskanırım. ‘Kral ve Ben’le başladı tiyatroya, ‘Kral ve Ben’le sahnede öldü. Bir sanatçı için müthiş bir şey bu. Ama Türkiye’de böyle bir şans yok işte, biz ya trafik kazası geçireceğiz, ya enfarktüs geçireceğiz, ya beyin kanamasıyla bir hastanede gideceğiz, bizim kaderimiz o. Sahnede ölmek gibi bir şansımız artık çok zor. 
 
Şu an Devekuşu Kabare olsaydı, Recep Tayyip Erdoğan’ın hicvedebilir miydiniz?
Etmeye çalışırdık. Edebilir miydik, zannetmiyorum. Öyle bir özgürlük yok şimdi. Hatta bugün belki, ama yarın asla."
 
Röportajın tamamı Milliyet Sanat ağustos sayısında.
 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen adınızı girin

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.